http://www.mehmetsokmen.tv/videolar/ Frig Vadisi Tüfler İçerisinde Geçen Hayatlar - Afyon Bölümü - Mehmet SÖKMEN Tv - Video Prodüksiyon - Antalya
html5 video by ThunderSoft
ANASAYFA VİDEOLAR ANKETLER RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

BU KANALI DESTEKLE

Frig Vadisi Tüfler İçerisinde Geçen Hayatlar - Afyon Bölümü

Frig Vadisi Tüfler İçerisinde Geçen Hayatlar - Afyon Bölümü

Tarih 29 Eylül 2021, 12:26 Editör Mehmet SÖKMEN

Frigler, Antik Çağ boyunca Anadolu topraklarında kendine özgü üslup anlayışlarıyla kültürel ve sanatsal anlamda birçok eser bırakmış büyük bir uygarlıktır. Frig Uygarlığının izlerine, günümüzde Frig Vadisi olarak bilinen Afyon, Kütahya ve Eskişehir coğrafya bölgesinde rastlanmaktadır.

ISBN 978-605-88104-0-2
Frig Vadisi Tüfler İçerisinde Geçen Hayatlar - Afyon Bölümü 
Frigler, Antik Çağ boyunca Anadolu topraklarında kendine özgü üslup anlayışlarıyla kültürel ve sanatsal anlamda birçok eser bırakmış büyük bir uygarlıktır. Frig Uygarlığının izlerine, günümüzde Frig Vadisi olarak bilinen Afyon, Kütahya ve Eskişehir coğrafya bölgesinde rastlanmaktadır. 
Frig Vadisi kaya anıtları, kültleri, anıtları süsleyen zengin motif ve bezemeleri ile keşfedilmesi gereken gizemli bir bölgedir. Bu belgesel çalışma ile Frigya gizemli bölgesinin keşfedilmesi ve sanatsal yorumlara dönüştürülerek ele alınması; bireylerin yaşadıkları şehrin tarihi ve kültürel mirasına dikkatlerinin çekilmesi açısından önemlidir. 
Bu belgeselin amacı, Frig Vadisi'nin tanıtılması, kaya anıtları, tanrı ve tanrıça imgelerinin, anıtları süsleyen kabartmaların, yazıtların ve motiflerin baskı resim teknikleri ile yorumlanması ve analiz edilmesidir. Bu çekimler, betimsel ve nitel olarak düşünülmüştür. Burada gezi, inceleme, uygulama ve eser analizi yapılarak kayıt alınmıştır. 
1950'lerden itibaren yapılan Gordion kazıları, Frig sanatına ilişkin çok önemli belgeler sağlamıştır. Frig sanatına ilişkin arkeolojik buluntular; başkent Gordion'da, Ankara civarındaki Pazarlı'da, eski Hitit sitleri olan Alişar, Alaca ve Boğazköy'de yapılan kazılarda elde edilmiştir. Bu önemli yerleşim merkezlerindeki Frig eserlerinin hepsi M.Ö.750 tarihlerinden sonraya aittir. Çoğunlukla göçebe bir yaşam sürmelerinden dolayı bu tarihten önceye ait Frig kalıntılarına rastlanmamıştır. 
Geç Hitit, Urartu ve Yunan sanatının etkileri altında kalan Frigler, özgün bir kültür ve sanat üslubu oluşturmayı başarmışlardır. Friglerin en mükemmel yapıtları, mimari alanında olmuştur. Frigler'in, dikdörtgen planlı, ortalarında bir ocak ve önlerinde bir giriş kısmı bulunan, megaron tipli yapıları mimari açıdan dikkat çekicidir. 
Mimaride kullanılan üçgen alınlık, Frig cephe mimarlığının vazgeçilmez bir özelliğidir. Frigler, mimaride iki yana meyilli çatıyı Anadolu' da uygulayan ilk ulus olarak bilinmektedir. Ayrıca Frigler, mimaride yapı ögesi olarak; "orthostat" adı verilen kabartmalı taş levhaları, evlerinin dış yüzeyini kaplamakta kullanmışlardır. 
Friglerin mimari açıdan dikkat çeken bir başka yapı türü ise "Tümülüs" lerdir. Frig soyluları ölülerini "Tümülüs" adı verilen yığma tepelerin altındaki odalara gömüyorlardı. Tümülüslere ölü gömme geleneği, ilk kez Frigler tarafından Anadolu'ya Trakya ve Makedonya'dan getirilmiştir. 
Frig soyluları, ölülerini; çatı ve duvarlarında ahşabın bol miktarda kullanıldığı, bir Frig evinin kayaya oyulmuş taklidi olan kayalara oydukları oda mezarlara da gömmüşlerdir.
Frigler mimarinin yanı sıra halı ve kilim dokumacılığı alanında da oldukça ileri durumdaydılar. Ayrıca keçe ya da yünden yapılan, koni biçimli öne kıvrık sivri bir ucu olan "Frigya Başlığı" da Frig devrinin simgesi haline gelmiş önemli bir tekstil ürünüydü. Bu başlık özgürlük simgesi olarak Fransız ihtilalcileri tarafından da kullanılmıştır. 

Frig Vadisi zengin orman kaynaklarına sahiptir. Bu nedenle de marangozluk ve mobilyacılığın gelişmiş olduğu görülür. Friglerin en özgün sanat dalından birisi mobilyacılıktı. Mobilyaların yapımında bağlantı olarak metal çivi yerine, ağaç çivilerle geçme yöntemini kullanmışlardır. Maden işçiliğinde de ileri olan Frigler, iki parça kumaşı birbirine tutturmaya yarayan ve modem çengelli iğnelerin atası olarak kabul edilen "fıbulalar" kullanmışlardır. 
Ayrıca Frigler, tunçtan yapılmış kepçeler, kazanlar, kemerler, Türk hamamlarının geleneksel göbekli tasların atası olarak bilinen "omfaloslu" kaseler de kullanmışlardır. Keramik sanatında da başarılı olan Friglerde, Kızılırmak'ın doğusu ve batısında farklı etnik kökenli gruba bağlı olarak iki ayrı çanak-çömlek bezeme stili uygulanmıştır. 
Kızılırmak'ın doğusunda açık renk zemin üzerine siyah boya ile stilize geyik motifleri; Kızılırmak'ın batısında ise genellikle geometrik desenli çerçeveler içerisine konturları belirgin olan aslan, dağ keçisi, boğa ve kartal motifleri kullanılmıştır. İki stilin ortak kullandığı motif, kap yüzeylerindeki boşlukları doldurmak için pergelle çizilmiş olan tek merkezli dairelerdir. 
Frig diline ilişkin bilgiler çok kısa ve az sayıdaki yazıtlardan elde edilmektedir. Frig yazıtları okunabilir olmasına rağmen, aynı sözcük ya da sözcük gruplarının tekrarlanmasından dolayı tam olarak anlaşılamıyor. Frig dili tam olarak çözülememesine rağmen, yine de metinlerde geçen tanrı ya da adayan kişilerin isimleri okunabilmektedir. 
Görünüşte tek tanrılı gibi olmasına rağmen, Friglerde çok tanrılı bir din anlayışı vardı. Friglerin tek tanrı gibi benimsedikleri Matar Kubileya/Kybele aynı zamanda doğanın ve bereketinde simgesiydi. Friglerin tapınım gösterdikleri diğer tanrılar, Güneş Tanrısı Sabazios ile Ay Tanrısı Men'di. Frigler Ana Tanrıçaya bağlılıklarının bir ifadesi olarak, günümüzde Frig Vadisi olarak bilinen coğrafi bölgeyi, gizemli kaya anıt ve kültleri ile bezemişlerdir.
Frig Vadisi Kaya Anıtları
Frig Vadisi, merkezini Türkmen Dağı'nın oluşturduğu, Kütahya, Eskişehir, Afyonkarahisar ve Eskişehir'in Seyitgazi İlçesi illeri arasında kalan, vadilerin yer aldığı dağlık ve kayalık bir bölgedir. Friglerin tarihsel süreçte siyasi ve kültürel açıdan en güçlü oldukları bu bölge, arkeoloji literatüründe Dağlık Frigya veya Frigya Yaylası olarak isimlendirilir. 
Ayrıca bu bölge için, Frig yerleşmeleri ve kaya anıtlarının yoğunluğu nedeni ile Frig Vadileri veya Frig Vadisi tanımı da kullanılmaktadır. Derin vadiler tarafından şekillenen Frig Vadisi, kolay işlenebilen volkanik tüflerden oluşan jeolojik bir yapıya sahiptir. Bu doğal yapı, kayaların oyularak inşa edildiği özgün bir mimarinin ortaya çıkmasına sebep olmuş ve kendisinden sonra gelen pek çok medeniyet tarafından da uygulanmış. 
Frig Vadisi'nde yerleşim alanları; Doğanlı Vadi, Kümbet Vadisi ve Köhnüş veya Göynüş Vadisi olmak üzere üç ana vadi etrafında toplanmış. Bu yerleşim alanlarında Frig dönemine ait, Ana Tanrıça Matar Kubileya Kybele'ye adanmış açık hava tapınakları, kaleler, kaya mezarları, sunaklar, su sarnıçları, antik yollar gibi günümüze ulaşmış olan pek çok yapı bulunur. 
Frigler yaşadıkları bu yerleşim alanlarını, tek tanrı gibi benimsedikleri Ana Tanrıça Matar Kubileya/Kybele için anıtsal ya da küçük ölçekli kült anıtları ile bezemişlerdir. 
Frig Vadisi'ndeki kale tipi yerleşimler ve bu yerleşimleri donatan anıtsal ya da küçük ölçekli kült anıtları, Ana Tanrıça Matar Kubileya'ya duyulan sevgi ve bağlılığın en güzel belgeleridir. Frig dini tapınımlarının birer somut belgeleri olan bu anıtlar, aynı zamanda Frig kaya işçiliği ve mimarisinin de en özgün eserleridir. 
Ana kayaya oyulmuş fasadlar yani mihraplar, altarlar olan sunaklar ve nişlerden meydana gelen bu anıtlar, tanrıçanın ıssız diyarlarda yaşadığı inancından dolayı yerleşim alanlarından uzak, ormanlık, ıssız ve gizemli doğanın ortasındaki kayalık alanlara yapılmıştır. 
Frig kaya mimarlığının en etkileyici anıt grubunu oluşturan fasadlar, beşik çatılı Frig megaronlarının kayalara oyulmuş "ön cephesini" temsil eden ve neredeyse tüm kaya yüzeyini kaplayan yapılardır. Bu görkemli Anıtsal fasadların hepsinde cepheyi oluşturan mimari elemanlar; çoğunlukla geometrik, bazen bitkisel motifler ya da hayvan figürleriyle bezenmiştir. 
Frig Vadisi'nde bu büyük ölçekli fasadlardan başka, Ana Tanrıça Matar'a adanmış, yükseklikleri ortalama olarak 3.50-1.50 m. genişlikleri 3-1 m. arasında değişen daha küçük ölçekli fasadlar da vardır. 
Ayazin Kaya İn'lerinden bir kaya detayı yorumlanmıştır. İhsaniye İlçesine bağlı Ayazin köyü ve çevresindeki kayalıklar; Frigler, Romalılar ve Bizanslılar tarafından iskan edilmiştir. Burada çok sayıda kaya evleri, mezarlar ve kiliseler bulunmaktadır. Kiliselerin bazıları renkli resimli, kabartmalı ve yazılı olarak süslenmiştir. Kaya mezarların çoğu aslan, boğa, Kybele ve Medusa kabartmaları ile bezenmiştir. 
Ayazini Kaya İn'leri detayının sol ön cephesine, Küçük Kapı Kaya Anıtı kompoze edilmiştir. İhsaniye-Döğer çevresinde bulunan Küçük Kapıkaya Anıtı'nın, ön kısmında sunak olarak kullanıldığı düşünülen dört basamaklı bir merdiven, anıtın üst kısmındaki üçgen alınlığın ortasında bir niş ve bu nişin içerisinde Ana Tanrıçanın heykeli bulunmaktadır. 
Define arayıcılarının saldırısına maruz kalan anıt, dinamitlenmiş ve hasar görmüştür. Frig kültüründe sıkça görülen kayalara oyulmuş basamaklı anıtlar, genellikle üç ya da beş basamaklıdır. "Basamaklara çıkan sembolik kapı, her an tanrıçanın varlığını hissettirmektedir. Kapı bir gün açılacak ve tanrıça kayaların derinliklerinden görünecektir inananlara. 
Günümüzde Eskişehir, Kütahya ve Afyon il sınırları içerisinde kalan bölgeye yayılmış olan ve Frigya medeniyetinden izler taşıyan tarihi kalıntıları ve antik eserleri bünyesinde barındıran bölgeye Frig Vadileri denir.
Avdalaz Kalesi 
Frig Vadisi 2’nci Kapadokya olarak tanınmakta olup, çok önemli kiliseler, kral mezarları bulunmaktadır. Ayazini Köyü; Vadide Frigler döneminden beri önemli bir yerleşim yeri olarak kullanılıyor. Arazinin elverişli olması nedeniyle oyularak yapılmış Roma ve Bizans dönemlerine ait aile ve tek kişilik kaya mezar odaları, Bizans dönemine ait kiliseler ve kaya yerleşimleri ve kaya kütlesinin oyularak yerleşime dönüştürüldüğü içinde sarnıç bulunan Avdalaz Kalesi bulunmaktadır.
Ayazini Ören Yeri - Afyonkarahisar
Ayazini Köyü'nün, Frigler Dönemi'nden beri yerleşim yeri olarak kullanılmıştır. Aslanlı mezar odaları, sütunlu mezar odaları ile kayaya dış ve iç mimarî olarak oyulmuş kilisesi gibi sanat şaheseri, eserler bulunmaktadır. Beldede her yıl turizm şenlikleri düzenlenmektedir.
Ayazini Kaya Evleri: 
İhsaniye İlçesi Ayazini beldesi'nin girişinde ve belde içinde yolun sol yanında bulunan tüf oluşumu kayalık alan, Erken Bizans Dönemi'nde yer yer oyularak yerleşim yerlerine dönüştürülmüştür. Kimi evler tek odalı, kimileri yan yana ve üst üste birbirine bitişik veya ayrı biçimde oyulmuşlardır. 
Bazılarına basamaklarla çıkılmakta, bazılarına ise içten tünel biçimi geçişlerle ulaşılmaktadır. Bazı odalarda oturmak için sekiler, eşya ve aydınlatma aracı koymak için çeşitli büyüklüklerde nişler bulunmaktadır. 
Avdalaz Vadisi’nin girişinin her iki yanındaki kaya evlerin sol yandaki büyük ve çok katlı olup, bu kaya yerleşiminde eğimli tünel çıkışla ulaşılan geniş orta bölümünde dairesel yapılmış duvarda, yan yana koltuk dizileri ile orta boşlukta ocak, depo gibi kullanılan büyük ve derin çukurluklar bulunur. 
Bu bölümün yanında hafif yükseltili küçük oda içinde, kayaya oyulmuş alaturka denilen tuvalet yapılmıştır. Tuvaletin deliği ise kaya dışına açılmıştır. Aynı tuvaletten yolun sağ yanındaki kaya yerleşiminde de vardır. 
Avdalaz Vadisi’nin üst ucunda kale olarak adlandırılan kaya kütlesi de iç içe ve üst üste oyularak günümüz apartmanları gibi, çok hacimli yerleşim yerine dönüştürülmüştür. Bu kayanın zemininde, derine oyulmuş sarnıç bulunmaktadır.
Ayazini Kaya Mezarları: 
Ayazini Kasabası Frigler dönemi'nden beri yerleşim yeri olarak kullanılmıştır. Roma ve Bizans dönemlerine ait, aile ve tek kişilik kaya mezar odaları biçiminde olup, bazıları çift katlı olarak oyulmuşlardır. 
Ayazini Beldesi'nin mezarlığının da aynı yerde olması, mezar yeri seçimi bakımından insanların aynı yeri kullanması açısından önemli bir bilgi vermektedir. Mezar odalarının cephelerinde içinde Medusa başları bulunan üçgen alınlıklı sütunlu ön boşluklu, kapı ile girilen oda içinde kemerli tekne mezarlar vardır. Bazıları aslan kabartmalarıyla süslendiği gibi, birinde de mezar sahibi karı ve kocanın kabartmaları yapılmıştır.
Ayazini Kilisesi: 
İhsaniye İlçesi, Ayazini Kasabası girişinde yol kenarında tüf sarp kayalık içinde, kayaya oyulmuş bir kilisedir. Kilise yapısının özelliği dış cephe olarak kaya yüzeyine oyulmuş apsisli ve kubbeli olmasıdır. Çevresine bitişik kaya odalarıyla birlikte 1000’li yıllarda yapılmış manastır yapısıdır.
Dağlık Frigya Bölgesi İscehisar Yöresi (MÖ 700-MS 350)
Tüfler İçerisinde Geçen Hayatlar
Milyonlarca yıl öncesinde yeryüzünün derinliklerinden gün yüzüne çıkan tüfler ve bazaltlar, bir sanatçının estetik görüşüne sahip gibi görünen doğa tarafından şekillendirilmiş ve günümüze kadar ulaşmış. 
Bunun sonucunda, Dağlık Frigya bölgesine özgü orijinal şekle sahip tüften oluşan düzlükler, tepeler, sırtlar, vadiler, diklikler, mağaralar ve peribacaları birer doğal anıt niteliğinde günümüz peyzajının aslı unsurlarını oluşturuyor.
Afyonkarahisar’da olduğu gibi insanlar için savunmanın öncelikli olduğu dönemlerde bölgedeki peribacalarından, lav çıkış merkezlerinden, bazalttan ve andezitlerden oluşan doğal kaleler, Eskiçağdan günümüze pek çok uygarlığın ilgi odağı olmuş. Günümüzde Köroğlu Beli geçidi olarak bilinen, ancak yüzyıllardır ana yol güzergâhının köprüsü olarak kullanılan doğal kaleler yöreyi Anadolu’nun diğer yerleşim yerlerine bağlayan önemli mekânlar olmuş.
Doğanın Ortaya Çıkışı ve Şekillenişi
İşcehisar yöresinde 5000 yıldır insanı ağırlayan tüflerin öyküsü, yaklaşık 10 milyon yıl öncesinde gerçekleşen tüf volkanizması ile başlamış.
Bu oluşuma sonradan bazalt ve andezit eklenerek Ağın Dağı, Bey Dağı ve Asar Dağı gibi 1700 ila 1800 metrelere kadar ulaşan dağlık alanları oluşturmuşlar.
Dağlık Frigya bölgesindeki İscehisar yöresinde bulunan tüflerin ortaya çıkardığı doğal oluşum ve şekillenme süreci hâlâ devam ediyor. Eşine az rastlanır güzellikte, boyu birkaç metreden 30 m’ye kadar ulaşan konik, şapkalı veya lale, kavuk, lamba şekilli, grup halinde, tek veya yamaçtan dışarı doğru çıkmış halde bulunan çok sayıda peribacası barındırıyor.
Genç jeomorfolojinin doğal oluşumları bütün canlılığı ile devam ediyor, peribacalarının oluşum süreci burada ayrıntılarıyla görülebiliyor. Afyonkarahisar-Ankara karayolunun 20. kilometresi, değişik açılardan bakıldığında kimi vezir, kimi lale, kimi de genç bir kadın siluetini andıran ve birbirinden bağımsız farklı görüntüler veren bir yapıya sahip. Böylece Anadolu’nun en önemli jeoparklarından birinin emsalsiz ortaya çıkış serüveni tamamlanmak üzeredir.
En az tüfler kadar önemli bir diğer oluşum ise bu sırada son şeklini almış. Doğanın insana sunduğu bu oluşum, Afyon-Ankara karayolu üzerinden görülebilen alanda bulunan, dünyaca ünlü İscehisar mermeri.
Varlığı milyonlarca yıl öncesinden hazırlanmış bir doğa harikası olarak mermerler, yörenin gizli kalmış bir hazinesi gibi milattan önceki birkaç yüzyıla kadar insan tarafından keşfedilmeyi bekliyordu. 
Coğrafi Ortam
Anadolu iklimi, günümüzden 10.000 yıl önce başlayan Holosen dönemi ile birlikte ve özellikle yaklaşık son 3000 yıldır sürekli istikrar kazanmaya çalışıyor. Bu gelişime paralel olarak hayli uzun bir süredir Ege ve İç Anadolu bölgelerinin birbirlerine en çok yaklaştıkları yerdeki Dağlık Frigya’da, kış ayları hayli soğuk iken yaz ayları sıcak fakat kısadır. Yöre yılın yaklaşık 200 günü insanların ısınma ihtiyacı duyduğu karasal iklime sahiptir.
Homeros ve Herodotos gibi Eskiçağ yazarları Dağlık Frigya’nın orman bakımından zengin bir bölge olduğunu dile getirmiştir. Nitekim günümüzde yapılan araştırmalar bölgenin büyük kısmının orman ekosistemi içerisinde olduğunu gösteriyor. Zengin orman varlığı nedeniyle İscehisar yöresi Frigler için ideal bir yerleşim alanı olmuştur. 
Ancak günümüzde sadece Asar Dağı, Ağın Dağı ve Beydağ’ın 1400-1800 metreleri arasında karaçam ve meşelerden oluşan orman kalıntı alanlarına rastlanıyor. Tarihi ve iklimsel verilerin yanı sıra mevcut orman kalıntıları bu sahanın geçmişte de ormanlarla kaplı olduğunu gösteriyor. 
Ayrıca Dağlık Frigya bölgesine yaklaşık 100 km uzakta bulunan Gordion’daki Tümülüslerden çıkarılan, farklı ağaç türlerinin birlikte kullanıldığı ahşap masa, sehpa, iskemle gibi ürünler bölgenin orman varlığının o dönemdeki zenginliğine dair ipucu veriyor.
Yüzyıllarca süren orman tahribi yüzünden, bölgenin büyük bir kısmı ormanlardan yoksun. Sahanın asli ağaç türü olan sedir ve karaçam büyük oranda yok olmuş. Ormanların yerini alan antropojen steplerde geçmişte olduğu gibi bugünde yoğun olarak ilkel metotlarla hayvancılık yapılıyor. 
Günümüzde tarım alanlarının arasındaki ve dağlık alanların zirve kesimlerindeki seyrek meşe örtüsünün ve karaçam ormanlarının dışında, çıplak arazide sekonder yerleşen ladenlerin bulunması tahribatın en açık göstergesi. Buna karşılık vadi tabanları ve ova kesimi insanların yüzyıllardır yaptığı faaliyetler nedeniyle bozkır görünümü almış.
Doğanın Misafiri İnsan 
Yerleşme tarihi açısından hayli eski olan Dağlık Frigya bölgesinin İscehisar yöresi, Afyon bölgesinde kurulan ilk yerleşim merkezlerindendir ve geçmişi MÖ 3000 Eski Tunç Çağı’na kadar gitmektedir. Eski Tunç Çağı’nın sonlarına doğru, MÖ 2000’de bölgeye gelen Hititler buraya yerleşmiş ve MÖ 1800 ile 1200 yılları arasında bu bölgede hayatlarını sürdürmüşlerdir.
Afyon-Ankara karayolunun 30. kilometresinde bir Hitit yerleşimi olduğunun en güçlü kanıtı Seydiler beldesindeki Hitit mezarlığıdır. Yerleşim alanı olarak seçilen yöre, özellikle savunma imkânı sağlayan doğal ortamı ve tüflerin yerleşim yerlerine dönüştürülmesinin kolay olması nedeniyle ilk dönem yerleşmelerine ev sahipliği yapmıştır.
Hititlerden sonra, MÖ 13. yüzyıl ortalarında, Hititlere ait yerleşmeler içerisinde bulunan Erken Demir Çağı’na ait kanıtlar, ilk Frigya göçmenlerinin MÖ 11. yüzyılın sonlarına doğru İscehisar yakınlarındaki Seydiler’e ulaştığını ve burada tüfler üzerinde yerleşik yaşama geçtiklerini gösteriyor. 
Bu tarihten itibaren çağdaşlarıyla eş değer düzeyde bir uygarlık ortaya çıkaran Frigler, Hitit İmparatorluğu’nun çöküşündeki etkileri, karanlık çağda yakın bölgedeki diğer topluluklarla ilişkileri, doğu ile batı arasında bağlantıdaki rolleri ile ilgili tam aydınlanmamış yönler ile bilinmezliklerini ve gizemlerini devam ettiriyor. 
Bununla birlikte, Frigler, MÖ 7. yüzyıl ile 4. yüzyıl arasında yaklaşık 300 yıl bölgede yaşamlarını sürdürdükleri zaman diliminde ahşap kullanımındaki, çanak çömlek yapımındaki ileri sanat kabiliyetleri, maden işçilikleri, atlarının çevikliği ve sürati, hayvan sürülerinin büyüklüğü nedeniyle ilk olarak Homeros tarafından kaleme alınıp Eskiçağ’dan beri bilinen bir millet olmuşlardır.
Yaklaşık 300 yıl yoğun olarak kullanılan bu ilk yerleşim alanlarında, aradan geçen 2700 yıla rağmen hâlâ geçmişe ait hayat izlerini koruyabilen az da olsa mağara yerleşmesi görmek mümkündür.
Dağlık Frigya bölgesinde Frig vadisi olarak bilinen ve yerleşim alanlarının yoğun olduğu bölgelerin başında İscehisar ve çevresi gelir. Frigler’in günümüze kadar ulaşan mimari eserleri ise bölge genelinde yaygın olan ve işlemesi kolay tüfler üzerindedir. Bu eserler kaleler, mezar odaları, tapınaklar, evler ve ağıllardır.
Demirden yapılmış araç gereçle tüfleri oyarak yapılan bu eserler günümüze kadar gelmiş anıtlardır. Bu alandaki dev kaya anıtları ve kale tipi yerleşmeler Frigler’den kalma en önemli doğal anıt eserlerdir.
Frig Vadisi sınırları içerisinde bulunan önemli kaya yerleşmeleri arasında, Seydiler’de, Ornaş’ta ve Selimiye’de olduğu gibi tüflerin oyulmasıyla oluşturulmuş evler vardır. Bu dağlık alan kale benzeri yerleşimler de barındırır. 
Büyük olasılıkla yerleşimin merkezi konumunda bulunan yapılar, kayalara oyulmuş mekânlar, silolar, kült anıtlar ve mezar odalarıdır. Dağlık Frigya sınırları içerisinde ise Kırkinler, Ağınönü, Kırkyalan, Çatalkayalar en önemli yerleşim alanlarıdır. Bu alanlar dışında yörede geçmişten günümüze kadar kesintisiz yerleşim olduğu için izleri görebilmek mümkün değil.
Frig evleri 1. yüzyılda yaşamış Romalı mimarlık tarihçisi Vitruvius tarafından kaleme alınmıştır. Bu metinlerde evlerin ahşap kalas ve tahtalardan yapıldığı ve üzerlerinin saz ve çamurla örtüldüğü anlatılır. Evlerin tabanlarının da mermerden yapılan mozaiklerle kaplandığı belirtilir. 
Kayaları büyük bir beceriyle yontmuş ve işlemiş olan Frigler doğal olarak heykelcilikte de gelişmişlerdi. Kaya anıtları ve mezarların cephesinde görülen yüksek kabartmalar Frig ustalarının ulaştıkları başarıyı net bir şekilde açığa vurmaktadır. 
Frigler de Anadolu’da MÖ 6000 yılından beri tapılan Ana Tanrıça’ya tapıyordu. Bu inançlarının gereği olarak, bereket getirmesi amacıyla özellikle Dağlık Frigya bölgesinin doğal giriş kapısı niteliğindeki Seydiler çevresinde yaptıkları Ana Tanrıça Matar Kubileya’nın kült anıtlarıyla zengin bir miras bırakmışlardır.
Bu kültürün bir sonucu olarak, tüflerin içerisine oyulmuş, merdivenleri doğuya bakan başka bir dinsel yapıt da oluşturmuşlardır. Burada bir çeşit oturma yerine çıkan ve sunak olarak kullanılan merdivenler ve tanrıçanın oturması için hazırlanmış sembolik tahtlar vardır. 
Selimiye’nin İbrahim İnlerin’deki Manastır’da, Seydiler’in Kırkinler Kilisesi’nde, Ağın Dağı’ndaki Ağınönü Kilisesi’nde ve İbrahim İnleri’nde kaya yerleşimleri, mezar odaları, kayalıkların üst kısımlarında kaklıklar yani su havuzcukları, kayaların ulaşılması güç yerlerinde ise mezar odaları vardır.
Bölgede hayvancılığa önem veren bir yaşam tarzı geliştiren Frigler, hızlı koşan atları ile Homeros’un İlyada destanına konu olmuştur. Ayrıca tiftik keçileri Frigler’in yaşamında önemli bir yere sahiptir. Esasen bu coğrafya, tarım ve hayvancılık ile uğraşan insanların doğal ortam koşullarına bağlı olarak yerleşmeye açılmıştır. 
Frigya kültürünü yansıtan eserler günümüze kadar ulaşsa da, bu kültür hâlâ yeterince bilinmiyor, aydınlığa kavuşması gereken pek çok konu araştırılmayı bekliyor. Frig döneminden sonra MÖ 546-334 yılları arasında bölge topraklarında Pers egemenliği yaşanmıştır.
Ancak Frig dili ve yazısı MÖ 4. yüzyıldan 3. yüzyıla kadar kullanılmıştır, Bu dönemin askeri ve idari açıdan Pers egemenliğinde geçmiş olmasına ve Friglerin bir süre Pers İmparatorluğu’nun bir parçası olarak yaşamış olmasına rağmen, yaşam tarzı büyük oranda geleneksel Frig kültürünü devam ettirir nitelikte sürmüştür.
Tüfler üzerine inşa edilen Frig kültürü, Roma dönemi ile birlikte farklı bir açılım kazanarak ününü günümüze kadar ulaştıracak bir faaliyetle devam etti: Mermer. Helenistik dönemin karışıklığı içerinde önemini kaybetmiş olan İscehisar yöresindeki yerleşim alanları, adlarını günümüze kadar ulaştıracak bir başlangıca sahne olmuştur. 
Bu dönemin ardından, İskender’in komutanlarından birinin adını alan Dokimeion şehri bugün İscehisar’ın bulunduğu alanda kurulmuştur. Daha sonra Romalıların Dokimeion şehrini almasıyla da mermer ocakları işletilmeye başlanmıştır. Yani Dokimeion şehri bugün olduğu gibi o dönemde de mermer ocaklarıyla ünlü bir şehirdir. Bu nedenle heykeltıraşların toplandığı bir merkez konumuna gelmiştir.
Mermer o dönemde de şehrin başlıca geçim kaynağıdır. Roma döneminden kalma, mermer ocaklarında bulunan Latince kitabelere göre binlerce insan ocaklarda çalışmıştır. Açılan ocakların sayısından yola çıkılarak, Dokimeion’dan çıkarılan mermer miktarının, 300 yıllık süreçte yaklaşık 500.000 metreküpü bulduğu tahmin edilmektedir. 
Roma döneminde çok gelişen ve para kullanılan şehir, bölgenin en zengin şehirlerinden biri olmuştur. Roma döneminde özellikle bu bölgedeki dağlık alanda yaşayan halk arasında Hıristiyanlık dini fazla zorlanmadan kabul görmüş ve varlıklarını bugüne kadar devam ettirebilmiş kiliseler ve ibadet yerleri kurulmuştur. Bu dönemde, Frig dönemine ait birçok kaya anıtın üzerine Roma döneminin inanç sistemine dair figürler kazınmıştır. 
Romalılar döneminde en parlak devrini yaşayan İscehisar’da çıkarılan mermerler limanlara uzaklığın ortaya çıkardığı tüm zorluklara rağmen, Anadolu’dan başlayarak Roma’ya, Kuzey Afrika’ya kadar uzanan coğrafyada, görkemli yapıların ve lahitlerin yapımında kullanılmıştır. O dönemde Frig mermerleri Sagalassos ve Efes antik kentlerinden, İstanbul’da Ayasofya’dan Ravenna’da San Vitale’ye kadar önemli birçok yapıtı süslüyordu.
Antik çağda mermer çıkarma işlemi kesme ve çatlatma yöntemleriyle yapılıyordu. O dönemde mermer ilk önce testere ve keski ile ana kayadan ayrılıyor daha sonra bloklar haline getiriliyordu. Kesme yönteminde çıkarılacak mermer bloğu belirlenir, sonra blok çevresinden kesilirdi. 
Çatlatma yönteminde ise kamalar kullanılarak mermer üzerinde açılan oyuklara ve çatlaklara yine madeni kamalar yerleştirilir ve daha sonra bu kamalara balyoz benzeri aletlerle vurularak mermer blokları çıkarılırdı. Bu işlemlere ait izleri ve kalıntılar Bacakale antik mermer ocağında görülebiliyor. Mermer daha sonra ya Dokimeion’daki ustalarca işleniyor ya de blok halde işleneceği yere ihraç ediliyordu.
Mermerlerin yolculuğu o dönemin ana yol güzergâhlarını takip ediyordu. Önceleri kağnı üzerinde Bolvadin, Dinar, Dazkırı, Aydın üzerinden Milet limanına getiriliyorlardı. Mermerler bu yolculuklar esnasında yaklaşık 350-400 km mesafe kat ediyordu. İlkçağda ağır yük taşımacılığında kullanılan araçların günlük ilerleme hızları 20 ile 30 km arasında değişiyordu. 
Bu nedenle Dağlık Frigya’dan yola çıkarılan büyük bir mermer bloğu ancak 10-15 gün içerisinde Milet limanına ulaşabiliyordu. Ancak Roma döneminin ardından mermer çıkarım işlemleri büyük ölçüde yavaşladı ve uzun bir durgunluk dönemine girildi, ama aradan geçen yaklaşık 1500 yılın ardından 1839’da Charles Texier tarafından Dokimeion şehrine ait mermer ocakları tekrar keşfedildi.
Frig Vadisi Sanatsaldır
Frigya bölgesi, coğrafyası, jeolojik yapısı, doğal güzellikleri, vadileri, kayalıkları, kaleleri, kaya mezarları, Ana Tanrıça Kybele’ye adanmış açık hava tapınakları, su sarnıçları, antik yolları, arkeolojik kalıntıları ile günümüze ulaşmış zengin bir kültür merkezidir. Bu yönleriyle Frig Vadisi sanatsal konu olarak ele alınması gereken bir yerdir.
Frigya doğal kompleksi Dünya üzerinde insan ve doğa etkileşiminin yansımalarını taşıyan peyzajlarıdır. Kendi üzerinde varlık göstermiş uygarlıkların soyut ve somut kültürel izlerini barındırıyor. Somut ve taşınmaz kültürel izlerin oluşturduğu kültür mirasının yoğun olarak bulunduğu bölgedir. Aynı zamanda birbirini takip eden yaşamların ve buna uygun ekolojik koşulların varlığının bir göstergesidir.
Dağlık Frigya Kültür mirası, Türkiye’nin geçmiş veya güncel kültürü ile ilişkili bilgi ve veri içeren, sanatsal, mimari, tarihi, arkeolojik, etnografik ve paleontolojik olarak öneme sahip taşınır veya taşınmaz, soyut veya somut varlıklarıdır. 
Dağlık Frigya Kültür mirası aynı zamanda ikinci Kapadokya’dır. Ancak turizmden yeterince pay alamıyor. Bölge, kültür, sağlık turizmi açısından oldukça dikkate değer birçok tarihi, doğal ve kültürel kaynağa sahip olmasına karşın, bu değerlerini henüz yeterince turizme açabilmiş değil.
Bu belgesel filmimiz ile daha iyi tanıtılarak, tanıtım eksikliğine katkıda bulunulacaktır. Konaklama olanaklarının azlığı, turizm kaynaklarının yeterince korunamaması, alt ve üst yapılarda birçok eksiklik bölgenin önemli handikapları olarak duruyor. 
Bölgenin Bizans dönemi arkeolojisine ilişkin verilerin azlığı dikkat çekicidir. Günümüzde birçok köy ve kasabada, özellikle mimari plastik buluntularla Bizans dönemi eserleri izlenmesine rağmen, Bizans yerleşimlerinin saptanmaması ilginçtir. Bu durum yerleşimlerin zaman içinde yağmalandığını göstermektedir.
Bölge kentlerini tahrip eden bu yağma, olasılıkla Yağmacı Arap akınları sırasında oldukça etkili yaşanmıştır. M.S. 7- 9. yüzyıllar arasında bölgede sürekli etkin olan yağmacı Arap akınlarının insanları korunma amaçlı olarak kaya yerleşimlerine sığınmaya yönlendirdiği düşünülebilir. Bölgede, bu gelenek Friglere kadar indirilebilir.
Günümüze gelen izler, kaya mimarisinin kesintiye uğramadan devam ettiğini gösterir. Buna bağlı olarak Bizans dönemi öncesinde Frigler tarafından yapılan kaya yerleşimlerinin Romalılar ve sonrasında Bizanslılar tarafından da kullanıldığı; yanı sıra bunlara yenilerinin eklendiği söylenebilir.
Dışa karşı korunaklı olan kayaların içine oydukları mekânları gerek gündelik yaşam gerekse dini ibadetlerini gerçekleştirebildikleri yerler olarak tasarladıkları muhtemeldir. Büyük olasılıkla mevcut mekânlar, Bizanslılar tarafından Hıristiyan inancına uygun ibadet mekânlarına dönüştürülmüş ve Bizans mimarisinin plan tiplerini içeren yeni örnekler eklenmiştir. Günümüzde kısmen yıkılmış olan Frig dönemi Küçük Kapıkaya anıtı içindeki ana tanrıça Kybele figürünün kaldırılarak niş etrafına haç motiflerinin kazınmış olması ikinci kullanıma iyi bir örnek oluşturur.
Eskişehir, Kütahya ve Afyonkarahisar İl sınırları içinde kalan dağlık Frigya platosunda tüf ve kayalardan oluşan jeolojik doku, Anadolu’da örnekleriyle günümüzde saptanan Kapadokya, Galatia ve Lykaonia ile benzer özellikler yansıtır. 
Bizans döneminde bu kayaların içine çok sayıda barınma, ibadet ve mezar mekânları yapıldığı günümüze gelen örneklerle belgelenmektedir. Kilise işlevi taşıdığı saptanan örnekler arasında, Bizans dönemi kilise tipolojisine uygun plana sahip olanların yanı sıra farklı mekânsal çözümler içerenlerin olması da ilgi çekicidir.
Frigya ile anılan Montanizm mezhebinin bu yaklaşımda etkisinin olduğu düşünülebilir. Kısaca hatırlamak gerekirse: Rahip Montanus tarafından kurulan Montanizm, Frigya’da uzun süre etkili olmuş bir mezheptir. 
Bizans İmparatorluğu’nun resmi olarak tanıdığı Ortodoksluğun katı inanç sisteminin aksine, Ortodoks mezhebine karşı duran fikirleriyle dikkati çeken Montanizm’in temeli, bölgenin paganizmden özellikle de ana tanrıça Kybele kültünden gelen kalıcı ve köklü inanç kültürüne dayalıdır. 
Montanizm’in kilisenin pagan inaçlara uyguladığı baskılara karşı gelişi, Priskilla ve Maksimilla adlı iki kadın peygambere olan inancı, evliliğe karşı oluşları, bu birikimin bir yansımasıdır. Bu nedenle, söz konusu inanç yapısının, yaşamsal ve dini mekânlarda farklı alternatifler ortaya koyması olasıdır. 
Montanizm’in Orta Çağ’ın Ortodoks düşüncesiyle ters düşmesi, Ortodoks inancın geliştirdiği kilise mimarisi dışında oluşturdukları mekânlarda ibadet ihtiyaçlarını karşılamış olabileceklerini akla getirir.
Bu yaklaşımın ilgi çekici örneklerinden biri, Eskişehir, Merkez, İnli Yayla Kaya yerleşimidir. 
Bu kaya yerleşiminin izole pozisyonu ve mekânların düzenlenişi ile bir çeşit manastır hayatına hizmet ettiği anlaşılmakla birlikte mekanlar içerisinde bildiğimiz anlamda bir kilise ya da şapele rastlanmamıştır. Asimetrik ve düzensiz plan şemasına sahip mekânların dini işlev taşıdığı kaya yüzeyinde yer alan haç tasvirlerine dayanarak saptanabilir. 
Mekânlar içinde oluşturulan bazı ayrımların, günümüzde farklı amaçlar için değişime uğrasa da liturjik bölümler olduğu düşünülebilir. Teolojik olarak ibadetin biçimi üzerine yorum yapabilecek durumda olmasak da alıştığımız biçimlerden farklı dini mekânların yaratıldığı izlenebilir. Mekânların içinde alışıldık apsisler yerine küçük boyutlu nişlerin açıldığı ve dini işlevini vurgulayan haç tasvirlerinin işlendiği belgelenir.
Bizans Mimarisinde bilinen plan şemalarına sahip örnekler ise, tipolojik bir sınıflandırma yapılmasını olası kılar. Örnekler arasında en yaygın tiplerden ilki, tek nefli olanlardır. Dikdörtgen biçimli tek mekânlı, beşik tonoz örtülü, yarım daire apsislere sahip bu tür örneklerin boyutları, onları kilise olarak tanımlanmasını da güçleştirir. 
Özellikle içinde günlük hayatın sürdürülebileceği yaşam mekânlarının da yer aldığı kompleksler içindeki örneklerin, büyük cemaatlerden çok küçük gruplara hitap eden şapeller olarak değerlendirilmeleri olasıdır. Selimiye Kayalıkları, Başören, İnpazarcık ve Ayazini Şapeli örneklerinde görülen mekânsal çözümlemeler tek kişilik ibadet mekânları olarak değerlendirilebilir. Orta Bizans dönemi mimarisinde pek çok örneği saptanabilen ve bireysel ibadet mekânları olarak çözümlenmiş örneklere tanıklık etmek olasıdır
Meryem Ana Kilisesi
Ayazini yerleşiminin girişindeki doğal kaya kütlesine oyularak inşa edilen kilise, A kilisesi veya halk arasında Gavur Hamamı olarak da bilinmektedir. Yapı günümüzde kullanılan adını, kilisenin güney narteksinin doğu bölümünde bulunan kabartma tekniğinde yapılmış "Tanrı Anası" anlamına gelen monogramından almaktadır. 
Kapalı Yunan Haçı planında olan kilise, narteks, naos, bema, apsis ve şapel bölümlerinden meydana gelmektedir. Kilisenin doğusundaki üçlü apsis düzenlemesinin dışarıdan da algılanacak şekilde işlenmesi, yapıyı Anadolu'daki diğer kaya oyma kiliselerden ayıran en önemli özelliğidir.
Yapıya doğu cephenin güneyindeki kapıdan girilmektedir. "L" planlı olan narteksin duvarları karşılıklı olarak konumlandırılmış kör kemerler ile hareketlendirilmiştir. Narteksin kuzey kısmına daha sonraki dönemlerde yapıldığı düşünülen tek nefti bir şapel eklenmiştir.
Narteksin farklı bölümlerinde yer alan iki kapı yardımıyla kilisenin naosuna ulaşılmaktadır. Kapalı yunan haçı planlı olan naosta günümüze kırılarak ulaşamamış altı ayağın izleri görülebilmektedir. Merkezdeki pandantif geçişli kubbe ve dört yanındaki beşik tonoz örtü ile haç planın izlenebildiği naosun doğu kısmında bema ve apsis bölümü bulunmaktadır. 
Duvarlar ve zemindeki izlerden naos ve bema arasında taştan yapılmış bir templonun bulunduğu anlaşılmaktadır. Süsleme açısından oldukça sade tutulan yapının apsis bölümünde yan yana eşkenar dörtgenlerle, altında ise karelerle oluşturulmuş bir bordür işlenmiştir. 
Yapıda görülen diğer bir önemli unsur ise giriş koridoru ve narteks duvarlarına kazınarak yapılmış Türk boylarına ait damgalardır. Kayı, Afşar, Bayat ve Eymir boylarına ait olduğu anlaşılan damgalar, Anadolu'nun Türk hakimiyetine geçtiği dönemlerin canlı tanıklarıdır. Kilise mimari ve plan özellikleri ile 10. yy - 12. yy arasına tarihlenmektedir. 
Ayazını Metropolis!
Anadolu tarihindeki en farklı uygarlıklardan biri olan ve Balkan kökenli bir topluluk olduğuna inanılan Friglerin tarih sahnesine çıkmaları M.Ö. 750 yılına denk gelmektedir. Ancak Frigler, yıllar sonra geniş bir alanda egemenlik kuracakları Anadolu'ya M.Ö 1200 lü yıllarda gelmişlerdir. Frigler, o tarihe dek boylar halinde bir yaşam sürmüşlerdir. 
M.Ö 725yılı ile 695 yılları arasına denk zamanda Kral Midas döneminde güçlü bir devlet olmuş, Anadolu'nun en ilginç ve en değerli eserleri kült ve mezar anıtları biçiminde yapılmış, büyük boy kaya bloktan üzerine İşlenmiş Ana Tanrıça Kybele kültüne ait tapınak cepheleri ile aslan kabartmaları yapılmıştır. 
Günümüzde Eskişehir, Afyon ve Kütahya'nın bulunduğu topraklarda yaşayan Frigler, aynı topraklarda yaşayan Yunan halkı üzerinde de büyük etki sahibi olmuşlardır. Bu etkileşim sonucunda Frig kültürü, Roma ve Yunan kültürü içinde kendi etkisini de katmıştır.
M.Ö. 30 yıllarına kadar çeşitli generaller arasında el değiştiren Anadolu, bu tarihten itibaren Roma yönetimi altındadır ve M.S. 395 yılına kadar, yaklaşık 400 yıl Romalılar tarafından yönetilmiştir. Bu yönetimle siyasi bir denge sağlandığı için Frigya'da yeni kentler ve kasabalar kurulmuş, var olan kentlerde yeni imar faaliyetlerinde bulunulmuştur. Frigya bölgesinde Frigçe, halk tarafından çok azda olsa kutsal bir dil olarak kullanılmaya devam etmiştir. M. S. 330 yılından itibaren Bizans dönemi başlamış ve baş şehirden Anadolu'ya uzanan yollardan biri Frigya'dan geçmiştir.
7. ve 8. Yüzyıldan itibaren Arap ve Türk akınları buralara kadar ulaşmıştır. Frigya ikiye bölünmüş; bir bölümü Galatia'ya bağlanmış, bir bölümü de Frigya Salutaris olarak kalmıştır.
Şifalı Frigya anlamına gelen Frigya Salutaris, sıcak suyu ve içme suyu kaynaklarının yoğun olduğu bir bölge olup, Ayazini yerleşimini de içerisine alan Gaziıgöl, Gecek, Ömer, Heybeli, Hüdai bölgelerini kapsamaktadır.
Bizanslılarla yapılan Bolvadin ve Mlryakefalon Savaşları gibi iki önemli savaşın sonrasında Anadolu'ya Selçuklular daha sonra ise Beylikler ve Osmanlılar egemen olmuştur. Ayazinl Metropolis Romalılar ve Bizanslılar Döneminde Hıristiyanlığın önemli bir dini merkezi olmuştur.
Nazlı Kilise
Ayazini yerleşiminin batısında, Meryem Ana Kilisesi'nin ise kuzeybatısında bulunan yapı B Kilisesi olarak da bilinmektedir. Yapı büyük bir kaya kütlesinin güney bölümüne doğu-batı doğrultusunda konumlandırılmış. Kilise tek nefli olup, basit bir giriş bölümü, naos, bema ve apsis olmak üzere dört bölümden meydana gelmektedir. 
Kilisenin batı cephesinde kuzey-güney uzantılı beşik tonozlu bir giriş bölümü bulunmaktadır. Bu bölümdeki dikdörtgen formlu bir açıklıktan yapının naosuna giriş sağlanır. Yapının dikdörtgen naosunun üzeri beşik tonoz ile örtülmüştür. Naosun kuzey ve güney duvarında ise karşılıklı eş boyut ve yükseklikte yuvarlak kemerli sağır nişler vardır. Bu nişler basit duvar payeleri ve köşeli paye başlıkları ile birbirlerinden ayrılmaktadır. 
Günümüzde naosun doğusunda yer alan apsis bölümü yıkılmıştır. Bu bölümdeki izlerden apsis ve naos bölümü arasında ayrımı sağlayan kemerli bir templon düzenlemesinin bulunduğu anlaşılmaktadır. Duvar payeleri ve kalan templon bölümlerinin üzerinde kazıma tekniğinde yapılan çizgisel ve geometrik bezemeler işlenmiştir. Yapı, mimari ve süsleme özelliklerinden yola çıkılarak 9. yy - 13. yy arasına tarihlendirilmiştir
Aslanlı Mezar
Anıtsal nitelikteki Aslanlı Mezar, konumlandığı kayalık alanın güneydoğu cephesine, zirveye çok yakın bir şekilde yapılmıştır. Kaya oygu oda mezarın girişi güneydoğuya bakmaktadır. Antik dönemde genellikle aile mezarı olarak tasarlanan bu tip örnekler, döneminde çok önemli ailelerinden birine ait olmalıdır. 
Ön cephesi tapınaklara öykünerek tasarlanan mezara iki kabartma sütun ile anıtsal bir görünüm verilmiştir. Sütunların üzerinde diş sıralarıyla hareketlendirilen bir arşitrav yatay taşıyıcı, arşitravın üzerinde ise üçgen bir alınlık vardır. Üçgen alınlık içindeki dairesel formlu kabartma aşındığı için tam olarak yorumlanamamaktadır. 
Ancak bu tip benzer mezarlar dikkate alındığında Medusa ya da kalkan kabartması olduğu düşünülebilir. Kabartma sütunların arasına mezar odasına geçişi sağlayan bir giriş kapısı yerleştirilmiştir. Kapının üstünde bir kemer ile kemerin merkezine, Frig Aslanlarına öykünerek kabartma tekniğinde, karşılıklı iki aslan yapılmıştır.
Giriş kapısının sağında, avlunun yan duvarında arcosoliumlu mezar nişli kaya oygu mezar vardır. Arcosolium içinde üslup açısından daha basit yapılmış, kabartma iki aslan betimlemesi işlenmiştir. Mezar odasının dışına avluya yapılan bu mezarın, olasılıkla mezar sahiplerinin hizmetçisiyle ilişkili olabileceği düşünülmektedir. 
Ana mezar odasının duvarlarında üç adet arcosoliumlu mezar vardır. Odanın ortasındaki tahribat fazladır, ancak izlerden bu bölümde khamosorionların kaya oygu tekne mezar olduğu anlaşılmaktadır.
Bu tip kaya mezarları MS 2. yy - 5. yy arasında oldukça uzun bir süre kullanılmıştır.
Metropolis Kilisesi
Ayazini yerleşiminin batısında küçük bir kaya kütlesi üzerinde doğu-batı doğrultusunda yerleştirilen yapı üç neflidir. C Kilisesi olarak da bilinen bu yapı naos, bema ve apsis bölümlerinden meydana gelmektedir.
Kilisenin batı cephesi ile güney bölümünün büyük kısmı yıkıldığından günümüze gelememiştir. Yapıya muhtemelen batı cephesinde yer alan bir açıklıktan girilmektedir. Kilisenin dikdörtgen formlu naosunda orta nefin yan neflere göre daha geniş ve yüksek tutulduğu görülmektedir. 
Naosun net ayrımları üst kottan görülebilmektedir. Yan neflere denk gelen apsisler kuzey ve güney yönünde genişletilmiştir. Kuzey nefin doğu ucunda ise templon düzenlemesine ait izler mevcuttur. 
Ana apsis ve güney apsisin üzerinde farklı ebatlarda birer pencereye yer verilirken, yapının bema bölümünün kuzey duvarında dikdörtgen formlu bir kapı açıklığı yerleştirilmiştir. Metropolis katlı yerleşimine çok yakın olması sebebiyle, burada yaşayanların kullandığı bir kilise olarak düşünülmelidir. Metropolis Kilisesi 10. yy - 13. yy arasına tarihlenir. 
Metropolis Katlı Yerleşimi
Metropolis Katlı Yerleşimi, Avdalaz Vadisi'nin hemen girişindeki kayalık alanın güneydoğu yamacına, ana kayaya oyularak yapılmıştır. Bizans Dönemi'ne MS 5. yy - 12. yy tarihlenen, üç katlı yapı Ayazini'nde yer alan diğer mekanlarla kıyaslandığında yönetim erkiyle ilgili olduğu düşünülen önemli bir yapıdır. 
Zemin katta duvara oyulmuş geçitle bağlanan biri büyük diğer ikisi küçük üç mekan yer alır. Büyük mekanın tabanında ahşap direk çukurları ve silolar, duvarlarında da hatıl delikleri ve oda organizasyonu ile ilgili paravan izleri görülmektedir. Duvarda, kapakla kapatıldığı düşünülen zeminden bir hayli yüksek küçük özel bir alan bulunmaktadır. Bu odanın sütunlu olduğu tavandaki kesik sütun izlerinden anlaşılmaktadır.
Geçitle bağlanan küçük odadan üst kata geçiş için kayaya oyulmuş merdivenler kullanılmıştır. Birinci kat muhtemelen bir toplantı odasıdır. Duvara oyulmuş sekiz adet nişli oturma yeri, toplantıya katılan yönetim erkiyle ilişkili olmalıdır. Yapının merdivenlerle geçilen tuvaleti bu katta bulunmaktadır. Oturma yerlerinin karşısında tabanda geniş ve derin silo çukurları yer alır. Salon küçük pencerelerle aydınlatılmaktadır. 
Bu mekandan en üst kata ayak basma oyuklarından oluşan eğimli ve dik bir geçitle çıkılmaktadır. Yerleşmenin en üst katında üç adet mekan vardır. Taban silolarının en fazla görüldüğü bu katta, bir alt kattan gelen girişin hemen yanında duvara oluşmuş özel bir alan yapılmıştır. Ortadaki geniş mekanın bir Frig mezarının genişletilmesi suretiyle oluşturulduğu, mekanın bir kısmında görülen beşik çatılı tavanından ve ince işlenmiş duvarından anlaşılmaktadır. 
Ayazini /Metropolis
Ayazın köyü girişinde yolun sol tarafına yayılan kaya kütlelerinde oyularak yapılmış büyük bir kilise, Frig geleneğini devam ettiren üçgen alınlıklı, kapı üstü aslan kabartmalı mezar odaları ile çok sayıda basit mezar odaları ve üç katlı olarak kayaya oyulmuş iskan sahası yer alır. 
Roma ve Bizans Döneminde Metropolis adını alarak dini bir merkez olan Ayazin'de eski ve yeni iskan yan yana ve iç içe yaşamaktadır.
Kilise: 
Sarp tüf kayalık içinde dışa ve içe oyulmuş apsisli, içi tonozlu,
sütunlu ve kubbeli, yan ve arka bölüm duvarlarında birbirine bitişik kemerli nişleri, nişler arasında haçlar ve yazı kabartmaları olan örnek bir kilise olup, bitişik kaya odalarıyla birlikte 1000'li yıllarda yapılmış manastır
kompleksidir.
Nekropolis (Mezarlık)
Ayazini Nekropolis alanları, günümüzde Ayazını Köyü'nün de yaslandığı kuzeydoğu-güneybatı aksında, yaklaşık 1800 m uzunluğunda, volkanik bir oluşum olan tüf kayalık yamaç üzerinde bulunmaktadır. Güneybatı Nekropolisi modern yerleşim alanının dışında yer alırken, Kuzeydoğu Nekropolisi ise modern köy yerleşiminin içindedir. 
Bu bölümde mezarlarla köy evleri bazı alanlarda iç içe geçmiştir. Özellikle kayalık yamacın üst noktalarına yapılan evler zaman içinde antik dönem mezarlarıyla kaynaşmış ve ortaya farklı kültürlere ait izlerin bir arada görülebildiği antik ve modern doku çıkmıştır.
Nekropolisin genelinde ise antik dönemin farklı evrelerine ait kültürel izler aynı anda görülebilmektedir. Nekropolis hattı boyunca bazı mezarlar, kaya mekanları, şapel ve kiliselerle aynı bölgelerde iç içe yapılmıştır.
Nekropolisin kullanım aralığı dikkate alındığında, en erken mezarların Frig Dönemi'ne MÖ 7. yy ait olduğu, daha sonrasında Roma MÖ 27- MS 395 ve Bizans MS 5. yy - 12. yy dönemlerinde de kullanımının devam ettiği görülmektedir. 
Bizans Dönemi’den günümüze kadar mezarların bir bölümünün dönüştürülerek yaşam alanına çevrildiği anlaşılmaktadır. Ayazini Nekropolisi'ndeki mezar tipleri üç ana başlık altında değerlendirilmiştir. Bölgede sıklıkla görülen kaya mezarı geleneğinde yapılan bu mezarlar, khamasorion kaya oygu tekne mezar, arcosoliumlu nişli kaya oygu tekne mezar ve kaya oygu oda mezar tipindedir.
Tekil gömme işlemlerinde khamosorion ya da arcosoliumlu mezarlar tercih edilmişken, aile mezarı olarak yorumlayabileceğimiz çoklu gömmeler ile yerleşmenin üst sınıfını temsil eden kişiler için kaya oygu oda mezarlar kullanılmıştır. Bu tip mezarların bazı örneklerinde cephe düzenlemesi tapınak formunda anıtsaldır.
Yazılı Kilise
Kilise, Ayazini köy mezarlığının kuzey bölümünde, kuzey-güney doğrultulu doğal kaya kütlesi üzerine oyularak inşa edilmiştir. 2 No’lu veya G kilisesi olarak da bilinen yapı tek netlidir. Kilise naos, bema, apsis ve ek şapel olmak üzere dört bölümden meydana gelmektedir. Batıdaki giriş açıklığından ulaşılan naos bölümü dikdörtgen planlı olup, üzeri kırma çatı ile örtülmüştür.
Kilisenin kuzey duvarında yuvarlak kemerli küçük bir niş ve iki kapı açıklığı ile Yunan işgali döneminde Yunanlı askerlerin yazdıkları bir duvar yazısı bulunmaktadır. Yapının güney duvarında ise, ortadakinin diğerlerinden daha büyük boyutlu tutulduğu üç nişe yer verilmiştir. Ortada yer alan büyük nişin daha sonraki dönemlerde mihrap olarak yapıldığı düşünülmektedir. 
Yapının her iki duvarlarının önünde naosu dolaşan oturma sekileri yapılmıştır. Naos ve apsis arasında yer alan bema kısmında kemerli ve arşitravlı olarak düzenlenmiş bir templonun izleri bulunmaktadır. Templonun görülebilen yüzeylerinde kazıma tekniğinde yapılan geometrik bezemeler mevcuttur. Bu bölümde bemaya iki geniş basamakla ulaşılmaktadır.
Naosun en doğusunda bulunan apsis, yarım daire planlıdır. Apsisin merkezinde, üzerinde bir niş bulunan ve en kıdemli din görevlisinin oturduğu kathedranın yer aldığı tek basamaklı bir synthronon görülmektedir. Kilisenin kuzey bölümüne daha sonraki dönemlerde bir şapel eklenmiştir, iki giriş açıklığı ile naosa bağlanan ek şapel de tek nefli olup, doğusunda ufak bir apsisi bulunmaktadır.
Plan ve mimari özellikleri göz önüne alınarak MS 6. yy - 8. yy arasına tarihlendirilen yapının yerleşimdeki en erken tarihli kilise olduğu düşünülmektedir. Yapının diğer bir önemi ise bölgede camiye çevrilen tek kaya oyma kilise olmasıdır.
Genç Isa Kilisesi
Kuzeydoğu-güneybatı doğrultusunda tek nefli olarak kayaya oyulan yapı, H Kilisesi olarak da bilinmektedir. Batı duvarının yıkılarak günümüze ulaştığı kilise, naos, bema ve apsis bölümlerinden meydana gelmektedir. Frig kültürünün etkisi olarak naosu beşik çatı şeklinde örtülü olan yapının, doğusunda bema ve apsis bölümleri yer almaktadır. Bema ve naos arasındaki ayrım üç kemerli düzenlemeye sahip bir templon ile sağlanmıştır.
Yapının kuzey naos duvarına oturma sekisi, zeminine ise mezar nişi yerleştirilmiştir. Naos duvarlarında ve templon kemerleri üzerinde fresko tekniğinde yapılmış duvar resimleri bulunmaktadır. Naosun güney duvarına haleli altı figür yapılmıştır. Figürlerden en batıdaki daha küçük resmedilmiştir. Kısmen tahrip olmuş figürlerin kesin kimlikleri tespit edilememekle birlikte azizleri temsil ettikleri düşünülmektedir. 
Kuzey naos duvarındaki duvar resimleri ise günümüze ulaşamamıştır. Kemerli templon alınlığının merkezinde kabartma bir madalyon içerisine Emmanuel İsa Genç İsa tasviri ile iki yanında birer melek tasviri yerleştirilmiştir. Yarım daire planlı olan apsisin yan duvarlarında da cepheden tasvir edilmiş birer melek tasviri bulunmaktadır.
Yapı, mimari ve duvar resim özelliklerine dayanılarak 11. yy - 12. yy arasına tarihlendirilmektedir.
Soylu Mezarı
Kaya oygu oda mezar tipindeki Soylu Mezarı, Ayazini Köyü'nün girişindeki kayalık alanda, yer seviyesinin yaklaşık 2 m. üst kotunda yer almaktadır. Anıtsal nitelikteki bu mezar, bölgenin çok önemli bir ailesine ait olmalıdır.
Tapınaklara öykünerek yapılan cephe mimarili mezarın girişi kuzeydoğuya bakmaktadır. Üst cephesi yüksek üçgen alınlık formunda tasarlanmış olup tepe noktasının altında bir kabartma yer almaktadır. Zamanla aşınan bu kabartmanın Medusa ya da çelenk kabartması olduğu tartışmalıdır. Alınlığın altında, dış sırasıyla hareketlendirilen arşitrav denilen yatay taşıyıcı vardır. Arşitravın altında neredeyse tamamen kırılarak tahrip edilen iki sütunun izleri görülmektedir.
Giriş kapısının üstüne, kemerli yüksek bir alınlık yapılmıştır. Alınlığın içinde, olasılıkla kollarını iki yana açmış ayakta duran tanrıça kabartması olmalıdır, ancak kabartma çok aşındığı için tam olarak yorum yapmak zordur. Kemerin her iki yanında birbirine bakar pozisyonda antithetik iki Frig Aslanı kabartması yer almaktadır.
Mezar odasının duvarlarında üç adet arcosoliumlu yani nişli kaya oygu tekne mezar, ortasında ise iki adet basit khamosorion olan kaya oygu tekne mezar vardır. Odanın merkezinde, kapının karşısında bulunan arcosoliumlu mezarın üstüne, birbirine bakar pozisyonda iki aslan kabartması yapılmıştır. 
Odanın tavanında, bir hilal kabartması, girişin sağ iç tarafında bir kadın, sol iç tarafında ise bir erkek kabartması yer almaktadır. Bu kadın ve erkek kabartmaları olasılıkla mezar sahipleriyle ilişkilidir. İçte, giriş kapısının üstüne, mezarı rahatsız edenlerden korumak için, işçiliği nitelikli bir Medusa kabartması yapılmıştır. Uzun süre kullanıldığı düşünülen bu mezar, MS 2. yy - 5. yy arasına tarihlendirilmektedir. 
Avdalaz Kalesi
Tüf kayaya oyulmuş çok katlı ve çok odalı bir kaya kütlesi olup, günümüz apartmanları gibi yerleşim birimi olarak kullanılmıştır. Kaya kütlesinin; üst girişinde, büyük bir sarnıç, alt kısmında ise mezar odaları bulunmaktadır. Bizanslılar zamanında inşa edilen yerleşim yerinin aynı zamanda kale olarak da savunma amaçlı kullanıldığı bilinmektedir. 
M.Ö. 2 ya da 3. Yy ait devasa bir tüf kaya kütlesinin oyularak frigler tarafından barınma ve savunma amacıyla inşa edilmiştir. Kalenin güney cephesindeki oymaların ve yaşam alanlarının daha çok olması friglerin güneş ışığından faydalandığını göstermektedir. Yaşam alanlarında ki her birinden diğerine geçişin olması friglerin olağan üstü durumlarda hızlı hareket etmelerini sağlamıştır. 
Yine bu kalede yer alan yerin dibine doğru 30 derecelik açıyla yapılmış bir tünel bulunmaktadır. Günümüzde yaklaşık 30 m sonrası taşlarla tıkalı olan bu tünelin bir su kuyusu mu yoksa oluşabilecek herhangi bir tehlike durumunda gizli bir geçit mi olduğu gizemini halen korumaktadır. Kralın ve kraliçenin halkı selamladığı alana bakan bir kral yerinin manzarası eşsizdir. Avdalaz kalesi Friglerden sonra Bizans ve Roma dönemlerinde de kullanılmaya devam edilmiştir.

--------------------------------------------- 
Kamera/Metin Yazım : Mehmet SÖKMEN
Seslendirme : Rüksan Atak Sökmen
Çekim Tarihi : 23.07.2021
Prodüksiyon Yapım Tarihi: 25.09.2021
Video Prodüksiyon Yapım, Yayın Ve Yönetmeni: Mehmet SÖKMEN - 0532 525 84 93 
web: www.mehmetsokmen.tv
         www.youtube.com/MehmetSokmenAntalya

Bu haber 56 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Gezi Notlarımız

Yazılıkaya-Midas Anıtı Ören Yeri Frig Vadisi - Eskişehir

Yazılıkaya-Midas Anıtı Ören Yeri Frig Vadisi - Eskişehir Yazılıkaya Vadisinin güney ucunda, Eskişehir'in Han İlçesi'ne bağlı Yazılıkaya Köyü'nün hemen batısında...

Yedigöller Milli Parkında Sonbahar Bolu

Yedigöller Milli Parkında Sonbahar Bolu Yedigöller Milli Parkında Sonbahar Mevsimi Doğa Ananın sanatıdır, diğerleri sadece mevsimdir. Yedigöller’de, usta r...

Contributor

HAVA DURUMU


Google Translate

Mehmet SÖKMEN - 05325258493 Bu web sitesindeki tüm videoların linklerini adımızı göstererek kullanabilirsiniz ISBN: 978-605-88104-0-2
RSS Kaynağı |