http://www.mehmetsokmen.tv/videolar/ Psidya Antiokheia Antik Kenti Yalvaç Isparta - Mehmet SÖKMEN Tv - Video Prodüksiyon - Antalya
html5 video by ThunderSoft
ANASAYFA VİDEOLAR ANKETLER RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

BU KANALI DESTEKLE

Psidya Antiokheia Antik Kenti Yalvaç Isparta

Psidya Antiokheia Antik Kenti Yalvaç Isparta

Tarih 12 Ekim 2021, 13:38 Editör Mehmet SÖKMEN

Batı Kapısı
Antiokheia kentine girişi sağlayan ve lokalizasyonu tam bilinen tek giriş kapısı olan batı kapısı, kent’in batıda ovaya bakan ve olasılıkla antik yolların birleşerek ulaştığı yönden ana girişi sağlayan ve iki yanından kent suruyla birleşmektedir.

ISBN 978-605-88104-0-2
Psidya Antiokheia Antik Kenti Yalvaç Isparta 
Batı Kapısı
Antiokheia kentine girişi sağlayan ve lokalizasyonu tam bilinen tek giriş kapısı olan batı kapısı, kent’in batıda ovaya bakan ve olasılıkla antik yolların birleşerek ulaştığı yönden ana girişi sağlayan ve iki yanından kent suruyla birleşmektedir. Anadolu yer alan anıtsal girişlerin birçoğunda olduğu gibi üç girişten oluşan kemerli zafer takıdır. Augustus Kutsal Alanına geçişi sağlayan Propylon’a benzer mimari ve anlayışıyla inşa edilen kapı, Michingan Üniversitesi’nin 1920’lerde yaptığı kazılarda ilk kez ortaya çıkarılmıştır.
Kentin en görkemli yapılarından olan batı kapısı, iki kenar ve iki orta Pylon’lu olmak üzere üç açıklıktan oluşan geçit şeklindedir. Açıklıkları 4 m. olan ayakların her iki yanında bitkisel motiflerle süslü plasterlerin yer aldığı, elde olan mevcut malzemelerden anlaşılmaktadır. Plasterler üzerinde girland taşıyan Nikeler, amazon kalkanları, standartlar, deniz yaratıkları ve bitki bezemeleri Roma izler taşımaktadır. 
Decumanus Maximus Caddesinin başladığı hizada olduğu tahmin edilen Nymphaeumdan gelen suların, anıtsal kapıya doğru kademeli bir şekilde ortada yer alan kanal boyunca akarak kente karşılamış olduğu düşünülmektedir.
Kapı hakkındaki bilgilere, üzerinde bulunan yazıtlarından ulaşılmaktadır. Dış yüz yazıtına göre, kapı İmparator Hadrianus için, İmparatorun M.S 129 yılında yaptığı Anadolu ziyareti sırasında kendisi ve karısı Sabina adına yaptırılmıştır.
Batı kapısının kent dışına bakan kademeli arşitravının genişçe yüzünde bronzdan kabartma harflerle Gaius Julius Asper Con. 212 yazıtı yer almaktadır. Arşitrav üzerinde bulunan frizde, Hippocamp, Triton, amazon kalkanı, zırh ve çeşitli silah kabartmaları bulunmaktadır. Bunun üzerindeki ikinci friz ise, bitkisel motiflerle süslenmiştir. Anıtsal kapı gerek yapı formu gerekse üzerindeki kitabeden edinilen bilgilere göre M.S 212 yılında zafer takına dönüştürülmüş olmalıdır.
Batı kapısı dışında kentin güneyinde ve kuzeyinde de birer giriş kapısı olduğu düşünülse de bugün bu kapıların kalıntılarını görebilmek mümkün değildir. Kentin topografyası göz önüne alındığında güney kapısının Anthius nehri üzerinden geçerek Men Kutsal alanına giden yola en yakın nokta olan, boşaltılmış durumdaki Yalvaç Çocuk Hastanesinin hemen yanında olması muhtemeldir. Kuzey kapısı için, St Paul kilisesi ile hamam arasındaki alan uygun gözükmektedir.
Tiyatro
Batı kapısını geçtikten yaklaşık 100 m. sonra kentin ana caddelerinden birisi olan Decumanus Maximus olan doğu-batı caddesi başlamaktadır. Kentin kurulduğu arazinin topografyasına uygun biçimde doğuya doğru yükselen caddenin kuzeyinde yamaca yaslandırılarak inşa edilmiş tiyatro yer almaktadır. 
Decumanus caddesine açılan güney paradosla tiyatroya giriş yapılmaktadır. Tiyatroya girildikten sonra sahne binası ile karşılaşılmakta ve sahne binasının arkasından geçen bir sokak ile de kentin erken dönemindeki agorasına ulaşıldığı düşünülmektedir.
Yarım daireden biraz geniş, tipik bir Greko-Romen tarzda yapılmış olan tiyatro iyi korunamamıştır. Caveası yarım daireden daha geniş bir açı yapan tiyatronun cephe genişliği yaklaşık 100 metre civarındadır. Mevcut durumuyla, izleyici kapasitesinin beş veya altı bin kişilik olduğu düşünülmektedir. 
Kentin önemi ve kalabalık nüfusu göz önüne alındığında bu tiyatro kente göre küçük kalmaktadır. Decumanus Maximus caddeleri üzerine, tiyatro girişine inşa edilmiş olan ve yapılan kazılarda bulunan, zafer takı şeklindeki bir kemer üzerindeki yazıtlardan, M.S. 311– 313 yılları arasında tiyatroda yenileme ve genişletme çalışmaları yapılmış olduğu bilinmektedir
Merkezi Kilise
Merkezi kilise, kentin ana merkezine, Augustus kutsal alanının tam karşısına İki farklı din olan Hristiyanlık ve paganizmin kent içerisinde paralel olarak gittiği dönemde inşa edilmiş olduğu düşünülmektedir.
Decumanus Maximus caddelerinden Cardo Maximus caddesinin başlangıç noktasına gelindikten sonra Tiberius alanına doğru kuzey yönünde ilerlendiğinde, Tiberius alanının tam karşısında, apsisiyle dikkat çeken yapı, topografik konumundan dolayı araştırmacılar tarafından Merkezi Kilise olarak adlandırılmıştır.
Kilisede yapılan kazılarda, bir yüzde Diokletianus dönemi azizlerinden Neon ve Heliodorus’un, diğer yüzde Antiokheia’lı Bassus’un isimlerinin yazılı olduğu demir bir madalyon ele geçmiştir. Ayrıca kilisenin apsisinin güneyinde ortaya çıkan daha küçük bir apsisi, Aziz Paulus’un ilk vaazını verdiği sinagog üzerine inşa edilmiş bir kilise olarak tanımlamıştır.
Tiberius Forumu
Cardo Maximustan itibaren başlayan Tiberius alanını, doğuda propylonun anıtsal merdivenleri, kuzeyde ve güneyde ise sütunlu galeriler çevrelemektedir. Doğu-batı yönünde uzanan meydanın, iki yanındaki galerilerin stylobat sathı ve onun üzerinde durmuş olan sütun mimarisi ortaya çıkarılmış ve böylece meydanın ölçülerini saptamak mümkün olmuştur.
Dikdörtgen plana sahip olan forumun, sonunda on iki basamakla ve propylondan geçilerek kentin en yüksek yerine Augustus tapınağına ulaşılır. 25x85 m. ölçülerinde oldukça geniş bir alana sahip forumun etrafında çok sayıda galeri ve dükkân yer almaktadır. Meydanın güney kenarında yuvarlak planlı, bereket tanrı veya tanrıçası ile ilgili bir de tapınak temeli söz konusudur.
Meydanın adı, İ.S. 93 yılında, Galatia-Kappadokia valisi L.Antistius Rusticus’un karaborsacılığı engellemek amacıyla tahıl depolamayı yasaklayan kararnamesinin yazılı olduğu ve Tiberia Platea esnafı tarafından dikilen heykelini de taşımış olan onur yazıtından öğrenilmiştir.
Bugün temel kalıntılarını görülebilen bu alanın ana girişi batı yönde bulunmakta ve sütunlu caddeye açılmaktadır. Kentin sosyal yaşamının geçtiği bu forumda İ.S. 16’da askerlerin bir grevine de sahne olmuştur. 
Hayat şartlarının iyileştirilmesini isteyen Romalı askerler, su kemerlerinin bir bölümünü tahrip etmişler ve isteklerini elde ettikten sonra, su kemerlerini yeniden onarmışlardır. Tiberius alanının İ.S. 15–40 yılları arasında yapılmış olabileceği söylenebilir.
Propylon
Antiokheia kentine girişi sağlayan batı kapısı ile aynı mimari tarzda üç girişli, üzerinde heykeller yer alan propylon, Augustus’un kazanmış olduğu zaferleri yansıtan kabartmalarla tapınağa geçişi sağlayan giriş olarak inşa edilmiştir
Augustus kutsal alanı ile Tiberius forumunun kesiştiği yere, üç tonozlu ve zafer takı biçiminde yapılmış olan propylon, imparator Augustus onuruna dikilmiş ve onun deniz ve karada kazandığı zaferlerini sembolize eden heykel ve kabartmalarla süslenmiştir.
Anıtsal giriş kapısına, Tiberius alanından 12 basamaklı merdivenle çıkılmakta, geçit tonozları iki kenar ve iki orta olmak üzere, dört ayak üzerine oturmaktadır. İki yandaki ayakların ölçüleri, 2.25 x 3 m. ve ortadaki ayaklar ise 2.50 x 3 m.dir. Ortada yer alan kemerin, iki yanındaki üçgen boşluklarda plasterler üzerinde diz çökmüş ve kolları arkadan bağlanmış biri giyimli, diğeri çıplak iki Pisidialı esirler işlenmiştir.
Kabartmaların önündeki boşluk, bir meşale ve çelenkle doldurulmuş, yanlardaki kemer boşlukları ise girland taşıyan kanatlı Eros ve Nike kabartmaları ile süslenmiştir. Mimari tarzı, süslemeleri ve üzerindeki el işçilikleri gibi niteliklerinden yola çıkılarak anıtsal giriş kapısı, stilistik açıdan İ.S. I. yy’a tarihlendirilmiştir.
Augustus Tapınağı
Antiokheia’nın şu an görülebilen tek tapınağı olan Augustus tapınağına, Propylon’un merdivenleri çıkıldıktan sonra ulaşılır. Kentin en yüksek noktasında kayaların tıraşlanmasıyla elde edilen düzlükte kurulu olan tapınak, görselliği ön planda tutan Roma’nın ihtişamlı cephe mimarisiyle kentin en önemli yapıları arasındadır.
Hem kente hem de bölgeye egemen olan en yüksek tepe üzerindeki topraklar alınarak ana kaya at nalı biçimde kesilmiş ve kutsal alan etrafındaki stoaları ile birlikte inşa edilmiştir. İki katlı olan cellasının tamamı ana kayadan oluşan tapınak, İmparator Augustus’un ölümünden sonra onun adına izafeten inşa edilmiştir. 2.50 m. yüksekliğindeki bir podyum üzerinde yer alan tapınağa, batı cephesinden 12 basamaklı bir merdivenle çıkılan yapı, dört sütunlu prostylos bir plana sahiptir.
Arşitrav kısmında üzerinde boğa başlı ve girlandlı friz kabartmalarının yer alması, bu alanın daha önce Men ya da Kybele’ye ithafen inşa edilmiş olabileceğini düşündürmektedir. Pronaos anteleri duvar şeklinde olmayıp, iki yanda birer sütun bulunmaktadır. 8.72 m. yüksekliğindeki sütunların üzerinde Korinth başlıkları cepheyi süslemektedir. 
Yanlarda tek katlı olan stoa, ana kayanın elverdiği durumlarda iki katlı olarak inşa edilmiştir. Stoanın alt katı Dor düzeninde, üst katı ise İyon düzeninde tasarlanmıştır. Tapınağın inşa edildiği tarihe bakıldığında, ele geçirilen yazıtlar, mimari süsleme ve bezeme işçiliği, yapım faaliyetlerinin Tiberius devrinden, Claudius devrine dek uzanan bir zaman içerisinde devam ettiğini göstermektedir.
1900’lü yıllarda bu alanda yapılmış olan kazılarda, İmparator Augustus’un yaşamı boyunca yaptığı işleri anlatan ve Res Gestae Divi Augusti adı verilen yazıtlar parçalar halinde ele geçirilmiştir. Bu da Roma İmparatorluğu’nun kente verdiği önemin derecesini ortaya koymaktadır
Caddeler
Batı bakışımlı eğimli bir yamaç üzerine konumlandırılmış olan Antiokheia kentinin ana omurgasını iki cadde oluşmaktadır. Bunlardan ilki doğu-batı uzantılı Decumanus Maximus, diğeri ise kuzey-güney aksında uzanan Cardo Maximus’tur. Izgara plan adı verilen, cadde ve sokakların birbirini doksan derecelik açılarla kestiği şehir plan sisteminin kente uygulanmış olması oldukça nizamlı ve geniş yapılmış cadde ve sokakların ortaya çıkmasına vesile olmuştur. 
Decumanus Caddesi, batı kapısını geçtikten sonra başlamakta olup, yanlarında revakları ile kentin konumuna uygun olarak doğu yönünde yükselerek devam eden en geniş ve uzun caddelerinden birisidir.
Tiyatroya girişlerin de sağlandığı Decumanus Caddesi etrafında atölye ve dükkânlarda bulunmaktadır. Caddelerin zemini düzgün kesilmiş, ortalama 25x65 cm. ölçülerindeki yerel blok taşlarla kaplanmıştır. Bu iki ana caddenin altında arazinin yapısına göre oluşturulmuş ortalama 1.70 m. derinliğinde kanalizasyon ağları yer almaktadır.
Başladığı noktadan itibaren görülebilen kısmı yaklaşık 300 m. uzunlukta olan Decumanus Caddesi, Cardo Maximus ile kesiştiği noktadan sonra kademeli bir şekilde arazinin yapısına uygun olarak doğu yönünde uzanmaya devam etmektedir.
Kentin kuzeydeki son yapısı olan Nymphaeum önünden başlayarak, güneye uzanan Cardo Maximus, Tiberius Forumuna kadar yaklaşık 400 m uzunluğa sahiptir. Nymphaeumdan itibaren ilk 150 m’si, 30 m genişliğe sahip iken bundan sonrası 8 m genişliğinde devam etmektedir.
Nymphaeum önünde yer alan 150x30 m’lik kısım, gündelik hayattaki trafiğin yoğun olduğu ve daha çok siyasi propagandaların yürütüldüğü bir meydan olarak kullanılmış olmalıdır. Bu alanda yapılan kazılarda heykel altlıkları ve yazıt gibi materyaller ele geçirilmiş, bu da meydan ve etrafının heykellerle süslü olduğunu göstermiştir. 
Tiberius Meydanından itibaren başlayarak, caddenin hem doğusunda hem de batısında önce portikolar ve arkasında dükkânlar yer almıştır. Caddenin anıtsal çeşmeden itibaren daralmaya başladığı noktada, batı portikoya ait dükkân sıralarının hemen arkasında kentte yaşayan ve statü olarak üst mertebede olan birisine ait olabileceği düşünülen atriumlu ev yer almaktadır.
Nymphaeum ve Su Kemerleri
Augustus Tapınağın’dan Cardo’ya geri dönülerek, kentin kuzeyine ilerlendiğinde, Cardo’nun başlangıcındaki Nymphaeum’a yani anıtsal çeşme binası ulaşılır. Geniş bir U formuna sahip olan yapı, sultan dağlarından getirilen suyu depolayıp kentin önemli bir bölümüne dağıtmak için inşa edilmiştir. Anıtsal çeşme, 27x3 m. boyutlarında suyu toplayan bir rezervuar, 9 m. yüksekliğindeki süslü bir cephe ve önündeki 27x7 m. boyutlarında, 1,5 m. derinliğindeki havuz kısımlarından oluşmaktadır.
Yapının arkasında, yaklaşık 11 km. uzaktan, Sultan Dağları’ndaki Suçıktı kaynağından aldığı suyu kente getiren su iletim sisteminin, sifon bölümünü oluşturan 800 m.lik su kemerlerinin günümüze ulaşabilen kalıntıları halen zamana ve insanın yıkıcı etkisine karşı direniyor. Su çıktı kaynağı, sadece antik dönemde değil, bugün de Yalvaç ilçesinin su ihtiyacının büyük çoğunluğunu karşılamaktadır.
Temel seviyesinde korunmuş olan anıtsal çeşmenin, rezervuar kısmı pişmiş toprak tuğlalar ile kaplanmıştır. Ayrıca su haznesinde meydana gelebilecek kirlenmelere ya da olası onarım durumlarında, kolayca içindeki suyun boşaltılabilmesi için büyük bir gider boşluğu rögar söz konusudur. 2009 yılında etrafında temizlik ve çevre düzenlemesi yapılan çeşmenin anıtsal boyutlarda olduğu ele geçirilen mermer mimari parçalardan anlaşılmaktadır.
Deniz seviyesinden yaklaşık olarak 1465 m. yükseklikte gün yüzüne çıkan Su çıktı kaynağından alınan su, arazinin topografyasına göre bazen kanallarda, bazen tüneller içinde, bazen de tek ya da iki katlı aquadüktler üzerinde, pişmiş toprak ve taş künklerle, yaklaşık 11 km’lik mesafenin sonunda 1178 m. yüksekliğindeki anıtsal çeşmenin deposuna taşınmıştır. 
Su kemerleri ve çeşme binası, Antiokheia’nın Colonia Caesareia adını alıp, başkent konumuna ulaştığı 1. yüzyılın ilk yarısına tarihlenmektedir.
Kazılarda açığa çıkarılan taş bilezikler ve pişmiş toprak künkler kentin su şebekesinin ileri düzeyde olduğunu kanıtlar niteliktedir. Kentin büyüklüğü göz önüne alındığında kent içerisinde başka çeşmelerin de bulunması ihtimali söz konusudur.
Hamam-Karargâh Binası
Kent’in kuzeybatı köşesinde bulunan ve yüzlerce yıl boyunca, kullanım dışı kaldığı andaki durumunu toprak altında koruyabilmiş olan hamam yapısı, Antiokheia’dan gelmiş geçmiş araştırmacıların çoğunun dikkatini çekmemiştir. 1990 sonrasında Yalvaç Müzesi müdürü Dr. Taşlıalan tarafından kazılarda 7 mekânı açılan, 70x55 m. boyutlarındaki yapının planı tam anlaşılamamış olup, hamam olup olmadığı tartışılmaktadır.
Çeşme binasına 150 m.lik bir mesafede kurulan yapının kuzeye bakan dış duvarları, kentin güney surlarındaki bastionlarla benzerlik göstermektedir. Henüz anlaşılamayan savunma sistemi içinde hamamın dış duvarlarının surların bir parçası olarak kullanılmış olması da mümkündür. 
Açılan bölümlerinde, tabandan ısıtmayı sağlayan Hipokaust sisteme ait ızgara ve künkler ortaya çıkmıştır. Kazılarla soğukluk, sıcaklık ve ılıklık bölümlerinin yanında servis mekânları da ortaya çıkmıştır; ancak henüz külhan ve havuzlara ulaşılamamıştır. 
Oldukça iri ve sağlam yapısıyla, benzerleri içinde 80x55 m. boyutlarındaki Sagalassos hamamına benzeyen bu yapı, su sistemi ve çeşme gibi, İ.S. I. yüzyılın ilk yarısına tarihlendirilmiştir. Kentin batı uç noktasında topografyaya bağlı kalınarak inşa edilmiş Hamam- Karargâh binasında, gerçekleştirilen kazılar sonucunda bu yapının hamam olmadığı, üstüne inşa edilmiş bir başka yapının alt taşıyıcısı olduğu anlaşılmıştır. 
Tonozlu birden fazla bölümden oluşan yapının bazı bölümleri sarnıç olarak kullanılmış olmalıdır. Belki üzerindeki tahrip edilmiş yapı hamam olabilir ya da bir Piskoposluk sarayı, ancak bunlara ilişkin verilere henüz ulaşılamamıştır. Roma döneminde askeri açıdan oldukça önemli olan bu kentte askeri yapılar mutlaka olmalıydı. Bu sebeple bu yapının bir karargâh binası olması ihtimaller arasında en güçlü olanıdır.
Stadion
Antiokheia’nın etrafını çevreleyen tel örgülerin dışında, St Paulus kilisesinin tam batısına denk gelecek şekilde stadion yer almaktadır. İnce uzun mimari formundan dolayı stadion olarak adlandırılan yapı, gerçekten stadion muydu? Tam olarak bilinememekle birlikte, ilerleyen yıllarda yapılacak kazılarla bu alanın işlevi daha da netleşecektir. 
Bugün ilçe halkı tarafından tarla olarak kullanılan yapı yaklaşık olarak 190m uzunluğunda ve 30m genişliğindedir. Arazinin yapısına uyularak yamaca yaslandırılarak inşa edilmiş olan stadion “U” formuna sahiptir. Doğu-batı aksında inşa edilmiş olan yapının güney cavea sıralarının, kuzey caveasından daha yüksek olduğu rahatlıkla görülebilmektedir. 
Cavealar arasındaki bu fark, yapının inşasında da mı böyleydi? yoksa daha sonra topografyanın değişmesi sonucunda mı meydana geldi? henüz bilinmemektedir. Kentte yürütülen bazı sosyal faaliyetlerin, tiyatronun yetersiz kaldığı durumlarda stadion’da gerçekleştiği düşünülebilir. Kentin geçmişine dair bilinmezleri ortaya koyan yazıtlardan stadion’da düzenlenen rutin oyunlar haricinde gladyatör oyunlarının da düzenlendiği bilinmektedir.
1920’li yıllarda yapılan sondaj kazılarında oturma basamaklarından bir kısmı bulunan stadion, tamamen sökülmüş durumdadır. Atletizm ve çeşitli spor karşılaşmalarıyla, çeşitli eğlence ve yarışların yapıldığı “U” şeklindeki yapı hiç araştırılmadığı için, plan mimari özellikleri bilinmemektedir. Ancak, bütün bu bilinmezlere karşın, stadion Hellenistik devirde inşa edilmişte olabilir.
St. Paul Kilisesi
Antiokheia’nın en önemli dini yapılarından biri olan ve kentin kuzeybatısına konumlandırılmış olan St. Paul kilisesi, ilk olarak Arundell tarafından tanımlanmıştır. Arundell’in yayınladığı plan birçok araştırmacıya kaynak olmuş, ilk kazılar 1920’lerin başında Robinson ve ekibi tarafından başlatılmıştır. 
Daha sonra Yalvaç Müzesi müdürü Dr. Taşlıalan tarafından 1985–1995 yılları arasında yapıda kazı ve araştırmalar gerçekleştirilmiştir. Bazilikal bir plana sahip kilisenin boyutları 70x26 m. olarak belirlenmiştir. Bir ana nef ve iki yan nef olmak üzere 3 neften oluşan kilisenin, ana nefinin doğusunda yapının dışına taşan apsisi, yarım daire şeklindedir.
Orta nef 43.10 x 11.90 m., yan nefler ise 43 x 4.90 m. ölçülerindedir. İç mekân büyüklükleri farklı üç kısma bölünmüş olan yapının, asıl mekânın yanlardaki dar mekândan, on üçer sütunla ayrıldığı ve böylece bu kısımların sütunlarla desteklendiği anlaşılmaktadır.
Kilisenin orta nefinde yapılan kazılarda, paneller içinde gün yüzüne çıkartılan mozaikler üzerinde bulunan yazıtlardan birinde, 381 yılındaki Konstantinopolis Konsil’inde Antiokheia’yı temsil eden ve Ortodoks mezhebinin kurucularından biri olan Başpiskopos Optimus’un ismi bulunmaktadır. 
Bu isim, yapının 4. yüzyıl sonuna tarihlenmesine dayanak oluşturmaktadır. 4. yy. anıtsal kilise yapılarının Anadolu’da yoğunlaşmaya başladığı dönem olarak bilinmektedir. Yapı içinde bulunan bu yazıtta, Bazilika’nın Pisidia Eyaleti Başpiskoposu’na ev sahipliği yapmış olduğunu gösteriyor.
Antiokheia Büyük Bazilikası Erken Hristiyanlık kiliseleriyle karşılaştırıldığında hem en erken hem de anıtsal bir kilise olduğu görülmektedir. Bu dönemde genişletilen tiyatro, inşa edilen surlar ve yeni bir agora, kentin en parlak dönemlerinden birinin nüfus artışıyla birlikte 4. yüzyılda yaşadığını göstermektedir. 
Büyük Bazilika bugün Yalvaç Müzesi’nde sergilenmekte olan ve Bazilika’dan getirildiği düşünülen bir Erken Bizans altarındaki yazıttan dolayı ”Aziz Paulus Kilisesi” olarak tanımlanmıştır. Yine, Bazilikanın alt tabakalarında Paulus’un ilk vaazlarından birini verdiği sinagogun bulunmuş, bugünkü mevcut kilisenin Hıristiyanlığın resmi din oluşunu takiben Aziz Paulus adına bu sinagog üzerine inşa edildiği, hatta sinagogun güney duvarının görüldüğü aktarılmaktadır. 
İ.S. 46 yılında St. Paul, bu kilisenin altında yer alan sinagogda Hıristiyanlığı yaymak için Barnabas’la birlikte ilk vaazını vermiştir. Bu nedenle, St. Paul’a adanan bu kilise, bir haç merkezi olması açısından büyük bir önem arz etmektedir. Diğer taraftan, St. Paul’un yeni dini yaymak için vaaz verdiği sinagog üzerinde yapılmış ilk kilise olması Hıristiyanlık açısından Antiokheia’yı, Anadolu’daki diğer kentlerden farklı bir noktaya taşımıştır.
Men Tapınağı ve Kutsal Alanı
Men Tapınağı, Yalvaç ilçesinin 5 km doğusunda bulunan Gemen korosu içerisinde 1600 m. rakımda yer almaktadır. Pisidia Antiokheia kenti ile Men tapınağı arasında kutsal bir yol bulunmakta ve tapınağa giden yol boyunca görülen adak stelleri bu yolu zenginleştirmekte ve yolun sonunda ulaşılacak olan alanın kutsallığını önceden haber vermektedir. 
Kutsal alan ve tapınak, ana kaya kesilerek düzleştirilmiş ve elde edilen bu alana temenos içerisinde batıya bakan bir tapınak inşa edilmiştir. Basamaklarla yükseltilmiş bir podyum üzerine oturtulmuş olan tapınağın etrafını çevreleyen Temenos duvarının güneye bakan yüzünde Tanrı Men’e ve tapınağa adanmış adak stelleri yer almaktadır. 
Üçgen alınlıklı steller üzerinde Men’in simgesi olan hilaller bulunmakta; steller üzerindeki hilal kabartmalarının sayısı ise bir aileden kaç kişinin tapınağa geldiğini göstermektedir. Men Tapınağı ve kutsal alanının inşa edildiği bu yüksek alan Yalvaç, Gelendost ve Şarkikaraağaç ovaları ile birlikte Eğirdir ve Beyşehir Göllerine hâkim konuma sahiptir.
Tapınak dini işlevinin yanı sıra, sahip olduğu konumu vesilesi ile aynı zamanda bir gözetleme kulesi ve astronomi merkezi olarak da kullanılmıştır. Men Tapınağı, konumlandırılmış olduğu alanda tek başına bulunmamaktadır.
Tapınağın kuzeydoğusundaki sivri tepe üzerinde minimal boyutlarda yapılmış bir Hekate tapınağı yer almaktadır. 1900’lü yıllarda Amerikalıların kazmış olduğu tapınakta ele geçirmiş oldukları Hekate heykelinden dolayı bu yapı Hekate tapınağı olarak adlandırılmıştır. Doğu-batı uzantılı tapınaktan geriye sadece temelleri kalmıştır.
Kutsal alan civarındaki bir diğer yapı ise Men tapınağı ile Hekate tapınağı arasında uzanan vadinin doğu ucunda bulunan Odeon/tiyatro yapısıdır. Yamaca yaslandırılarak yapılmış odeondan geriye çok fazla bir şey kalmamıştır. Oturma sıralarının büyük çoğunluğu sökülerek devşirme malzeme olarak diğer yapılarda kullanılmış olmalıdır.
Odeonun batısında ve tapınağa ulaşımı sağlayan stabilize yolun hemen altında, Hıristiyanlığın bölgede yaygınlaşması ile birlikte inşa edilmiş bir kilise söz konusudur.
Özellikle Men tapınağına ait taş blokların devşirilmesi ile yapılmış olan kilise iki küçük yan nef ve bir orta neften oluşmaktadır. Bunlar dışında kutsal alana doğudan gelindiğinde kuzey tarafta hazine odaları/oikoslar bulunmaktadır. Bu oikoslar, çevre bölgelerden Men tapınağına gelen hacı adaylarının getirmiş olduğu armağanların saklanması ya da sergilenmesi için yapılmışlardır. Ayrıca kutsal alan etrafında küçük gözetleme kulelerinin kalıntıları da söz konusudur.
Pisidia Antiokheia Kenti Zanaat Kolları
Antiokheia kentine, kurulduğu günden itibaren stratejik konumu vesilesi ile güdümünde bulunduğu yönetimler tarafından farklı statüler bahşedilmiş olduğu açıkça bilinmektedir. Anadolu’daki Roma kolonisi olmakla başlayan yükseliş yerini Pisidia kolonilerinin başkentliğine, sonrasında ise Pisidia eyaleti başkentliğine kadar ulaşmıştır. 
Böylesine prestijli bir kent olan Antiokheia’da, gerek dışarıdan getirilen kolonistler ve emekli edilmiş askerler gerekse de burada yaşayan yerli halk göz önüne alındığında kentte ciddi bir nüfusun yaşamış olduğu aşikârdır.
Kentin koloni oluşunu takip eden süreçte Roma ordusunun 5.ve 7. lejyonlarının kente getirildiği yazıtlarla kanıtlanmıştır. Bu iki lejyonun yaklaşık 3000 kişi civarında olduğu düşünülmektedir. Ayrıca Babylonia ve Magnesia Ad Maeandrum’dan getirilen kolonistler ve burada yaşamakta olan yerli halk göz önünde bulundurulduğunda kent surları içerisinde yaşayan nüfusun yaklaşık olarak 7.500- 10.000 arasında olduğu tahmin edilmektedir. 
Ancak Antiokheia’nın kendisine bağlı olan köyler ve çiftlik yerleşimleri de düşünüldüğünde teritoryumunda 100.000 civarında nüfusun olduğu ileri sürülmektedir. Böylesine kalabalık bir nüfusun yaşadığı kentte bütün ihtiyaçların ticaret yolu ile temin edilebilmesi mümkün değildir. Bu yüzden bazı alanlarda yerel üretimlerin yapılmış olması gerekirdi. 
Özellikle gündelik hayatta kullanılan bazı gereçlerin kent içerisinde üretildiğine dair veriler yapılan kazılarla teyit edilmiş durumdadır. Kent içerisinde görülen seramik fırınları, kazılarda açığa çıkarılan metal ocakları ve cüruflar, cam cürufları seramik, metal ve cam eserlerin yerel üretimine işarettir ve her ne kadar somut veriler olmasa da dericilik ve keçecilik gibi zanaat kollarına yönelik üretim faaliyetlerinin de kent ve çevresinde yapıldığı muhtemeldir.
Seramik Üretimi
Antiokheia kentinde, yerel üretiminin yapıldığı net bir şekilde kanıtlanmış olan seramik üretimi, yapılan zanaat kollarının en başında gelir. Kil ve suyun olduğu her yerde yapılabilen çanak-çömlek üretimi, Antiokheia’da da rahatlıkla yapılabilecek durumda olmalıydı. Kent teritoryumu içerisinde bulunan kaliteli kil yatakları yerel seramik üretimi konusunda en büyük avantaj olmuştur.
Kent içerisinde farklı alanlarda bulunan seramik fırınları, kentte seramik üretiminin yaygın olduğuna dikkat çekmektedir. Kent dışında, 2013 yılında Görgü Bayram mahallesinde Yalvaç Belediyesinin imar genişletme çalışmaları sırasında seramik üretim atölyesi açığa çıkarılmıştır.
Yalvaç Müze Müdürlüğü başkanlığında gerçekleştirilen kurtarma kazılarında atölye olduğu düşünülen alanda yoğun miktarda kandil kalıpları ile sağlam ve parçalar halinde kandiller ele geçirilmiştir. 
Elde edilen bu kalıplar ile alanda çıkan kandiller üzerindeki bezemelerin bire bir aynı olması burasının bir seramik üretim atölyesi olduğunu net bir şekilde ortaya koymuştur. Ayrıca kentte 2008 yılından bu yana yürütülen kazılarda ele geçirilen üretim hatalı seramikler de yerel seramik üretiminin varlığını desteklemektedir.
Metal Üretimi
Antiokheia kentinin, askeri bir koloni olmasından dolayı askeri teçhizatların tamamının olmasa bile bir kısmının üretimlerinin kentte yapıldığı düşünülmektedir. Askeri malzemelerinin yanı sıra oldukça geniş tarım arazilerine sahip kentte mutlaka tarım aletlerinin tedarik edilmesine yönelik üretimler de olmalıydı.
Kentte yürütülen kazı çalışmalarında hemen hemen her alanda bulunan üretim artığı cüruflar kentteki üretimin kanıtıdır. Ayrıca Cardo Maximus caddesinde irili ufaklı taşlardan örülmüş bir örgü içerisindeki küllü tabakada ele geçirilen yoğun miktardaki cüruflardan burasının bir metal eritme ocağı olabileceğini düşündürmüştür. 
Yine Cardo Maximusun batısındaki büyük bir parsele inşa edilmiş olan atriumlu ev ile batı portiko arasındaki dükkânlarda bulunmuş olan metal ocağı, üretimi desteklemektedir. Kentte 2008 yılından itibaren yapılan kazılarda demir ve bronzdan üretilmiş süs eşyaları, giysi aksamları, tıp aletleri, kapı aksamları, savaş ve tarım aletleri, koşum takımları ve zanaatçı aletleri gibi insan hayatının birçok noktasında kullanılmış olan eserler gün yüzüne çıkarılmıştır. 
Kentin içinde ve etrafında çokça bulunan ve demirin hammaddesi olan Hematit taşının yoğun miktarda bulunması kentteki metal üretimini gözler önüne sermektedir. Batı kapısından itibaren başlayarak hem Decumanus hem de Cardo caddeleri kenarlarında yer alan işlik ve dükkânlarda mutlaka demir üretimi yapılmaktaydı (Şekil 3.43).
Dericilik
Çok yakın bir tarihe kadar, Yalvaç ilçesinin bilinen en önemli geçim kaynaklarından olan dericiliğin, antik dönemde de yapıldığı bilinmekteydi. Kentte devam ettirilen kazılarda henüz somut kalıntılara ulaşılamamış olsa da, dericilik zanaatının Yalvaç’ta çok yaygın olması ve hala devam ettirilmesi köklü bir geçmişinin olduğunu göstermektedir. 
İşlenme esnasında oldukça fazla suya ihtiyaç duyulan dericilik, genelde su kaynaklarına ya da nehir yataklarına yakın yerlerde yapılmıştır.
Aynı zamanda kurutma aşamasında yaymış olduğu rahatsız edici kokulardan dolayı kentten uzak bir yerde, daha çok rüzgâr alan bir bölgede yapılması gerekir. Yalvaç ilçesinde Almanların inşa etmiş olduğu tabakhane Kızılca mahallesinde Anthius nehrinin üzerinde yer almaktadır. Belki de antik dönem tabakhanesi de bu alanda bulunmaktaydı.

--------------------------------------------- 
Kamera/Metin Yazım : Mehmet SÖKMEN
Seslendirme : Rüksan Atak Sökmen
Çekim Tarihi : 22.07.2021
Prodüksiyon Yapım Tarihi: 06.10.2021
Video Prodüksiyon Yapım, Yayın Ve Yönetmeni: Mehmet SÖKMEN - 0532 525 84 93 
web: www.mehmetsokmen.tv
         www.youtube.com/MehmetSokmenAntalya

Bu haber 39 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Gezi Notlarımız

Yazılıkaya-Midas Anıtı Ören Yeri Frig Vadisi - Eskişehir

Yazılıkaya-Midas Anıtı Ören Yeri Frig Vadisi - Eskişehir Yazılıkaya Vadisinin güney ucunda, Eskişehir'in Han İlçesi'ne bağlı Yazılıkaya Köyü'nün hemen batısında...

Yedigöller Milli Parkında Sonbahar Bolu

Yedigöller Milli Parkında Sonbahar Bolu Yedigöller Milli Parkında Sonbahar Mevsimi Doğa Ananın sanatıdır, diğerleri sadece mevsimdir. Yedigöller’de, usta r...

Contributor

HAVA DURUMU


Google Translate

Mehmet SÖKMEN - 05325258493 Bu web sitesindeki tüm videoların linklerini adımızı göstererek kullanabilirsiniz ISBN: 978-605-88104-0-2
RSS Kaynağı |