http://www.mehmetsokmen.tv/videolar/ Aspendos Antik Kenti Belkıs Ören Yeri Serik Antalya - Mehmet SÖKMEN Tv - Video Prodüksiyon - Antalya
html5 video by ThunderSoft
ANASAYFA VİDEOLAR ANKETLER RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

BU KANALI DESTEKLE

Aspendos Antik Kenti Belkıs Ören Yeri Serik Antalya

Aspendos Antik Kenti Belkıs Ören Yeri Serik Antalya

Tarih 22 Mart 2021, 22:44 Editör Mehmet SÖKMEN

Coğrafya organik yapı bütünlüğünde günümüze kadar gelmiştir. Köprülü sulak sahası Antik uygarlık için hayat kaynağı olmuştur, kısacası doğanın en cömert davrandığı Aspendos antik uygarlığını yaratan zeki insanlara yardım ve kaynaklık etmiştir.

ISBN 978-605-88104-0-2
Aspendos Antik Kenti Belkıs Ören Yeri Serik Antalya 
Aspendos Antik Kenti Sahası dünyada benzersiz coğrafi özelliklere sahiptir. Antik Tarih, Kültür, Coğrafya organik yapı bütünlüğünde günümüze kadar gelmiştir. Köprülü sulak sahası Antik uygarlık için hayat kaynağı olmuştur, kısacası doğanın en cömert davrandığı Aspendos antik uygarlığını yaratan zeki insanlara yardım ve kaynaklık etmiştir.
Zamanının çok ilerisindedir, Aspendos antik uygarlığı. 3000 sene öncesinde zeki insanların yarattığı ve geliştirdiği inşaat yüksek mühendisliğinin şahikası günümüz teknolojisi ile halen yarışır durumdadır. Antik insan doğayı sevmiş ve doğaya sahip çıktığını inşa ettiği eserlerin konumlarını özenle seçerek ve kabartmalarla işleyerek bize doğayı korumamız mesajını vermişlerdir.
Antik insan verimsiz ve sarp alanları yerleşke yapmış, verimli arazileri ise tarımsal amaçlı kullanmıştır. Araziyi bilinçli kullanım ile doğal felaketleri en aza indirmişlerdir. Buna karşı sadece barbarlığı meslek haline getiren, çalışmayarak yağma ve talana dayalı saldırgan kavimlerle de baş etmeye çalışmışlardır. Arap saldırıları da bu bağlamda gerçekleşmiştir. 
Günümüz Antalya ilinin orta kesimleri antik dönemde "tüm kavimlerin ülkesi" anlamına gelen Pamfilya bölgesi olarak bilinmekteydi. Bölgenin en eski tarihinde ilk yerleşimlerin yerli Anadolu halklarınca gerçekleştirildiği, göç ve nüfusun artmasıyla da birçok yeni kentin kurulduğu anlatılır ki, Aspendos bu kentler arasında günümüzün en popüler ve çarpıcı antik kentidir.
Ününü ve önemini çok yakınından akan Köprüçayı nehrine, antik eurymedon’a borçlu olan Aspendos Akdeniz’le bağlantısını sağlayan nehir trafiği sayesinde bölgenin en işlevsel ticaret merkezi olmuştur. Aşağı ve yukarı olarak iki bölümden oluşan nehir kenarı yerleşiminin en anıtsal kalıntıları nehir yatağından yaklaşık 60m. Yükseklikte yer alan tepe düzlüğündeki yukarı şehirde akropol bulunur. Yer yer düzgün kesilmiş dikdörtgen bloklardan yapılmış surlarla korunan 20 hektar genişliğindeki oval şekilli tepeye birbirine ana caddelerle bağlanan 3 anıtsal kapıdan girilmekteydi.
Aspendos komşu Perge ve diğer şehirlerle beraber birçok savaşa sahne olmuş, ancak genel olarak bölgenin tarihi kaderini paylaşmıştır. İ.Ö.333'de büyük İskender imparatorluğu, 133'de Bergama krallığı, 43'den itibaren de roma imparatorluğu idaresinde yönetilmiş, 2. ve 3. Yüzyıllardaki barış döneminde altın çağını yaşayarak Akdeniz’in en işlek ticaret merkezlerinden biri olmuştur. 
Akropolde ve aşağı şehirde inşa edilmiş ticari bazilika, anıtsal çeşme, suyolları, stadyum ve tiyatro, nüfusun 20 binlere ulaştığı bu dönemin en anıtsal yapılarıdır. Roma imparatorluğunun yıkılmasını takip eden yüzyıllarda Arap ve korsan hücumları, deprem ve salgın hastalıklarla tahrip olan kentin 7. Yüzyıldan sonra tarih sahnesinden çekilmiştir.
Antik kenti sahası farklı coğrafi özelliklere sahiptir, engebeli yapısında mevsimsel çok sayıda endemik bitki ve çiçekler ortamı rengarenk süslüyor. 
Ticari aktivitenin yanı sıra Akdeniz’in en zengin kentlerinden biri olmasında; verimli tarım alanları, zeytinlikler, üzüm bağları, tuz yatakları ve at yetiştiriciliği önemli rol oynamıştır. Belli başlı ihraç ürünleri arasında; günümüzde kurumuş olan yakındaki Kapria gölünden elde edilen tuz, el dokuması halı ve kilimler, limon ağacından yapılmış mobilyalar ve yüksek kaliteli Aspendos şarabı sayılabilir. 
Bunlar arasında ilk sırayı ünlü Aspendos atları almaktaydı ki, büyük İskender’in şehri yılda 4000 atlık vergiye bağlaması bunun en somut kanıtıdır. Aspendos'ta basılan gümüş sikkeler tüm Akdeniz dünyasının en geçerli parası olup bir yüzünde şehrin özgün Anadolu adı "estfediys" yazısı, diğer yüzünde ise şehrin sembolü iki güreşçi figürü yer almıştır.
Kalıntılar arasındaki en eski anıtsal yapı akropolün kuzey-doğu terasında ana kaya üzerine kurulmuş dor düzenindeki küçük boyutlu tapınaktır. IÖ.3.YY. da Tiyatrodan en az 400 yıl önce inşa edilmiş olup günümüze sadece temelleri kalabilmiştir. 
Suyollarının inşasından önce ana kayaya oyulmuş yaklaşık 5 m. Derinlikteki armut şekilli sarnıçlarla şehrin su ihtiyacı önemli ölçüde sağlanabilmiştir. 2.yüzyıl sonlarında inşa edilen suyolları ile Toros dağlarındaki kaynağından şehre kazandırılan su, normal atmosfer basıncı altında, iki basınç kulesiyle su ulaşımının en çarpıcı mühendislik örneğidir.
Kullanılan teknik çok sonraları icat edilmiş olan bileşik kaplar teorisiydi. 
Aspendos tiyatrosu antik dünyanın en iyi korunmuş roma dönemi tiyatrosudur. İmparator Markus Aurelius 161-180 döneminde Aspendos'lu ünlü mimar Zenon tarafından planlanıp Crispinus ve Auspicatus Curtius adlı iki kardeş tarafından inşa ettirilip imparator ailesi ve şehrin tanrılarına adandığı ana girişlerin üzerindeki kısmen okunabilen yazıtlardan anlaşılmaktadır. 
Yapım malzemesi olan konglomera ve kireç taşı blokları Toros dağlarındaki en yakın ocaklardan, dekorasyon malzemesi mermer ise afyon İscehisar eski antik dokimeion’dan getirilmiştir. En üst kemerli galerinin desteği ile blok aralarındaki sağlamlaştırma çalışmaları dışında onarım görmeden özgün haliyle günümüze kalabilmiş tek tiyatrodur.
13.yüzyılda büyük Selçuklu sultanı Alaeddin Keykubat tarafından onarılarak nadide Selçuk çinileriyle bezenen sahne binası bir süre sultanın yazlık konutu olarak kullanılmıştır. Mimari-mükemmelliğinin yanında akustiği ile de ünlü olan Aspendos tiyatrosu 1930 yılından itibaren büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün buyruklarıyla ziyarete açılmıştır. Ünü her yıl artan opera ve bale festivalinin yanında; halk dansları, konser ve benzeri şov ve kültürel etkinliklerle de binlerce konuğa ev sahipliği yapmaktadır.
Aspendos’un en parlak devri, Roma’nın desteğinin olduğu devirdir. Roma’nın çöküşüyle Aspendos da küçülür ve yapıyı dış saldırılardan korumak için surlar inşa edilir. Bizans devrinde Aspendos tamamıyla eski görkemini kaybeder ve Bizans’ın bir askeri üssü durumuna düşer. 
Defalarca Araplar tarafından işgal edilir. Ancak Selçuklular devrinde yine önemli bir üs olur. Osmanlı devrinde önemini kaybeder ve 18. yüzyılda tamamen terk edilir. 1923 yılından sonra, yeniden canlanma umutlarıyla, Türkiye Cumhuriyeti’nin önemli bir kazı alanı olarak ele alınır. 
Antik kent sahası engebeli arazisi Mart ayında çok çeşitli endemik çiçekli bitkiler olanca güzelliklerini sergilerken, aynı zamanda bal arıları için nektar kaynağıdır. Konglomera kayaçlı minik kanyon vadilerdeki mağaralar yarasalara ev sahipliği yapıyor.
Aspendos aşağı agora yapılarında tam temizlenmemiş ve bir tarafı kapalı odalarda yüksek frekanslı yarasa sesleri kulakları tırmalamaya yetiyor. Karanlık dehlizlerde çok hızlı hareket eden yarasalar çekimlerimiz esnasında saldırgan davranış sergilediler.
Antik kentin Roma Bazilikası’nda bulunan ve Yunan mitolojisinde müziğin, güzel sanatların, güneşin, ateşin ve şiirin tanrısı, kehanet yapan, bilici tanrı Apollon’a ait olduğu tahmin edilen mermer heykel, değerli materyallerin satıldığı veya depolandığı, hatta bazılarının da ofis olarak kullanılmış olabileceği ihtimali üzerinde durulan 2 bin yıllık dükkanlar ve 1800 yıllık yazıt son yıllarda halen antik kentten çıkarılan buluntulardır.
Efsane akustik özellikli tiyatro M.S. 2. yüzyılda Roma İmparatoru Marcus Aurelius 161-180 döneminde inşa edilen tiyatronun sahne binasının güney duvarındaki konsol üzerindeki yazıt, bu yapının mimarının Theodoros’un oğlu Zenon olduğuna işaret eder. Devrin tanrılarına ve imparatorlarına adanmış bu eser, dünyada caveası yani oturma yerleri ve sahne binası bütün olarak yapılmış ender Roma tiyatroları arasında yer alıyor ve bugün hala görenleri büyülüyor. 
Tiyatronun en etkileyici bölümlerinden biri, en üst seviyede 59 beşik tonozun oluşturduğu kemerler. Diğeri ise hala ayakta duran sahnedir. En üst noktası tiyatronun kemerleriyle aynı yüksekliktedir. Sahne tamamıyla mermerden inşa edilmişti ve heykeller ile kabartmalarla süslüydü. 
Mükemmel akustiği sayesinde en üstte oturanlar bile sanatçıların her konuştuğunu rahatlıkla duyabiliyordu. Sıralarda yazılı olan isimler kentin ileri gelenlerine aitti. Günümüzde halen görebildiğimiz girişin iki yanındaki yazıtlar, bu tiyatronun inşasında destek olmuş ve tiyatroyu kentin tanrılarına ve imparator ailesine adamış olan iki kardeşe ait. 
Günümüzde görebildiğimiz kırmızı renkteki zig-zag motifler, Selçuklu devrinde bu tiyatronun bir kervansaray olarak kullanıldığı günlerden. Tiyatronun günümüzde hala ayakta olmasının ve burasının konser gibi önemli sanatsal etkinliklere ev sahipliği yapabilmesi, Atatürk’ün 1930 yılında burayı ziyaret edip onarılıp yeniden kullanılması direktifini vermiş olması sayesindedir. Tiyatronun önünde büyük, gölgesiz bir park yeri vardır. 
Tarihteki birçok olağanüstü eser hakkında birçok efsane vardır. Ancak, Aspendos Tiyatrosu’nun efsanesinin en etkileyicilerden biri olduğunu söylemekte yarar var. 19. yüzyılın sonlarında yaşamış olan İngiliz arkeolog ve bilim insanı David George Hogarth, dünyanın en iyi korunmuş Roma tiyatrolarından biri olan Aspendos Tiyatrosu için şunları söylemiş: “İtalya, Fransa, Dalmaçya ve Afrika’da amfitiyatrolar, Mısır ve Yunanistan’da tapınaklar, Girit’te saraylar görmüş olabilirsiniz. Antik çağdan günümüze gelen kalıntılara belki doydunuz veya belki onlardan hiç hoşlanmadınız. Ama Aspendos’taki tiyatroyu henüz görmediniz.”
Tiyatronun yanından başlayan bir patikadan ulaşılan akropoliste karşılaşılan ilk yapı, bazilikadır. Bizans döneminde büyük değişiklikler yapılmış bazilika orijinal yapısını  kaybetmiştir. Bazilikanın güneyinde, şehirdeki ticari, sosyal ve politik faaliyetlerin merkezi olan üç yanı evlerle çevrili agora vardır. 
Agoranın kuzeyinde, bugün sadece ön duvarı ayakta duran nymphaeum vardır. Nymphaeumun arkasında konsey üyelerinin toplandıkları bouleterion ya da odeon olarak kullanılan bir bina vardır. 
Kuzeydeki dağlardan şehre su getiren bir kilometre uzunluğundaki sukemerleri eski çağlardan kalan nadir örneklerdendir 
Aspendos Antik Kenti, Türkiye'nin güneyinde, Antalya’nın Serik ilçesinde  Eurymedon (Köprüçay) nehrinin kenarında bulunan antik Pamphylia bölgesinde yer almaktadır. Akropol deniz seviyesinin yaklaşık 60 m üzerindedir ve Nymphaeum, Bazilika, Market Binası ve Odeion gibi günümüze kalan birçok kalıntının da bulunduğu düz bir tepede bulunmaktadır.
Aspendos için çok şey söylenir. Yunan efsanesine göre, şehir Truva Savaşından sonra Pamphylia’ya gelen kahraman Mopsos liderliğindeki Argive kolonicileri tarafından kurulmuştur. Strabon’a göre Argoslu göçmenlerce kurulan Aspendos antik kentinin adı, M.Ö. 5. yy. sonlarına tarihli sikkelerde, Estwediys olarak geçmektedir. 
Aspendos antik kenti, üstü oldukça düz ve ovadan 40 m. kadar yükseklikte bir tepe ile eteğinde kurulmuştur ve bu tepenin eteğindeki tiyatro günümüzde ayakta kalmış ve en iyi korunmuş yapılardan biridir.
Aspendos Antik Kenti, Antalya Manavgat yolunun 48. Km’sinde ve yolun 4 km kadar kuzeyinde yer alır. 
MÖ V-IV. yüzyıllardaki paralar üzerinde kentin adı Estvediya olarak görülür. MÖ 5. yüzyılda Aspendos, Side gibi kendi adına sikke basan bir şehirdir. Atina Deniz Birliği’ne üye olan Aspendos’un ismi MÖ 468 yılında o zamanlar ulaşım imkanı sağlayan ve Aspendos önünde bulunan Eurymedon Köprüsuyu Irmağı üzerinden gelen Pers donanmasının Atina’lı Kimon’a yenilmesiyle öne çıkmıştır. 
MÖ 333’te İskender, Aspendos elçilerini kabul etmiş ve Pers kralına ödedikleri vergiyi kendine vermek şartıyla şehre dokunmamıştır. Ancak Sillyon’u kuşatırken Aspendoslular verdikleri sözden caymışlar, bunun üzerine Büyük İskender Sillyon kuşatmasından vaz geçerek Aspendos üzerine yürümüş onlarda sözlerinde duracaklarını söyleyip af dilemişler ve şehirlerinin yıkılmasını önlemişlerdir. 
Ancak İskender şartları ağırlaştırmıştır. Yıllık 100 altın talent vergi, 4000 at ve şehirde bir Makedon garnizonu bulundurmak şartı koyarak Aspendosluları cezalandırmıştır. İskender’in ölümüyle kent Helenistik krallıkların eline geçmiş MÖ 133’te diğer kentler gibi Roma’ya bağlanmış, Roma egemenliği sırasında 2-3. yüzyılda büyük gelişme göstermiştir. 
Aspendos’ta bugün görülen yapıların çoğu Roma Dönemi’nden kalmadır.
7. yüzyılda Arap akınlarından büyük ölçüde etkilenen Aspendos 12. yüzyılda yöreye gelen Selçuklular tarafından alınmış ve tiyatronun bir kısmı saray olarak kullanılmıştır.
Aspendos tiyatrosu dışarıdan iyi tıraşlanmış muntazam konglomera taşlarıyla örülmüş, kapı ve pencere çerçeveleri krem renkli kireç taşından yapılmıştır. Doğudaki yüzde, ortada daha büyük, yandakiler daha küçük olmak üzere üç kapı ile skene binasına girilir. Sahne duvarı iki katlıdır. 
Dört sıra halindeki pencereler her sırada farklı şekil ve yüksekliğe sahiptir. Kapı lentosu üzerindeki yazıtta tiyatronun İmparator Marcus Aurelius zamanında 161-180 Curtius Crispinus ve Curtius Auspicatus tarafından şehrin tanrılarına ve imparatorlarına  sunulması için mimar Zeno’ya yaptırıldığı belirtilmektedir. 
Altta 20, üstte 19 oturma sırası bulunan çift diazomalı tiyatronun en üst oturma sırasının gerisinde sütunlu bir galeri oluşturulmuştur. 20.000 kişilik bugün dahi kullanılabilen tiyatronun kuzeyinde onunla aynı düzeyde olan stadion bulunmaktadır. Perge’deki stadiona benzeyen bu stadionda tonozlar üzerine oturma yerleri yapılmıştır. 
Tiyatronun güneyinde ise bugün harap durumda olan gymnasion ve hamam kalıntıları görülebilir. Tiyatro ve stadion arasındaki patikadan tiyatronun üst kısmında 40 m. yükseklikteki akropole çıkıldığında, şehrin üç kapısından biri olan doğu kapısından harabelere geçilebilir. Bu kapıdan batıya doğru ilerlediğimizde, bazilikanın eyalet işleri ve mahkeme gibi resmi işlere ayrılan kısmı ile karşılaşılır. 
Bugün büyük ölçüde ayakta olan yapının önünde, güneye doğru uzanan ve ticari işler için kullanılan 105 m. uzunluğunda üç nefli bazilika bulunmaktadır. Bazilikanın batı yönündeki alan agoraya aittir. Bunun batısında yer alan 70 m. uzunluğunda, üstü kapalı ve önü açık Pazar yeri, ön bölümdeki bir stoa ile ona paralel dükkan sırasından oluşmaktadır. 
Agora’nın kuzey kısmında yalnız ön yüzü kalmış 32.50 m uzunlukta ve 15 m yükseklikte nymphaion çeşme kalıntısı göze çarpar. Bu çeşmenin kuzeybatısında, kent meclisi binası olarak kullanılan bouleuterion kalıntıları yer alır. 
Şehrin kuzeyindeki tepelerden suyu getiren Roma Devri su kemerlerini Claudius İtalicus’un II. yüzyılda yaptırıp hediye ettiği kitabelerden anlaşılmaktadır. Aspendos’un bir diğer önemi ise kentteki bazı yapıların ve özellikle tiyatro’nun Selçuklu Dönemi’nde yeniden restore edilerek kullanılmasıdır.
Stadyum
Tiyatronun yanından kente girildiğinde doğrudan sağa dönüp dümdüz gidildiğinde yaklaşık 8 bin kapasitesi olan stadion görülecek denilse de, aslında tam olarak görmek pek mümkün değil ama yeri oldukça net. Sadece üst kısım yapılar gözüküyor. M.S. 2. yüzyılda yapılan yapılardan birisidir.
Mart ayında Stadyum sahası tam bir papatya tarlasına dönüşüyor, rengarenk sahaya endemik çiçek türleri yükselti ve mikro klima etkisiyle renk cümbüşü ile göze hitap ediyor.
2. yüzyıldan kalma bir stadyumun kalıntıları Aspendos'taki akropolis tepesinin doğu yamacında yer almaktadır. U şeklinde olan stadyumun boyutları 220 metre uzunluğunda ve 30 metre genişliğindedir. Bu yapının pek bir kısmı korunmaz. Kuzey-doğu bölümü en iyi durumdadır ve orada tüm yapıyı destekleyen koltuk parçaları ve bazı kemerler görülebilir durumdadır. Bu stadyumda 8 bin seyircinin oturabileceği tahmin ediliyor.
Stadyum, kentin tiyatro dışındaki yapılarını barındıran bölgelerse tiyatronun yaslandığı tepenin biraz üstündedir. Bu alana, tiyatronun sağından bir yokuşla çıkılıyor. 
Bazilika
Bazilika Konglomera taşlarının antik mühendislik harikası işçilikle işlenerek inşa edilmiştir. Roma bazilikasındaki sütunlar muhteşem görsel güzelliktedir. Doğu kapısının hemen batısında yer alan doğu düzlüğünün altında kanalizasyon kanalı bulunan caddenin doğu kenarında çok sayıda yapı kalıntısı vardır.
Roma bazilikasında duvar ve döşeme benzeri kalıntıların, bu alanın geç antik dönemde de kullanılmış olduğuna işaret ediyor. Roma bazilikasındaki galerilerinden birinde bulunan sütun kaidesi, kaidenin süslemesinden dolayı milattan sonra 1. yüzyıl başlarına tarihlenir.
Aspendos’un başlıca diğer kalıntıları tiyatronun arkasında, Acropolis’in yukarısındadır. Tiyatronun yanından başlayan bir patikadan ulaşılan Acropolis’te karşılaşılan ilk yapı, 27x105 metre ölçülerindeki bazilikadır. Helenistik Dönem’de Agoranın hemen doğu kenarında yer alan, Roma Döneminde inşa edilmiştir.
Bazilika, Romalılar tarafından icat edilen mimari bir yapıdır. Roma bazilikaları farklı amaçlar için kullanılırdı ancak bunların hepsi toplumla ilgili meseleler olurdu. Bu binalarda mahkemeler ve alışveriş pazarları kurulurdu.
Aspendos bazilikası antik kente giriş yönündedir. Her açıdan farklı ve güzel görünmekte, içine girilebilmektedir. Bazilikanın planı, etrafı odalarla çevrili geniş bir merkezi salondan oluşur. Merkez salon, binanın diğer bölümlerinden yanlarındaki sütunlarla ayrılır ve çatısı daha yüksektir. Sağda ve solda küçük salonlar da bulunur.
Aspendos’ta bulunan yapıların ana malzemesi konglomera olarak adlandırılan taştır. Hemen yanı başında bulunan Köprüçay’dan dolayı bölgede çokça bulunan bu kayaç, akarsuların küçük çakıl taşlarını yuvarlaması sonucu kumla doğal bir şekilde birbirine yapışmasıyla oluşuyor. Aspendos'ta en kolay bulunan malzeme de bu olduğu için yapıların çoğunda konglomera kullanılmıştır.
Roma döneminde ticari işlerin yürütüldüğü yer ve mahkeme olarak kullanılan bazilikanın ortasındaki geniş salonu ve kenarlarında 2 dar ölçekli nef bulunuyor. 105 x 27 m. ölçülerinde olan bazilika Bizans döneminde birçok değişikliğe uğramıştır. Hıristiyanlık ile birlikte genelde bunlar kiliselere çevrilmiştir.
Antik dönemde bu bazilika en önemli kamu şehir binalarından biriydi. Günümüze kadar mükemmel bir şekilde ayakta kalan bu binanın doğu kısmı siyasi mekan ve mahkeme olarak kullanılmıştır. Bu dikdörtgen toplantı salonunun büyüklüğü 20'ye 25 metredir. Kuzey ve güney duvarlarında yer alan iki geniş geçit ile binaya giriliyor.
Heykellerin yerleştiği üç duvar nişinin içinde görülebilir. Bu salonda bulunan İmparator Hadrian ve bir kadın heykelleri şu anda Antalya'daki Arkeoloji Müzesi'nde sergileniyor.
Bazilikanın batı bölümü ticari amaçlar için kullanılmıştır. 105 metre uzunluğundaydı ve merkezi bir salona ve iki nefe ayrılmıştı. Bugün sadece bu bölümün temelleri kanıt olarak bulunmaktadır.
Roma döneminin bu büyük bazilikası; içinde ticari, siyasi, adli, eğitsel ve benzeri bir sürü işlevleri barındırıyordu. Aspendos Bazilikasında mahkeme salonlarının yanı sıra, halka açık törenler için esnaf ve politikacıların bir araya geldiği salonlar da vardı. Sadece doğu bölümü günümüze kadar gelebilmiş. 
Agoranın doğusunda bulunan bazilika hatırı sayılır bir genişliğe de sahip olan çatısını örtebilmek için mekana düşen 2 sütun sırası iç mekanı 3 uzunlamasına koridorlu yani 3 nefli hale getiriyor.
Bazilikanın sonundaki, bugün en iyi durumda kalmış yapının ise anıtsal bir giriş salonu veya meclisin toplandığı Curia olabileceği düşünülüyor. Curia, Roma'nın erken dönemlerinde aşağı yukarı kabilelere göre yapılmış toplumsal taksimle oluşmuş her bir alt bölüm ve aynı zamanda kabile üyelerinin bir araya gelerek kabile ile ilgili meselelerini tartıştıkları yer demektir.
Büyük olasılıkla kasabanın nüfusu küçüldüğünde ve Aspendos Arapların baskınlarına maruz kaldığında tahkimat olarak kullanıldı. Kaydedilen son Aspendos Piskoposu 787'de Nicaea İkinci Konseyi'ne katıldı.
Bouleterion Meclis Binası
Meclis binası Agoranın kuzeybatısında, antik çeşmenin hemen arkasında bulunan meclis olarak kullanılan yapıdır. Normalde üstü kapalı olan bu yapının zaman zaman eğlenceler için de odeon olarak kullanıldığı düşünülüyor.
Aspendos'taki Bouleuterion, sıra sıra koltuklu çatılı bir salona sahiptir. Orada belediye meclisi toplandı. Çeşme duvarının kuzey tarafında olan bu binanın kalıntıları Şu anda ahşap çatının monte edildiği deliklerle birlikte duvarlarının sadece bir kısmı görülebilir.
Belediye meclisi genellikle agoranın çok yakınında koltuk sıraları bulunan yarı dairesel bir bina olan bouleuterion'da toplanırdı. Aspendos'ta şiir ve müzik için küçük bir kapalı tiyatro olan bir odeon olarak da kullanılmış olabilir. 
Genellikle bir odeon bir bouleuterion'dan daha büyüktür. Herodes Atticus tarafından Atina'da inşa edilen odeon 5.000 seyirciyi barındırabilir. Aspendos'un odeonu ile aynı büyüklükte yeniden inşa edilmiş Amman Odeon'u görmek isteyebilirsiniz.
Odeon ya da Bouleterion! Agoradaki bir başka yapı eğrisel formu ile odeon veya Bouleterion olarak tanımlanır. Odeonlar tiyatroların küçük ve üstü kapalı versiyonları olarak tarif edilebilir. Genellikle müzik dinletisi için toplanılsa da başka amaçlara yönelik toplantılara da sahne olabilirlerdi. 
Bouleterionlar ise boule’nin yani meclisin toplandığı kent meclisleridir. Bugün günümüze bu ayrımı yapabilmemize olanak sağlayacak bir ipucu kalmadığından herhalde, kaynaklar kesin olarak tanımlamıyor bu yapıyı. 
Yapı, 38.50 metre genişliğinde, 30 metre uzunluğundadır. Yine duvarlardaki kiriş yuvalarından ahşap bir çatı strüktürü ile örtülü olduğu tahmin edilen yapı, bazı kaynaklarda MS 1. yüzyılın sonlarına bazılarındaysa MS 2. ve 3. yüzyıllara tarihlenir. 
Agora
Agora Aspendos’un akropolünün yani şehir merkezinin hemen hemen ortasında ve en yüksek noktasında geniş açık bir agorası olasılıkla Helenistik Dönem’de var olmakla birlikte bugünkü döşeme taşları Roma Dönemi’nde döşenmiştir.
Aspendos Agorası, Anıtsal Çeşme’nin önündeki geniş alandır. Sağ tarafta kalan yapı kalıntıları da eski dükkanlardı. Agora’nın bitiminde sol tarafta ise eski bir kilisenin kalıntıları bulunuyor.
Agora; bazilika, nymphaion antik çeşme ve 70 metre uzunluğunda olan stoa olarak bilinen dükkan yapıların tam ortasında geniş sahadır. Kamu yapıları ve ticari mekanlarla çevrili bir ticari, sosyal, kültürel etkileşim alanıdır. Son dönemlerde yapılan kazılarda iki katlı dükkanlar ve bunların içinde sikkeler, kandiller, tokalar ve yüzükler gibi malzemeler bulunmuştur.
Aspendos'un ana meydanının ticaret ve siyasi işlevleri olan agoranın şekli düzensizdir ve tepenin topoğrafik özelliklerinden kaynaklanır. Bir tür stadyum görevi gören ve üzerinde, özellikle de önünde zengin bir mermer korniş ile süslenmiş son derece yüksek bir dikdörtgen duvara sahip önde gelen bir özellik oluşturur. 
Uzun agora alanı ve sonundaki bir stadyumla karıştırıldı. Belki de dükkan sırasının at arabalarının yarışa başladığı arabaların kafesleri olduğuna inanıldı. Oysa 2 yüzyılda tepenin şekli çok geniş bir teras elde etmek için değiştirildi. Agora'daki Roma anıtlarının bir dereceye kadar MÖ 3 yüzyılın binalarının yerini alarak büyütüldüklerini ve kasaba merkezinin bu kadar büyük bir terasta olmasa da her zaman şu anda gördüğümüz yerde bulunduğunu varsayabiliriz.
Aspendos Agorasının karakterini, değişik bir çeşit taş olan konglomera verir. Genellikle yuvarlanmaktan sert kenarlarını yitirmiş küresel taşların kum parçaları ve çimento etkisi gören diğer elementler ve yüksek basıncın etkisi ile birbirine yapışması sonucu oluşan bu kayalar Agora'daki yapıların ana malzemesini oluşturuyorlar. 
Günümüzde tüm yapılar konglomeradanmış gibi görünse de aslında Roma zamanında bu duvarların hemen hepsinin mermer kaplı ya da en azından sıvalı olduklarıdır. Ayrıca bu taşın özelliği zamanla, özellikle iklim şartlarına maruz kalacak biçimde açıkta kalırsa taşların arasındaki kum ve bağlayıcıların yavaş yavaş ayrılmasıdır. Bu nedenle bir süre sonra ana kütleyi oluşturan yuvarlak taşlar dökülmeye, taş ufalanmaya başlar. Bu sonuç, binalar için de ciddi yapısal sorunlara yol açar.
Bazilikanın güneyinde, şehirdeki ticari, sosyal ve politik faaliyetlerin merkezi olan üç yanı evlerle çevrili agora eski yunan kentlerindeki kent merkezleridir. Evler, kamu binaları, dükkanlarla çevrelenmiş toplanma alanı ve çarşıdır. Aynı zamanda şehir için yapılması gerekenler bu meydanda duyurulmaktadır.
Batıya doğru gidildiğinde, stoalar bulunur, stoa ise agoralarda bulunan sütunlu galerilerdir, duvarsız, açık koridor, revak olarak da tanımlanabilir. Stoanın arkasında hepsi bir sırada olan eşit büyüklükte 12 dükkan vardır. 
Dükkanlar
Dükkanlar ya da mağazalar denen yapı grubu stoa benzeri bir yapının ayakta kalan kısımlarıdır. Agora'nın batı tarafında yer alan bu dükkan dizisinden 12 tanesi günümüze ulaşmıştır. Duvarlardaki delikler ahşap kirişlerin yuvaları gibi duruyor. 
Dolayısıyla büyük olasılıkla bu dükkanlar ahşap strüktürlü ve 2 katlı idiler. Bu mağazaların önünde stoalarda olduğu gibi bir sundurma olması muhtemeldir. İki katlı dükkan halindeki kompleks ve bu komplekste kuzey yönde çok sayıda vardır. Odaların portikosu olan sundurmasında mozaik var. 
2 bin yıllık dükkanlar ve stoa kompleksi bugünkü mühendisliğe şapka çıkartacak düzeydedir. Özellikle iki katlı ve stoa kompleksinin etrafını dolaştığı caddedeki dükkanlar bir şablondan çıkarılmış gibi yapılmış iki katlı odalardan oluşuyor. 
Dükkanların arkasında bir oda sırası daha yer alıyor. Odaların ofis olarak kullanıldığını ve bazı önemli malzemelerin satış yerleri olarak kullanıldığını düşünülebilir. Dükkanlar 300-350 yıl kadar kullanılmıştır. 
Pamfilya bölgesinin en önemli kentlerinden biri olan Aspendos'un, sadece bu iki katlı dükkanlar veya stoa kompleksi ile kalmayıp Helenistik dönemde çok katlı market binası adı verilen yapılardan bir tanesine de sahiptir.
Hangi ürünler üretiliyorsa ve depolanıyorsa bu zenginlik Helenistik dönemde de vardı. Bu yapılar kentin ticari ve siyasi zenginliği ile gücünü göstermesi açısından önemli. Aynı zamanda bulunan seramikler çok değişkenlik gösteriyor. Bu da kentte sürekli ekonominin döndüğünün kanıtıdır.
Pazar salonu
70 metre uzunluğundaki bu bina, dükkanların bulunduğu bir dizi küçük odadan oluşuyordu. Ön taraftan bir stoa ile dekore edilmiştir.
Exedra
Eksedra yapısı, geçmişte halka oturma olanağı sağlayan eğrisel bir açık teneffüs alanı heykellerle zengin bir şekilde dekore edilmiştir. Genelde yarım kubbe ile taçlandırılan ve bir binanın cephesine veya serbest duran yarım daire şeklindeki bir mimari girinti veya platformdur. Orijinal Yunan hissi, bir stoaya açılan, kıvrımlı yüksek sırtlı taş banklarla çevrelenmiş, sohbet için uygun bir yer olan bir odaya uyarlanmıştır.
Helenistik Tapınak
 Helenistik Tapınak Akropolis tepesinin kuzey-doğu tarafında bir tapınağın boş kalıntıları görülebilir. Boyutları 13 metrede 24 idi ve peripteros tipini temsil ediyordu, yani hücrenin dört tarafında bir koloni olan pteron ile dış çevresi çevriliydi. Dorik sütunlar olan her iki uzun tarafında 11 sütun ve her iki kısa tarafında 6 sütun bir stilobat üzerinde duruyordu.
Dor düzeninde inşa edilen yapının hangi tanrı veya tanrıçaya adandığı bilinmiyor. Temenosu, yani kutsal bahçesinde bir kuyu var. 
Ayrıca, bir temenos duvarının bazı kalıntıları görülebiliyor. Alimler bu tapınakta tapılan tanrıyı hiçbir zaman tespit edemediler.
Banyolar ve spor salonu
Tiyatroya giden yol boyunca görülebilen iki tonozlu yapı, büyük olasılıkla hamam ve spor salonu olarak hizmet verdi.
Anıtsal Çeşme Duvarı Nymphaion
Agoranın kuzeyinde dar ucunda bulunan 32 metre genişliğinde ve 15 metre yüksekliğinde olan anıtsal çeşme yapısıdır. Side’de kentin girişinde bulunan çeşmenin benzeridir.
Aspendos'taki bir nymphaeum'un hayatta kalan tek kısmı, Side'deki nymphaeum'a benzeyen cephesidir. Cephe iki katmanlı ve her katmanın beş nişleri vardır. Boru sistemi tarafından binaya sağlanan su, orta nişlerinden aktı.
Cephenin yüksekliğindeki nişlerin alt sırasının üzerinde, zengin bir şekilde dekore edilmiş kirişlerin bazı parçaları hayatta kaldı. Geçmişte cephe de bir İyonik koloni tarafından dekore edilmiştir. 
Agoranın bir tarafını kaplayan devasa boyuttaki sanatsal duvar dönemin antik mühendisliğinin bugüne göre çok ileri ve halen gizli sırlar barındırıyor. Yapımı ileri teknoloji gerektiren bu yapı 3000 sene önce nasıl inşa edildi? Hiçbir hata görülmeyen geometri bilimi burada nasıl ustalıkla kullanıldı?
Buna benzer. Yan ve çeşmeler yakın zamanda Sagalassos'ta keşfedildi ve yeniden inşa edildi, Aspendos'tan çok uzak değil. Genel olarak bu tesisler İmparator Hadrian 117-138 ile İmparator Septimius Severus 193-211 arasında tarihlenmektedir. Nişler, tanrıların veya imparatorların eşleriyle birlikte veya çeşmenin yapımını finanse eden zengin vatandaşların heykellerini barındırdı.
Nymphaeumlar yani anıtsal çeşmeler Antik dünyanın en önemli yapıları arasındadır. Bunlar, işlevsel olduğu kadar kent estetiğine katkısıyla rekreatif, yapan ve adanan kişinin şanını arttırmasıyla da sembolik yanları olan yapılardır. 
Genelde önlerinde bir havuz, hemen ardında yükselen, heykellerle bezeli yapı cephesine benzeyen ve arkasındaki suyollarından gelen suyu havuza çeşitli düzenlemelerle akıtan bir kompozisyondan oluşurlar. Nymphaeumların bugün en iyi restore edilen ve hala işlevini sürdürebilecek su akışına ve havuza sahip örneği Sagalassos'ta bulunuyor.
Aspendos'taki Nymphaeum da diğer yapılar gibi mermerlerini kaybettiği için bugün ihtişamının sadece nicel yönünü taşıyor. Ayakta kalan 32 metreye 15 metre boyutlarındaki konglomera gövdeden ne kadar büyük bir yapı olduğunu, nişlerden de özenli tasarımına dair ipuçlarını hissedebiliyoruz. Nymphaeum, Aspendos en refah dolu yıllarını yaşarken, yani MS 2 ve 3. yüzyıllarda inşa edilmiş.
Sikke
MÖ 480 civarı tarihli bu sikkede güreşen iki arkadaş kentin simgesi olarak seçilmiş. Atatürk'ün tiyatroda güreş müsabakaları önermesi ile ilginç bir tesadüf olmuş.
MÖ 300-200 civarına tarihlenen bu sikkede ise bir yüzde miğferi ile savaşçı Athena tasvir edilirken, diğer yüzde sapana benzer bir silahla atış yapan bir savaşçı var. 
Şehir kapıları Aspendos Cadde ve Tak
Antik kente Doğu Girişi’nden girildiğinde görülen yapıdır. Bu Tak’ın altındaki caddeden devam edildiğinde Meclis Binası sahasına çıkılıyor.
Aspendos akropolisi bölgesinde günümüze kadar üç şehir kapısı korunmuştur, bunların arasında güney kapısı en iyi durumdadır. Ayrıca, doğu kapısından agoraya giden yolun üzerindeki bir kemer hala ayaktadır. Bu kemerden önce yol genişler ve böylece küçük bir kare oluşturur. Etrafında, eskiden ayakta duran bazı heykellerin bulunduğu kaideler görülebilir. Ara sokak, kanalizasyonun akropolden taşınmasıyla kesişir.
Tören Kemeri
Üst kasabaya giden üç sokaktan birinin üzerine törensel bir kemer inşa edildi. Belki de bölgenin çoğu kasabasını ziyaret eden İmparator Hadrian'a ithaf edildi. Caddenin kemerin yakınındaki bölümünün, Phaselis'in ana caddesi boyunca duranlara benzer şekilde bazı yerel vatandaşların heykellerini barındırdığı görülmektedir. Arkeologlar, yakındaki Perge'de meydana gelenlerin aksine, yukarı Aspendos kasabasında sınırlı sayıda heykel, kabartma ve genel olarak mermerler buldular.
Aspendos Su Kemerleri
Aspendos Kentinin su kemerinden gelen su, akropolis civarındaki su terazileriyle basınçlı olarak kente dağıtılırdı. Aspendos’un ayakta kalan ve Kuzeydeki dağlardan şehre su getiren bir kilometre uzunluğundaki bu kemerler dizisi olağanüstü bir mühendislik becerisini ortaya koyar ve eski çağlardan günümüze kalan nadir örneklerdendir. 
Su, kaynağından 15 metre yüksekliğindeki kemerlerin üzerinde, oyulmuş taş bloklardan oluşan bir kanal aracılığıyla şehre getirilirdi. Su, kemerin bitim noktasının her iki tarafında bulunan 30 metre yüksekliğindeki su tankı olarak kullanılan kulelerde biriktirilir ve buralardan şehre dağıtılırdı.
Aspendos’ta bulunan bir yazıt, su kemerinin Tiberius Claudius İtalicus tarafından yaptırıldığını ve şehrin hizmetine sunulduğunu anlatır. Mimari özellikleri ve yapılış teknikleri yönünden ileri mühendislik şahikası olan su kemeri MS 2. yüzyılın ortalarına aittir.
Su kemerinin kalıntıları, şehrin suyunu nasıl ustalıkla taşındığını göstermektedir. Aspendos'un yaklaşık 16 kilometre kuzeyindeki dağlarda iki kaynaktan şehre su sağlandı. Su temin sistemi bir kanal, köprü ve tünellerden oluşuyordu. Su kemerinin son kısmı vadiyi geçip yüksek kulelere girdikten sonra, kulelerin içindeki sifon sistemi suyu tepelerin üzerindeki bir dizi sarnıca gönderdi.
Aspendos antik kentinde tanımlanmamış çok sayıda yapı kalıntıları otlardan temizlenmeyi bekliyor. Tiyatro tepesinden çevre sahasında muhteşem panoramalar eşliğinde doğanın meditasyonu ve yogası yapılabilir
Nekropol
Klasik dönemden kalma bu mezarlık, akropolisin dibinde, güneydoğu tarafında yer almaktadır. Mezarların çoğu antik çağda soyuldu. Nekropol alanından en ilginç arkeolojik buluntulardan biri su ve şarabı karıştırmak için kullanılan bir gemidir, yani bir çan krater. MÖ 5. yüzyıldan kalma, kırmızı figürlerle süslenmiş bu gemi, Antalya'daki Arkeoloji Müzesi'nde sergileniyor.
Tapınak
Bir tapınağın kalıntıları, kuzey-doğu ucundaki tepenin en yüksek noktasında bulunmuştur. Emredici bir manzaraya sahipti ve büyük olasılıkla şehrin en eski binalarından biriydi. Bir duvarla işaretlenmiş kutsal bir alan olan temenos ve dört tarafı Dorik sütunlarla çevrili küçük bir celladan yani iç oda oluşuyordu.
Aspendos Antik Kenti'nde Anadolu'da benzeri olmayan, tapınaklarda kült heykellerin bulunduğu hekatompedos yapısı vardır. Bu buluntu agoranın batısında bulunan erken Demir Çağına tarihlenen seramik ve pişmiş toprak heykelcikler, Aspendos'un tarihini en az 500-600 yıl daha erkene çekmektedir. Jeofizik çalışmalar neticesinde tespit edilen apsisli bir hekatompedos yapısı olan tapınak sütunlarla çevrilidir.
Çiçekli Bitkiler
Aspendos Antik Kenti Arkeolojik kalıntıları sahasında yer alan Beyaz Papatya, Amur Kirazı, Zambak Ailesi, burçak, farklı renklerde Anemon Çiçeği, Taçlı Dağ Lalesi, Çalı Çiçeği, hava civa, canavar otu, Toros orkidesi ve Baytop çiğdemi renkleri ile göz dolduruyor. Turistik ziyaretler ve bilinçsiz turizm faaliyetleri nedeniyle bu güzel çiçekler tehdit altındaki endemik türlerdir. 
Endemik bitkinin yayılış gösterdiği antik kent tarihi en az 2 bin yıllıktır. Bu sonuca göre, bitki türleri de en az 2 bin yıldır bu alanlarda boy gösteriyor. Dahası, buradaki bir endemik bitki antik kentlerden çok daha önce bu alanda yayılış göstermeye başlamıştır.
Bu bitki türleri korunmadığı takdirde, yakın gelecekte tehdit altına girebilecektir. Antik kent saha florası ve endemik çeşitliliği mevsimsel duruma bağlı oldukça fazladır.
Aspendos ve Termessos çiğdemi bilim dünyasına 1976'da tanıtılmıştır. Antik kentlerde geçen mitolojik hikayeler ve bitki türleri görsel sergilenmelidir. Bu antik kentleri ziyaret edenlere bu belgesel filmimiz, bölgelerin arkeolojik değerlerini ve endemik çiçeklerini anlatan bilgileri görsel sunacaktır. 
Antik dönemdeki insanlar doğa sevgisini kayalara, eserlere işlemişken, şimdiki cahilleştirilmiş insan doğayı katlediyor, kültürel servetlere zarar veriyor. Geçmişten günümüze motif edilen bitki türlerini, günümüz florasıyla örtüştürmek gerekmektedir.
Aspendos ve Termessos çiğdemi, çiçeklerinin şekli çiçeklenme dönemindeki yaprak karakteriyle yakın akrabalarından ayrılıyor. Sahada 700 bitki türü var. Bunlardan en önemlisi Termessos çiğdemidir. Bu çiğdem, dünyada sadece Aspendos ve Termessos Antik Kenti ve yakın çevresinde yayılış gösteriyor. 
Oysa bilinçsiz ziyaretçilerin bu çiçeği koparıp, kulaklarının üzerine takıyor. Burası antik kent korunması olan bir bölgedir. Bitki toplamak, koparmak yasaktır. Tanımadan sevilmez, sevilmeden korunmaz. Bu belgesel film, daha iyi tanıtarak koparılmasını önlemeye katkı sunacaktır.
Arkeolojik alanların peyzaj tasarımında başarılı bir sonuç için alanın çevre faktörleri olan jeomorfoloji, topografya, hidroloji, bitkisel materyal floranın çok iyi değerlendirilmesi gerekmektedir. 
Arkeolojik sitlerin her birinin kendine özel eşsiz karakteri korunmalı, çelişkili öğelerin kullanımı dengelenmelidir. Ölçek, form, renk ve doku farklılaşmaları ile yeni müdahaleler ve tasarımlar özgünden ayırt edilir nitelikte olmalıdır. Sit alanları çevresel peyzaj özellikleri ile entegre edilerek, çoklu disiplinler türü yaklaşım ile alanın tasarımı, bakımı, korunması ve restorasyonu yapılmalıdır.

--------------------------------------------- 
Kamera/Metin Yazım : Mehmet SÖKMEN
Seslendirme : Rüksan Atak SÖKMEN
Çekim Tarihi : 06.03.2021 
Prodüksiyon Yapım Tarihi: 18.03.2021 
Video Prodüksiyon Yapım, Yayın Ve Yönetmeni: Mehmet SÖKMEN - 0532 525 84 93 
web: www.mehmetsokmen.tv
         www.youtube.com/MehmetSokmenAntalya

Bu haber 239 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Gezi Notlarımız

Katmanlı Merdiven Şelalesi Ve Devkazanı Serik

Katmanlı Merdiven Şelalesi Ve Devkazanı Serik Elbette sizlerde çok sayıda şelale ve dev kazanı görmüşsünüzdür. Ancak Katmanlı Merdiven Şelalesi Dev Kazanı dünyad...

Kumun Sanata Dönüştüğü Yer Antalya Sandland

Kumun Sanata Dönüştüğü Yer Antalya Sandland Kumun Sanata Dönüştüğü Yer Antalya Sandland

Contributor

HAVA DURUMU


Google Translate

Mehmet SÖKMEN - 05325258493 Bu web sitesindeki tüm videoların linklerini adımızı göstererek kullanabilirsiniz ISBN: 978-605-88104-0-2
RSS Kaynağı |