http://www.mehmetsokmen.tv/videolar/ Kaunos - Doğanın Kayırdığı Antik Kent, Antik Çağın 3 Bin Yıllık Liman Kenti - Ortaca Muğla - Mehmet SÖKMEN Tv - Video Prodüksiyon - Antalya
html5 video by ThunderSoft
ANASAYFA VİDEOLAR ANKETLER RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

BU KANALI DESTEKLE

Kaunos - Doğanın Kayırdığı Antik Kent, Antik Çağın 3 Bin Yıllık Liman Kenti - Ortaca Muğla

Kaunos - Doğanın Kayırdığı Antik Kent, Antik Çağın 3 Bin Yıllık Liman Kenti - Ortaca Muğla

Tarih 29 Kasım 2020, 10:24 Editör Mehmet SÖKMEN

Kaunos - Doğanın Kayırdığı Antik Kent, Antik Çağın 3 Bin Yıllık Liman Kenti - Ortaca Muğla
Kaunos antik kentinde Gücün mimarisi var. Kaya mezarlarından 5.000 kişi kapasiteli tiyatrosuna dek

Kaunos - Doğanın Kayırdığı Antik Kent, Antik Çağın 3 Bin Yıllık Liman Kenti - Ortaca Muğla 
Kaunos antik kentinde Gücün mimarisi var. Kaya mezarlarından 5.000 kişi kapasiteli tiyatrosuna dek, doğanın içinde bir tarih yolculuğuna çıkın ve daha toprak altında gün ışığına çıkmayı bekleyen nice yapıların olduğunu da düşünerek, farklı dönemlerde inşa edilen ve onarılan surlarla çevrili kentte teraslar üzerine inşa edilmiş bir tarafta Baselius Kaunios Tapınağı, Apollon Tapınağı ve Demeter Kutsal Alanı diğer tarafta ise Yukarı Şehir adı verilen geniş bir terasta hamam, tiyatro ve Yunan dönemi güreş okulu olan palaestra dahil diğer önemli dini yapıları görün, dönemin mühendisliğine şapka çıkarın! 
Antik kentin birçok yerinde, kameramıza yansımayan Paleolitik dönemden kalma taş çatal-bıçak ve ok uçları bulunmuş. Bunlar kentin gücünü ve refahını ortaya koyuyor. Bu bölgede, özellikle MÖ 5. yüzyılın ilk yarısında basılan sikkelerin ön yüzünde kanatlı bir figür arkasında ise piramit biçiminde tek parça büyük taşlar bulunuyormuş. 
Ayrıca üzerlerinde bulunan K ve B harfleri de Kaunos’un ilk ismi Kbid’in ilk iki harfine referans olması açısından da önemli. Bilet gişesinin hemen önünde, Roma Hamamı ve Kubbeli Kilise var. Kentin kuzeyindeki iyi korunmuş şehir duvarlarının bazıları, MÖ 4. yüzyılda Mausolos tarafından yaptırılmış. 
152 metre yükseklikte, tepeye kurulmuş akropolün hemen eteğinde, Hellenistik ve Ortaçağ surlarının da çarpıcı olarak görüldüğü kısımda, MÖ 2. yüzyıla ait tiyatro, buranın en etkileyici kalıntısı. Her ne kadar bir yamaca yaslanıyorsa da, Helenistik tiyatrolarda rastlanmayan, yarım daireden büyük bir yapısı var. 
Tiyatro ile Bizans kilisesinin arasında, yakın bir zamanda ortaya çıkarılmış Apollon Tapınağı’nın kalıntıları görülüyor. Antik kentin iyi korunmuş yapıları arasında, Bizans Bazilikası ve Roma Hamamları da var. Ayrıca burada kurulan platformdan manzarayı izlemeye değer. 
Platformun hemen arkasında, MÖ 150’ye ait, kentin sokak ve caddelerinin yönlendirilmesinde dikkate alınan, rüzgar yönlerinin saptanması için kullanılmış Ölçüm Platformu bulunuyor. 
Hamamlardan aşağıya taş bir yol, yuvarlak, dorik tarzdaki Teras Tapınağı ve Yuvarlak Yapı’ya gider. Sütunlarla çevrili bu alanda büyük olasılıkla bir sunak ya da kutsal havuz bulunuyordu. Buradan bir yol aşağıdaki Agora’ya varıyor. 
Burada, Vespasian’a ait bir yazıtın bulunduğu, restore edilmiş bir çeşme yapısı var. Bugün, Sülüklü Göl’ün olduğu yer, bir zamanlar eski limandı. Kaunos harabelerinin eteğindeki bu gölete tekne giremiyor. Bazı kaynaklara göre, tehlike durumunda göl, bir zincirle kapatılırmış.
5 bin yıllık Kaunos Antik Kenti UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesinde yer almaktadır. Muğla'nın Ortaca ilçesine bağlı Dalyan Mahallesinde çandır köyü sınırları içinde yer alan Kaunos Antik Kentine erişebilmek için tur tekneleri ile yaklaşık 10 dakika süren bir yolculuk yapan ziyaretçiler, ağaçlarla kaplı yolda 15 dakika kadar yürüdükten sonra 3 bin yıllık antik kentin kapılarını aralıyor.
Prof. Dr. Baki Öğün'ün 1966'da başlattığı kazıların 52'nci yılında Prof. Dr. Cengiz Işık başkanlığında çalışmalar halen devam ediyor. Kaunos, kendi döneminde bir liman kenti olan şehir, dalyan deltasının oluşması nedeniyle bugün deniz kıyısından uzaklaşmıştır.
Kent, denizden 152 m. yüksekliğindeki Akropolis ile onun güneybatısındaki, yüksekliği yaklaşık 50 m. olan Küçük Kale'nin ve bu iki yüksek tepenin kuzeybatı eteklerinin oluşturduğu, denize bir dil gibi uzanan yarımada üzerine kurulmuştur. Arkaik ve Erken Klasik Çağlar'da Kaunos, Akropolis ve Küçük Kale'nin sırtlarından geçen sur ile Agora'daki Çeşme Binası arkasında uzanan sur arasındaki çanak içinde bulunuyordu.
Stoa'nın bulunduğu bölge ise, İÖ 5.yüzyılın başlarından itibaren, özellikle dinsel mimari için kullanıma açılmış olmalıdır. Çünkü Kentin her iki akropolünü Sivrihisar Tepesi ve Balıklar Dağına bağlayan berzah üzerine, en erken Hekatomnidler Döneminde yayıldığını görüyoruz. 
Bu dönemle birlikte Kaunos, artık daha çok teraslar üzerine inşa edilmeye başlanmıştır. Takip eden dönemlerde, önceki teraslar onarılarak kullanılmaya devam ederken, yeni ve büyük teraslar da inşa edilmiştir. Üzerinde Agora ve onun bir parçası olan Stoa'nın yer aldığı doğal düzlükler, Liman çevresi boyunca dar bir alanda uzanmaktadır.
Yazılı belgelerde İÖ 546 da ilk kez Pers savaşları sırasında adı geçen Kaunos antik kentinin yeri ilk olarak 1842 yılında İngiliz Arkeolog Hoskin tarafından belirlenmiştir. Hoskin, Dalyan'daki harabelerde bir halk meclisi tableti bulmuş, bu tablette yazılanların çözülmesiyle buranın Kaunos olduğu ortaya çıkmıştı. Kentteki arkeolojik kazılar, Baki Öğün başkanlığındaki bir Türk ekibiyle ilk kez 1966 yılında başlatılmıştır. Baki Öğün'ün 2001 yılında vefatından sonra proje başkanlığını Cengiz Işık üstlenmiştir.
İonya'ya başeğdiren Harpagos, Karyalılar, Kaunoslular ve Likyalılar üzerine yürüdü. Herodot pasajlarında İÖ 6. yüzyılın üçüncü çeyreği içindeki Pers savaşları sırasında Kaunos'un tarihi coğrafyası ve siyasi önemi hakkında bilgilendirmeler var. Karya ve Likya birçok şehirleri ve köyleri içine alan geniş bölgelerdir ve Kaunos ismi, burada bu iki önemli bölge arasında ayrı bir bölge adı olarak geçmektedir. 
Bu da, Kaunos'un o zamanlar kendine bağlı şehirleri ve köyleri de içine alan ve kendi adını taşıyan bir bölgenin merkezi olduğu sonucunu ortaya koymaktadır. Kendilerinin Grit'ten geldiklerini söyleseler de, kentin kurucuları yerli Anadolu insanıdır. Çünkü dilleri, adet ve görenekleri yanında, kendilerine öz tanrıları ile komşularından ayrılmakta ve Anadolu'nun bir başka yerli halkı olarak karşımıza çıkmaktadır. 
Kaunos'u kuranların yerli Anadolu insanı olduğu, arkeolojik buluntularla belgelenen onun yerel isminin farklılığı ile de ortaya konulmaktadır. Kbid. İÖ 4. yüzyılın sonlarına kadar kullanımda kalan bu ismin, daha İÖ 6. yüzyılda Kaunos olarak geçmesi, kentin Helenler tarafından kolonize edilmesinin hemen ardından, diğer Anadolu kentlerinde uyguladıkları gibi, yerli isminin değiştirilmiş olmasıyla açıklanabilir. 
Kent'in Hıristiyanlık Çağı'nda da uzun ve önemli bir tarihi geçmişi vardır. Geç Antik Dönem'den başlayarak Orta Çağ'ın içlerine kadar Doğu Roma ve Likya Kilisesi Eyaleti'ne bağlı kalmıştır. Kent, iki Piskopos ile temsil ediliyordu. Kalkedon Konsül Belgeleri ve Epiphanieus, bir Basilieos ve bir Antipatros'tan Kaunoslular'ın bişofu olarak bahseder. 
Bu dönemle birlikte kent artık iki isimle anılmaktadır. Kaunos-Hagia, Gittikçe bir köy hüviyetine giren Kaunos, 13. yüzyılın üçüncü çeyreğinden itibaren bölgeye hakim olan Uçtürkler'in, 15. yüzyılın başlarından itibaren ise Menteşoğullarının idaresindedir.
Kaunos halkı, geçimini çoğunlukla incir ve köle ticaretiyle sağlardı. Ayrıca gözler için şifalı olduğuna inanılan tuz da bu listenin başlarındaydı. Kaunos’ta bulunan bir yazıt, göl balığının antik çağlardan beri yendiğine de işaret ediyor. Kaunos özellikle, halkın gözünde önemli bir yere sahip inciriyle ünlüydü. Ancak yine de bu, incirin başkaları tarafından, kentte başlayan sıtmanın nedeni olarak gösterilmesini engelleyemedi. 
Oysa sıtmanın baş göstermesinin asıl nedeni, 1948 yılına kadar, kent civarındaki bataklıklarda bulunmayı sürdüren sivrisineklerdi. Sıtmanın yanı sıra diğer bir sorun da, akropolün aşağısındaki Sülüklü Gölde olan limanın alüvyonlarla dolarak kentin ticari hayatını sürekli tehdit ediyor olmasıydı. 
Bu yıllarda yapılan sivrisinek mücadelesi ile burada sivrisineklerin değilse bile, sıtma hastalığının kökü kazınmıştır. Bu demektir ki, Kaunos, bütün tarihi boyunca sıtma hastalığının ıstırabını çekmiştir. 
Bir zamanlar Akdeniz, Kaunos’un akropolünün bulunduğu tepenin dibine kadar uzanır ve antik kentin etrafını çevirirdi. Ancak bu ticaret kenti, MÖ 200’lerden itibaren, Köyceğiz Gölü’nü Akdeniz’e bağlayan Dalyan deltasının oluşması ve kent limanının alüvyonlarla dolması sonucu, özelliğini ve önemini kaybetmeye başladı.
Kabullenmeseler de, Kaunoslular'ın kendilerine hastalıklı dedirtecek kadar yeşil benizli olmalarının nedeni, bu sıtma hastalığı olmalıdır. Bu ıstırap ve kabullenemeyişi, Helenistik Çağın arp ustalarından Stratonikos'a mal edilen küçük bir öyküden öğreniyoruz. Stratonikos, Kaunos sokaklarında yeşil benizli insanların yürüdüğünü gördüğünde, insanların ömrü de yapraklarınkine denkti diyerek düşüncelerini belirtmiştir. 
Engebeli bir araziye kurulu antik kentte, görülebilecek yapılar Akropol olan kale ve surlar, şehir surları, tiyatro, kilise, hamam, depo, çeşme, agora, stoa ve kent içi yolları, tapınaklar ve kutsal alan, liman ve mezarlıktır. Bunun yanı sıra günümüze ulaşamayan askeri liman, tersaneler, spor merkezi, konutlar gibi yapılar ile henüz ortaya çıkartılmamış toprak altındaki eserler de düşünüldüğünde, antik kentin ne derece büyük ve önemli bir yerleşim alanı olduğu anlaşılır. 
Kendi adına para bastıran Kaunos'un bir dönem bağımsız devlet olduğu, çevresindeki Pisilis olan bugünkü Sarıgerme'de, Köyceğiz Gölü kenarındaki Sultaniye ve çevredeki pek çok küçük antik kentin kendisine bağlı olduğu biliniyor. Kaunos'ta şimdiye kadarki kazılarda mimari eserlerin dışında çok sayıda heykel, heykel kaideleri, sikke, amfora, alınlık olan diadem, süs eşyaları, vazolar, kandiller, figürler, çanak ve çömlek bulunmuştur.
Dalyan'ın hemen karşısında bulunan Kaunos'a 3 şekilde ulaşılabilir.
Kolay olanı, kral mezarlarının hizasından karşı kıyıya sandalla geçmektir. Burada Dalyan'lı hanımların sahibi olduğu sandallar bekliyor ve Dalyan Kanalı'nda karşıdan karşıya yolcu taşıyorlar. 
Bu yolu seçerseniz, karşıya geçtiğiniz yerde kral mezarlarını yakından görebilirsiniz. Hatta kapı açıksa soldaki gruba tırmanabilirsiniz. Kaya mezarlarından 10 dakikalık bir yürüyüş sizi Kaunos'un üst girişine götürür.
İkinci yol ise tekne ile arkeologlar evinin yanına gitmek. Buradan 5 dakikalık yürüyüşle yine üst girişe ulaşılır. Üçüncü yol ise tekne ile Dalyan Su Ürünleri Kooperatifi'nin büyük dalyanının yanındaki Kaunos'un alt giriş iskelesine gitmektir. Kaunos'ta gezebilecek yerleri gösteren panolar, ihtiyaçlarınızı karşılayabileceğiniz büfe, WC ve kafeterya bulunmaktadır. Gezmekten yorulursanız, antik tiyatronun basamak blokları arasında kök salmış asırlık zeytin ağaçlarının gölgesinde dinlenmenizi ve tarihi solumanızı öneririz.
Yuvarlak Yapı 
Gözlem Platformu Lokal mermerden üç basamaklı etkileyici bir yapıdır. İö 2. yüzyılda inşa edilmiştir. Yapıyı özel kılan, üst basamak üzerindeki geometrik ağdır: 13.75 m çapındaki bu linear daire, her biri 22.5 dereceden geçen radyal çizgilerle 16 eşit sektöre ayrılmıştır. 
Böylesine bir ağ, Mimar Vitruv tarafından tarif edilen şehir planlamasına yönelik sistemle örtüşüyorsa da, antik kaynakların anlatımlarından tahmin edilebilir ki, işlevselliği astronomik gözlemler ve bilimsel ölçümlerle bağlantılı olmalıdır. Yapım döneminin, bilimsel yaşamının büyük bir bölümünü tıpkı Kaunoslu ressam Protogenes gibi kentin hemen karşısındaki Rodos adasında geçiren İznik (Nikea) doğumlu ünlü gökbilimci Hipparkos ile örtüşüyor olması da, böylesine bir fonksiyonu desteklemektedir.
Limanlar
Arkaik Çağ'dan başlayarak Helenistik Dönem içlerine kadar iki limana sahiptir; Biri Küçük Kale'nin güneydoğusundaki Güney Liman; diğeri ise kuzeybatısındaki İç Liman bugünkü Sülüklü Göl. Güney Liman, Kent'in kurulduğu dönemden başlayarak kullanılmaya başlanmış ve büyük olasılıkla da Helenistik Çağ'ın sonlarına doğru karalaşarak, kullanılamaz hale gelmiştir. 
Döneminde zincirle kapatılabilen İç Liman, Kaunos'un son dönemlerine kadar hizmet vermiştir. Zaman içinde denizin alüvyonla karalaşması ve liman ağzının kapanma tehlikesi karşısında Kaunoslular, ticaret gemilerinin geçişine uygun olan Calbis bugünkü Dalyan Çayı yardımıyla denize olan bağlantılarını hep sürdürmüşlerdir.
Akropol - Kale Ve Kent Surları
Bir kalker kayalık kütlesi olan Akropolis'in denizden yüksekliği 152 m. dir. Güney, güneydoğu ve doğu yüzü bir kaya duvarı gibi diktir; kuzeybatı ve batı cephesi ise hayli sarptır. Tiyatro'nun doğusundaki yamaçtan ulaşılan patika, antik çağlarda da Akropolis'in tek çıkış yoludur. Patika, yukarıda bir terasa açılır. 
Terasın kuzeyini sınırlayan garnizon binası, güneyindeki kayalık yamaç içine açılmış sarnıç ile birlikte Orta Çağ'da inşa edilmiş olmalıdır. 
Akropolis'in antik çağlarda da imar edildiği ve kullanıldığına işaret eden kalıntılar, daha çok zirvenin altından başlayarak batıya doğru uzanan alandaki teraslardır. Bugün siperliklerine kadar korunmuş olan Bizans Çağı teras duvarlarının üzerinde yüksekliği iri poligonal bloklarla örülmüş duvar kalıntıları var. 
Alt terasa girişi sağlayan kapının doğusunda ve biraz yukarıdaki sarnıç, daha eski dönemlerin izleridir. Zirve, batıya doğru kırılgan bir eğimle inen yalın bir kayalık tepe görünümündedir. Üzerinde nirengi noktasının bulunduğu tepe düzlüğün doğusunda, güney-kuzey doğrultusunda uzanan duvar kalıntısı ve hem güney ve hem de kuzey kenardaki blok yuvaları, zirvede 15x35 m. boyutunda bir açık hava tapınağının bulunduğuna işaret etmektedir. 
Kaunos'taki kazıları yöneten Prof. Dr. Cengiz Işık, Kaunos adlı kitabında kendisini Kaunos'ta kazılara 2 şeyin özendirdiğini, bunlardan birinin kral mezarları, diğerinin ise kent surları olduğunu yazar. Surlar, Kaunos'un batısında antik limandan başlayıp, topoğrafik yapıya uyarak bazen keskin, bazen yumuşak dönüşler yaparak Balıklı Dağı'nın zirvesine kadar ulaşır. Bu surların, Kaunos'u karadan gelecek saldırılara karşı koruduğu anlaşılmaktadır. 
Anlaşılamayan ise binlerce yıl önce orada o surların hangi teknoloji kullanılarak yapıldığıdır. Yer yer genişliği 4 metreyi bulan surlar taşlar yontularak, birbirine geçirilerek harçsız olarak yapılmıştır. Surların yapıldığı bölge, çalışmanın zor olduğu sarp bir yerdir. Bu kayaların oraya nasıl taşındıkları, hangi teknoloji ile yontuldukları, metrelerce yüksekliğe nasıl çıkartılarak örüldüğü hala anlaşılamamaktadır. Bu surların üzerinde sadece bir kapı vardır.
Surların kuzey yönünde olanı Orta Çağ’dan günümüze kadar gelmiştir. Kaunos kentinin uzun suru limanın kuzey yönünden başlayıp günümüzde bu mevkide bulunan Dalyan Köyü’nün ilerisindeki sarp kayalıklara kadar uzanarak devam etmektedir. Bu surların kuzey kısmı Mausolos döneminde yaptırılmış olup kente güvenlik katmak istenmiştir. Kuzeybatı yönündeki surlar Helenistik Döneme aittir. Limana doğru uzananlar ise Arkaik Devir’den kalan surlardır. 
Kaunos Tiyatrosu: 
154 metre yüksekliğe kurulmuş akropolisin batı yamacındaki tiyatro takriben 5000 kişilik oturma kapasitesine sahiptir. Tiyatro, yamaca yaslı büyük kısmı, yarım yuvarlak orkestrası ve alt oturma sırasıyla aynı hizada alçak sahne binası ile geleneksel Helen tiyatrosunun güzel bir örneğidir. 
75 m. çapında ve 27°'lik bir açıyla dairesel olarak yükselen Seyir bölümü cavea sekiz merdivenle dokuz oturma, yani Kerkides dilimine ayrılmıştır. Bunların her biri 33 oturma sırasından oluşur. Orkestraya kuzeybatıdan düz, güneydoğudan merdivenle ulaşılır. Beşik tonozlu iki geçiş Roma dönemine aittir. Bu sıralar, bütün seyir bölümünü yatay olarak bölen yürüme koridoruyla yani Diazoma iki kısma ayılır. 
Orkestraya kuzeybatıdan düzayak, güneydoğudan ana kayaya oyulmuş merdivenli yan geçitlerle yani Paradoslarla girilir. Bunların dışında, doğrudan yürüme koridoruna açılan beşik tonozlu iki geçiş daha vardır ki, bu özelliği ile yapı Roma Dönemi karakteri taşımaktadır. 
Orkestra'nın önüne yerleştirilmiş olan sahne binası olan Skene, yan mekanlarıyla birlikte 38.5x10.40 m. boyutundadır ve zamanında iki katlıdır; ama yüksekliği hiçbir zaman tiyatronun üst seviyesine ulaşmamıştır. Sahne binasının seyir bölümüne bakan cephesi önünde, zamanında üzerinde oyunların sergilendiği yüksekçe platform olan Proskenion, bir Helen geleneği olarak Orkestraya; kanatları ise yan girişlere paraleldir.
Roma Hamamı
İmparatorluk Dönemi hamam binaları içinde en iyi korunmuş olanlarından biridir. Güneybatı-Kuzeydoğu doğrultusunda ve aynı aks üzerinde iki ayrı kompleks olarak tasarlanmıştır; Palaestra ve Hamam. Yalnızca temelleri korunmuş olan Palaestra 56.80x31.40 m genişlikli kısmen doğuda ana kaya, kısmen de kuzeydoğu yönde inşa edilen ve aynı zamanda bir teras duvarı görevi de üstlenen, küçük odalara bölünmüş bir galerinin 82.00x7.20 m genişlik ile sınırladığı teras düzlemi üzerine oturtulmuştur. 
Ana binaya geçiş, bina içindeki tüm trafiğin bağlandığı ambulacrum salonlarına açılan toplam dört kapı ile sağlanmıştır. Ambulacrum ve tepidarium salonları, ortadaki havuzlu frigidarium ve laconicum odalarının her iki yanına simetrik olarak yerleştirilmiştir. Bu komplex, her iki yanında koridorlu girişleri bulunan caldarium salonu ile tamamlanmaktadır. Sıcak ve ılık salonlarının hepsi alttan ısıtmalıdır. Mekânların üst örtüleri Tonoz tavan ile aynıdır.
Teras Tapınağı Ve Yuvarlak Yapı
Tapınak, İÖ I. yüzyılın ikinci yarısı içinde, Limana ve Agora düzlüğüne bakan suni bir teras üzerine kurulmuştur. 9.60x6.78 m boyutundaki dor tapınağı doğu-batı yönünde, in-antis tarzda inşa edilmiştir. Önündeki geniş avlu 30.50x35.00 m, dor düzenindeki sütunlu bir galeri ile çerçevelenmiştir. 
Temenos alanının kuzeybatı köşesinde ele geçen silindirik bir tambura göre bu tapınak Zeus Soteros’a adanmıştır. Güneydoğu köşede görülen kalıntılar ise, 6. yüzyıl sonlarında yapılmış olan üç gemili bir kiliseye aittir. Tapınağın orta aksına teğet olarak duran Yuvarlak Yapı ise, üç ana mimari elemandan oluşmaktadır. Sütunlu Galeri; Exedra ve Yuvarlak Sunu Tablası. 
Girişi olmayan bu yapı bir Abathon-Heroon’dur. Merkezdeki yuvarlak tablanın orta aksında ve zeminden 6,5 m. aşağıda, Kaunos’un baş tanrısının ‘evi’ olarak kabul edilmiş bir Baitylos durmaktadır. Bu, yaklaşık 3,5 m. yüksekliğinde piramidal bir taştır. İÖ 5. yüzyılın başından itibaren Kaunos kent sikkeleri üzerinde bir ikon gibi resimlenmiş bu kutsal taş, kentin baş tanrısı olan Basileus Kaunious’un resimsiz sembolüdür.
Basileus Kaunios/Apollon Kutsal Alanı
Basileus Kaunios/Apollon kültünün merkezi olan bu kutsal alan, doğu yönde Teras Tapınağı; batı yönde Artemis Eleuteria ve Aphrodite Euploia kutsal mekanları; güney yönde Liman Agorası ve kuzey yönde ise Ziyafet Binası ile sınırlıdır. 
Alan, kuzey yöndeki doğu-batı arteriyle Yukarı Kent trafiğine, güney yöndeki basamaklı anıtsal girişle de Agora trafiğine açılmaktadır. Yazılı ve arkeolojik belgelerden biliyoruz ki, bu genişçe kutsal mekan yalnızca Helenistik Dönem içinde Apollon tanrısına tahsis edilmiştir. 
Bu zamanın öncesinde ve sonrasında ise kentin baş tanrısı olan Basileus Kaunjos için. Hemen her dönemde her türden adak eşyalarının bırakıldığı bu Açık Hava Tapınağı içinde, byradaki aktivitelerle bağlantılı olarak önemli yapılar da yer almaktadır:
Çeşme Binası
5.36x8.02 m. temel ölçüsündeki bina, İÖ 3. yüzyılın başlarında görkemli bir teras duvarı önüne yapılmıştır. Cephesi Agora’ya yöneliktir ve yan duvarları arasında iki sütun yer almaktadır. Duvarların iç yüzleri ile döşeme ve parapet bloklarında görülen çeşitli aşınmalar yanında fiziki müdahaleler, çeşme binasının Kaunos halkına yüzyıllar boyu hizmet verdiğini ve bu uzunca süreç içinde kullanımına yönelik plan değişikliğine gidildiğini göstermektedir.
Gümrük Nizamnamesi; Binanın limana bakan batı duvarının dış yüzündeki uzunca yazıt, yeniden düzenlenen gümrük kanunlarını içermektedir. İmparator Hadrian Dönemi’nde böylesine bir uygulamaya gidilmesinin nedeni, kentin denizle bağlantısını koparan karalaşma ve buna bağlı olarak da ticari gemilerin artık nazlanarak Kaunos limanını tercih ediyor olmasıdır.
Tiyatro
5000 oturma kapasiteli Kaunos Tiyatrosu, Anadolu geleneğine uygun olarak güneybatıya dönüktür ve plan olarak Helen tiyatrolarının geleneğini sürdürmektedir. 75 m. çapında ve 27° ’lik açı ile arkasındaki yamaca yaslanarak dairesel olarak yükselen Theatron, yamaçtan kurtulduğu yönlerde yüksekliği 15 metreye varan çevre duvarı olan Analemma ile çerçevelenmiştir. 
Analemma, önündeki sahne binasından Skene, her iki yandaki açık girişlerle Parados ayrılır. Theatron, her bir basamağı 19 cm. yüksekliğinde olan sekiz merdivenle kama şeklinde dokuz dilime ayrılmıştır. Her bir Kerkides, 33 oturma sırasından oluşmaktadır. Bu sıralar bütün Theatron'u yatay olarak bölen bir koridorla yani Diazoma iki kısma ayrılır. Diazoma, kuzey ve kuzeydoğu yönlerden beşik tonozlu iki geçişle bağlantılıdır. 22.80 m. çapındaki Orkestra, at nalı biçimindedir ve yine bir Helen geleneği olarak alt oturma sırasının düzlemiyle aynı seviyededir.
Theatron, güneybatı yönde uzunlamasına yerleştirilmiş olan Skene'ye dönüktür ve kalıntılarından anlaşılmaktadır ki, iki katlıdır. Ama yine bir Helen geleneği olarak yüksekliği hiç bir zaman cavea'nın üst seviyesine ulaşmamıştır. 2.40 metre yüksekliğindeki proskenion, İÖ 4. ve İS 3. yüzyıl arasındaki zaman dilimi içinde en az beş yapı evresi geçirmiştir. 
İÖ 3. Yy daki en önemli yenilik, zamanın döner sahne sistemi olan pariaktosların, proskenion önüne eklenmesidir. Yalnızca antik yazarların anlatımlarından bildiğimiz bu sistemin tek arkeolojik belgesi Kaunos Tiyatrosu’ndadır.
Kubbeli Kilise
Anadolu’nun az sayıdaki en eski kiliselerinden biridir ve İS 6. yüzyılda inşa edilmiştir. Kilise klasik çağlardan bir kutsal alan üzerine oturmaktadır. Malzemesinin büyük bir kısmı devşirmedir. Yaklaşık kare planlı ana mekân 14x14.5 m genişlikli üç neflidir. Yan mekânların her biri tonoz, orta mekân ise kubbe ile örtülmüştür. 
İçten yuvarlak formlu apsis dıştan üç yüzlüdür. Mekâna batı yüzdeki üç ana kapıdan girilmektedir. Geç dönemde kilisenin kuzey ve güney duvarına birer şapel eklenmiştir.
Kilise, kentin en önemli noktasına, Roma Hamamı ile Tiyatro arasında kalan Palaestra düzlüğünün yaklaşık merkezine inşa edilmiştir. Türünün, Anadolu'daki en eski ve en iyi korunmuş örneklerinden olan kilisede orta nef kubbe; yan nefler ise tonoz örtülüdür. 
Kilise içine, batıdaki dar dikdörtgen bir ön Nartex olan odadan, her biri ayrı neflere açılan üç ayrı kapı ile girilir, içte yuvarlak, dışta üç yüzlü olan Apsis, mermer plakalarla kaplı ana mekandan alçak bir bariyerle ayrılmaktadır. Doğu yönde, her iki yanındaki küçük şapeller, geç dönemde eklenmiştir. Birkaç kez onarılmış olan Kilise'nin ilk inşası, muhtemelen 5. yüzyılın sonları olmalıdır.
Palaestra Terası
Ölçüm Platformu ve Hamam Binası arasındaki düzlük, altında geç arkaik dönemlere kadar giden yapı katmanlarını gizlemektedir. Bunlardan en önemlisi, bugünkü Kilise altında bulunan bir kutsal alandır ki, bunun birkaç kez onarılmış teras duvarının kalıntıları, Kilise etrafında sürdürülen sondajlarla açığa çıkartılmıştır. 
Kuzeybatı teras duvarı kalıntısının hemen önündeki kuyudan gelen arkeolojik malzeme ve kazılarımızla açığa çıkartılan en alt seviyedeki duvar kalıntıları bu alanın İÖ 600 yıllarından itibaren genişleyerek tümüyle kullanılmış olduğunu ortaya koymaktadır. 
Alanın kuzeyinde, oldukça derin bir seviyede kaldırım taşlarıyla döşenmiş cadde, doğudan batıya doğru yükselerek gitmektedir. En geç 
İÖ 3. yüzyılın sonlarına doğru yapılan ve kent merkezini, Kaya Mezarlarının bulunduğu alandaki antik çağ mezarlığına bağlayan bu cadde, yaklaşık İS 100 yıllarında fonksiyonunu yitirmiştir.
Roma Hamamı
İmparatorluk Dönemi hamam binaları içinde en iyi korunmuş olanlarından biridir. Güneybatı-kuzey-doğu doğrultusunda ve aynı aks üzerinde iki büyük kompleks olarak tasarlanmıştır: Avlu yani Palaestra ve Ana Mekan. Yalnızca temelleri korunmuş olan avlu, 56.80x31.40 m. boyutundadır ve üç yandan birer sütunlu galeriyle çevrelenmiştir. Yalnızca karşılıklı yan galeriler odalara bölünmüştür. 
58.20x28.20 m. ölçüsündeki Ana Bina, büyük salonlardan oluşmaktadır. Ilıklık olan Tepidarium ve iki eğitim olan Ambulacrum salonu, orta aks üzerindeki soğukluk olan Frigidarium ve onun ucundaki terleme odasının Laconicum her iki yanına karşılıklı olarak yerleştirilmiştir; bütün bunları güneybatıda sıcaklık salonu olan Caldarium taçlandırmaktadır. Her bir salonun tabanı zamanında mermer plakalarla kaplanmıştır.
Tapınak Terası
Tapınak, agora ve limana hakim yapay bir teras üzerine kuzeydoğu-güneydoğu yönünde, IÖ. 1. yüzyılın ikici yarısında inşa edien tapınak in antis tarzındadır: Kareye yakın bir kutsal oda olan Cella; önünde, yan duvarların arasına iki dor sütunu yerleştirilmiş bir ön oda olan Pronaos, tapınak avlusunun etrafı, dor düzeninde bir sütunlu galeri ile çevrelenmiştir. 
Malzeme kıyı taşındandır ve üzerleri zamanında sıvanmış ve boyanmıştır. Avlunun yani Temenos batı ucundaki silindir bir tambur üzerindeki yazıta göre tapınak zem Soteros'a atfedilmiştir. Binanın hemen güneydoğusunda yer alan apsis, İS 5. ya da 6. yüzyılda yapılmış olan üç gemili bir kiliseye aittir.
Apollon Kutsal Alanı
Teras Tapınağının hemen batısında, alçakta kalan kayalık düzlük, burada ele geçirilen çok sayıdaki adak heykel kaideleri ve stellerden belli ki, daha İÖ 4. yüzyılın başlarından itibaren Roma Dönemi içlerine kadar yerel tanrı Basileus Kaunios'un kutsal bir alanı olarak kullanılmıştır. Sadece Helenistik Dönem boyunca buranın sahibi tanrı Apollon olarak belgelenmişse de, aslında bu tanrı da yine bu yerel baş tanrının kendisidir.
Üzerinde bugün daha çok geç dönem Kaunos’luların inşa ettikleri süfli binaların kalıntıları vardır. Ancak, bu kutsal terası kuzey yönde sınırlayan beş odalı Ziyafet Binası ve bunun hemen güney batısındaki tanrıça Artemis kayalığını içine alan Temenos olan Kutsal Alandır. Bu alandaki eskiye giden mimari yapıların günümüze ulaşan kalıntılarıdır. Bu, temenos'un tam merkezine, kayanın içine inşa edilmiş olan kült odası, bir Kaunos Kybelesi olan tanrıça Artemis içindir. 
Kaunos Agorası
Ölçüm Platformu ve Hamam Binası arasındaki düzlük, altında geç arkaik dönemlere kadar giden yapı katmanlarını gizlemektedir. Bunlardan en önemlisi, bugünkü Kilise altında bulunan bir kutsal alandır ki, bunun birkaç kez onarılmış teras duvarının kalıntıları, Kilise etrafında sürdürülen sondajlarla açığa çıkartılmıştır. 
Kuzeybatı teras duvarı kalıntısının hemen önündeki kuyudan gelen arkeolojik malzeme ve kazılarla açığa çıkartılan en alt seviyedeki duvar kalıntıları bu alanın İÖ 600 yıllarından itibaren genişleyerek tümüyle kullanılmış olduğunu ortaya koymaktadır. 
Alanın kuzeyinde, oldukça derin bir seviyede kaldırım taşlarıyla döşenmiş cadde, doğudan batıya doğru yükselerek gitmektedir. En geç İÖ 3. yüzyılın sonlarına doğru yapılan ve kent merkezini, Kaya Mezarlarının bulunduğu alandaki antik çağ mezarlığına bağlayan bu cadde, yaklaşık İS 100 yıllarında fonksiyonunu yitirmiştir.
Stoa ve Aphrodite Kutsal Odası
Agora alanını kuzey yönde sınırlayan "I" formunda, 96.82 m. uzunluk ve 8.20 m. genişliğindeki tek gemili yapı, arka duvar içindeki dükkânların yokluğu nedeniyle bir gezinti Stoası'dır. IÖ 3. yüzyılın başlarında limana cepheli olarak inşa edilmiş bu bina, muhtemelen tek katlıdır. 
Kıyı taşından yapılmış olan üst yapı ile çatı, cephe yüzünde yine aynı malzemeden kesilmiş 44 sütun tarafından taşınmaktadır. Sütün, baştaban ve friz blokları zamanında sıvalı ve boyalıydı. Zemini sıkıştırılmış topraktır ve orijinal yapısında yalnızca limana bakan sütunlu cepheden girilmektedir; yan girişler sonraki dönemde, muhtemelen Erken Roma Çağı'nda açılmıştır. Arka duvarın alttaki mermer blok sırası üzerinde yükselen duvar da yine bu dönemde örülmüştür. Çünkü orijinal üst duvar örgüsünde kerpiç kullanılmıştır.
Stoa'nın yaklaşık orta bölümünde, arka duvarı içine muhtemelen İÖ. 1. yüzyılda açılmış bir kapı ile 12.81x9.05 m. ölçüsündeki büyükçe bir odaya girilmektedir. Zemini mermer plakalarla kaplı olan odanın arka duvarı önünde yüksekçe bir podyum yer almaktadır. Kazılar sırasında bu podyumun hemen sağ yan kenarında, tabanda parçalar halinde ele geçen mermerden yuvarlak bir sunak, zamanında bu podyum üzerinde duruyor olmalıydı. 
Sunağın gövdesi üzerindeki merkezi figürlerden birinin, kucağında kanatlı bebek taşıyan tanrıçanın kimliği bellidir. Aphrodite Euploia. Bu tanrıça, bir liman kenti olan Kaunos için de çok büyük önem taşımaktadır. Çünkü yüklerini alıp limandan ayrılmak üzere olan gemiciler, "iyi yolculuklar ve bol kazançlar" temennilerini tanrıça Aphrodite Euploia'ya bu kutsal oda içinde sunmaktaydılar.
Çeşme Binası
5.36x8.02 m. temel ölçüsündeki bina, İÖ 3. yüzyılın başlarında görkemli bir teras duvarı önüne yapılmıştır; cephesi Agora'ya yöneliktir ve yan duvarlarının uzantıları arasında iki sütun yer almaktadır. Duvarların iç yüzünde, döşeme ve parapet bloklarında görülen çeşitli aşınmalar yanında, inşasına yönelik yuvalar ve de arka duvarın cephe yüzüne açılmış iki farklı formdaki çörten ağızları, bu çeşme binasının zaman içinde geçirdiği plan değişikliği ile Kaunos halkına yüzyıllar boyu hizmet verdiğini göstermektedir. 
Binanın bugünkü durumu, son evresine aittir: parapet öne çekilerek hazne büyütülmüş; sular arka duvara monte edilen muhtemelen aslan başlı beş çörtenden akmaktadır; parapet önünde, her iki yanda ahşap birer yalak vardır; kadınlar testilerini parapet üzerindeki çörtenler altında dolmaya bırakıyordu. İS 1. yüzyıla kadar kullanılmış olan orijinal planında ise, parapet daha geride, yaklaşık ortasındadır. 
Böylece hazne daraltılmış ve önde insanlara gölgelik sağlayan bir mekan yaratılmıştır; sular, arka duvarın ortasında, tam orta aks üzerindeki tek bir çörten ağzından boşalmaktadır; kadınlar, parapet önündeki basamağa çıkıp ellerindeki testileri havuza daldırarak suyu alabiliyorlardı.
Geçmişin Dilsiz Tanıkları Kaya Mezarları
Kaunos'ta bulunan kaya mezarları geçmişin dilsiz tanıklarıdır. 
Kaunos kayalıklarındaki kaya mezarları cephe mimarisindeki kendine özgün yapısı, Kaunos'un kaya mezarları bir Helen tapınağının cephesi formunda işlenmiştir. Bu, kendine özgün bir mimari dokudur. Kaunos kaya mezarlarının yapı itibarıyla başka bir örneği bulunmuyor. Kaya mezarları 2.400 yıldan bu yana geçmişin dilsiz tanıklarıdır.
Kaunos kral mezarları, yapı itibarıyla taş işçiliğini günümüzde hiç bir yapıda ya da hiç bir alanda bulmak mümkün değildir. Kayalara oyulan bu mezarların milattan önce dördüncü yüz yılda yapılmış oldukları biliniyor. Daha sonraki dönemlerde ise Roma İmparatorluğu tarafından kullanılmışlardır. 
Helen tapınağı cephe mimarisini de yansıtırlar. Son derece özgün ve eşiz olan bu mezarlar seyyahlara göre mutlaka görülmesi gereken yerler arasındadır. 
Bu eşsiz mezarlar Balıklar Dağının güney kayalıklarına oyulmuştur. Cephe mimarisi olarak Urartu, Frig ve Likya bölgelerine bulunan maya mezarlarının cephe mimarisinden oldukça farklı bir yapıdadır. Tapınağa bakan bir cephede yapılmışlardır. Tamamıyla Kaunos kentine özgü bu Kaounos kral mezarları başka hiç bir yerde eşine rastlanmayacak niteliktedir. 
Kayalıkların sağ tarafında yer alan altı adet tapınağı andıran mezarlar, kayalara bir heykeltıraş özeni ile oyulmuştur. Tüm sağlamlığı ile binlerce yıldır burada yerlerini korumaktadırlar. Hem işçilikleri hem de eşsiz görünümleri ile bu mezarlar dönemin ruhunu içlerinde hala barındıran bir havadadır. Yalnızca uzaktan bakıldığında dahi görülmeye değer olan bu mezarların ne kadar eşsiz yapılar olduklarını görmek için yakından incelemek ziyaretçileri hayran bırakmaktadır. 
Kaunos’ta Gücün Göstergesi var. Arkeolojik araştırma ve kazıların 1966 yılında başladığı Kaunos’tan, coğrafyacı Strabon, kent, kapatılabilen bir limana ve tersanelere sahiptir diye bahseder. Her ne kadar kent, MÖ 9. yüzyıla ait bir Karya yerleşimiyse de, özellikle kanaldan görünen ve sazlıklarla birlikte Dalyan’ın alışıldık görüntülerine görkem katan kaya mezarları, burada Likyalılar’ın bıraktığı izin önemli bir göstergesidir. 
Ayrıca örneğine rastlanmayan Helen tapınağı cephe mimarisini yansıtan özgün görünümleriyle de dikkat çekiyorlar. Çandır Alagöl kıyısında, yer yer denizden 80 derecelik bir açıyla yükselen dağlara oyulan ve bazılarının yükseklikleri dokuz metreye ulaşan, 2.400 yıllık bu kaya mezarları, antik Kaunos kentinin güç ve zenginliğine işaret ediyor.
Kaunos’ta Tarihteki İzler; Arkaik, klasik, Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerinde yerleşimin görüldüğü ancak daha sonra terk edilen Kaunos kentinin halkı, Herodot’a göre Karyalı idi. MÖ 6. yüzyılda, Persler’in bölgeye yaptıkları saldırı sırasında, Kaunos’un, ünlü Likya kenti Xanthos ile ittifak kurduğu ve sadece bu iki kentin Pers saldırısına karşı geldiği biliniyor. 
Karyalı lider Mausolos zamanında, Kaunos’ta birçok alanda Helenistik devir etkileri görülmeye başlıyor. İleri tarihlerde kentteki hiçbir yazıtın Karya dilinde olmadığının saptanması, Mausolos’un bu çabasında başarıya ulaşmış olduğunun bir göstergesidir. 
Helenistik dönemin ardından, Roma dönemi başlıyor. Kent, ardı ardına el değiştiriyor; Büyük İskender’den Ptolemy’e, ardından Rodos yönetimine! Kaunos’un Rodos yönetiminden kurtulabilmek için, Roma’ya yakınlaşmaya çalıştığı da biliniyor.
Kalıntılara Yolculuk
Dalyan’dan Kaunos’a gitmek için, en kolay yol, merkezdeki Geçit Sokak’tan köylülerin sandallarına binerek 15 dakikada karşı kıyıya, kaya mezarlarının bulunduğu batı yamaca geçmek ve buradan yaklaşık 1.5 km’lik stabilize yolu yürümek. Antik kentin dikkat çeken bir yanı da canlı doğal hayatıdır. 
Jandarma ve belediyenin duyarlılığıyla, doğal hayat istikrarlı bir şekilde korunuyor. Kaunos antik kentinin az ilerisinde, çam ormanlarıyla çevrili Alagöl’ün kıyısındaki Çandır köyünü görmek için Kaunos’tan 15-20 dk daha yürümek gerekiyor. 
Burası adeta bir sürüngenler parkı. Sayısız kaplumbağa ve farklı türde kertenkele görmek, yazın leylek ve balıkçıl kuşlara, kışınsa buraya kışlamak için gelen çeşitli su kuşlarına rastlamak mümkün. Turistlerin çoğu harabelerin fotoğraflarını çekmenin yanı sıra dürbünle kuşları da gözlemliyor. 
Ayrıca Dalyan’dan kalkan tur tekneleri de, Kaunos’a uğruyor ve antik kentin eteklerindeki iskelelere yanaşıyorlar. Dalyan’dan olduğu gibi, Köyceğiz ve Ekincik’ten de Kaunos’a tekne turları yapılıyor. Trekking meraklılarıysa, orman yollarını kullanarak, Ekincik’ten yola çıkıp Çandır köyü üzerinden Kaunos’a, oradan da Dalyan’a yürüyebilirler.
Eski liman olan Sülüklü Göl’ün hemen kuzeyinde yapılan kazılarda ise bir felsefe okulu ortaya çıkarılmıştır. Çevresinde ise birçok heykel tabanı bulunmuştur. Ancak heykellerin kendileri bulunamamıştır. Bu okulun yakınındaki çeşme zaman içerisinde restore edilmiştir. 
Eşsiz görüntüsü ve bozulmamış kaya mezarları ile Kaunos mutlaka görülmesi gereken bir antik kenttir. Binlerce yıllık tarihi içerisinde barındıran kent sizlere aynı ruhu hissettirecektir. Özellikle Kaunos kral mezarları günümüze kadar bütünlüğü bozulmadan korunarak gelmiş ve içerisinde birçok toplumu barındırmış tapınak benzeri mezarlardır. 
İngilizler Tarafından Çalınan Kaunos Sikkeleri Ve Buluntuları
Gümüş ve Bakır alaşımlarından oluşan Kaunos Sikkelerin büyük bir bölümü İngilizler tarafından çalınarak Londra British Müzesinde sergilenmektedir. Uygar geçinen İngiltere müzesinde Yunanistan arkeolojisinden de çok sayıda eser çalınmış ve sergilenmektedir. Tüm eserlerin ait olduğu yerine mutlaka iadesi yapılmalıdır! 

-------------------------------------------- 
Kamera/Metin Yazım : Mehmet SÖKMEN
Seslendirme : Rüksan Atak SÖKMEN
Çekim Tarihi : 27.10.2020
Prodüksiyon Yapım Tarihi: 26.11.2020
Video Prodüksiyon Yapım, Yayın Ve Yönetmeni: Mehmet SÖKMEN - 0532 525 84 93 
web: www.mehmetsokmen.tv
         www.youtube.com/MehmetSokmenAntalya

Bu haber 62 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Gezi Notlarımız

Kovada Gölü Doğa Krallığında Sonbahar Renkleri

Kovada Gölü Doğa Krallığında Sonbahar Renkleri Isparta'nın Eğirdir ilçe sınırları içinde doğanın cömert davrandığı Kovada Gölü Milli Parkı, destansı doğal güz...

Gazipaşa Aydıncık Atakent Silifke Mersin Arasında Yolların Dili

Gazipaşa Aydıncık Atakent Silifke Mersin Arasında Yolların Dili Bir düşünün geçmişe doğru hayal edin! Burada yol ağı yokken ulaşım nasıl olmuş, ne kadar zaman sürmüş, vahşi doğa k...

Contributor

HAVA DURUMU


Google Translate

Mehmet SÖKMEN - 05325258493 Bu web sitesindeki tüm videoların linklerini adımızı göstererek kullanabilirsiniz ISBN: 978-605-88104-0-2
RSS Kaynağı |