http://www.mehmetsokmen.tv/videolar/ Kış Mevsiminde Kocaçay Şelalesi - Romalıların Aslanları Yok Ettiği Anadolu - Antalya - Mehmet SÖKMEN Tv - Video Prodüksiyon - Antalya
html5 video by ThunderSoft
ANASAYFA VİDEOLAR ANKETLER RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

BU KANALI DESTEKLE

Kış Mevsiminde Kocaçay Şelalesi - Romalıların Aslanları Yok Ettiği Anadolu - Antalya

Kış Mevsiminde Kocaçay Şelalesi - Romalıların Aslanları Yok Ettiği Anadolu - Antalya

Tarih 04 Nisan 2021, 10:11 Editör Mehmet SÖKMEN

Şelale sahası kanyon vadide patika yollarda yürüyüş yaparken gizli kalmış destansı güzellikteki saklı doğa köşesi sizlere ayrı ayrı güzel manzaralar sunacak. Burasının Romalıların Aslan soyunu yok ettiği yer olduğunu biliyor muydunuz?

ISBN 978-605-88104-0-2
Kış Mevsiminde Kocaçay Şelalesi - Romalıların Aslanları Yok Ettiği Anadolu - Antalya  
Kış mevsiminde Kocaçay şelalesi kanyon vadisinde asırlık çınar ağaçları yapraklarını dökmüş ve ortam renklerine griye bürünmüştür. 
Şelale sahası kanyon vadide patika yollarda yürüyüş yaparken gizli kalmış destansı güzellikteki saklı doğa köşesi sizlere ayrı ayrı güzel manzaralar sunacak. Burasının Romalıların Aslan soyunu yok ettiği yer olduğunu biliyor muydunuz?
Anadolu yarımadasında Akdeniz Bölgesi Batı Toroslarda taşların ve ormanların ve suyun coğrafyasına yolculuk yaparken tarihsel süreçte burada yaşayan üst yırtıcı büyük kediler, Aslan, Kaplan ve Leoparların krallığı bu şelale kanyon sahasında hüküm sürüyordu. Romalılar vahşi zevkleri için, gladyatörlerle aslanları kolezyumlarda dövüştürme arzusu uğruna yüz yıllarca Anadolu yarımadasından aslan, kaplan yakalayarak Roma’ya götürdü 
Kocaçay Şelalesi, Antalya şehir merkezine sadece 40 km uzaklıkta Doğal kalmış Sessiz Huzur Noktasıdır. Burada doğanın benzersiz oluşumlarında jeoloji ve suyun sanatı vardır. Ağaçların baş aşağı görüldüğü bu şelale sahasında sert karstik sarp kayalıklar şelaleye yataklık eder. 
Geçmiş bin yılda buraya Asya’dan gelen Kaplan ve Çita da Anadolu’da yaşamış büyük kedilerden. Kaplan bir Asya kedisidir. 1970 yılında Şırnak-Uludere’de vurulan kaplan ülkemizde kaplan bulunduğuna dair bilinen tek kesin kayıt idi. Bu kaplan kaydının ilginç bir öyküsü ise,
vurulduktan sonra, gövde uzunluğu 122 cm ölçülen bu erkek Hazar kaplanının kuyruğu, Irak’lı bir aşiret reisine kamçı olarak kullanması için verilmişti.
Buraya ve Antalya ormanlarının karstik coğrafyasına ve sulak alanlarına; kedigiller familyasından Hindistan'ın batısında, Gucerat bölgesinde, Gir Ormanı'nda yaşayan Asya aslanı, bin yol öncesi çok gür ve henüz tükenmemiş binlerce kilometre karelik orman denizinde uzun yollar kat ederek gelmiştir. Romalılardan Osmanlılara kadar her dönemde burada aslan popülasyonu acımasızca katledilmiştir.
Eskiden Asya aslanı Hindistan'dan İran ve Anadolu Yarımadasına, buradan da Yunanistan'a kadar çok geniş bir coğrafyada yayılmıştır. Günümüzde ise sadece Hindistan'ın batısında bulunan Gir Ormanı'nda yaşamaktadır. 2010 sayımına göre toplam nüfusu 411 kadardır.
Foto: Kılıçdişli kaplan, Kılıç Dişli Kaplan uludere
Kılıçdişli kaplanlar, 11 bin yıl öncesine kadar Amerika, Afrika ve Avrasya’dan buraya kadar gelmişti. Bunlar çayırlar, sık çalılarla kaplı alanlar ve çam ormanlarında yaşıyorlardı. Buradada yaşamış olan türünün boyu 2 metreye yakındı. 
Buraya gelin, çocuklarınıza burada doğanın dilini öğretin. Çünkü yeni nesil için doğa giderek soyut bir kavrama dönüşüyor. Unutulmamalıdır ki, doğa bizler için, özellikle de çocuklarımız için hava kadar, su kadar temel bir ihtiyaçtır. Doğayı yaşanabilir halde tutmak için öncelikle onu anlamak gerekiyor. Doğayı anlamanın tek yolu ise onu öğrenmekten geçiyor. 
Bu sebeple çok hızlı ve acil olarak çocuklarda küçük yaşta doğa koruma bilincini oluşturma çalışmaları yapılmalıdır. Doğa kavramı oldukça karmaşık bir durum olsa da, Doğa sözcüğü, dildeki belki de en karmaşık kelimedir. Doğa, insan etkisiyle kirlenmemiş ya da dokunulmamış toprak parçaları ya da hava olarak tanımlanabilir. 
Geçmiş bin yılda Türkiye'de Anadolu'nun tüm bölgelerinde yaygın olan Asya aslanının Anadolu'da nesli tükenmiştir. Son olarak 13. Yüzyıl’a kadar Anadolu'da yaşıyordu. Afrika aslanından daha küçük ve daha az sayıda olan Asya aslanı 100–140 kg olurken, Afrika aslanı 200 kg civarındadır.
Vaşak, karakulak halen bu sahalarda yaşayan yaban kedisidir, saz kedisi sayıları azalmış olsa da hâlâ Anadolu’nun değişik bölgelerinde yaşıyor.
Kamp yapılabilen şelale sahasında aşırı kirlilik yaratılmıştır. Lütfen Ayak izinizden başka hiçbir şey bırakmayın. Çöplerinizi yanınızda götürün. 
Ayrıca Kocaçay deresinin içinden su ayakkabısı ile gitmeniz çok daha keyifli olur. Diğer seçenek ise, derenin yanı başından patika yoldan dereyi kaybetmeyecek şekilde yaklaşık 750 metre ilerledikten sonra derenin sonu sizi Kocaçay Şelalesine çıkaracak. 
Sabah ışık konumundan başlayarak akşam ışık zamanına dek farklı zaman çekimlerinde doğanın büyüleyici renk paletlerinin yarattığı eşsiz sanatın gösterisi asırlık çınar ağaçlarının sarp kaya sistemindeki ilginç biçimlenişinin seremonisi ile taçlanır.
Türkiye’de tüm Anadolu’da yaşayan Asya aslanının Anadolu’da nesli günümüzde tamamen tükenmiştir. Anadolu’da yaşayan son aslanlar 13. yüzyılda Anadolu Selçukluları zamanına kadar yaşamıştır. İran Aslanı alttürü de eskiden Anadolu’da geniş yayılış alanına sahipken daha sonraları soyları tükenmiştir. 
Bu çıtalar ve aslanların buradaki ana beslenme et kaynağı Ulugeyik, alageyik, karaca, yaban keçisi, dağ keçisi, yaban koyunu ve ceylanın da soyu tükenmiştir
Flora sistemi suya ve kayalıklara uyum sağlamış ortak yaşamayı geliştirmiştir. 
Şelale sahasında doğa yeşil altın rengini ustaca yaratmıştır.
Doğada İnternet olmasa da bu belgesel filmimizle bizimle doğanın derin sessizliğinde yolculuğa çıkın ve muhteşem bir meditasyon için Kocaçay şelalesi su ve ağacın sanatı eşliğinde zinde kalın!
Gelin burada suyun moleküler dansı eşliğinde yorgun bedeninize en gözde masaj terapisini yapın rahatlayın. Aynı zamanda gözleriniz görecek, yorgun bedeniniz hızla uyanacaktır.
Eğitim sisteminin çökertilmesi ile cehalete sürüklenen halk kendi öz değerlerine sahip çıkamaz. Sahip olduğu zenginliğin bugüne kadar yeterince farkına varmamış olması, Türkiye doğasını yeterince anlamasına ve korumasına engel olmuştur. Leopar, kaplan, sırtlan, aslan, varan, vaşak ve karakulak gibi ilginç, büyük ve gözden kaçması mümkün olmayan hayvanların bile Türkiye faunasına dâhil canlılar olduğunun ülkede fazla bilinmemesi, hâliyle varlığından haberdar olunmayan bir zenginliğin korunmasının da önüne geçmiştir.
Gelin burada yüzün ve doğa ananın en güçlü iksirleri ile rahatlayın, doğanın derin sessizliğinde muhteşem bir meditasyon için su ve ağacın sanatı eşliğinde zinde kalın!
Doğal yapılanma sonucu benzersiz sanatsal oluşumlar sunan bin yıllık çınarlar oyulmuş, insanların sığabilecekleri oyuklar yörenin vahşi yaşamına barınaklık yapıyor. 
Geçmiş yıllarda burası dahil, Türkiye ormanlarımızda geyik, karaca, ayı türü hayvanlar çok sayıda görüldükleri halde, günümüzde miktarları son derece azalmıştır. 16. Yüz yıla değin Türkiye ormanlarında aslan popülasyonu bulunuyordu. 1970’li yıllara kadar burada ender de olsa pars türü görülebiliyordu.
Kocaçay kanyon vadisinde su ayakkabısı ile geçiş yapmak çok daha keyifli olur. Diğer seçenek ise, kanyon girişinde patika yoldan vadiyi kaybetmeyecek şekilde yaklaşık 750 metre ilerledikten sonra vadi sonu Kocaçay Şelalesi çağlayanlarına gelinir. 
Buraya çocuklarınızla gelin, doğanın özünü kavramış çocuklar, aynı zamanda bitkilerin de kesilmelerinden rahatsızlık duyacak, onların da yaşam haklarını savunacaklar, böylece doğayı bitki ve hayvanları koruyan canlı öğelerden oluşan etkileşimler ile ifade edecekler.
Küçük yaşta doğa bilinciyle yetiştirilmiş çocuklar, ortaöğretim çağında doğayı bitki ve hayvanlardan oluşan, temiz, dokunulmamış bir çevre olarak algılayacak ve doğa tahribatına şiddetli direnç gösterecekler. Sonuçta doğa eğitimi alan çocuklar; doğayı, canlı ve cansız öğelerden oluşan, temiz bir çevre olarak algılamış olacaklar. 
Muhteşem ve görsel güzelliklerle dolu şelale sahası doğa eğitimi içeriği itibariyle çok disiplinli bir karakter taşımaktadır. Doğa eğitimi, doğayı doğal ortamlarda tanımaya, doğanın sunduklarını eğitim konusu, malzemesi ve aracı olarak değerlendirmeye yönelik olmalıdır. 
Yaklaşık 10 metre yükseklikten dip kazana akan şelale, bölge halkının yaz aylarında serinlemek için gittiği bir adres konumundadır, doğa fotoğrafçıları için de doğal plato niteliği taşıyor. Her mevsimde görsel güzellikler sunan şelale, taşıma kapasitesi dikkate alınarak yerli ve yabancı turizme kazandırılabilir.
Burası umutsuz aşkların yeniden canlanabileceği doğa sanatının en iyi peyzajlarının ebrulu çizgilerinin en doğal terapisidir! Yöre halkı burayı gizli cennet olarak adlandırsa da, kirletmekten geri durmuyor. Sanki bir defa kullanacak gibi doğayı hoyratça kirletmeye devam ediyorlar.
Doğa eğitimi kısıtlı sürelerde de olsa bireylerin doğal süreçler konusunda bilgilenmelerini sağlar, onların doğaya olan yatkınlıklarını artırır, duyarlı ve bilinçli kılar, daha bağımsız düşünen bireyler olmalarına katkı sunar. 
Şelale sahası dahil gezegenimizde her canlı ve cansız unsurun, ekosistemlerdeki her bitki ve hayvanın doğal denge açısından bir görev ve işlevi olduğunu; doğadaki canlı ve cansız unsurlar arasında karşılıklı etkileşimin kaçınılmaz olduğunu anne-babalar, ve öğretmenler öğrencilere tam olarak kavratamamakta veya kavratmada zorluk çekmektedirler. Çünkü öğretmen doğayı bilmiyor ki nesillere de öğretsin!
Önce doğayı tanıyacak, doğada zaman geçirecek ve özümseyeceksin ki, doğayı anlatabilesin! Doğa eğitimi öncelikle formal değildir. Oysaki doğa eğitimleri adından da anlaşılacağı üzere doğada yapılan eğitimlerdir. Çocuklara verilecek olan doğa eğitimi kısa bir göl veya şelale yürüyüşünde bile gerçekleştirilebilir.
Burada cehaletin pençesindeki boş beyinli insanların bıraktıkları atıklarla, Doğa ananın, aynı bir anne gibi evlatlarını sarıp sarmalayan kutsal bir varlık olduğunu kavrayamamış, milyarlarca türden çocuğu olan doğa anayı, doğa düşmanı insanlar olarak kendisinden küstürmeyi başarmıştır. 
Oysaki ondan öğrenilecek daha nice dersler vardı. Doğayı dinleyerek edinilebilecek o kadar kazanım var ki! Yaşanılan şehirler insan yaşamını en ufak ayrıntısına kadar değiştirerek ve geliştirerek gidiyor. Ancak bir metropolün imkanları tartışılamaz derecede fazla olsa da; her gün çekilen trafik, asfalt ve binalarla kaplı bir ortam gibi kalabalığın içindeki yalnızlıkla gelen stres ve yorgunluk insanı fazlasıyla yoruyor. 
İşte bu şelale sahası haftanın bir veya iki günü kendisini dışarıya atan ve nefes almaya çalışan insan için çok değerlidir, ama aşırı kirletilme ile kudretli doğa ana bu değeri geri alacaktır. Arada bir bunlardan uzaklaşıp doğayla baş başa kalmak insanın hem bedensel hem de ruhsal sağlığı için olmazsa olmaz beden terapisidir.
Gelin burada yansımaların seremonisini izleyin, gün ışığının muhteşem benzersiz büyüsüne tanık olun, özünüze terapi yapın! Şelale ekosisteminde Doğayla iç içe olmak, onu izlemek, onu anlamaya çalışmak gerçekten doğasever insana kendisini tanıma fırsatı veriyor. 
Ne de olsa insanoğlu da her canlı gibi doğanın bir parçasıdır. Her şeyiyle öncü ve örnek olan Doğanın her parçasından edinilecek birçok ders vardır. Balıklardan yola çıkarak gemiler ve denizaltılar, kuşlardan uçak, yılanlardan metrolar ve daha niceleri tasarlanmış. 
Toprağı kaybetmesine rağmen köklerini uzatarak suyu ve toprağı arayan ağaç misalinde yaşam umudumuzun tükendiği zamanlarda doğayla baş başa kalmak, bir terapi yöntemidir hep. Bir dostun vereceği tavsiyeden ötesini bazen küçük bir çiçek ya da bir ağaç neden vermesin ki? Bir ağaç bize yaşama tutunmanın önemini ve sabrı öğretir. Zorluklarla başa çıkmanın, büyümenin ve güzelleşmenin önemini gözlerimizin önüne serer. 
Bazen bir ağacı izlemek, onun hikayesini hayal etmek, insana sunulan teselli cümlelerinden çok daha fazla etki ederek, hayata sarılmasını sağlayabiliyor. Aldığı darbeleri unutmayıp, onların izlerine de sarılarak güçlenen bir ağaç gibi olmasını, daha gür ve sağlıklı olabilmek için zaman zaman budanmasını öğütlüyor. Kökler bile ağaca dönüşebiliyorsa bize muhteşem bir ders neden olmasın?
Kaybetmeden kazanamayacağı ancak o kaybettiğinde parçaların insanlara hiçbir fayda sağlamayacağını; aksine insanı yavaşlatacağını öğütlüyor, güzelim ağaçlar. Bazen de açmayı bekleyen çiçeği insana her şeyin bir zamanı olduğunu ve sabretmesi gerektiğini anlatıyor. Meyveye dönüşmek için sabırla bekleyen bir çiçek gibi!
Doğadan öğrenmek dendiği zaman olayı sadece ağaçlara, çiçeklere endekslemek doğru değildir. Akan yavaş veya hızlı sular da çok şey öğretir insana. Farklı yerlerden akan suların toplandığı nehirlerden öğrenecek çok şey vardır. Ne kadar şiddetli de aksan bir noktada buluşup sakince hayatına devam etmen gerektiğini öğütler nehirler. 
Farklı yerlerden akan bir sürü hırçın suyun aynı yerde birbirlerini kucaklamasından öğrenilecek en büyük ders, farklı kişilerin de aynı amaçlarla aynı adımları atarak yürüyebileceğini gösterir insanlığa.
Biraz da mistisizm katarak örnekleme yapalım; Güneşe olan aşkından yüzünü ona çeviren ayçiçeğini hatırlayın, Güneşin ortamdan ayrılması ile başını eğip de sevdiği gelene kadar gözlerini kapatan ayçiçeğinden sadık olmak kültürü öğrenilebilir belki de. Ya da karların arasından bile sevdiğine kavuşmak için bütün güzelliği ile ortaya çıkan kardelen çiçeğini!
Doğa ana muhteşem bir döngü içerisindedir. Her canlı doğar, büyür ve ölür. Doğumun mutluluğu da yaşanır, ölümün hüznü de. Ama hayat sürekli devam eder. Bir hayvan hiçbir zaman yiyeceğinden fazla yemek peşinde zaman öldürmez. Aç değilse, yiyebileceği bir hayvanı yakalamaz. 
Çiçek, bitki ihtiyacından fazla toprağına yağmur suyunu çekmez. Doğada her şey kararındadır. Belki bu yüzdendir insanlar için mutluluğu doğada bulmak. Hırslardan, fazlalıklardan uzaktır doğa. Bir gün her şeyin biteceğinin bilincinde; yaşam için mutluluğu o ana sığdırmaktır.
Şelale sahası yeşilin her tonunu üzerinde bulunduruyor. Tertemiz havası ile insanın içini ferahlatıyor adeta. Sarp kayalıktaki ağaçlık salkımları muhteşem bir manzara oluşmasını sağlıyor. 
İlham almayı ve algılamayı bilene doğa gerçekten de yaşama dair çok şey anlatıyor. Doğa ananın sunduğu örnekler tarih boyunca gözlemlenip, pek çok ağaç ve çiçek simgeselleştirilmiş. İnsanlık tarihini en iyi sembolize eden ağaç elbette çınar olmuştur. Çınar; heybeti ve asaleti simgeler. Şelale sahasının oluşumu günümüze kadar nelere şahitlik ettiğini düşünürse insanoğlu çok şeyler öğrenecek. Keşke dilleri olsa da anlatsalar! 
İnsanoğlu her zaman doğanın olağanüstü güzelliğinden ilham almıştır. Doğada zaman geçiren insan kendisini yenilenmiş hisseder, yiyecek ve şifalı otlar sunmasının dışında, tabiat ana yorgun özleri ve bedenleri canlandırmaya her zaman yardımcı olur.
Buz gibi akan suları ile ağaçların altında masalsı bir görünüme sahip Kocaçay Şelalesi’nden akan sular dip kazan göletini oluşturmuş ve muhteşem güzellikte tam doğal yüzme havuzu haline getirmiştir. Özellikle yöre insanları buradan iyi yararlanırken kirletmeyi de ihmal etmiyor. 800 metrelik güzel bir doğa yürüyüşünün ardından şelaleye ulaşılıyor.
Ne var ki, çevre kirliliği sahada iki sevgili Yeşil ve Maviyi de birbirinden ayırıyor. Yeşil tükeniyor, mavi kirleniyor. Kalkınma adına yapılan doğa soygunları ve en önemlisi de insanoğlunun yakalandığı tüketim hastalığı kendisini sadece doğadan koparmakla kalmıyor, onu pervasızca da yok ediyor.
Doğa hırsızı insanoğlu kendisini o kadar üstün görüyor ve bir o kadar da doğanın dışında kabul ediyor ki, ne yaparsa yapayım kaybetmem sanıyor. Doğa soygunu bu hızla devam ederse çocukların maviyi göremeyeceğini ve yeşile hasret kalacağını göremiyor. 
Asya Çitası 19. yüzyılın sonlarına kadar Güneydoğu Anadolu’da ve  bu sahada görülmüştü. O dönemde çitaların av köpeği gibi eğitilerek kullanıldığı biliniyor. Osmanlı padişahlarının da çitaları avlarda kullandıkları o döneme ait sanat eserlerinden anlaşılıyor.
Leoparlar da Anadolu’da yaşamış, hatta hâlâ yaşadığına ilişkin önemli kanıtlar bulunan yırtıcı memelilerden bir başkası. Panter ya da pars adı da verilen leoparların, Anadolu Leoparı olarak bilinen alttürü, eskiden Anadolu’da yaygın olarak bulunurdu. 
Türkiye tüm sahası zengin biyoçeşitliliğin önemli nedenlerinden biri de buzul çağları boyunca Anadolu’nun sığınak noktası hâline gelmesidir. 1.800.000 ila 10.000 yıl öncesinde yaşanmış olan buzul dönemlerinde birçok canlı Anadolu’ya sığınarak hayatta kalmayı başarabildi. 
İklimin soğuduğu bu dönemlerde, kuzeyde yaşayan türlerin çoğu güneye ilerleyip Trakya ve Kuzeydoğu Anadolu’dan girerek Anadolu’ya yerleşti. İklimin ılıman hâle geldiği buzul arası dönemlerde ise güneyden gelen Afrika kökenli hayvan türleri kuzeye göç ederek Hatay, Güneydoğu Anadolu ve Iğdır Ovası üzerinden Anadolu’ya girdi. Sonuç olarak tüm bu göçler Anadolu’da biyoçeşitlilik anlamında önemli izler bıraktı.

--------------------------------------------- 
Kamera/Metin Yazım : Mehmet SÖKMEN
Seslendirme : Rüksan Atak SÖKMEN
Çekim Tarihi : 16-22.02.2021 
Prodüksiyon Yapım Tarihi: 17.03.2021 
Video Prodüksiyon Yapım, Yayın Ve Yönetmeni: Mehmet SÖKMEN - 0532 525 84 93 
web: www.mehmetsokmen.tv
         www.youtube.com/mehmetsokmen1

Bu haber 143 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Gezi Notlarımız

Katmanlı Merdiven Şelalesi Ve Devkazanı Serik

Katmanlı Merdiven Şelalesi Ve Devkazanı Serik Elbette sizlerde çok sayıda şelale ve dev kazanı görmüşsünüzdür. Ancak Katmanlı Merdiven Şelalesi Dev Kazanı dünyad...

Kumun Sanata Dönüştüğü Yer Antalya Sandland

Kumun Sanata Dönüştüğü Yer Antalya Sandland Kumun Sanata Dönüştüğü Yer Antalya Sandland

Contributor

HAVA DURUMU


Google Translate

Mehmet SÖKMEN - 05325258493 Bu web sitesindeki tüm videoların linklerini adımızı göstererek kullanabilirsiniz ISBN: 978-605-88104-0-2
RSS Kaynağı |