http://www.mehmetsokmen.tv/videolar/ Lagina Antik Kenti İnşa Teknikleri - Ay Tanrıçası Hekate’nin Evi - Yatağan Muğla - Mehmet SÖKMEN Tv - Video Prodüksiyon - Antalya
html5 video by ThunderSoft
ANASAYFA VİDEOLAR ANKETLER RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

BU KANALI DESTEKLE

Lagina Antik Kenti İnşa Teknikleri - Ay Tanrıçası Hekate’nin Evi - Yatağan Muğla

Lagina Antik Kenti İnşa Teknikleri - Ay Tanrıçası Hekate’nin Evi - Yatağan Muğla

Tarih 29 Ocak 2021, 17:09 Editör Mehmet SÖKMEN

Antik dönem coğrafyasında Karia Bölgesi sınırları içinde yer alan Lagina Hekate Kutsal Alanı günümüzde Muğla ili, Yatağan ilçesi, Turgut Beldesi’ndedir. Modern yerleşim alanının yaklaşık 1 km kuzeydoğusunda yer alan antik yapı kalıntılarının bulunduğu alan, in situ durumda koruna gelen propylonun geçiş kısmı nedeniyle, yerli halk tarafından günümüzde “Kapıtaş Mevkii” olarak anılmaktadır.

ISBN 978-605-88104-0-2
Lagina Antik Kenti İnşa Teknikleri - Ay Tanrıçası Hekate’nin Evi - Yatağan Muğla 
Antik dönem coğrafyasında Karia Bölgesi sınırları içinde yer alan Lagina Hekate Kutsal Alanı günümüzde Muğla ili, Yatağan ilçesi, Turgut Beldesi’ndedir. Modern yerleşim alanının yaklaşık 1 km kuzeydoğusunda yer alan antik yapı kalıntılarının bulunduğu alan, in situ durumda koruna gelen propylonun geçiş kısmı nedeniyle, yerli halk tarafından günümüzde “Kapıtaş Mevkii” olarak anılmaktadır.
Son yapılan araştırmalar, yörenin eski Tunç Çağından İ.Ö. 3000 günümüze kadar kesintisiz bir iskâna sahip olduğunu göstermektedir. Seleukos kralları büyük imar çalışmaları ile Lagina kutsal alanını dini merkez ve buraya 11 km. uzaklıktaki Stratonikeia kentini de bölgenin siyasi merkezi yapmıştır.
Dikey Taşıyıcı Elemanlar Kuzey Stoa’da sütunlar dönemin modasına uygun olarak Toskania tipi kaideler üstüne yerleştirilmiştir. Temeli Hellenistik Dönem’de atılan bu uygulamanın ilk örnekleridir. Dorik üst yapı elemanlarını taşıyan sütunların kaide görevi üstlenen bir mimari blok üstünde yükselmesi, Erken İmparatorluk Dönemi’nde moda haline gelen uygulamanın habercileridir. 
Lagina ve Stratonikeia bouleuterionu duvarlarında halen mevcut olan yazıtlara göre, bu iki kent birbirlerine kutsal bir yol ile bağlanmıştır. Lagina kutsal alanında propylon anıtsal giriş kapısı, kutsal yol, kurban ve sunak yeri altar, kutsal alanı çevreleyen duvar peribolos, Dorik Stoalar ve Hekate tapınağı bulunmaktadır.
Kutsal alan, aynı zamanda küçük tapınakların yanı sıra anıt sütun ve heykel kaideleri ile burada yaşayan rahiplerin evleri ve en az bir çeşmenin varlığını kapsar. Stoaların arka duvarını oluşturan iki metre yüksekliğe kadar ayakta kalmış duvarlarla çevrilidir. Üç girişli olan ve batı ucunda dört adet İon sütunu ile taşınan apsisi bulunan anıtsal giriş yapısı Stoaya da bir kapı ile bağlanmıştır.
Foto : Toskania Tipi Kaide ve çizimi C0521 C0536 C0562 Alt Yapı ve Sütun Düzenlemesi
Toskania kaide, Hellenistik Dönem’de Sütunların yuvarlak formlu işlenmiş olması, Hellenistik geleneği yansıtmaktadır. Lagina’da Sütunlarda görülen bir diğer özellik İonik yivli işlenmiş olmalarıdır. Hellenistik Dönem’de pek çok Dorik yapıda yivlerin İonik işlenmesine karşın bu uygulama Roma Dönemi’nde pek tercih edilmemiştir.
Anıtsal giriş kapısından altar'a giden taş döşeli yola bağlanan 10 adet merdiven sırası vardır. Beş merdiven sırası ile çevrili olan ve üzerinde Attik İon kaideli, Korinth başlıklı tek sıra sütun bulunan bir platform üzerine oturan tapınak, kutsal alanın tam ortasındadır. Tapınak pseudo dipteros planlı, 8x11 sütunlu, Korinth düzeninde inşa edilmiştir. Pronaos kısmında iki adet İon sütunu yer alır. 
Roma Dönemi yapılarından Kuzey Stoa’nın sütunları hem formu hem de Ionik yivli olması bakımından Hellenistik geleneğin devamı niteliğindedir. Dor düzeninde dönem ile ilgili en önemli bilgi veren mimari elemanlardan biri başlıktır. Kuzey Stoa’ya ait Dor başlığının formu Doğu ve Güney Stoa’dan farklı, Batı Stoa ile aynıdır. 
Ionik işlenen yivler, en alttaki annulet ile aynı hizada olup, hafif eğimli bir şekilde annulet ile birleşmiş, böylece ilk annulet ile yivler arasında düz bant şeklinde bir düzenleme oluşmuştur. Kuzey Stoa’nın başlığı, Hellenistik Dönem Dor başlıklarını 15 gruba ayıran Rumscheid’in katalogunda 4. grubu oluşturan başlık formu ile aynıdır. 
M.Ö. 2. yy’a tarihlenen Lagina Kuzey Stoa’nın başlık formunun Priene Kuzey Stoa ile aynı olması, bu iki yapı arasındaki etkileşimin göstergesidir. Boyun kısmından başlığa geçişte yer alan annuletler trapez formludur. Bu form M.Ö. 4. yy’da ortaya çıkmış, Augustus Dönemi’ne kadar kullanımına devam edilmiştir. 
Annuletlerin formu Lagina örneğinde trapez formlu olan annuletler çoğu Hellenistik örneğin aksine yatay ve dikey hatların birleşmesiyle oluşturulmuştur. 
Başlıklarda ekinus formu, dışbükey kavislidir ve abakusla birleştiği noktada düz bir çizgi oluşturmaktadır. Yani başlıklar tam olarak abakus çizgisine denk gelen bir ekinus çizgisine sahiptir. Başlık alt çapı ile abakus genişliği arasındaki oranın azalmasından dolayı ekinus dar bir açıyla abakusla birleşmekte, bu nedenle de ekinusun dışbükey kavsi hafif yuvarlak bir hat çizmektedir. 
Başlıklarda görülen bir diğer Hellenistik özellik, abakusun üst kısmına işlenen kymationdur. Ionik etkinin yansıması sonucu oluşan bu başlık tipi Anadolu’da çok sevilmiş ve Roma Dönemi dahil pek çok Dorik yapıda çalışılmıştır. 
Kuzey Stoa’nın başlıklarında görülen kymation, Roma Dönemi yapılarında sıklıkla tercih edilen kyma reversa ile düz bir banttan oluşan profilin aksine, ovolonun yozlaşmış şekli olarak kabul edilen eğik bir silme ile düz bir banttan oluşmaktadır. Profilin bu şekli, Hellenistik Dönem Dor başlıklarının devamı niteliğindedir.
Yatay Taşıyıcı Elemanlar
Arşitrav bloklarının değerlendirilmesinde önemli olan bir unsur, sütun alt çapının arşitrav yüksekliğine oranıdır. Hellenistik Dönem’de aksial aralıkların artmasına paralel olarak üst yapı elemanlarının boyutları küçültülmüştür.
Vitruvius arşitrav yüksekliğini sütun alt çapının yarısı olarak önermektedir. 36 cm yüksekliğindeki arşitrav bloklarının 61 cm olan sütun alt çapına oranı 3:5’tir. Arşitravların oranları belirlenebilen yapılarda, M.Ö. 2. yy başından 2. yy sonuna kadar arşitrav yüksekliğinde azalma tespit edilmiştir. Lagina uygulaması ışığında arşitrav yüksekliğinde görülen bu azalmanın Erken İmparatorluk Dönemine gelindiğinde fazlaca arttığı söylenebilir.
Arşitravlarda taenianın üst kısmına işlenen taç profili istisnadır. 
Arşitravlarda guttaelar için oldukça güçlü çalışılmıştır. Hellenistik Dönem’de güçlü çalışılmış guttae örneğine rastlanmamasına karşın, Roma Dönemi yapılarında oldukça belirgindir. Guttaelar silindirik formlu işlenmiş olup, arşitrav yüzeyi ile birleştiği noktada yuvarlaklığını yitirmiştir. 
Kuzey Stoa’da 270 cm uzunluğundaki arşitrav bloklarının üstüne iki adet triglif-metop bloğu yerleştirilmiştir. Böylece sütun aralığına üç triglif, dört metop düşmektedir. Hellenistik Dönem’den itibaren stoa gibi ince uzun plana sahip yapılarda daha geniş aksial aralıkların tercih edilmesi nedeniyle, 4 metoplu friz sistemi uygulanmaya başlamış ve bu Roma Dönemi’nde de devam etmiştir. 
Triglif-metop frizi genel form açısından stoanın diğer cepheleri ile aynıdır. Batı Stoa’da mimari elemanların daha büyük boyutlu olmasına karşın triglif frizinin yüksekliği ile triglif ve metop genişliklerinin aynı olması, bu mimari elemanın Batı Stoa’dan model alındığının göstergesidir. Triglif ve metop oranı Hellenistik Dönem yapılarında uygulanan 2/3 oranını vermektedir. Diğer bir deyişle metoplar, trigliflerin 1.5 katı genişliğe sahiptir.
Dor düzeni ortaya çıktığından beri uygulanan bir kural olan metopların trigliflerden daha geniş işlenmesi, Erken İmparatorluk Dönemi’nden itibaren azalmaya başlamış, Hierapolis ve Tripolis örneklerinde bozularak, triglifler metoplardan daha geniş işlenmiştir. 
Domitian Dönemi’ne tarihlenen trigliflerin yüksekliği genişliğinden daha az işlenmiştir. Erken dönemlerden itibaren dörtgen plaka formunda olan triglif taeniasının üst kısmına, yukarıya doğru genişleyen formda bir profil işlenmiştir. 
Lagina’da Pergamon Ovolosu olarak adlandırılan bu detay, Helenistik Dönem’de Pergamonlu mimarlar tarafından başlatılmış ve birçok yapıda sevilerek kullanılmıştır. Triglif taeniasının üstündeki bu profilden sonra friz bloğu düz bir bantla sonlandırılmıştır. 
Bu bant Helenistik örneklerin bir kısmında hiç işlenmemiş, bir kısmında ise oldukça ince verilmiştir. Lagina’da bandın yüksekliğinin arttığı ve Roma Dönemi yapılarında bu şekilde uygulandığı görülmektedir.
Korniş bloklarının alt kısmına işlenen diş sırası Ionik özelliktir. Kuzey Stoa’nın, aynı coğrafyada yer aldığı kentlerle etkileşim içinde olduğunun ve stoanın diğer mimari elemanlarında olduğu gibi kornişinin de Helenistik gelenekte tercih edildiğinin göstergesidir.
Korniş bloklarında geison kısmına işlenen mutulus plakaları ile guttaelar oldukça izole verilmiştir. Regula-guttaelarda olduğu gibi mutulus-guttaeların da izole işlenmesi, M.Ö. 2. yy’dan itibaren uygulanmaya başlanmış ve Roma Dönemi yapılarına da aktarılmıştır. 
Dor düzeninde inşa edilen Kuzey Stoa’da, sütunların Toskania kaideler üzerinde yükselmesi, yivlerin Ionik işlenmesi, arşitravların fascialara ayrılması ve korniş bloğunun altına eklenen diş sırası Ionik özelliktir. 
Bunun yanı sıra Dor başlığında abakusun üst kısmını sınırlandıran kymation, arşitrav bloklarında taenianın üstüne ve friz bloklarında triglif ve metop taeniasının üst sınırına eklenen profil karışık düzen uygulamasının yansıması olarak Anadolulu mimarlar tarafından Dorik mimari elemanlara kazandırılan bir özelliktir ve bu özellikler genellikle Pergamonlu mimarlara atfedilmektedir. 
Bu uygulama aslında M.Ö. 5. yy sonunda başlayan, M.Ö. 4. yy Dor mimarisinde hissedilir derece kendini gösteren, iç tasarımda diğer düzenlerin tercih edilmesinin bir sonucudur. Hellenistik Dönem’de bu etkinin Dor mimarisini büyük oranda hakimiyeti altına aldığı görülmektedir. 
Kuzey Stoa’da Dorik mimari elemanların Ionik unsurlarla yumuşatılmış olması, bu köklü geçmişin yansımalarıdır. Kuzey Stoa’nın mimari elemanları genel form açısından Hellenistik geleneğin devamı niteliğinde olup, sadece detay çalışmalarında dönem özelliklerini saptamak mümkündür. 
Kuzey Stoa’nın mimari düzenlemesinde, yakın bölgelerin Hellenistik Dönem Dorik yapılarından, en çok da Priene Kuzey Stoa’dan etkilendiği görülmektedir. Sütun ve başlık formu, triglif-metop frizi, diş sıralı korniş bloğu dönem özellikleri dışında, neredeyse Priene’nin kopyası niteliğindedir. Kuzey Stoa’nın ön tarafındaki anıtsal heykel kaideleri de bu etkileşimin açık bir delilidir.
Kuzey Stoa’nın Dorik mimari elemanlarının birçoğunda Helenistik gelenek ile Augustus Dönemi yenilikleri bir arada kullanılmıştır. Bu da yapının, henüz Roma formlarının tam şekillenmediği Erken Augustus Dönemi’nde inşa edildiğine işaret etmektedir. Lagina Hekate Kutsal Alanı’nda, M.Ö. 40 yılındaki Labianus’un tahribinin ardından Augustus’un desteğiyle yoğun imar faaliyetlerinin başladığı, propylonun lentosuna kazınmış ve bugün halen in situ durumda korunan yazıtla sabittir. 
Bunun yanı sıra kutsal alanda stoaların inşasıyla ilgili yazıtlar da bulunmuştur. Yazıtlardan elde edilen bu bilgileri, Kuzey Stoa’nın mimari elemanlarında tespit edilen stil özellikleriyle desteklemek mümkündür.
Hekate Tapınağı
Tapınak yaklaşık olarak kutsal alanın ortasına, kuzeybatı-güneydoğu doğrultuda inşa edilmiş olup, onarımlar haricinde üç inşa evresine sahiptir. MÖ 4. yüzyıla tarihlendirilen ilk evredeki yapının mimari detaylarını bilemiyoruz ancak burada bir kült yapısının var olduğu arkeolojik ve epigrafik verilerle belgelenmiştir. 
Tanrıça Hekate’nin Gizemli Öyküsü Lagina’da başlar. Hekate’den bahseden ilk yazılı kaynak Hesiodos’un Thegonia adlı eseri olarak biliniyor. MÖ. 700’lü yıllarda İzmir Aliağa yakınlarındaki Kyme Kenti’nden Antik Yunanistan’ın Askra Kenti’ne göç eden bir ailenin oğlu olan Ozan Hesiodos, Yunan tanrılarının doğuşunu, tanrı soylarının ve kuşaklarının birbirini izleyip gelişmelerini anlatır. Thegonia’da “Her şeyden önce Kaos vardı” deniyor.
İlk olarak Gaia yani Toprağın, Toprak Ana var olduğunu anlatılır. Gaia, kendine eşit olarak dört bir yanını saran Uranos’u yani göğü yaratır, ardından da yüksek dağları ve denizi. Uranos’la birleşerek erkek ve dişi titanları doğurur.
Büyü tanrıçası Hekate, Güneş soylu titanlardan Kaios ve Phoibe’nin ikiz kızları Asteria ve Leto’dur. Asteria’nın ikiz kardeşi Leto, Apollon ve Artemis’in annesidir. Bu akrabalık zincirinde Tanrıça Hekate, Apollon ve Artemis ile kardeş çocuklarıdır. 
İkinci evrede tapınak, Stratonikeia’nın bölgenin siyasi gücü olmasına paralel olarak MÖ 3. yüzyıla veya en azından MÖ 2. yüzyılın başlarına tarihlendirilen distylos in-antis planlı bir yapıdır. Giriş kısmı güneybatı cephede yer alan tapınak, derin bir pronaos ve kareye yakın plana sahip naostan oluşmaktadır.
Opisthodomos bölümü yoktur. Pronaos ile naos arasında 0,60 metrelik kot farkı vardır. Ion düzenindeki tapınakta sütunlar Anadolu-ion tipi kaideler üzerinde yükselmektedir. Geç Hellenistik Dönem’e tarihlendirdiğimiz son evrede ise yapı 8 x 11 sütunlu korint düzeninde bir peristasis ile çevrilerek, pseudo dipteral plana dönüştürülmüştür. 
Hekate karada, denizde ve gökyüzünde güçleri olan tek tanrıçadır. 
Hekate, Hades’in kapısını koruduğu gibi yeryüzündeki bütün kapıların da koruyucusudur. Sihir, falcılık ve intikam almayı elinde tutan tanrıça olarak da mezarlıkların sahibesidir.
Ölenlerin ruhlarını teslim alır. Hades’in kapısının koruyucu Kerberos köpeğinden dolayı Hekate tüm köpeklerinde sahibi olduğundan çoğunlukla yanında bir köpekle dolaşır. Karabasan, hortlak ve cinlerin yöneticisi olan tanrıça Hekate onları insanlara musallat eder veya insanları onlardan korur. 
Ay tanrıçası olarak karanlık gecelerde yolculara yol gösterir, avcıların yardımcısıdır. En belirgin simgesi dişi köpek veya kurt olan tanrıça, aynı zamanda kısrak, balta, hançer, meşale, anahtar, çanak ve hilal olarak da resmedilir.
Tapınağın peristasis sütunları in-antisteki kullanımdan farklı olarak Attika-ion tipi kaideler üzerinde yükselir. Bu evrede distylos in-antis planlı yapının çevresine yerleştirilecek sütunlar için beş basamaklı bir podyum oluşturulmuştur. Podyum için tapınağın alt yapısı yer yer doğal kayanın düzeltilmesiyle kalan bölümleri ise düzgün kesilmiş konglomera taşlarla desteklenmiş böylelikle stylobatın kot seviyesi ayarlanmıştır. 
Bazı gecelerdeki köpek ulumalarının ya da uzun süren köpek havlamalarının Hekate ile ilgili olduğu, köpeklerin tanrıçayı ve yanındaki köpeği gördüğü için havladıkları söylenir. Dolunay zamanlarında Ay tanrıçası Hekate’nin dolaştığı düşünüldüğünden, yol kavşaklarına çörek, yumurta, balık ve peynir bırakılırdı ve Hekate kutsal alanında Tanrıça’ya adanan törenler düzenlenirdi. Heykellerinde üç başlı olarak cisimleştirilen Hekate, bölgedeki en eski tapınım merkezi olan Lagina, falcılığın merkezi olarak meşhurdu.
Antik dönemdeki pek çok önemli yapıda olduğu gibi Hekate Tapınağı’nın da uzun bir inşa süreci, bu süreçte de farklı atölyelerin ve bu atölyelere özgü farklı teknikler uygulanmıştır. Ayrıca inşa süresinin uzun olması nedeniyle bazı tekniklerde ve bezeme detaylarında yapıldığı dönemin teknik ve stil özellikleri uygulanmıştır. 
Bu durum yapıdaki teknik ve stilistik farkların sadece atölye farkı ile açıklanamayacağını aynı zamanda kısa da olsa dönemsel farklılığın da söz konusu olduğunu göstermektedir. Tapınakta karşılaşılan tekniklerden biri de mimari blokların bir kısmında görülen Karia-Ionia tipi kurtağzı kanca yuvalarıdır. 
Hekate Tapınağı’na ait bloklarda 5 alt tambur, 11 orta tambur, 5 üst tambur, 5 korinth sütun başlığı, 3 anta duvar bloğu, 1 adet naos duvarı üzerine gelen arşitrav bloğu ve 1 adet yine naos duvarları üzerine gelen friz bloğunda Karia-Ionia tipi kurtağzı kanca yuvası tespit edilmiştir. 
Başlıklardan biri bugün tapınağın batısındaki kazı alanında depremde düştüğü şekliyle korunmaktadır. Bu başlığın ait olduğu sütunun tamburları da yine aynı alanda olup, bir üst bir de orta tamburda Karia-Ionia tipi kurtağzı kanca yuvası görülmektedir. Bu açıkça göstermektedir ki sütunu yapmakla görevli olan atölye alt tamburdan başlayarak başlık dahil tüm bloklarda aynı tekniği uygulamıştır.
Tanrıça Hekate için yapılan Hekatesia Töreni
MÖ. Dönemlerde Lagina’da her 4 yılda bir Hekatesia-Romaia Festivali yapılır, ayrıca Hekatesia Töreni her yıl kutlanmaya devam ederdi. Diğer bir adıyla anahtar taşıma festivalinde tapınağın anahtarı bir alay halinde yürünerek Stratonikeia’ya götürülür ve geri getirilirdi. Bu gelenek, Hekate’nin yeraltı dünyasının anahtarını elinde tuttuğu inancından kaynaklanırdı. Bela ve felaketin evlerden uzak olması için, kapıların önüne Hekate sunakları dikilirdi.
Osman Hamdı Bey
1842-1910 arası yaşayan Osman Hamdi Bey, Sadrazam Ehem Paşa'nın oğludur. Çocukluk yılları dışındaki yaşamının tamamı, ülkenin kültürel değerlerinin korunmasına adamıştır. Osman Hamdi Bey verdiği mücadele ile Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerinde, tam anlamıyla bir arkeoloji seferberliği yapmıştır. 
Eski eserleri devlet malı sayarak bunların yurt dışına çıkarılmasının önlenmesi konusunda büyük mücadeleler vermiş ve 1884 yılında bu konuda Asarı Atika Nizamnamesini, yani Eski Eserler Kanunu'nu çıkarmıştır. Lagina'da, Batı Anadolu'daki ilk Türk kazısını yapmıştır.
1891-1892 yılında Lagina'daki Hekate Kutsal Alanı'nda çalışmış ve burada bulduğu kabartmalar ile diğer eserleri İstanbul Arkeoloji Müzesine götürmüştür. Götürülen eserler şimdi bu müzede sergilenmektedir. 
Kazı yaptığı dönemde, Turgut mahallesi içindeki Molla Tahir'in evinde kalmış ve burada yaptığı çalışmalara o dönemin Leynelilere yardımlarda bulunmuştur. Bu kazı evi şimdi müze olarak gezilebilmektedir. Osman Hamdi Bey'in çalışmaları sayesinde, Lagina eserlerinin yurt dışına gitmesi de önlenmiştir. 
Propylon Ve Giriş Kapıları (Tören Kapısı)
Kutsal alanın güneybatısında, Stratonikeia’dan gelen kutsal yolun bittiği noktada Lagina’nın “tören kapısı" işlevine de sahip ana giriş yapısı yer almaktadır. İlk kazı çalışmalarının 1892 yılında Osman Hamdi Bey tarafından gerçekleştirildiği yapıda en kapsamlı kazı ve araştırmalar Prof. Dr. Ahmet Arif Tırpan tarafından 1993 yılında başlatılmıştır. 
Bu süreçte yapının kazısı büyük oranda tamamlanmış ve anastylosis çalışmaları gerçekleştirilerek, yapı bugün orthostat blokları seviyesine kadar ayağa kaldırılmıştır. Tamamen mermerden inşa edilen Propylon’un batıya bakan dış cephesi üç basamaklı bir alt yapı üzerinde tetrastylos prostylos planlı iken, kutsal alana bakan iç cephesi on basamaklı bir alt yapı üzerinde distylos in-antis planlıdır. 
Batıdaki prostylos düzenleme bilinen örneklerin aksine yarım yuvarlak bir plan üzerine yerleştirilmiş olup, yarım daire bölümde mermer stylobat bloklarının belirli bir geometriye göre şekillendirildiği görülür. Bu bloklar beş yarım yuvarlak sıra ile aynı merkezli kapıya doğru daralan halkalar oluşturmaktadır. Böylece kapı önünde yelpaze formlu bir stylobat döşemesi ortaya çıkar. Her sıradaki bloğun yan derzleri üst ve alttaki bloklar ile düzgün bir hat oluşturacak şekildedir. 
Bu düzenleme ile stylobat bloklarının yarım daire formu vurgulanmış ve stylobata anıtsal bir görünüm kazandırılmıştır. Eşik ile yarım yuvarlak bölüm arasında 0,73 metre genişliğindeki dörtgen döşeme blokları ile geçiş sağlanmıştır. Peristasisteki basamaklar yarım daire formu aşarak kapı eşiği hizasında yapıyla birleşir. Batıdaki anta blokları kapı söveleri hizasından 2,40 metre dışa taşar, apsis formuna uygun bir kavis yaparak apsisle birleşir. 
Bu da yapının apsisle bütünlük oluşturacak şekilde planlandığını gösterir. Yapının orthostatlarla sınırlandırılan 7,25 x 8,20 metrelik bölümünde ise stylobat blokları dikdörtgen plakalardan oluşmakta ve hem yatayda hem de dikeyde derz sıraları birbirlerini takip etmektedir. 
Döşemenin yanlara doğru meyilli yapıldığı anlaşılmıştır. Kuzey duvarını oluşturan orthostatlar anta bloğu hizasından kuzeye dönüş yaparak, Batı Stoa’nın güney duvarına bağlanır. Bu alandaki basamaklar ve devamındaki kapı eşiği Propylon ile stoanın birlikte planlandığına ve bu iki yapının mimari bağlantısına işaret eder.
Propylon’un güneyinde orthostatların oturduğu zeminin alt yapısını oluşturan duvar ile her iki yönde basamakların oturduğu alt yapıdaki duvarlar farklı tekniklere sahiptir. Batıdaki yarım yuvarlak bölümün güney ucu, güneydeki antayı doğuya doğru geçerek, üçlü giriş hizasında yapıyla birleşir. 
Orthostat bloklarının üzerine oturduğu stylobat döşeminin altında bosajlı bağ atkı ve dizi taşlarından oluşan MÖ 2. yüzyıla tarihlendirilen bir duvar vardır. Bu duvarın orthostat altında kalan bölümlerde devam ettiği ancak basamakların bulunduğu bölümde devam etmediği görülmektedir. Bu da hem yarım yuvarlak bölümün hem de 10 basamaklı doğuya bakan bölümün buraya MÖ 2. yüzyıldan sonra eklendiğinin göstergesidir. 
Diğer bir deyişle orthostatların bulunduğu Propylon’un ana yapısı var olan eski temeller üzerine oturtulmuşken, basamaklar eski temele eklenerek yapılmıştır. Eklenen bu bölümlerdeki kalitesiz işçilik dikkat çekicidir. Bu kadar özenli bir yapıda insanların görüş alanında bulunan bölümde bu işçilik ilginçtir. Bu bölümün başka bir yapı ile kapatıldığına dair şimdilik bir veri bulunmamaktadır. Ion düzeninde inşa edilmiş olan Propylon, yarım daire planlı ön cephe düzenlemesiyle Anadolu’da bilinen tek örnektir. 
Lagina’daki tören kapısı J. R. Carpenter tarafından tanımlanan “H” formlu genel propylonlara tam olarak uymaktadır. Tören kapısında paralel duvarları bölen orta duvarda üç kapı açıklığı vardır. Bu kapılardan ortadaki yanlardakilere göre daha geniş ve yüksektir.
Merkezdeki girişi in situ durumdayken kenarlardaki girişlere ait söve ve lento blokları kazılar sırasında bulunmuş ve tasnif alanına taşınmıştır. Lagina’nın tören kapısının önde tetrastylos prostylos arkada distylos in-antis planı, antik dönem boyunca çok yaygın bir kullanıma sahip değildir. 
Bu plan tipinin bilinen en erken örneği Hellenistik Dönem’de yaygınlaşan bu plan tipi Anadolu’da ilk olarak Lagina gibi farklı coğrafyalarda tercih edilmesi, bu genel düzenlemenin Hellenistik Dönem’de popüler olduğunu göstermektedir. 
Lagina tören kapısını bu örneklerden ayıran temel fark, batı cephesindeki prostylos sütunların bulunduğu bölümde uygulanan yarım daire planın varlığıdır. Bunun Anadolu’da yakın bir örneği yoktur. Lagina Propylonu ile hem apsidal hem de tetrastylos prostylos planlıdır. 
Lagina Propylonu’nun ön cephesinde tercih edilen yarım daire plan rastgele değildir. Anadolu mimarisinde fazla tercih edilmeyen bu düzenlemenin Roma mimari geleneklerinde çok önemli bir yeri vardır. Başta İmparatorluk Dönemi hamam yapıları, kutsal alanlar, tapınaklar ve imparator forumlarında olmak üzere Roma yapılarının hemen her noktasında yarım daire, apsis ve kavis gibi geleneksel uygulamaları görmek mümkündür. 
İmparator Augustus’un da yardımıyla var olan belki daha mütevazi planlı giriş yapısının yerine Anadolu’nun Helenistik Dönem modasına uygun bir plan seçilmişken, kutsal alana yapılan değerli bağışın mimari bir yansıması olarak Roma mimarisinin en sevilen uygulamalarından biri olan apsidal plan kullanılmıştır. Yapıda Anadolu’nun geleneksel mimari uygulamaları ile Roma mimarisinin karakteristik uygulamaları bir arada ustalıkla kompoze edilmiştir.
Propylon’un hem prostylos planlı batı cephesi hem de in-antis planlı doğu cephesinde, sütun kaidelerinin üzerine oturtulduğu stylobat blokları ile yanlarına yerleştirilen stylobat blokları üzerinde dekoratif amaca da sahip olan görülecek şekilde bırakılmış ikişer kırlangıçkuyruğu kenet yuvası bulunmaktadır. 
Görülebilen kırlangıçkuyruğu kenetlerin Hekatomnid Hanedanlığı ile MÖ 200 yılları arasındaki Ionia Rönesansı olarak adlandırılan süreçte görüldüğü belirtilmektedir. Batı ve doğu cephede sütunlar arasında kalan stylobat bloklarındaki Ionia Rönesansı’na özgü dekoratif kırlangıçkuyruğu kenetler, Anadolu-ion tipi sütun kaideleri ve anta başlıklarının bezeme şeması nedeniyle Propylon’un Ionia Rönesansı zamanında yapılmış olması muhtemeldir.
Ionia Rönesansı’nın karakteristik uygulamalarından birisi olarak kabul edilen görülebilen kırlangıç kuyruğu kenetlerin Arkaik Dönem’de kullanımı bilinse de en yaygın kullanıldığı dönem Hekatomnid Hanedanlığı zamanıdır. Alışılmış uygulamanın aksine görülebilecek şekilde yapılan ve dekoratif amacı da olan bu kenetler genellikle yapıların krepis ve stylobat bloklarında kullanılmıştır. 
Yazıtlarda "propylon ve giriş yapısı" ifadesi diye tanımlanan güneybatı köşede bulunan giriş, Ion düzeninde, dıştan üç basamak ile çıkılan, girişte yarım yuvarlak şekilli tetrastylos prostylos ve kutsal alanın içine bakan bölümde ise in antis planlıdır. 
Bu kapıdan sonra, törende görevli olanlar in antis planı İon sütunları arasından geçerek, basamaklardan inip altar yönüne doğru devam ederken, töreni izlemeye gelenler ise kuzey antadan sonra basamakları inmeden hemen kuzeye dönmekte ve üç basamak çıkarak, önünde oturma sırasının olduğu stoaya ulaşmaktadır.
Kutsal alanın güney duvarında bulunan giriş kapısı ise peribolosa bitişik olarak yapılmış, doğu ve batı yönlerinde basamak, güney yönünde düz yükselti şeklindeki alt yapı üzerine inşa edilmiştir. Dor düzeninde yapılmış olan giriş, iki kapılı ve tristylos prostylos planlıdır. Kuzey peribolos üzerinde bulunan kapının sadece stoa içine bakan bölümünün kazısı yapılmıştır.
Anta Başlığı 
Propylon’un anta başlıkları Anadolu-ion tipindedir. Bu tipte ön ve yan yüzlerin farklı bezeme tasarımı karakteristik olup, özellikle Karia ve Ionia bölgelerinde yaygın bir kullanımı vardır. Propylon’un iyi korunmuş anta başlıklarının ön yüzüne yukarıdan aşağıya doğru sırasıyla ovoloya ion kymationu, kavettoya anthemion bezeme kuşağı, kyma reversaya ise lesbos kymationu bezemeleri işlenmiştir. 
Eksen simetrisine sahip bezemelerin yüksek kabartma şeklinde işlenmesi ile ışık gölge kontrastı oluşturulmuştur. Anta başlığının yan yüzü, akanthus çanağından çıkan ikişer sarmal daldan oluşmaktadır. Bu sarmal dallar yanlara doğru volüt oluşturur. 
Anadolu-ion Tipi Sütun Kaideleri 
Propylon’un her iki cephesindeki sütunlar Anadolu-ion tipi kaideler üzerinde yükselmektedir. Kaideler bu tipin kanonik düzenlemesine sahip olup, torus yatay olarak yivlendirilmiştir. Anadolu-ion tipi kaide Anadolu’da ion düzenli yapılarda, Arkaik Dönem’den MÖ 3. yüzyıl sonlarına kadar temel tiptir. 
Hermogenes yapıları ile birlikte daha kolay işlenebilen basit profilli Attika-ion tipi kaidenin popüler olmasıyla birlikte Anadolu-ion tipi kaidenin kullanımı nerdeyse terk edilme noktasına gelmiştir. Bu örnekler MÖ 3. yüzyıl sonrasında Anadolu-ion tipi kaidenin kullanımının azalmış olmakla birlikte tamamen terk edilmediğinin göstergesidir.
Stoa
Kutsal alanın sınırlarını belirleyen peribolosun iç kısmını, Dor düzeninde, tek katlı, sundurma çatılı bir stoa çevrelemektedir. Batıdaki stoanın ön bölümünde kutsal alandaki» törenleri izlemeye gelen ziyaretçilerin oturdukları yer bulunmaktadır. 
Bu oturma alanının kuzey stoa ile birleşen kuzey bölümü açığa çıkarılmıştır. Kuzey stoa önünde yoğun bir şekilde farklı büyüklükte ve şekillerde heykel kaidelerine rastlanmıştır. Diğer doğu ve güney stoanın kazısı tamamlanmamıştır.
Törenleri izlemek için gelen kişiler, propylondan sonra, basamaklardan inmeden hemen sola kuzeybatıya dönerek, bir kapıdan stoaya geçerek, batı stoa önünde bulunan izleyici basamaklarına oturmaktaydılar. 
Tamamı Dor düzeninde olan stoalarda kaidesiz ve Toskania kaideli, alt kısmı yivsiz üst kısmı Ionik tipte 20 yivli ve Dor başlıklı sütunlar ile Dorik bir üst yapıdan oluşan düzenleme vardır.
Zeytin Ağacı
Bu zeytin ağacı, Güney Ege Linyitleri İşletmesi Müessesesi Müdürlüğü tarafından kamulaştırılan ve yüzey taraması ile çalışma yapılması için kazı başkanlığına teslim edilen alanda bulunmuştur. Datça'ya götürülmek istenirken, Kazı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Adil Tırpan tarafından GELİ'den gelen teknik personel, vinç ve tır ile 27.08.2008 tarihinde, şimdi bulunduğu yere taşınmıştır. 
Burası kazı alanından çıkan toprağın dökülmesi sonrasında oluşan bir dolgudur. Yaklaşık 20 ton ağırlığında ve 15 m çapında olan ağaç büyüklüğü nedeniyle taşınması oldukça zor olmuştur. Ağacın yaşının 2000 yıldan fazla olduğu bilinmektedir. Burada bakımı ve sulanması kazı ekibi ve ören yeri bekçileri tarafından yapılmıştır.
Bölgede bilinen en yaşlı zeytin ağaçlarından birisi olduğundan, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan karşılama merkezi projesinde olduğu yerde kalmış ve ağaç alanın peyzajına dahil edilmiştir. Böylece bulunduğu yerde korunmaya alınmıştır.

-------------------------------------------- 
Kamera/Metin Yazım : Mehmet SÖKMEN
Seslendirme : Rüksan Atak SÖKMEN
Çekim Tarihi : 16.11.2020
Prodüksiyon Yapım Tarihi: 05.01.2021
Video Prodüksiyon Yapım, Yayın Ve Yönetmeni: Mehmet SÖKMEN - 0532 525 84 93 
web: www.mehmetsokmen.tv
         www.youtube.com/MehmetSokmenAntalya

Bu haber 39 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Gezi Notlarımız

Kovada Gölü Doğa Krallığında Sonbahar Renkleri

Kovada Gölü Doğa Krallığında Sonbahar Renkleri Isparta'nın Eğirdir ilçe sınırları içinde doğanın cömert davrandığı Kovada Gölü Milli Parkı, destansı doğal güz...

Gazipaşa Aydıncık Atakent Silifke Mersin Arasında Yolların Dili

Gazipaşa Aydıncık Atakent Silifke Mersin Arasında Yolların Dili Bir düşünün geçmişe doğru hayal edin! Burada yol ağı yokken ulaşım nasıl olmuş, ne kadar zaman sürmüş, vahşi doğa k...

Contributor

HAVA DURUMU


Google Translate

Mehmet SÖKMEN - 05325258493 Bu web sitesindeki tüm videoların linklerini adımızı göstererek kullanabilirsiniz ISBN: 978-605-88104-0-2
RSS Kaynağı |