http://www.mehmetsokmen.tv/videolar/ Rhodiapolis Antik Kenti – Kumluca Antalya - Mehmet SÖKMEN Tv - Video Prodüksiyon - Antalya
html5 video by ThunderSoft
ANASAYFA VİDEOLAR ANKETLER RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

BU KANALI DESTEKLE

Rhodiapolis Antik Kenti – Kumluca Antalya

Rhodiapolis Antik Kenti – Kumluca Antalya

Tarih 29 Ocak 2021, 17:06 Editör Mehmet SÖKMEN

Rhodiapolis Antik Kenti belgesel çekimlerimiz 2021 Ocak ayında yapılırken, terk edilmiş durumdadır.

ISBN 978-605-88104-0-2
Rhodiapolis Antik Kenti – Kumluca Antalya 
Rhodiapolis Antik Kenti belgesel çekimlerimiz 2021 Ocak ayında yapılırken, terk edilmiş durumdadır. Rhodiapolis Antik Kenti'nin günümüze ulaşan önemli kalıntıları tanımlayıcı bilgileri olmasa da; tiyatro, hamam, agora-stoa, sebasteion, tapınaklar, kilise, çok sayıda su sarnıcı, kenotaph, nekropoller ve konutlardır. Kalıntılar arasında büyük bir kısmı tahrip olmuş Bizans çağı yapıları çoğunluktadır. Kentin en çok dikkat çeken özelliği, küçük taşlardan harçlı veya harçsız olarak inşa edilmiş hala ayakta olan çok sayıdaki yapıdır. 
Rhodiapolis Antik Kenti Kumluca şehir merkezinin batısındaki tepelerin üstünde kurulmuştur. İlçe merkezin içinden geçilerek 5 km lik dar asfalt bir yolla çıkılan Rhodiapolis Antik Kenti isminden dolayı Rodoslular’ın kurduğu bir şehir olarak kabul edilir. Rhodiapolis Antik Kenti'nin restorasyonu ve çevre düzenlemesi Kumluca Belediyesi tarafından yaptırılmaktadır. Tepeden Kumluca seralardan oluşan plastik denizi manzarası ilginç bir görüntü oluşturmaktadır.
Rhodiapolis 2006 kazıları sonrası. Hava fotoğrafı, Rhodiapolis Kent merkezi 2006, Rhodiapolis. Kazı öncesi kent merkezinin görünümü 2006, 
2006 ve 2007 yılında kazılmaya başladığı zamanki harabe haline bakıldığında, kazılar ve restorasyonlar sonucu bugün daha iyi durumdadır. Bu çekimleri yapan bizler devlet olsaydık, bu kenti tamamen ilk orijinal hali gibi ayağa kaldırırdık!
Rhodiapolis Antik Kenti bulunduğu bölgede bulunan Gagai, Phaselis, Korydalla ve Olympos gibi Rodos kolonilerinden biridir. Bu kentte bölgedeki diğer kentler gibi Likya Birliği üyesidir. Rhodiapolis Kenti'nin en ünlü kişisi Opramoas’tır. Antonius Pius döneminde İS. 138-161 arası yaşamış olan bu kişi Likya’nın en zengin adamı ve en ünlü hayırseveridir. Şehirde tiyatronun sahnesinin arkasında kalan alanda Opramoas’ın anıt-mezarı bulunmaktadır.
1892'de ilk kez Avusturyalı arkeologlar tarafından keşfedilmiştir. Kentin en ünlü siması MS 2. yüzyılda yaşamış ve tüm Likya kentlerine yardım etmiş olan en ünlü euregetes yani yardımsever Opramoas'tır. Opramoas'ın anıt mezarı duvarındaki yazıt Anadolu'nun en uzun Antik Yunanca yazıtını taşır.
MS 2. yüzyıl da İmparator Başrahibi ve Birlik Yazmanı gibi önemli görevleri bulunan Opramoas zamanında şehir en parlak günlerini yaşar ve imar olur. Kentte Klasik dönemden Bizans'a kadar kalıntılar vardır. Şehrin tiyatrosu, hamamı, Opramoas anıtı, kilisesi, nekropolleri ve çok sayıda su sarnıcı bulunmaktadır. Opramoas anıtı bloklarında yazılı olan 12 imparator mektubu, 19 procurator mektubu ve 33'u birlik toplantısına ait yazılı anıt defineciler tarafından tahrip edilmiştir.
Prof. Dr. Nevzat Çevik başkanlığında 2006 yılında başlatılan kazılara 2009 yılından itibaren Akdeniz Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. İsa Kızgut başkanlığında devam edilmiştir. Tiyatro, hamam, agora, stoa ve ana cadde gün yüzüne çıkartılmıştır. Yine kamusal alanda Asklepeion gün yüzüne çıkarılmıştır. 
Bu kompleksin içerisinde tapınak ve kütüphane de bulunmaktadır. MS 2. yüzyılda yaşamış olan hekim Herakleitos kente hem Asklepios kültünü kurmuş ve başrahip unvanı almış, hem de bir Asklepeion yaptırmıştır. Yapılan kazılarla ana cadde ve Asklepeion önündeki portik açılmış, kütüphane ve tapınak konsolide edilerek kısmi onarım ile ziyaretçiler için daha anlamlı şekle getirilmiştir. 
Antik kentin restore edilen 1500 kişilik Helenistik tiyatrosu, 22 Haziran 2011'de devlet, özel sektör ve sivil toplumun işbirliğinde yapılan bir organizasyon neticesinde verilen konserle bin yılı aşkın süre sonra ilk kez müzikle buluşmuştur. 
Kentin bilim literatürüne ilk girişi 1842’de İngiliz araştırmacılar Th. Daniel, T. A. B. Spratt ve E. Forbes sayesinde olmuştur. Asıl keşfi de Avusturyalı bilimciler O. Benndorf ve ekibi tarafından gerçekleştirilmiştir. Kentin arkeolojisi üzerine kapsamlı bir kazı-araştırma projesi ilk kez 2006’da N. Çevik tarafından tümcül bir proje olarak başlatılmıştır. 
Antalya İli Kumluca İlçesi’nin hemen kuzeyindeki Sarıcasu Köyü’nün arkasında yükselen denizden 300 m yüksekliğindeki tepe ve çevresinde kurulmuştur. Tepenin güneyinde Kumluca düzlüğüne ve Akdeniz’e bakan yamaç yapılarla doludur. Rhodiapolis’in en önemli özelliği şehirciliğidir. 
Dar ve zor arazide oldukça başarılı planlanmış kompakt bir kent yaratılmıştır. Yapılar arasında neredeyse sadece cadde ve sokak boşlukları dışında bir boşluk bulunmayacak biçimde çoğunlukla sıkı-organik bir bağ içerisinde inşa edilmiştir. Eğimli arazide kentsel yapılaşmaya olanak tanıyan çok sayıda teras, çoğunlukla sarnıçlar ile oluşturulmuştur. Bu akılcı çözümle hem yerleşimin su ihtiyacı karşılanmış hem de yapılara uygun düzlükler sağlanmıştır.
Rhodiapolis şehirciliğine dönemsel olarak bakıldığında, her bir dönem için Roma şehirciliğinden farklı resimler çıkmaktadır. Alan aynıdır, ancak şehir ve yapılar farklıdır. Klasik Dönem’de orta ölçekli bir yerleşim olduğu 26 adet kaya mezarının varlığından ve Likçe yazıtlardan bellidir. Ancak bu mezarların sahiplerinin yaşamlarına ilişkin bir mimari kalıntıya henüz rastlanmamıştır. 
Roma Dönemi içinde her yüzyılda farklı yapılaşmalar, ekler ve revizyonlar olduğu görülse de özellikle İ.S. 2. yy. Rhodiapolis’de en parlak şehirciliğin söz konusu olduğu ve bugün görünen Roma Dönemi kalıntılarının çoğunlukla oluştuğu en parlak zamandır. Tamamen arazi şartlarına göre biçimlenmiş bir Roma kent modeli görülmektedir. Bu model Roma’nın sadece Küçük Asya’da görülen Helenistik-Roma ortak karakterli şehirciliğidir. 
Tüm yapılar incelendiğinde ve özellikle rezervuar ve sarnıçların konumlarına bakıldığında, kentin en yukarıdan tepe yamacında aşağıya doğru gelişmiş olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumu yerleşim içi yol ağı da göstermektedir. Bir Roma kentinde bulunan tüm yapı tipleri küçük boyutlarda da olsa örneklerini Rhodiapolis’te bulmaktadır. 
Kenti oluşturan yapıların büyük kısmı diğer yerleşimlerden farklı ölçeklerde benzerleri bilinen, tiyatro, hamam, stoa gibi yaygın yapılar iken, yuvarlak formlu tapınak, asklepeion ve kütüphane gibi bir kısmı da Likya’da henüz bilinmeyen yapı örnekleridir. Sebasteion ise bu yapısıyla/ planıyla Anadolu’da tektir. Sebasteion'un doğu bitişiğinde, sebasteionla birlikte aynı yapı kapsamında planlanmış olan Opramoas ata kültü salonu da yerel bir egemen aileye yapılmış bölgede benzersiz özel bir yapıdır. 
Likya’da şimdilik bilinmeyen Asklepeion ise varlığını, bu kültün bölgedeki kurucusu Rhodiapolisli hekim Herakleitos’a borçludur. Bu kamu yapılarının fonksiyonları ve birbirleriyle olan fonksiyonel ilişkileri şehir içerisindeki konumlarında belirleyici olmuştur. Örneğin Asklepeion, kütüphane ve sebasteionun bir ada olan Dinsel ada oluşturması ya da tiyatro, stoa ve agoranın başka bir ada Sosyal ada oluşturması gibi. 
Çoğunlukla birbirinden tam bağımsız olmayan, bazı duvarları yada mekanları ortak birleşik yapılar da söz konusudur. Bu nedenle bazı yapıların fonksiyonlarında da örtüşmeler görülmektedir. Örneğin Opramoas Stoası ile tiyatro, batı kesimde birleşmiştir. Ve böylelikle giriş ve tiyatro dışı trafiğinin çözüldüğü bu örneksiz uygulama yaratılmıştır. 
Eğimli arazide kentsel yapılaşmaya olanak tanıyan çok sayıda teras çoğunlukla rezervuarlardan yani sarnıçlardan oluşturulmuştur. Bu akılcı çözümle hem yerleşimin su ihtiyacı karşılanmış hem de yapılara uygun düzlükler sağlanmıştır. Sarnıçlardan elde edilen düz alanlar genellikle yapıların avluları, G yapısı gibi örneklerde ise avlunun yanı sıra alt yapı olarak da işlevlendirilmiştir.
Tüm yapıların girişleri yollara bakmaktaydı. Bu durum sadece fonksiyonel değil aynı zamanda estetik bir ortak yaşam ortamı oluşturma çabasının da sonucuydu. Büyük kentlerde pek çok sosyal cazibe merkezi bulunduğundan tek bir merkeze mecburiyet olmamaktadır. Rhodiapolis gibi orta ölçekli yerleşimlerde tek bir sosyal rekreasyon alanı olduğundan tüm diğer yapılar da bu merkezi cazibeden ve trafikten yararlanmak için aynı alan etrafında, olabildiğince en yakınında konumlandırılmaktaydı. 
Yerleşimcilerine görsel, estetik ve fonksiyonel bakımdan yaşanabilir bir kent sunmak şehir plancıların/mimarların işiydi. Kentler, toplumu yapılandıran ve ona ahenk veren güçlü ve temel bir araç olarak yönetim politikası paralelinde yapılandırılıyordu. Kentteki mekanlar ve mekanlardaki etkinlikler halkın, kentlerini benimsemelerini sağlayacak biçimde tasarlanmaktaydı. 
Öncelikle önemli olan tüm kişisel ve toplumsal ihtiyaçların mimaride karşılığını bulmasıydı. Rhodiapolis’teki Roma Dönemi şehirciliği de her türlü elverişsiz koşulda bile yaşanabilir görsel değeri olan bir kentin yüksek limitlerini ve güçlü eğilimini göstermektedir. Mimarinin ve planlamanın karşısındaki zor topografik ve morfolojik koşullarının direnci dönemin yerel ustalığıyla ve Roma Dönemi’nde olağanüstü gelişmiş olan inşaat ve malzeme mühendisliğiyle çözülmüştür.
Arazi zorluklarına sahip olan Rhodiapolis’te de istenen düzende akslar oluşturulamamış olsa da araziye göre en uygun, kullanılabilir ve etkileyici bir yerleşim planlanmış ve uygulanmıştır. Sonraki eklerde ve revizyonlarda bile, olabildiğince bu kaygıyla davranılmıştır. Rhodiapolis kent merkezindeki sebasteion, asklepeion, iki katlı stoa ve Opramoas stoasının sütunlardan oluşan zengin cephesel yapısallığı yerleşim merkezinde olağanüstü yoğunlukta ve nitelikte estetik kamu alanları yaratmıştır. 
Roma tarzında yerleşim kurma isteği ve seçimi hem dönemin dominant şehircilik ve mimari geleneğinden hem de Opramoas gibi yerel iktidar sahiplerinin Roma’nın gücünden yararlanma ve Romalılaşma isteklerinden de kaynaklanıyordu. Kentlerin önde gelen yurttaşları halkın takdirini kazanmak ve önemli kamu görevleri almak için yarışıyorlardı. 
Bunun yanında kentler arasında da onur ünvanları elde etmek için de bir yarış vardı. Kentlerin oluşum ve gelişim süreçleri çoğu zaman, az sayıda, kültürlü ve seçkin sınıfa dayanıyordu. Dolayısıyla seçkinlerin yaşadıkları iniş çıkışlar çoğunlukla kentlerin kaderine de yansıyordu.
Anadolu’nun hemen tüm batısındaki kutsal alanlarda görülen pagan-Hıristiyan transformasyonu Rhodiapolis’te de kendi çapında gerçekleşmiş. Bu dönemde artık kilise kamu yönetiminin merkezinde yer alan ve diğer sosyal ve ekonomik fonksiyonların bu merkezden yürütüldüğü rastlantısal gelişen bir yerleşim dokusunun odağını oluşturan bir kent yapısını biçimlendirmiştir. 
Bizans Dönemi için en belirleyici alan kastronun çevrelediği kilise ve çevresindeki yapılardır. Rhodiapolis, Likya siyasal coğrafyasındaki elverişsiz konumu, şehirlerarası yolun ana güzergahında bulunmaması ve doğal su kaynaklarının eksikliği yanında nüfusun azlığı nedeniyle yeterince gelişememiş ve orta ölçekli bir kent olabilmiştir. 
Kentin en parlak döneminin 2. yy. olmasında, ünlü bir zengin ve hayırsever olan Opramoas ve ailesinin ve de Herakleitos gibi diğer aristokratların bu dönemde yaşamış olmaları gerçeği yatmaktadır. Susuz yerleşimi geliştirebilmek ve yaşatabilmek için çok başarılı sarnıç-teras modeliyle ve sıkı organik bağlantılarla ilişkilendirilmiş yapıların oluşturduğu kompakt bir kent geliştirilmiştir. 
Bu özgün karakteriyle, Anadolu’daki Roma Dönemi antik kentleri içerisinde farklı ve özel bir şehircilik örneği göstermektedir. En önemlisi de yerleşimin korunmuşluğu yanında, yüzeyden okunabilirlik oranının ve önemli alanların yüksek oranda kazılmış olması Likya kentleri içerisinde yeterince bulunamayan bir şansı en iyisiyle vermekte ve özellikle Roma Dönemi’nde bir Likya kentinin yapısını neredeyse tamamına yakın anlama şansı vermektedir.
Caddeler
Kentin cadde ve sokak ağı çoğunlukla yüzeyden, yapılar arası ilişki ve topoğrafya konumludur. Güneyden, Kumluca’dan ve Korydalla tarafından gelen ana yol yerleşim tepesinin eteğine hamamın güneydoğusuna ulaşmakta ve buradan da kente çıkmaktadır. 
Hamamın güneyinden en kısa yoldan batıya yamaca doğru yerleşim merkezine çıkmaktadır. Hamamın kuzeyinden çıkan yol da konutlar bölgesine ulaşmaktadır. Hamamın güneyinden geçip batıya-tepeye çıkan yol çıkış boyunca ara sokaklarla yerleşim içinde dağılır. Bunlardan birçoğu açıkça izlenebilmektedir. 
Kent merkezine çıkan yol sebasteionun önünden kuzeyden paralel dar bir cadde olarak agora düzlüğüne ulaşır. Burada yerleşimin farklı bölgelerine ulaşan ağın kavşağı olur. 
Kavşaktan kuzeye dönünce agora-stoa, batıya doğru devam edince kentin batı girişine ve kuzeybatıya yönlendiğinde de akropole ve tiyatroya yol verir. Agoraya dönen yol aynı noktadan basamaklarla Opramoas stoası üst katına yönelir.
Sebasteion önündeki kavşaktan tiyatro doğu analemması arkasına kadar olan toplam 43 m.’lik caddenin en geniş yeri 5.10 m.dir. Tamamı taş kaplıdır ve basamaklıdır.
Caddenin başlangıcında kuzeye stoanın üst katına geçit vermek üzere dönen basamaklar bulunur. 8 adeti izlenen ve korunmuş olan Opramoas stoasına çıkan basamakların esasında 10 adet olması gerekir. En üstteki 2 basamak anıtsal girişle birlikte yıkılıp yok olmuştur. Caddenin en alt kotunda başlayan, güney-kuzey yönelimli bu basamakların genişliği 3.60 m.dir.
Stoanın 2. katına çıkan basamaklar alanında, akıntı toprak içerisinde seramik, tuğla ve kiremit parçacıkları ile profilli mimari parçaları, cadde boyunca çok sayıda seramik parçaları, heykel parçaları, yazıtlı bloklara ait parçalar, cam parçacıkları ve sikkeler ortaya çıkarılmıştır.
Nekropol 
Nekropol Kente gelen ve giden yolların kenarında yoğunlaşmıştır. En erken nekropol, yerleşimin kuzeyindeki vadi kenarındaki kayalıklardaki Klasik Dönem kaya mezarlığıdır. Kentin çevresindeki Roma dönemi nekropolleri daha çok tonozlu oda mezarlar ve lahitlerden oluşmaktadır. 
Lahitler kentin güneyinden çıkan yol boyunca yoğunken, oda mezarlar kentin kuzey ve kuzeybatısında yoğunlaşmaktadır. kenotaph vardır. Akropol tepesinde yükselmekte olan bir kenotaph bulunur. Kent merkezinde cadde kenarlarında da anıt mezarlar bulunur. Roma dönemi anıt mezarları kentin merkezinde yol boylarında dizilidir. 
Rhodiapolis için en ayrıcalıklı olan anıt mezar Opramoas’ın ki dir. Diğeri de batı ana cadde boyunda yapılmış olan anıt mezardır. Roma dönemi lahitleri güneyden gelip kente çıkan yol boyunca dizilidir. Hamamla agora arasında yoğunlaşırlar. Yerleşim tepesinin batı ve kuzeybatı eteğinde yol boyunca oda mezarlar dizilidir, kuzeydeki konut alanları sınırına kadar devam etmektedir.
Fortuna Tapınağı 
Tapınağın yapısallığını anlamaya yetecek zenginlikte mimari parçalar bulunmuştur. Buna göre alttan itibaren, tholos yapısallığa uygun biçimde kesilmiş, sırasıyla: 115 cm. yüksekliğinde profilli podyum; podyuma oturan yivsiz sütunlar; korinth düzeninde sütun başlıkları; silmeli, inci dizili baştaban blokları; zengin bezemeli diş sırası, yumurta sırası, palmetler, gül bezekler, aslan başlı çörtenler ile arşitrav blokları kullanılmıştır. 
Kuzey tarafta geniş ön alana bakan ve cadde kıyısından açılan ana alan kapısıyla bakışımlı, zengin bezemeli bir kapının elemanlarına ilişkin parçalar da ele geçmiştir. Dolayısıyla tapınağın yapısallığına ilişkin neredeyse tüm bilgiler edinilmiştir. 
Tapınağın ön alanını oluşturan, tonozları çökmüş olan sarnıçlara düştüğü tespit edilen podyum blokları vinç yardımıyla sarnıçtan çıkarılıp orijinal yerlerine konulmuştur. Tapınağın giriş yüzü kuzeye ana alan girişine bakmaktadır. Bu yüzün iki yanında, tapınağa bitişik birer heykel altlığı yerleşiktir. Altlıklardan biri kütüphaneye diğeri ise doğuya, nişe bakmaktadır.
Kütüphane 
Kütüphane Sebasteionun güneybatısında yuvarlak formlu Fortuna Tapınağının batı bitişiğinde yer almaktadır. Tapınakla aynı ön alana bakmakta ve kapısı da bu yönden açılmaktadır. Hekim Herakleitos tarafından İ.S. 2.y.y.’da yaptırmıştır. 
Heraikleitos’un yazdığı 6 ciltlik eserinin de Kütüphanenin duvarları genellikle moloz taş ve harçla örülmüştür. Doğu yüzü ortasında, tapınakla bakışımlı bir giriş görülmektedir. Güney tarafı yamaca bakan yapı dikdörtgen planlı tek hacimlidir. Sıva üstü mermer kaplama olduğu konusunda bir veri yüzeyde görülmemektedir.
Yapının kalın duvarları içine 0,50 m. derinlikte ve 1,5 m. genişlikte nişler açılmıştır. Kuzey duvarda 3, doğu duvarda 2 niş görülmektedir. Güney duvarı tamamen yıkık olan yapının batı duvarı boyunca 1,05 m. genişlikte ve nitelikli kesme taşlardan altlık düzenlenmiştir. Altlıkların yapılış amacına yönelik bir iz şimdilik bulunmamaktadır. 
Yapının küçük ölçülerine göre oldukça güçlü örülen 1,20 m. kalınlıktaki duvarlar, 5 cm. kalınlıktaki sıva, eşit ölçülerdeki ardışık nişler ve tek hacimli planlamasıyla bu yapının, Herakleitos’un yaptırdığını yazıtlardan bildiğimiz küçük kütüphaneden başka bir fonksiyonda olamayacağı düşünülmektedir.
Asklepion
Asklepion, Fortuna Tapınağı ve Kütüphane’nin olduğu, kentin güneybatı alanında, sebasteiona bitişik kurulmuştur. Kaynaklar, Rhodiapolis’te yıllık olarak düzenlenmekte olan Asklepeion’a özgü bir oyunun varlığından bahsetmektedir. Asklepeion ve Asklepeios’la ilgili yazıtlar bu yapının çevresinde ele geçmiştir. 
Kompleks içindeki kütüphane ve avlu çevresindeki odalar bu fonksiyonu güçlendirmektedir. Asklepeios ve kızı Hygeia’ya heykeller adayan ve ilk kez bölgede Asklepeios kültünü kurmuş olan Herakleitos yazıtının bu yapının hemen arkasında bulunmuş olması, 2008 yol yapım çalışmalarında bulunan ve üzerinde “Asklepeion” yazan yazıtın da yine bu yapının ana girişi önünde ele geçmiş olması ve Sebasteion’la olan organik bağlantısı yuvarlak tapınak ve kompleksinin Asklepeion’la ilgili olduğu düşüncesini güçlendirmektedir. 
Asklepeion yapısının alt yapısı sarnıçların oluşturmuş, bu kısım bir avlu görevinde olup, kuzey yönünde 3 kapılı bir stoa alanından mekâna girilir. Giriş kapısından sonra geniş bir koridor yer alır. Doğu ve batıda bulunan odaların girişi bu alandan sağlanır. Avlunun doğu ve batısında 6 mekân bulunur. Bu mekânlar hasta sağaltım odalarıdır. Yapı İ.S. 2.y.y.’a tarihlenir.
Hamam–Gymnasium
Hamamın palaestrası güney ve batı tarafında ortaya çıkarılmıştır. 
Bu kesimde Roma devşirme bloklarıyla örülmüş Bizans duvarları ortaya çıkarılmıştır. Palaestranın Güney köşesinde hamama su taşıyan kanal bulunuyor. Örülerek oluşturulmuş olan 0.50 m. genişliğindeki kanalın yönelimi Güney yapısının bulunduğu tepedir. 
Güney (G) Yapısı 
Güney (G) Yapısı / G Yapısı KB’dan hamamlar 2007 Kent merkezi güney kesim. Asklepeion ve G Yapısı 2006
2006 ve 2007 yılında kazılmaya başladığı zamanki harabe haline bakıldığında, kazılar ve restorasyonlar sonucu bugün daha iyi durumdadır. Bu çekimleri yapan bizler devlet olsaydık, bu kenti tamamen ilk orijinal hali gibi ayağa kaldırırdık!
Kentin güney ucunda oluşturulan düzlük üzerinde, Sebasteion’un hemen arkasındaki alanda konumlanmış, işlevi henüz saptanamamış yapı, en büyük resmi yapılardan biridir. Diğer kamu yapılarından bağlantısız, ayrı bir alanda durmaktadır. G Yapısının da büyük kısmı rezervuar altyapısı üzerinde inşa edilmiştir. 
Avlu çevresinde de diğer birimler sıralanmıştır. Üst yapıya ilişkin yeterli veri kalmadığından yapının işlevi hakkında yeterli bilgi yoktur. Yamaç eğiminin en çok olduğu GD ve GB yönlerinde çok katlı birimler bulunmaktadır. 
Yapının korunan orijinal duvarlarını kullanarak örülen yeni duvarlarla oluşturulan mekanların, Bizans döneminde çeşitli amaçlar için kullanıldığı anlaşılmıştır. Ön cephe kuzeybatıya tapınak yönüne bakmaktadır. Anıtsal üç girişli planlanmış ve girişlere ilişkin bloklar farklı bezemelerle işlenmiştir. Doğu ve güney cephe ise birbirinden bağımsız mekânlarla çevrelenmiştir.
Rhodiapolis yapılarının karakteristiği olan sarnıç altyapılıdır ve üç büyük haznesi vardır Sarnıçların üst yapısı tamamen yıkılmış ve zemin koduna ilişkin hiçbir iz kalmamıştır. Ön cephe kuzeye hafif dönük batı bakışımlıdır. Üç girişli planlanmış ve girişlere ilişkin bloklar farklı bezemelerle işlenmiştir. 
Kuzey cephede yıkılmalarla bazı açıklıklar oluşmuştur fakat girişe ilişkin bir iz görülmemektedir. Doğu ve güney cephe ise birbirinden bağımsız mekânlarla çevrelenmiştir. Doğu cephede 5, güney cephede ise 3 mekân bulunmaktadır. Mekânların en az iki katlı olduğu, korunmuş duvarlardaki hatıl yuvalarından ve merdiven izlerinden anlaşılmaktadır.
Doğu cephede 5, güney cephede ise 3 mekan bulunmaktadır. Mekânların en az iki katlı olduğu, korunmuş duvarlardaki hatıl yuvalarından ve merdiven izlerinden anlaşılmaktadır. Çok katlı dış mekanların zemin katlarına dışarıdan, ayrı girişlerle girilirken üst katlarına G yapısının içinden girilmektedir. Teknik ve malzeme göz önüne alındığında ve şehrin imar tarihiyle irdelendiğinde olasılıkla İS. 2. yy’da yapılmıştır.
Kentin güney ucunda yer alan düzlük üzerinde, Sebasteion’un hemen arkasındaki parselde konumlanmış, işlevi henüz saptanamamış yapı oldukça büyük bir alan kaplamaktadır. Rhodiapolis yapılarının karakteristiği olan sarnıç altyapılıdır ve üç büyük haznesi vardır. Sarnıçların üst yapısı tamamen yıkılmış ve zemin kotuna ilişkin hiçbir iz kalmamıştır. 
Ön cephe kuzeye hafif dönük batı bakışımlıdır. Üç girişli planlanmış ve girişlere ilişkin bloklar farklı bezemelerle işlenmiştir. Doğu ve güney cephe birbirinden bağımsız mekanlarla çevrelenmiştir. Mekanların en az iki katlı olduğu, korunmuş duvarlardaki hatıl yuvalarından ve merdiven izlerinden anlaşılmaktadır.
Ön cephedeki mimari blok ve bezemeli parçalar, ön cephede üç ayrı anıtsal girişin olduğunu kanıtlıyor. Ortada büyük, yanlarda ise küçük girişler şeklinde düzenlemenin yapıldığı anlaşılmaktadır. Duvar örgüsü içerisinde yapıya ait yazıtlı ve bezemeli blokların varlığı, ek duvarların küçük molozlarla örülmesi dışında mekânın sıkıştırılmış toprak ile oluşturulan zemininde İ.S. 4. yy.’a tarihlenen bir sikkenin bulunması da mekanın ikinci kullanım nedeniyle oluşturulduğu kesinleşmektedir. 
Daha alt seviyede İ.S. 2. yy. olduğu düşünülen bir katman daha vardır. Ele geçen malzemeler içerisinde Helenistik Dönem özelliği gösteren sütun başlığı parçaları bulunmaktadır ancak; bu parçaların devşirme malzeme olasılığı da bulunmaktadır.
Kilise 
Akropolde yer alan Bizans Dönemi’ne ait bazilikal planlı Kilise batı girişli ve üç neflidir. Apsisin iki yanında pastophorialar bulunur.
Kuzey tarafta bir şapel ve batısı boyunca da birimler uzanır. Bunlar Piskopos konutuna ait birimler olmalıdır. Kilisenin cephesinde üç giriş vardır. Bunlar Roma Dönemi yapılarından devşirme bloklarla örülmüştür.
Synthronon 6 basamaklıdır. Kilisenin doğu ve kuzey tarafı göreceli iyi durumdadır. Güney duvarı toprak üzerinden yer yer zorlukla izlenebilirken, naostaki moloz dolgu fazla yüksek değildir, apsiste ve naosun ortasında büyük çaplı üç adet kaçak defineci çukuru oluşmuş ve bu kısımlarda mozaik zemin olasılıkla tahrip edilmiştir.
Kilisenin ilk evresi, İ.S. 5.-6. yy.’lara ait, üç nefli bazilikal planlı ve ahşap çatılı bir kilisedir. Apsis dış hizasına kadar uzanan pastophoria odaları ve doğu tarafının düz bir duvar olması, kiliseyi Akdeniz Bölgesi’nin, özellikle de Silifke Bölgesi’nin tipik yapılarından birisi olarak sınıflandırılabilir.
Akropol düzlüğünün merkezi yerinde konumlanmıştır. Kiliselerde rutin olduğu üzere doğu-batı uzanımlıdır. Nartexi bulunmayan bazilikal planlı kilise batı girişli ve üç neflidir. Apsisin içinde 6 basamaklı syntronom bulunur. Apsisin iki yanında pastophorialar bulunur. KD köşede 5,80 x4,0 m. ölçülerinde bir şapel ve batısı boyunca da birimler uzanır. 
Bunlar bişhof konutuna ait birimler olmalıdır. Kilise, şapel ve bişof konutları hep birlikte organik yapılarıyla bir kiliseden çok manastır görüntüsü vermektedirler. Çevresindeki sur duvarları bu görüntüyü tamamlamaktadır. Kilisenin cephesinde üç giriş vardır.
Bunlar Roma Dönemi yapılarından devşirme bloklarla örülmüştür. İlk gözlemlere göre kilisenin ilk evresi, İ.S. 5. yy’a ait, üç nefli bazilikal planlı ve ahşap örtülü bir kilisedir. Apsis dış hizasına kadar uzanan pastophoria odaları ve doğu tarafının düz bir duvar olması, kiliseyi Akdeniz Bölgesi’nin tipik yapılarından birisi olarak sınıflandırmamıza olanak vermektedir. 
Kilise bölümlerinden bazılarının zeminleri mozaik bazıları da taş kaplıdır. Diakonikon odasının zemini tamamen tahrip edilmiştir. Kuzey pastaphoria odası ve neflerin zeminleri mozaik kaplıdır. Templon zemini ise devşirme mermer plakalarla kaplanmıştır. Bazı yerlerde opus sectile bulunmaktadır. Bu kesimde sunak masası zemini de belirlenmiştir. Kuzey pastophoria odasının zemin mozaiği birbirine geçmiş spiral hatlardan oluşmaktadır.
Mozaik döşemede beyaz, kırmızı, mavi, sarı renklerde tessera kullanılmıştır. Burada günlük kullanım amaçlı seramik buluntulara da rastlanmıştır. Pencere camı parçaları küçük ve kırık olarak bulunmuştur. Az miktarda fresko parçalarına rastlanmıştır. 
Pastophoria odasının kuzey bitişiğinde bulunan ve piskopos konutuna da açılan şapeldeki dolgudan mavi, beyaz ve kırmızı renklerle boyalı fresko parçaları ve iki kırık sütun gövdesi ele geçmiştir. Kilise Erken Bizans Dönemine tarihlendirilmekte, İ.S. 11-12. y.y.’a kadar kullanılmıştır.
Mimari plastik eserler
Rhodiapolis kilisesi kazılarının en zengin buluntuları mimari plastik eserler olmuştur. Kazılarda çok sayıda korkuluk levhası, templon payesi, silme, sütun ve başlık parçaları gibi taş eserler ele geçmiştir. Bu parçalar bezeme, teknik ve işçilik açısından bölgedeki diğer örneklerle benzerlikler göstermekte, böylece Akdeniz Bölgesi’nde ortak bir sanatsal zevkin tanıklığını yapmaktadır.
Tiyatro 
2009 senesinde restorasyonu başlayıp tamamlanmıştır. Kentin kuzeyinde, bugün görülebilen Bizans yerleşiminin bulunduğu akropol tepesinin güney doğusunda yer alır. Tiyatronun yönü güney doğuya bakmaktadır. Yöneliminden dolayı, günboyu güneş almaktadır. 
Kamu yapılarının merkezinde yer alan tiyatro, Hellenistik Dönem’de en erken inşa edilen yapısıdır. Hellenistik Dönem’e tarihlenen diğer yapılar; tapınak, kenotaf ve agora duvarlarının bir kısmıdır. Roma Döneminde kent merkezinde yapılanmada yer bulma sıkıntısı yaşanmış kamu yapıları, kentin en önemli yapısı konumundaki tiyatronun etrafında konumlandırılmıştır. 
Rhodiapolis Tiyatrosu’nun, cavea bölümü oldukça iyi korunmuştur. Sahne binasının, hyposkene ve postskene bölümleri de iyi korunmuş durumdadır. Tiyatronun malzemesi yerli kireçtaşıdır. Oturma sıralarının uçlarında bulunan aslan ayağı kabartmalarıyla cavea, ince bir işçiliğe sahiptir.
Arka analemma polygonal duvar örgüsü, yan analemma duvarında da isodomik örgü kullanılmıştır. Hyposkene, proskene, skene yan duvarlar olan paraskene, postskene’de isodomik duvar örgüsü, sahne binasının birinci katında skene frons küçük moloz taşlarla duvar örülmüş ve bunların üzerleri çok büyük olasılıkla, mermer plakalarla kaplanmış ya da sıva ile örtülüp, boyanmıştır. 
Cavea’nın sekizde dördü yamaca yaslanmakta olup, kuzey batı analemma duvarı, polygonal duvar örgüsü ile yükseltilmiştir. Tiyatroya giriş - çıkışlar, doğu ve batı parodos’lardan sağlanmakta, bazilika yönünden gelenler ise, cavea’nın arkasından girip-çıkmaktadır. Cavea yedi klimakes’le, altı kerkides’e bölünmüştür. 
Cavea tek bölüm maenianum’dan oluşmaktadır. Cavea’da on sekiz oturma sırası bulunmaktadır. Cavea’nın önünde “cella curilis” olarak adlandırlan iki koltuk, en arka sırasında ise “bisellum” olarak taht-bank şeklinde koltuk sırası bulunmaktadır. Tiyatro, Hellenistik Dönem’de baldachin, Roma Dönemi’nde ise velarium adı verilen farklı gölgelik sistemleriyle donatılmıştır. 
Orchestra’nın formu dairedir. Zemin sıkıştırılmış topraktır. Sahne binası zeminle birlikte iki katlıdır ve mimari düzeni Dor tarzındadır. Hyposkene’de tonozla örtülü iki oda, post skene’de de iki oda bulunmaktadır. Proskene’de beş kapı bulunur. Skene-frons’ta üç kapı vardır. 
Sahne binasının ön ve arka “porta regea” kapıları İon tarzında olup lento ve söveleri vardır, diğer kapılar ise Dor tarzındadır. Tiyatrodan önemli yazıtlar ele geçmiştir. Ayrıca cavea’da taşçı işaretleri bulunmaktadır. Tiyatro yapılan tüm arkeolojik çalışmalar sonucunda; cavea’nın ilk evresi Geç Hellenistik Dönem’de inşa edildiği, İ.S. 2.y.y.’da genişletilmiş olduğu, sahne binasının ise; Erken Roma Dönemi’nde inşa edilmiş olduğu, ayrıca Orta, Geç Roma-Bizans Dönemi evreleri bulunduğu saptanmıştır.
Toplantı Salonu Tiyatronun doğu parodosu kazısında sürpriz olarak yeni bir yapı olarak ortaya çıkmış ve büyük oranda ortaya çıkarılmış. Yaklaşık kare formlu bir yapıdır. Stoa teras duvarına kadar uzanır.
Cephe yapısallığı belirsizdir. Görünüşe göre iki katlı stoanın üst katı bu yapıya 9 m’lik bir ön alan oluşturmaktadır. 
Stoa sonu ile yapı arasında dar bir geçiş koridoru bırakılmıştır. Yapının girişi bu cepheden olmalıdır. Rhodiapolis’in dar alanda şehircilik karakterinin en sıkışık ve aynı oranda da başarılı bir uygulamasıdır. Sahne binasından sonra yapılan toplantı salonunun batı–arka- duvarı sahne binasını kısmen keserek oturtulabilmiştir. 
Dış duvarları çoğunlukla blok taşlardan örülüdür. Sadece arka duvarında ara bölümler moloz taşla tamamlanmıştır. İçinde 4 sıra oturma basamakları vardır. Ortadan verilen tek kerkidesle iki kuneusa ayrılmıştır. Yapı İ.S. 3.y.y.-5.y.y. dönem aralığına tarihlenir.
Opramoas Stoası Mezar Anıtı
Opramoas Stoası; Batı Parodos ve stoa arasında kalan alan batı analemma önü Sahne binasının batı yanı, batı analemma, Opramoas Stoası’ndaki kireç ocağı ile stoanın KB son kısmı arasında kalan 12.35 x 11.65 m. Dir. Bu alan, hem tiyatronun batı parodosu ve analemma önü açısından tiyatro ile hem sahne binası ve Opramoas Mezarı arasında kalan ara alan açısından hem de batı analemma köşesiyle birleşen yapısallığı nedeniyle Opramoas Stoası ile bağlantılı ve ilgilidir. 
Opramoas Stoası ve Opramoas Mezarı ile batı parodos arasındaki ilişki Helenistik tiyatro ile Roma stoası arasında beklenen fiziksel ve organizasyonel farklılıklar vardır. Stoa duvarı boyunca çok standart olmayan ölçülerde 8 adet niş açılıdır. Girintileri dikdörtgen ve yarım yuvarlak formlarda değişerek yerleştirilmiştir. 
Dikdörtgen kesitli nişlerin üst yapıları tuğladan düz kemerli örülmüş, yarım yuvarlak kesitli olanların üst örtüsü ise yarım kubbe formunda yapılmıştır. Örgüsünde düzgün moloz taş ve kireç harcı kullanılmıştır. Düzgün kesme taş bloklardan oluşturulmuş olan stylobatın genişliği yaklaşık 4,5 m.dir. 
Anıt, önce doğa ve Bizans Dönemi halkı, sonra yazı okuyucu bilim adamları, sonra da defineciler tarafından aşırı şekilde tahrip edilmiş ve yıkılan bloklar orijinal düşüş konumlarını kaybetmişlerdir. Bendorf – Krickl ekibi anıtta definecileri aşacak biçimde kazılar yapmış ve neredeyse tüm yazılı blokları okumuşlardır. 
Anıtın içinde defineciler tarafından derin bir çukur açılmıştır. Böylece bu eşsiz anıtın ön kesimi ve içi, herkesin elbirliğiyle vandalca tahrip edilmiştir. Avusturya Bilimler Akademisi Küçük Asya Komisyonu’nun yaptığı çalışmalarda E. Löwy’nin yeniden kurma denemesindeki çizimlerle karşılaştırıldığında sağlam olduğu anlaşılan yazılı blokların kazıdan parçalanmış olarak çıkması oldukça üzücü olmuştur. 
Zemin kaplamaları sağlam bulunsa da definecilerin tahribatı nedeniyle basamaklı giriş kısmı neredeyse tamamen tahrip edilmiştir. Anıtın içi Bizans Dönemi’nde kullanılmıştır. Hemen bitişiğindeki sahne binasının duvar kiremitleri sökülerek içeride duvarlar örülmüş ve zemin de orijinal Roma Dönemi zemininden yüksekte, moloz taşlar ve kireç harcıyla yeni zemin yapılmıştır. Bizans duvarları Roma duvar bloklarının altında kalmıştır. Bizans Dönemi’nde anıtın büyük oranda ayakta olduğunu ve bu mekânın da kullanıldığı söylenebilir.
Karakteristik prostylos tapınak düzenindedir. Bölgede birçok benzeri bilinen 2. yy. Roma Dönemi moda tapınak planındadır. Tüm yapı kesme taş bloklarla örülüdür. Çatı kiremit kaplıdır. Kesme taşlar tamamen lewis tekniğinde kaldırılmış ve bloklarda herhangi bir bağlayıcı malzeme kullanılmamıştır.
Anıt mezar sahibinin yerleşimdeki en ayrıcalıklı kişi olduğunu gösterircesine, kentin en odak merkezinde, tiyatronun önündeki terasın ortasında konumlanmıştır. Mezarın kuzey köşesi tiyatro sahne binasına değecek biçimde yerleştirilmiştir. Amaç sahne binasıyla agora teras duvarı arasında kalan 19 m. genişliğindeki alana yapıyı sığdırmaktır. 
Tüm yapıda kesme taş bloklar kullanılmıştır. GB yan duvarın tamamı, cephenin tamamı ve KD yan duvarın ön yarısı, yukarıda anılan ünlü Opramoas yazıtlarıyla doldurulmuştur. Yapıda ele geçen tek kabartma çatı alınlığındaki Medusa başıdır. Mezar, karakteristik prostylos tapınak düzenindedir. 
Bölgede birçok benzeri bilinen 2. yy. Roma Dönemi moda tapınak planındadır. Yalnızca cepheden basamaklarla çıkılan bir podyuma sahiptir. Cephesinde Korinth başlıklı plaster ante uçları vardır. Podyum ucunda 4 sütunlu bir cephe düzenlemesi söz konusudur. En çok yok edilen bölüm cephedir. 
Kumluca'da yaklaşık 2 bin yıl önce tarım ticaretiyle zengin olan ve bu zenginliğini kendi toplumunun refahı için kullanan ve Likya'nın birçok kentinde yaptığı yardımlarla tanınan Opramoas, 2015 yılında Prof. Dr. Nevzat Çevik'in girişimiyle Antalya Sanayici ve İşadamları Derneği'ne (ANSİAD) onursal üye yapılmıştır.
Opramoas Stoası 
Opramoas Tapınak Mezarı’nın güney batısı boyunca uzanır. Ön tarafı iki katlı stoanın ikinci katıdır. Yan uzun nişli duvarı, Opramoas terasının güney köşesinden tiyatronun batı köşesine kadar uzanıp analemma duvarıyla birleşir. Tiyatroya gelenler Opramoas Stoasının sütunlu portikli duvarının önünden batı parodostan tiyatroya girerler. 
Batı analemma duvarına bitiştirilen portikonun zemini sıkıştırılmış topraktır. Stoa duvarı küçük yerel moloz taşlarla ve harçla örülmüş olup, üzeri sıvanarak ince mermer plakalarla kaplanmıştır. 8 tane niş bulunmaktadır. Nişlerin üzeri tuğla kemerle örülmüştür. Stoa, kiremit kaplı ahşap bir çatı ile örtülmüş olmalıdır. Alan Bizans Dönemi’nde kireç ocağına çevrilmiştir. Yapıya ait mimari plastik ve heykellerde burada eritilmiş olmalıdır. Sadece bir Victoria heykeli 100’ün üzerinde parçalar halinde ele geçirilmiştir.
Agora-İki Katlı Stoa
Agora-İki Katlı Stoa Kuzeydoğu-Güneybatı doğrultusunda uzanmaktadır. Agora ve stoa birlikte tasarlanmıştır. Stoa agoranın batısı boyunca uzayan yarı-kapalı bölümüdür. Stoanın doğusunda paralel uzayan agora düzlüğü kuzeyde başlayıp güneye doğru genişlemektedir. Agoranın güney tarafında 4 büyük sarnıç geniş terasın alt yapısını oluşturur. 
Agoranın iki tarafında giriş vardır. Stoa’da insitu stylobat ve sütun altlıkları ayrıca ele geçen mimari parçalardan stoanın iki katlı olduğu anlaşılmıştır. Stoanın zeminde geometrik mozaik ele geçmiş, kazı sonrasında restorasyonu gerçekleştirilmiştir. Agoranın kuzeydoğu köşesinde, eksedra alanı ve heykel altlıkları bulunmuştur. Stoa’nın geç evresi İ.S. 1.y.y.’ın ilk yarısıdır.
Hadrian Sebastaionu 
Kent merkezinde agora ve iki katlı stoanın güneyinde karşısında yer alır. Blok taşlarla örülü doğu cepheden zemin kattan girişi bulunur. Girişin sol yanında pencere vardır. Zemin kat sadece bu yönden ışık alabilmektedir. Doğu-batı ana yol aksından güneye ayrılan sokak sebasteion doğu cephesi önünden G yapısına ulaşmaktadır. 
Doğu-batı yönünde uzayan anıtsal, nişli cephe kent merkezine egemendir ve zemin kat son blok sırasına dek korunmuştur. Asimetrik dikdörtgen bir yapıdadır. Yapının kuzeyinde doğu-batı yönünde uzayan ön alan, sebasteion fuayesi gibi bir ziyaret koridoru oluşturmaktadır. Yapının batı dış duvarına bitişik, organik bağlantılı duvarlar 3 mekândan iz vermekteyse de işlevleri belirsizdir. Bu üç mekânın yönelimi tapınak ön alanına doğrudur.
Genellikle, Efes örneklerinde olduğu gibi, Anadolu hamam-gymasium komplekslerinde palaestralarda önü sütunlu nişsel alanlar ya da Balbura örneğindeki gibi basamaklı heykel altlıkları benzeri alanlar İmparator kült salonları olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu planlamasıyla Rhodiapolis Seabasteionu’nun benzeri bilinmemektedir. 
Hamam 
Hamam; yerleşimin doğusundaki son kamu yapısıdır. Yapının güney yarısı palestra, paestranın altında sarnıçlar, kuzey yarısını da hamam oluşturmaktadır. Yapı iyi durumda korunmuştur. Yapı Bizans Dönemi’nde de kullanılmıştır. Yapıda servis odası, giriş odası, apodyterium, merkezi geçiş odası ve apodyterium, frigidarium, tepidarium, caldarium ve palestra’dır. 
Tasarımı Anadolu hamam-gymnasium modelinin karakterinde, Lykia Bölgesi sıralı I tipi hamam plan özellikleri gösterir. Hamamın duvarlarında moloz taş harçla örülmüştür. Hamamın ana mekanları tonoz örtü ile kapanmıştır. Hamamın içinde kastellum olan su basınç odası bulunur. Hypocaustum sistemi iyi durumda korunmuştur. Duvarlar arasında eğimli hava kanalları bulunur. Duvarlar ise terrakota çivilerle ısıtılmaktadır. Hamam İ.S. 2.y.y.’ın ortasına tarihlenir.
Hastane Ve Tedavi Odaları
Üç girişli bir yapı ve burada su tedavisi ile telkin odaları bulunuyor. Hastanede su tedavisi yapılmış, telkinlerle hastalar iyileştirilmeye çalışılmıştır. Hastanede masaj odaları, yağlanma odaları ve telkin odaları var. Tedavi odalarında küçük krem kaşıkları, iğneler ve yatakhaneler de bulunmuştur. Kentte su kaynağı olmadığı için suyun çok değerli olduğu o dönemde çatı sularını oluklara, olukları sarnıçlara yönlendirip depolamışlar.

-------------------------------------------- 
Kamera/Metin Yazım : Mehmet SÖKMEN
Seslendirme : Rüksan Atak SÖKMEN
Çekim Tarihi : 07.01.2021
Prodüksiyon Yapım Tarihi: 11.01.2021
Video Prodüksiyon Yapım, Yayın Ve Yönetmeni: Mehmet SÖKMEN - 0532 525 84 93 
web: www.mehmetsokmen.tv
         www.youtube.com/MehmetSokmenAntalya

Bu haber 36 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Gezi Notlarımız

Kovada Gölü Doğa Krallığında Sonbahar Renkleri

Kovada Gölü Doğa Krallığında Sonbahar Renkleri Isparta'nın Eğirdir ilçe sınırları içinde doğanın cömert davrandığı Kovada Gölü Milli Parkı, destansı doğal güz...

Gazipaşa Aydıncık Atakent Silifke Mersin Arasında Yolların Dili

Gazipaşa Aydıncık Atakent Silifke Mersin Arasında Yolların Dili Bir düşünün geçmişe doğru hayal edin! Burada yol ağı yokken ulaşım nasıl olmuş, ne kadar zaman sürmüş, vahşi doğa k...

Contributor

HAVA DURUMU


Google Translate

Mehmet SÖKMEN - 05325258493 Bu web sitesindeki tüm videoların linklerini adımızı göstererek kullanabilirsiniz ISBN: 978-605-88104-0-2
RSS Kaynağı |