http://www.mehmetsokmen.tv/videolar/ Darıbükü Köyü - HES Nedeniyle Yok Olan Anılar - İlk İdam Edilen Kadın Fatmana'nın Acıklı Öyküsü Sütçüler - Mehmet SÖKMEN Tv - Video Prodüksiyon - Antalya
html5 video by ThunderSoft
ANASAYFA VİDEOLAR ANKETLER RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

BU KANALI DESTEKLE

Darıbükü Köyü - HES Nedeniyle Yok Olan Anılar - İlk İdam Edilen Kadın Fatmana'nın Acıklı Öyküsü Sütçüler

Darıbükü Köyü - HES Nedeniyle Yok Olan Anılar - İlk İdam Edilen Kadın Fatmana'nın Acıklı Öyküsü Sütçüler

Tarih 12 Ekim 2021, 13:57 Editör Mehmet SÖKMEN

Sütçüler İlçesi ile Kasımlar yolu üzerinde bulunan ve ilçe merkezine 55 km mesafede olan Darıbükü köyü Kudretli Doğa Ana’nın en güzel nimetleriyle ödüllendirdiği ender şanslı köylerden iken, sonradan kurulacak HES ile tüm anılarıyla ve güzellikleriyle suya gömüleceğini kim bilebilirdi?

ISBN 978-605-88104-0-2
Darıbükü Köyü - HES Nedeniyle Yok Olan Anılar - İlk İdam Edilen Kadın Fatmana'nın Acıklı Öyküsü Sütçüler
Sütçüler İlçesi ile Kasımlar yolu üzerinde bulunan ve ilçe merkezine 55 km mesafede olan Darıbükü köyü Kudretli Doğa Ana’nın en güzel nimetleriyle ödüllendirdiği ender şanslı köylerden iken, sonradan kurulacak HES ile tüm anılarıyla ve güzellikleriyle suya gömüleceğini kim bilebilirdi? 
Kuzeyinde Belence köyü, doğusunda; Güldallı diğer adıyla Selköşe köyü, güneydoğusunda Kasımlar beldesi ve batısında İncedere Köyü bulunsa bile suyun içinde derin sessizliğe gömülen derin anılarının hikâyelerinde bizimle birlikte yolculuğa çıkın.
Denizden yüksekliği 900 metredir. Torosların eteklerinde kurulmuş, tamamen dağlık bir coğrafi yapıya sahip, etrafı Sarpdağlar ve Tota dağları ile çevrilmiştir. Dağlık bir arazi ve karasal iklim burada doğanın destansı benzersiz güzelliklerini yaratmıştır. 
Dağlık yapının oluşturduğu iğne yapraklı bitki örtüsü köyün yapı mimarisini şimdi tüm anı ve hikayeleriyle sulara gömülü evlerini biçimlendirmiştir. Genelde Karaçam ve bozuk olan Meşe alanları çok görkemli peyzajlar sunarken. Alt türlerden Karahan çalısı, Eğrelti, Laden, Sütleğen, Böğürtlen, Geven ve çayır otları tıbbi ve aromatik birer zenginlik kaynağı bitkilerdir.
Sulara gömülmüş evlere bakarken, her ne kadar güzel seyirlik manzaralar sunsa da, düşünen ve bakmasını bilen insanın içini sızlatıyor. Yaz mevsiminde suların çekilmesiyle birçoğu görünür hale gelen evler tamamen balçık kaplanmış, kuruyunca beyaz grimsi renge bürünen hali insanı derinden etkiliyor.
Artık içinde yaşayanı olmadığı gibi, senede bir defa dahi kapısını aralayan kimsesi kalmamış eski evlerin yanından geçerken insanın içini hep bir hüzün kaplar cümlesini bile kurma şansı yoktur. Çünkü terk edilmemiştir, doğa talancısı insanın gazabına uğramıştır.
İçerisinde nice gizemli yaşantıların ürünü eşya kalmıştır bu evlerin! Girerseniz bu evlerin içine ve dolaşırsanız eğer; göreceğiniz birkaç parça eşyaya rastlarsınız. Belki duvarda asılı bir pantolon ya da ceket. Köşede bir sandık, bazılarının içinde eski eşyalar. 
Ocak yanında duvarda bir kaşıklık ve içinde birkaç kaşık. Belki bir gaz lambası ve bir nihale bulursunuz. Ayrıca yaşama dair ne varsa tüm anı ve hikayeleriyle burada sessizliğe gömülmüş, hiçbir zaman hatırlanmamak üzere, sonsuza dek! 
Kim bilir bu evlerde mutlu ya da hüzünlü ne günler yaşandı. Kim bilir kaç beşik tıngır mıngır sallandı. Kaç genç kız telli duvaklı yeni yaşamına yol aldı. Kaç delikanlı baba ocağını tüttürmeye devam etti, kim bilir bu evlerde nice gelin kaynana kavgaları olduğunu, hey gidi zaman hey! İşte sadece düşünen insanoğlunun içini sızlatır.
 Bir düşünün, bu evlerde zor olsa da kaç nesil bir arada beraber yaşadı. Kaç tabut kapı önünden helallik dilenerek ebedî yolculuğa çıktı. Evin büyüğü dedenin yeri belli, onun bir ağırlığı var, aslında herkesin yeri belli! Suyun içinde kalmış bu evler çekim yaparken bize bunları düşündürdü, sizler seyrederken kim bilir belki de bazılarınızın gözleri dolu dolu olacak ve hüzünleneceksiniz!
Zorla yerinden edilmiş zavallı köylünün her şeyi elinden alınmış, yaşadığı çaresizlik yüzlerine yansımış, çekimler esnasında gözleri bize korkak bakmaktaydı, hiç kimse korkudan konuşmak istemedi, insanın insana yaptığı zulüm bu olsa gerek. 
Evet, içindeki yaşanmış nadide hayatlar ve aşkların dilini bize çığıran su içindeki bu evler vicdanlı insana hep bunları hatırlatır, hatta bunun gibi daha birçok şeyi. Bu evlere girdiğimizde konuşmak ve görüntülenmek istemeyen birkaç köylü yanımızda bu evlerde yaşamış ya da yaşananlar hakkında her şeyi bize bir, bir tercüme ettiler. 
Bu evlere girmek, mevsimlik çekilmiş suyun yarattığı küflü kokunun eşliğinde, sizlere ceddiniz hakkında bilgi verir, paylaşması güzel anıları sizle paylaşır, geçmişinize ışık tutar. Suya zorla gömülen bu evler kendi içinde muhteşem destanlı bir tarih barındırır.
Göç vermemiş bir memleket yoktur denilebilir. Ama burada zorunlu yerinden edilmişlik var. Gerçek ve doğal güzel olan evlerinden edilen Darıbükü köylüleri yarım yamalak yapılmış 50 m2 beton evlere hapsedilmişler. Köylü vatandaş görünürde hep HES şirketini suçlarken, asıl kendilerini mahveden perde arkasındaki güçten tamamen habersizdir veya öyle görünüyor.
Her şeye rağmen Köyün şimdiki muhtarı Hese Selçuk çekimler için rehberlik etti, bizi evinde ağırladı. Aslında burada köylü olan biten her şeyin farkındadır, ama mücadele azmi ve ruhu sönük durumdadır. 
Oysa burada kişi tek başına bir anlam ifade etmez, Ceddiyle beraber ona bir anlam yükleniyor, tek başına bir hiç olduğunun farkına vardırıyor. Bu yüzden geçmişle bağların kopmaması gerekirken, kasıtlı olarak tüm bu değerlerin üzerine tüy dikilmiştir. Burada aileden kalma evler terk edilmemiş, tam tersine zorla el konulmuştur. Zorla terk ediş ve üretken köylü pasif hale getirilmiştir.
Çünkü inşa edilen HES barajı çok elverişli olmasına rağmen karşıda kalan arazilerine ulaşım için bir köprü inşa edilmemiştir. Köylü sadece çok yakından arazilerine bakmaktadır. Bu kadar insafsızlık ve vicdansızlık sadece insanoğluna mahsustur.
Zorla kamulaştırma burada toplumsal değerleri de yok etmiştir. Artık bu köyde kimlerdensin sorusunu soran amcadan sonraki nesil bu soruyu bile sormayacak, çünkü artık kimse kimseyi tanımıyor olacak, isterseniz aynı köyden olun fark etmez, çünkü yaşantılar değişti, değiştirildi. 
İlgi alanları, muhabbet alanları, gezi alanları değişti, değiştirildi. Her şeyden önemlisi insanlar değiştirildi. Çünkü egemen yönetenler ben merkezli nesli yetiştiriyor, “biz” unutturulduk! İşte suya gömülen bu evlerin temel hikayeleri budur!
Geçmişte bu nadide otantik evlerin inanç ruhu da vardı. Merhum anneanneler Cuma geceleri hiç bir yerde kalamazlardı, kutsal gecelerde anne babalarının ruhları eve gelir düşünceleri vardı, geldiğinde ben evde olmalıyım derlerdi. Zararsız ve güzel bu değerler de zorla yok edilerek toplum adım adım erozyona uğratıldı. Suya gömülü bu evler en güzel tanıklardır.
Bu evlerde yaşayan geçmişin yaşlıları, iyi ruhların yanlarında dolaştığını hep bildiklerini söylerdi. Aile sistemi ağırlaştırılan koşullar ve geçim sıkıntısı sonucunda tüm değerlerini yitirince safsata da olsa onları mutlu eden yaşadıkları boş umutlarda yok oldu. Artık ne aile büyükleri, ne de o güzel anı ve hikayeler kaldı, Her şey suya gömüldü ve yok oldu!
Darıbükü köyünün kuruluşu hakkında kesin bir tarih yoktur. Sadece köyün, yerli halkı tarafından söylenen 200-300 yıllık bir geçmişinin olduğudur. Yine yerli halkın ve civar yörelerdeki kişilerin ifadesine göre köyün ilk kuruluşu göçebe olan insanların buraya gelip yerleşmesi sonucunda olmuştur.
Köyün adının nereden geldiği hakkında iki rivayet vardır. Bunlardan ilki, köyün yakınında bulunan askeri birlik için darı yetiştirmesinden dolayı bu adı aldığıdır. Bu söylenti genelde civar yöre halkı tarafından ifade edilmektedir. İkinci olarak ta, köyün kendi halkının söylediği ve coğrafi konum itibarıyla yanı dağlar arasında dar bir bükte kurulmuş olmasından dolayı bu ismin verildiğidir. Gerçekte de bilirkişilere sorulduğunda, bu ismi coğrafi konumdan dolayı aldığı ifade edilmiştir.
Darıbükü ortak mallar arasında köyde bulunan ve 1984 yılında yapılmış olan bu köprü, aksu çayından geçerek köyün karşı tepesinde bulunan tarlalara gitmede kullanılırken şimdi HES baraj suları altında kalmıştır. 
Köyün yerleşiminde ekonominin ve coğrafi faktörlerin etkisi oldukça fazladır. Arazinin dağlık ve engebeli oluşu, insanları başlarını sokabilecekleri sadece bir ev yapabilme olanağını sunmuşsa da mimarisi güzel olanlara da rastlanır. Köyde yaz kış aynı oturulur. Ekonomik zorluklar, etkisini evlerin büyüklüğünde, oda sayısında ve evdeki eşyalarda göstermiştir. 
Darıbükü Köyü sulara gömülürken, köylüler bu acı sonu izlemekle kaldıklarında; eskiden küçüklüklerinde burada derenin şırıl şırıl aktığını, yüzdüklerini, balık tuttuklarını, kıyısında meyve bahçelerinin olduğunu ve o bahçelere elleriyle meyve fidanları diktiklerini ağlamaklı anlatıyorlar. Şimdi büyüdüklerini, o ağaçların meyvelerini yiyecekken, artık hiçbir şey kalmadı diyerek nasıl yıkıma uğradıklarını ağlayarak anlattılar. 
Sonrasında köy boşaltılıp, yaptıkları yeni evlere taşınmak zorunda kaldıklarını anlatan köylüler, içinde yaşanacak gibi olmadığı özellikle vurguladılar. Daha oturmadan çok masraf ettiklerini, eşyalarını taşımakta zorlandıklarını hüzünle anlattılar. 
Köylüler çok mağdur edildiklerini, burada yaşanacak hal kalmadığını, şimdi aşağıya, köylerine baktıklarında; bizim burada yaşadığımız doğasıyla ünlü ter temiz yeşil bir yer vardı, şimdi yaşanmaz hale geldi. Kolumuz kanadımız kırıldı. Güzel günlerimiz, hayallerimiz ve anılarımız bir anda uçtu, dediler.
Yeni taşındıkları kutu büyüklüğündeki 50 m2 lik küçük evlerinde ekmek, yemek pişirme ocağı yoktur. Yakın köylerden usta bulup ocak yaptırmaya çalışmışlar. Yeni beton Darıbükü Köyünde her şey ve yaşam oldukça kısıtlıdır. Burada köylünün hayalleri, köyü ve içinde yaşadığı coğrafya ile birlikte barajın sularına gömüldü. 
Isparta'nın Sütçüler İlçesi'ne bağlı Darıbükü Köyü'nde inşa edilen Kasımlar Barajı ve HES projesi nedeniyle evi, içindeki eşyalarla birlikte su altında kalan çok sayıdaki yaşlı köylüler çevre illerdeki çocuklarının yanına taşınmak zorunda kalmışlar. Anlatımlarında kefenliklerinin bile su altında kaldığını dile getirdiler. Yaşlı insanlar halen köyüne döneceği günün hayalini kuruyorlar. Evinin eşyaları, çulu, çuvalı, dokuma tezgahını çok özlüyorlar.
Yaşlıların ruh ve yaşamsal sağlığı bozuldu. Çünkü o köyde doğmuş, büyümüş, 80 yıllık bir geçmişleri var. Anıları, her şeyleri bir anda yok olup gitti. Dokuma tezgahı, el emeği, kefenin içine cenazesinde harcayın diye koyduğu para bile su altında kaldı. Köylünün ne ziyneti olur? Diyebilirsiniz. Bir iki yüzüğü, küpesi o da gitti. Akla hayale gelmeyen bir olay köylü için. 
14 Aralık 1931 Yılında Darıbükü Köyünde idama götüren Fatmana’nın işlediği cinayetin izinin acıklı öyküsünü de yansıtalım dedik! 
TBMM kararıyla idam edilen ilk kadın olarak tarihe geçen Isparta’nın Sütçüler ilçesine bağlı Darıbükü köyünden Hasan Kızı Fatma’nın, üç kadınla birlikte işlediği akıl almaz cinayetin 82 yıllık sırrı bir zamanların Anadolu yaşantısının trajik bir insanlık öyküsüdür.
Türkiye'de mahkemeler tarafından verilen idam cezaları 1984 yılından bu yana TBMM tarafından onaylanmadığı için infaz edilemiyor. 2002 yılında, savaş ve çok yakın savaş ve terör suçları dışındaki suçlar için idamı kaldıran Türkiye, 2006 yılında çıkartılan 5218 sayılı kanunla idamı tüm suçlar için tamamen kaldırdı. Ancak, 1920’den, idamın fiili olarak kaldırıldığı 1984 yılına kadar Meclis tarafından onaylanan ve infazı gerçekleştirilen 712 idam kararının 15’i kadınlar için verilmiştir.
Darağacındaki ilk kadının 82 yıllık sırrı cehaletin ve savaşların acı sonucudur. TBMM kararıyla idam edilen ilk kadın olarak tarihe geçen Isparta’nın Sütçüler ilçesine bağlı Darıbükü köyünden Hasan Kızı Fatma’nın kısa hikayesinde, genç kadını darağacına götüren suçun, 20’lik altın ve tarla karşılığı aynı köyden Eşref’in Hanife’yle evlenmesini temin etmek amacıyla Eşref’in karısı Ümmüşani’yi öldürmek planı var.
Bu trajik cinayetin altında Anadolu’nun yakın tarihinde yaşanan ve bugün bile yüzleşmekten kaçınılan bir insanlık dramı var. Cumhuriyet tarihinin idam edilen ilk kadını olarak tarihe geçen Hasan kızı Fatmana’yı darağacına götüren hikayeyi Isparta’nın Darıbükü köyünde konuştuğumuz son hayatta kalan bazı yaşlı köylüler, savaşların parçaladığı Anadolu halkının yaşadığı dramı anlattılar. 
Eşref'in karısı baltayla parçalandıktan sonra köprüçay'a atılır. 
Darıbükü köyünde yaşayan 86 yaşındaki bir köylü, seferberlik yıllarında köylerindeki erkeklerin büyük çoğunluğunun farklı cephelerde süren savaşlarda yaşamını kaybederek geri dönmediğini anlatarak, Cumhuriyetin ilk yıllarında yaşanan acı olayda, köyün neredeyse tüm erkekleri askere gidince geride kalan kadınların yaşamları zorlaştığını söylemiştir. Köyden üç kadın aralarında anlaşarak kocası olan birer tane kadını öldürüp kocalarıyla evlenmeyi planlamışlar. İlk önce Eşref adındaki adamın Taylak adıyla anılan karısını öldürmüşler ve cesedini harara koyarak nehre attıklarını da hüzünlenerek anlattı.
Zaten savaşa giden erkekler geri dönmemişti. Darıbükü köyünde köylülerin anlatımlarında, 1900 yılı doğumlu Eşref’in, kocası seferberlikte şehit düşen Taylak lakaplı Ümmüşani ile evlendiğini ve bir kız çocuklarının olduğunu söylüyorlar. Daha sonra köyün erkekleri milli mücadele döneminde yeniden savaşa çağrılınca köyde kalan az sayıdaki erkekten biri olan Eşref’le evlenebilmek için Hanife, Fatmana ve Kınalı lakaplı bir başka kadın aralarında anlaşarak, bu planlarına engel olarak gördükleri Eşref’in karısı Ümmüşani’yi öldürmek için başka bir plan yaparlar. Bu plana göre Ümmüşani’yi Kınalı’nın evine davet eden üç kadın, bir süre sohbet ettikten sonra namaz kılmak için evine dönmek isteyen Ümmüşani’yi namazını burada kılabileceği yönünde ikna ederler.
Daha sonra ikindi namazını kılarken üç kadın baltayla genç kadın Taylak'ın başını keserek öldürürler. Cesedini evin altındaki ahırın hayvan gübrelerinin içine gömerler. Cinayete ortak olan kadınlardan Kınalı'nın 5-6 yaşlarındaki çocuğu Hasan Ali, bir hafta içinde ahırdaki gübrelerin arasında duran Taylak'ın cesedinden yayılan ağır kokuyu fark eder ve annesine sorar, ancak annesi tarafından susturulur. 
Ahırdaki cesedin daha fazla bekletilemeyeceğini anlayan üç kadın, cesedi harar adı verilen büyükçe bir çuvala doldurup köyün birkaç kilometre uzağında bulunan samanlığın önüne bırakmak için harekete geçerler. Amaçları öldürdükleri kadının saman çalarken yakalanarak bir cinayete kurban gittiği izlenimi vererek bu işten sıyrılmaksa da, yine köylülerin anlatımına göre öldürülen Ümmüşani’nin kocası Eşref’in de bu cinayetten önceden haberi varmış.
Cinayetin işlendiği gece kadınlar çevredeki evleri gezmişler ve komşuların durumlarını kontrol etmişlerdir. O sırada beşikteki çocuğunu emziren komşulardan Gülsüm gelin, of Allah’ım diyerek inler. Bu ses karşısında paniğe kapılan Kınalı, ne oldu Gülsüm gelin diye bağırmış. Gülsüm gelinden yok bir şey, çocuğumu emzirirken yaslandığım kolum ağrıdı, ondan inledim yanıtını duyunca da rahatlamışlar.
Köylülerin anlatımlarına göre o gün ayın ortasıdır ve dolunay bütün vadiyi aydınlatıyor. Eşref ve beraberindeki üç kadın, içinde Ümmüşani’nin cesedi bulunan çuvalı zorlukla taşıyarak tahta köprüye kadar getirmişler. Köprünün karşısındaki patikadan gelen iki kişi, gördükleri manzaradan kuşkuya kapılmışlar. İçlerinden biri merakını gidermek için çuvalı eliyle yoklar ve içinde bir ceset olduğunu anlar. Köy odasında Darıbükü köylülerine gördüklerini anlatan iki kişinin kendilerini görmesiyle planları altüst olan Eşref ve üç kadın, cesedin bulunduğu çuvalı Çataltaş denilen bölgeden Köprüçay’ın sularına bırakırlar, ama planları yine tutmuyor.
Cesede bağladıkları taş kayalara takılıp düşünce, Taylak’ın cesedini nehir sürükleyerek götürmeye başlamış. Eşref ve üç kadın da telaşla nehir kıyısından cesedi takip ederek koşmaya başlamışlar. Nehir bir süre sonra cesedi Çatak deresinin kavuştuğu yerde kıyıya atmış. Eşref ve kadınlar da etrafı kontrol ederek Taylak’ın cesedini kumların arasına gömmüşler.
Aksilikler hep ardı ardına devam etmiş! Eşref ve üç kadın, bir süre sessizliklerini korusalar da, bu vahşi cinayetin ortaya çıkması fazla gecikmez. Köylülerin ifadelerine göre, Eşref’in ikizi olan Murtaza adında yarım akıllı bir kardeşi vardır. Köyün ileri gelenlerinden Nasreddin adında biri, Murtaza’ya yengen görünmüyor, nerede acaba? Diye sorar ve ardından, kardeşin Eşref’i evlendirelim artık diye de ekleyince Murtaza, yengem gideceği yere çoktan gitti diyerek haberdar olduğu bu vahşi cinayetle ilgili bildiği ne varsa anlatınca olay böylece ortaya çıkar. Bunun üzerine köylüler Çatak deresinin kumlarına gömülü cesedi buraya yaptıkları derme çatma mezara naklederler.
Adli makamlara yansıyan bu cinayeti, Tokalı lakaplı Hasan Kızı Fatmana üstlenir. Isparta Ağır Cezaevi’ne konulan Fatmana, idamla yargılandığı davanın ardından 14 Aralık 1931 günü halkın gözü önünde cezaevi yakınında bulunan Tuzpazarında asıldığında, TBMM kararıyla Cumhuriyet tarihinde idam edilen ilk kadın olarak kayıtlara geçer. 
Köylüler, Hakim'in güzel bir kadın olduğu söylenen Fatmana'yı asmaya kıyamadığını ve onu ipten kurtarmanın yollarını aradığını söylüyor. Hakim'in, kızım bu cinayeti sen işlememiş olabilir misin? sorusuna, hayır Hakim Bey, Allah'ın aşkına doğruyu söylüyorum, ak ellerimle ben vurdum yanıtını veriyor. Bunun üzerine Hakim kalemini kırıyor ve Fatma'yı idam sehpasına götüren yolculuk başlıyor. Halkın gözü önünde darağacına asılan Fatmana’nın son sözü Allah affetsin olur.
Savaşın parçaladığı bir toplumun kırsalında Cumhuriyet’in ilk yıllarında yaşanan bu dramatik insanlık öyküsünün kahramanlarından biri olan Ümmüşani’nin mezarının bulunduğu yer 82 yıldır Darıbükü köylülerince Taylak’ın mezarı olarak anılır. Tek başına bir çam ağacının dibinde gömülü olan Ümmüşani’nin mezarı, kısa süre sonra bölgede inşa edilen Kasımlar Barajı ve HES projesinin suları altında kalarak bir kez daha gömüldü. Böylece bölgenin coğrafyasıyla birlikte yaşanmış acı tatlı insan yaşanmışlıkları da tarihten silindi.

#travel #nature #naturephotography #naturelovers #igdaily #gopro #wonderfulplaces #bestplaces #picoftheday #documentary #historicalplaces #worldtravel #camping #documentaryphotography #turkey #goturkey #iloveturkey #holiday #vacation #gezgin #gezionerileri #gezilecekyerler #doğa #belgesel #turkiye #manzara #seyahat #fotograf #kamp #tatil

--------------------------------------------- 
Kamera/Metin Yazım : Mehmet SÖKMEN
Seslendirme : Rüksan Atak SÖKMEN
Çekim Tarihi : 02.09.2021 
Prodüksiyon Yapım Tarihi: 29.09.2021 
Video Prodüksiyon Yapım, Yayın Ve Yönetmeni: Mehmet SÖKMEN - 0532 525 84 93 
web: www.mehmetsokmen.tv
          www.youtube.com/MehmetSokmenAntalya

Bu haber 50 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Gezi Notlarımız

Yazılıkaya-Midas Anıtı Ören Yeri Frig Vadisi - Eskişehir

Yazılıkaya-Midas Anıtı Ören Yeri Frig Vadisi - Eskişehir Yazılıkaya Vadisinin güney ucunda, Eskişehir'in Han İlçesi'ne bağlı Yazılıkaya Köyü'nün hemen batısında...

Yedigöller Milli Parkında Sonbahar Bolu

Yedigöller Milli Parkında Sonbahar Bolu Yedigöller Milli Parkında Sonbahar Mevsimi Doğa Ananın sanatıdır, diğerleri sadece mevsimdir. Yedigöller’de, usta r...

Contributor

HAVA DURUMU


Google Translate

Mehmet SÖKMEN - 05325258493 Bu web sitesindeki tüm videoların linklerini adımızı göstererek kullanabilirsiniz ISBN: 978-605-88104-0-2
RSS Kaynağı |