http://www.mehmetsokmen.tv/videolar/ Sinan Değirmeni Karapınar Gerdemeli Karadere Göleti Doğa Eko Sistemi Genel Peyzajı - Antalya - Mehmet SÖKMEN Tv - Video Prodüksiyon - Antalya
ANASAYFA VİDEOLAR ANKETLER RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

BU KANALI DESTEKLE

Sinan Değirmeni Karapınar Gerdemeli Karadere Göleti Doğa Eko Sistemi Genel Peyzajı - Antalya

Sinan Değirmeni Karapınar Gerdemeli Karadere Göleti Doğa Eko Sistemi Genel Peyzajı - Antalya

Tarih 14 Haziran 2020, 08:14 Editör Mehmet SÖKMEN

Bizimle birlikte Antalya Doğa Krallığında su ve orman ekosistemlerinin doğasını keşfetmek için yolculuğa çıkınız. Yaşam, enerji olmadan süremez. Burada tüm canlı ekosistemin yaşaması için orman ve suyun krallığında gerekli enerji üretilir. Burası Karaman Karadere ve Boyalı çaylarını doğuran dağlar dizisidir

ISBN 978-605-88104-0-2
Sinan Değirmeni Karapınar Gerdemeli Karadere Göleti Doğa Eko Sistemi Genel Peyzajı - Antalya
 Bizimle birlikte Antalya Doğa Krallığında su ve orman ekosistemlerinin doğasını keşfetmek için yolculuğa çıkınız. Yaşam, enerji olmadan süremez. Burada tüm canlı ekosistemin yaşaması için orman ve suyun krallığında gerekli enerji üretilir. Burası Karaman Karadere ve Boyalı çaylarını doğuran dağlar dizisidir.



Suyun benzersiz destansı manzaralarının yanı sıra, devamlı akış ile besin zincirini sürdürür. Bu seremonide farklı habitatların doğada iç içe geçmiş birçok besin zinciri sessiz sedasız sürer. Popülasyon varlığı burada gerekli dengeyi sağlamış, yaşamsal besin zincirlerinin ağını yaratmış.
Su ve orman meşcerelerinin karmaşıklığı olağan üstü bir denge ile birbirine bağlanan besin zinciri ve ağı aracılığı ile organik maddeleri saha ekosisteminde dolaştırır.
Burada bahar mevsiminin rengarenk çiçekli florasında Mayıs ayından Haziran ayı sonuna dek boy gösterecek nice güzel çiçekleri görmek olanaklıdır. İşte buraya gelin doğanın temiz havasını soluyun, meditasyon yapın rahatlayın.
Gelincik dünyasında kısa yaşam vardır. Gelincikgiller familyasından Dünya'da çok geniş bir yayılma alanına sahip bir yıllık bir bitki türüdür. Tıbbi olarak gelincik hafif bir yatıştırıcıdır. Özellikle taç yapraklarında rhoeadic ve papaveric asitler vardır. Tüm parçalar rhoeadine alkoloidi içerir.
Gelincik çiçeğinin yeşil aksamından, tohumlarından ve kırmızı taç yapraklarından, petallerinden yararlanılır. Taç yapraklarından geleneksel olarak gelincik şerbeti yapılır. Bozcaada gelincik ve gelincikten elde edilen gelincik şerbeti ile ünlüdür.
25–60 cm arasında değişen yüksekliklere ulaşabilir. Yaprakları mavimsi yeşildir. Dip yapraklar uzun saplı, gövde yaprakları sapsız ve gövdeye bitişiktir. Çiçeklerin genel rengi koyu kırmızıdır. Ancak beyaza kadar giden sarı, turuncu gibi değişik renkleri vardır.
Gelincik Temmuz ile Ağustos aylarında sabah saat beş buçuk ile on saatleri arasında tohum tozları olan polen yayar. Aynı saatlerde arılar ve diğer böcekler çiçeklere gelerek bu tozlara bulanırlar. Böylece, böceklerin beslenme saatleri ile bitkilerin tohum tozlarını yayma saatleri aynı zaman dilimine rastlamaktadır.
Saha ekosisteminde besin zinciri ya da besin ağını oluşturan canlılar arasında dinamik bir denge vardır. Herhangi bir basamaktaki bir değişim popülasyonlar arasındaki dengeyi bozabilir, bu da türlerden birinin azalması diğerinin çoğalması ile sonuçlanabilir. Bu durumdan besin ağının tamamı etkilenebilir. Avcılık faaliyetleri, yöredeki mermer ocakları buradaki benzersiz doğa sisteminin temel yok edici sebepleridir.
Sahanın zengin ekosistemindeki endemiklerden Yoğurt Otu siyah yaban arılarının en sevdiği nektarları ihtiva eder. genelde yol kenarlarında dağınık meşcereler halinde bulunabilir. Boyu 20-70 cm’dir. Yaygın bir bitkidir. Tüm Türkiye’de yayılış gösterir.
Kum Boğadikeni bitkisi burada yetişme alanı buluyor. Sağlam yapılı çok yıllık otsu bitkinin gövdesi dallı ve 20‐35 cm boyundadır. Taban yaprakları kalın ve derimsi, yarı dairesel ve geniş üçgenimsi dikenli uçlu. Kapitula yumurtamsı, 10‐25 mm çapında olup brakte ve brakteol mevcut. Çiçekler mavimsi veya beyazımsı renklidir. Meyve hemen hemen yumurtamsı olup yamaç kumullarda yetişen bu tür, haziran‐ağustos ayında çiçeklenir.
Daralan doğal yaşam alanları ve giderek şiddetlenen küresel iklim değişikliğinin etkileri karşısında yeryüzünde yaşamın sigortası sayılan korunan alanlar hâlâ yeterli düzeyde değil. Üstelik dünyanın birçok ülkesinde, bu alanlarda etkin bir doğa korumanın sağlandığını söylemek de mümkün değil. İşte buraya gelin ve bozulması halinde telafisi olanaksız zararlı doğa döngülerinin tetiklenebileceğini görün diyoruz.
Bu sahanın mutlaka korunan alan olması gerekmektedir. Bu belgesel filmimiz; güçlü Biyolojik Çeşitlilik ihtiva eden bu sahanın korunması için canlı ve cansız doğanın dinamiklerini tanımaları için hazırlanmış bir rehber niteliğindedir.
Burada suyun sesinin türküsü yankılanır durur! Yaşam kaynağı olan suyun insanlar için hayati önemi olduğu kadar, saha ekosistemi de dahil dünya ve coğrafi konumu nedeniyle ülkemiz açısından da stratejik önemi vardır. Sanayileşme, nüfus artışı ve şehirlere göç sürdükçe kişi başına su tüketimi de giderek artacaktır.
Sahada doğa krallığının benzersiz sanatında Şahtere otu tam bahar mevsiminde boy gösterir. Bir yıllık bir bitki olup 15-40 cm boyunda dikine yükselir, mavimsi yeşil renkte, çok çatallı ve dallarını taşıyamayacak yerlere doğru eğilir. Yaprakları; Ana yaprakları saplı üzerinde dizili yan yapraklardan oluşur ve geriden kanat yaprak görünümünü andırır.
Çiçekleri sapların üst kısmında topluca bir arada salkım şeklinde bulunurlar. Kupası 2-3 mm büyüklüğünde yumurta veya mızrak şeklinde mavimsi yeşil renkte, taçları borucuk şeklinde 5-10 mm uzunluğunda pembe veya kan kırmızısı uç kısmı ise koyu kırmızıdır. Meyveleri küre şeklinde yeşil renkli 2-2,5 mm çapında ve 3-4 mm uzunluğunda bir sapı vardır.
Safra Otu, Sarılık Otu, Şahterec, Fumaria, Fumeterre olarak ta bilinen bu tıbbi endemik bitki, botanik olarak Şahteregiller familyasından; çok parçalı yapraklı, küçük, düzensiz, beyazımtırak veya pembe renkli çiçekleri olan otsu bir bitki cinsidir. 50 kadar türü vardır. En önemlisi Tıbbi şahtere olan Fumaria burası dahil Türkiye’de yetişir.
Tıbbi şahtere Fumaria, yol kenarlarında rastlanan 20-60 santimetre boyunda bir yıllık otsu bir bitkidir. Yaprakları mavimsi-yeşil; çiçekleri mor renklidir.
Burası benzersiz dengeli su ve orman kombinasyonuyla doğal kaynakları stabil halde sürdürebiliyor, bulunduğu ekosistemlerin yaşam ortamlarını koruyor. Avcılık faaliyetleri ve mermer ocaklarının derhal yasaklanması buradaki sağlıklı dengeyi koruyacaktır.
İçme ve kullanma suyuna talebin artması, su kaynaklarına olan talebin de artmasına neden olacaktır. Bu sahada olduğu gibi tatlı ve temiz suların ana kaynakları; orman, mera, dağ ve yüksek dağ ekosistemleridir. Ormanların su ve su kaynaklarını koruyucu, toprak koruma fonksiyonu nedeniyle suyu depolayıcı, su rejimini düzenleyici, suyu nitelik ve nicelik olarak iyileştirici, sel ve taşkınları önleyici etkileri vardır.
Çuhaçiçeğigiller familyasından Farekulağı Otu bu sahanın zengin biyolojik çeşitliliğinin bir parçasıdır. 70-90 cm boyunda, çıplak, bir yıllık otsu bitkiler olup gövde eğik tırmanışlı, dik veya kalkık uçludur. Yapraklar yumurtamsı-dikdörtgenimsidir. Pedisel 35 mm boyuna kadar çıkar.
Korolla mavi renkli görseli güzel bitki Mart-ağustos aylarında çiçeklenen bu varyete, yetişme ortamı olarak ise deniz seviyesinden 2440 metreye kadar olan yüksekliklerdeki sahaları, kültür alanlarını, toprak alanları ve kireçtaşlı kayalık yamaçları tercih eder.
Hızlı nüfus artışı ve sanayileşme doğal kaynakları aşırı bir şekilde kullanıp yok ederken, doğal kaynakların rant uğruna kullanılması sonucu, insan yaşamının temellerini oluşturan toprak, su ve havanın kirlenmesine neden olunmuştur.
Bütün bunların sonunda ise insanlık günümüzde çeşitli sağlık ve çevre problemleriyle karşı karşıya gelmiştir. Buradaki doğal kaynakların devamlılığının sağlanabilmesi, bulunmuş oldukları yaşam ortamı olan ekosistemlerin mutlak korunması ve geliştirilmesi gerekmektedir.
Burada yol kenarlarında patikalarda çok sıkça görülen Çan çiçeği, çan çiçeğigiller familyasından bir, iki ya da çok yıllık otsu bitkidir. Adlarını çiçeklerinin çan şeklinde olmasından alır. Çiçekleri için bahçelerde ve saksılarda süs bitkisi olarak yetiştirilir.
Cinsin dünya üzerinde 300 kadar tür ve çok sayıda alt türü bulunur. Yayılışı kuzey yarım kürenin ılıman bölgeleri ile en yüksek çeşitliliği olan Akdeniz ve Kafkasya'dır. Yüksek dağlık bölgelerdeki arktik ve alpin türler bodur formda 5 cm den küçükken, ılıman ormanlık ve çayırlık alanlarda yetişen türler 2 m boya ulaşabilir. Çan çiçeği türleri bazı larvalarının besin kaynağını oluşturur.
Çan çiçeği türlerinin kalınlaşmış köksap ya da kökleri vardır. Çanak yapraklar 5 parçalıdır. 5 loplu olan taç yapraklar çan, silindir, huni şekillerde olup çeşitlilik gösterir. Mavi, menekşe ya da leylak rengindedir. Yumurtalık 3 ya da 5, ender olarak 2 gözlüdür. Meyve çok sayıda tohum içeren kapsüldür.
Buradaki doğa sisteminde; orman, maki, mera, sulak alan, göl, akarsu, dağ, yüksek dağ, bozkır gibi yaşam ortamları bulunmaktadır. Tüm bu ekosistemler tek tek ve bir bütün halinde birbirleriyle ilişki ve etkileşim içerisindedirler.
Sahanın bahar mevsiminde bulunan en güzel bitkisi Tirşik Pancarıdır.
Dikey duruşlu yumruya sahip çok yıllık otsu bitkidir. Yapraklar uzun saplı, lamina dar veya uzamış zıpkınsıdır. Çiçek durumunu çevreleyen spata dışta yeşilimsi veya morumsu içte beyaz, hafif bordo, pembe veya morumsu olup üzümsü meyveler kırmızıdır.
Bu varyete Türkiye’de sadece Antalya ilinde ülke dışında ise Kıbrıs’ta yayılış göstermektedir. Mart‐Mayıs ve Haziran aylarında çiçeklenen bitki, yetişme ortamı olarak deniz seviyesinden 2500 m’ye kadar olan yüksekliklerdeki açık kireç taşlı kayalık yamaçları ve yarıklarını, tarla kenarlarını ve yol kenarlarını tercih eder.
Bu sahadaki vadi bütünlüğünde tüm canlı ve cansız varlıkların yaşamı, alan doğasının içerisindeki ekosistemlerin devamlılığına bağlıdır. Günümüzde insan etkisiyle saha ekosistemlerdeki bozulmalar hızlanmıştır. Bu hızlanma sonucu canlı türlerindeki yok oluş artmıştır.
İnsan faktörü etkisiyle yaşam ortamlarındaki bozulmalar kıt ve sınırlı olan doğal kaynakların da nitelik olarak bozulmasına, potansiyel olarak azalmasına ve sahanın makro ve klimatik özellikler barındıran iklim değişikliklerine neden olmaktadır.
Burada mermer işletmeleri ve avcılık etkileri toprak, su ve havanın süratle kirlenmesi ve kaybına neden olmaktadır. Ormanların önemi bu olumsuzluklar içinde daha öne çıkmaktadır. İnsan yaşamının temellerini oluşturan toprak, su ve havanın belli bir denge ve nitelikte olması doğrudan orman varlığıyla ilgilidir.
Sinan Değirmeni vadisinde bitkisel, hayvansal ve mineral kökenli maddeler iç içedir. Su, mineral yapıda olup; akarsu, pınar, göl, gölet, bent gibi değişik şekillerde karşımıza çıkar. Ormanın fonksiyonel değerleri ise; odun ve odun dışı yan ürün üretimi, hidrolojik, erozyonu önleme, klimatik olarak iklim koruma, toplum sağlığı, doğayı koruma, estetik, rekreasyon, ulusal savunma ve bilimsel fonksiyonlardır.
Bahar mevsiminde bu sahanın florası zenginlik fışkırıyor. Sadece Türkiye endemiği olan Has sabunotunu yakında incelerken doğa krallığının gizemlerine tanık oluyoruz. Dallı, dik veya yatık tırmanışlı, 10-25 cm boyunda bir yıllık otsu bu bitkinin alt yaprakları geniş ters yumurtamsıdır.
Gövde yaprakları dar ve ters yumurtamsıdır. Kaliks dar dikdörtgenimsi-silindirik, Petaller gül renklidir. Kapsül meyve yumurtamsı-dikdörtgenimsi halinde Türkiye’ye özgü olan bu tür, bu saha dahil Antalya-Çıralı ve Isparta-Davraz Dağında yetişmektedir. Nisan-haziran ayında çiçeklenen bu tür, serpantin alanları ve kayalık yerleri tercih eder.
Bu sahada tatlı ve temiz suların ana kaynaklarını oluşturan orman, mera, dağ ve yüksek dağ ekosistemleridir. Ormanlar bu destansı vadi bütünlüğünde su ve su kaynaklarını koruyucu, toprak koruma fonksiyonundan ötürü de suyu depolayıcı, su rejimini düzenleyici, suyu nitelik ve nicelik olarak iyileştirici, sel ve taşkın önleyici etkiye sahiptir.
Vadi sahasında yarı çalı çok yıllık otsu bitki Tüylü Çay, Bahar mevsiminin en nadide çiçekleridir. Gövde 10-30 cm boyunda, seyrek veya yoğun uzun tüylü. Alt yapraklar dikdörtgenimsi-mızraksıdan ters mızraksıya kadar değişen şekillerdedir. Çiçekli Kaliks uç kısımda yumuşak dikenlidir. Korolla mor-leylak renklidir. Fındıksı meyve ters yumurtamsı olup Mayıs-Ağustos aylarında çiçeklenen bu alt tür yetişme ortamı olarak 1000-3660 metreler arasındaki, kireçtaşı kayalık yamaçlarını ve kaya yarıklarını tercih eder.
Ormanların ekolojik işlevleri dediğimiz değer, odun hammaddesi değerinin 2000 katına ulaşmaktadır. Bunlar özellikle insan yaşamının temellerini oluşturan ürün ve hizmetlerdir. Sürdürülebilir orman sistemi varlığı için ileri düzeylerde biyolojik çeşitliliğini, verimliliğini, kendini yenileme yeteneğinin sağlanması gerekmektedir.
Saha doğa sisteminde su üretimi; orman, mera dağ ve yüksek dağ ekosistemlerinde olmaktadır. Bu ekosistemlere düşen yağış şekilleri,  yağmur ve kar şeklindedir. Vadi ormanlık bu havzanın su verimi; havza üzerine düşen yağış, intersepsiyon, gövdeden akış, infiltrasyon, yüzeysel akış, transpirasyon ve evaporasyon gibi faktörlerin denge ve karşılıklı etkileşimleriyle şekillenmektedir.
Burada yayılış gösteren Sığırkuyruğu yüksek endemizm oranıyla dikkat çeker, cinsine mensup türlerin büyük çoğunluğu keşfedildiği bölge ve yakın çevresine özgüdür. Bunun yanında cinsin ayırıcı karakterlerinin tespiti ve taksonomik ayrımı da zordur. Antalya iline özgü olan bu türe ait ilk örnekler Tahtalı Dağı’ndan toplanmıştır. Tür bu bölgeden Feslikan Yaylası’na kadar kireçtaşlı yığınlar ile otlak ve çayırlık alanlarda yetişir, Temmuz ve Ağustos döneminde çiçeklenir.
Sağlam gövdeli, 30-80 cm boyunda iki yıllık bitkiler, taban yapraklar ters yumurtamsıdır. Çiçekler kompakt, silindirik olup Kaliks 8-10 mm boyundadır. Korolla sarı renkli ve 20 mm çapında olur. Kapsül meyve eliptik biçimlidir. 1400-2500 m’ler arasındaki otlak alanları ve kireçtaşlı kayalık yerleri yetişme ortamı olarak tercih eder.
Buradaki orman sisteminde yıkıcı mermer ocaklarının çıkardığı zehirli atıklar nedeniyle İntersepsiyon, transpirasyon ve evaporasyon olayı su verimini olumsuz yönde etkileyen faktörlerdir.
Orman örtüsü bir taraftan evaporasyonu azaltıp, infiltrasyon koşullarını geliştirmek suretiyle düzenli ve devamlı su verimini olumlu yönde etkiler. Diğer taraftan yağışların bir kısmının, bitkilerin toprak üstü kısımları tarafından tutularak tekrar buharlaştırılması süreci gelişerek, toprağa varmadan tekrar atmosfere dönen yağış suyu miktarı, özellikle ormandaki yağışın yüzde 30'una kadar varan intersepsiyon olayı zararlı etkilerdir.
Ayrıca terleme olarak da bilinen transpirasyon ile havanın emme kuvveti sayesinde bitkinin hava ile temasta organlarından dışarıya su buharı verilmesi ile bitkilerin serinlemesine yardımcı olduğu gibi yapraklardan itibaren zincirleme bir emme kuvveti de doğurur. Bu ise topraktan su emilimini kolaylaştırır transpirasyon yoluyla su kaybına neden olmaktadır.
Evaporasyon olarak bilinen buharlaşma da suyun topraktan, su yüzeylerinden ve bitki yapraklarının yüzeylerinden ısı transferi aracılığı ile sıvı halden gaz hale dönüşerek atmosfere geçerek yaşanan zararlı su kaybıdır.
Sinan Değirmeni ve çevre doğası sahasında Bahar aylarında az miktarda sadece buraya endemik Kır Lalesi görülür. Haziran ayında muhteşem güzellikteki bu sarıçiçeklerin içinde benzersiz görsel sunan kırmızı laleler fışkırır. Bu lale türü, zambakgiller familyasından Tulipa cinsini oluşturan güzel çiçekleri ile süs bitkisi olarak yetiştirilebilen soğanlı çok yıllık otsu bitkidir.
Bölge orman ekosistemlerinin bu havzadaki su verimi üzerindeki bu etkisi tüm vadi ve çevresinin ağaç türüne, meşcere sıklığına, tepe boyutlarına ve yaprak miktarına göre değişmektedir. Orman ağaçlarının altında ölü örtü tabakası bulunmaktadır. Bu örtü yaprak, ibre, dal, kozalak, kabuk gibi maddelerin çürümesiyle oluşmuş ve toprağın hemen üzerinde süngerimsi bir tabaka oluşturmuştur.
Yağmur ve kar suları ölü örtü tabakası içinden süzülerek mineral toprağa ulaşır. Mineral toprağa ulaşan yağmur sularının bir kısmı infiltrasyonla toprağa girip taban suyuna ulaşırken kalan kısmı da yüzeysel akış halinde derelere ulaşır.
Burada güçlü yüzeysel heyelan ve kaymalar toprak yüzeyini kaplayan verimli ölü örtü tabakasını sürüklese de, kalan sağlam yerlerde hem toprak yüzeyinin strüktürünü muhafaza etmesi, hem de bu örtü tabakasının çok yüksek su tutma kapasitesi nedeniyle yüzeysel akışın azalmasına, buna karşılık infiltrasyonla toprağa giren suyun miktarının artmasına sebep olmaktadır. Ayrıca ölü örtü tabakasının su kalitesini arttırıcı bir filtre etkisi yaptığı da bilinmektedir.
Salt su verimi açısından düşünüldüğünde aynı yaşlı ormanlar değişik yaşlı ormanlara oranla daha avantajlı gözükmektedir. Kızılçam hariç tutulursa, yapraklı ağaçların su veriminin ibrelilerden daha fazla olduğu, ibreli ağaçlar içinde ise, ışık ağaçlarının daha avantajlı konumda bulundukları anlaşılmaktadır. Bu sonuç, su verimi ile yaprak miktarı arasındaki ilişkiyi göstermektedir
Boyalı göletinin de dahil olduğu sahada ormanların, suyun kalitesi, miktarı ve rejimi üzerinde bir çok etkileri vardır. Ormanlık alanlar, çevresindeki alanlara oranla  % 15 - % 50 daha fazla yağış alır. Ormanlar, aldıkları yağışın % 44 ünü kullanılabilir dere akışı yani su ürünü haline getirirken, orman dışındaki alanlarda bu oran % 14 civarındadır.
Sinan Değirmeni doğa alanı benzersiz biyolojik çeşitlilik içerir. Tıbbi aromatik bitkiler yönünden oldukça zengindir. Katırtırnağı burada 1000 m yüksekliğe kadar olan bölgeleri tercih eder. Çalılık ve makilik alanların Akdeniz iklim tipi içerisinde en belirgin türlerindendir ve nisan-temmuz döneminde çiçeklenir.
Yaklaşık 3 m’ye kadar boylanabilen tür, sarının hemen her tonundaki iri çiçekleriyle hoş peyzaj karakterine sahiptir. Kurutulduğunda sık yapılı dallarından çalı süpürgesi yapılır. Etnobotanik özelliğiyle bilinen bitki bazı rahatsızlıklarda tedavi amaçlı kullanılmaktadır.
Bitki kökleri çıkardıkları CO2 ile toprak suyunun çözündürme gücünü artırarak ve ağaç köklerinin kayaların çatlakları arasına girerek kayaları parçalaması sonucu toprak derinliğini artırır. Böylelikle toprakta tutulan su miktarı da artar. Bu bölge orman ekosistemleri su rejimini düzenlemesi yanında, suyun depolandığı toprağı erozyondan koruması, su havzalarında önemli can ve mal kayıplarına neden olan sel ve taşkını oluşumlarını da büyük ölçüde azaltmaktadır. 
Orman ekosistemlerinde su ve toprak koruma fonksiyonları birbirinden ayrı olarak düşünülemez. Toprağın erozyonla yok olması demek; bitki örtüsünün yok olması, toprakların su depolama güçlerinin azalması, verimsizleşmesi, su kalitesinin bozulması, baraj göllerinin taşıntı materyallerle dolması, sel ve taşkınların oluşması demektir.
Tüm bu olumsuzluklar canlılar ve onların yaşam ortamlarının bozulmasına neden olur. Bu çevrede toprakların erozyonla taşınması konusunda en etkili ve yaygın olanı su erozyonudur. Su erozyonu genellikle yamaç sahalarında geniş alanı olumsuz etkiler.
Bu saha ormanları hidrolojik fonksiyona sahiptir, akan dereleri ve taban suyunu, akarsu, tatlı su gölü, gölet sularının temiz tutulmasını, su kaynaklarının sürekli ve düzenli olmasını sağlayan bu bölge ormanlarıdır. Aslında buradaki ormanlık alanlar, ormansız alanlara göre su verimini olumsuz yönde etkilese de, orman örtüsünün yoğunluğu arttıkça su verimi de buna bağlı olarak azalmaktadır. Ancak bu konuda ormanın en önemli fonksiyonu, su rejimini düzenlemesi, suyun az olduğu dönemlerde su kaynaklarının beslenmesinin garanti altına alınması ve suyun temizlenerek kalitesinin arttırılmasıdır.
Burada suyun kalite ve sürekliliği, tabakalı ve değişik yaşlı bir yapı fonksiyonuna bağlıdır. Karışık meşcereli orman sistemleri hidrolojik ve toprak koruma fonksiyonlarının aynı zamanda görülebilmesini sağlıyor.
Ormansız alanlarda ise su kaynakları potansiyelini arttırıcı bitki örtüsü oluşturma ve erozyon kontrol çalışmaları yapılmalıdır. Yerleşim yerleri ve ziraat alanları hariç, geri kalan ormansız alanlarda; ağaçlandırma, erozyon kontrol, mera ıslah, koruma ve iyileştirme çalışmaları yapılmalıdır.
Bu sahada arazi yüzünün eğim derecesi ve bakısı güneşlenmenin şiddeti ve süresi üzerinde etkili olur. Çok eğimli güneşe bakan yamaçlarda güneşlenme veya ışık alma düz yerlere oranla hem daha şiddetli hem de daha uzun sürelidir. Bunun nedeni güneş ışınlarının eğimli araziye daha dik gelmesidir.
Papatyagillerden Pamfilya Ölmezotu burada gelişme alanı bulmuştur.
Bilimsel ismini yörenin antik adından alan tür, yaz mevsiminde açan küçük beyaz çiçek durumlarıyla karakteristiktir. Ölmezotu cinsine mensup türlerin kuruduklarında renk kaybetmeyen başçıkları türün dilimizdeki isimlendirilmesinde etkili olmuştur. Beyaz rengiyle ülkemizde tamamı sarı başçıklardan oluşan cins içerisinde diğer tüm türlerden ayrılır. Genellikle 1000 metre rakıma kadar olan çam ormanlarını, kayalık yamaçları tercih eden tür ülkemize özgü olup sadece Akdeniz Bölgesi’nde görülür.
Güneşlenme enerjisi bakılara göre de değişir. Yüksek yerler alçak yerlere kıyasla daha çok ışınlanma enerjisine sahiptir. Çünkü yüksek yerlerde atmosfer kalınlığı az olduğundan absorbsiyon yolu ile daha az ışın kaybı olur ve böylece yüksek yerlerdeki radyasyon daha çok olur.
Bölgenin enlem derecesi arazideki ışığın şiddet ve süresini etkilemektedir. Güneş ışınlarının saha alanı yüzeyindeki radyasyon şiddeti güneşin ufuktan olan yüksekliği ile artar. Bundan dolayı, güneşten gelen ışınların ufukla yatayla yaptığı açı dar olduğundan, zararlı radyasyon şiddeti yoktur. Burada yaşamak bu bağlamda oldukça sağlıklıdır.
Sinan Değirmeni doğa krallığında Kış mevsimi ile güneşin doğuşu ve batışı esnasında ışık şiddeti azdır. Çünkü bu zamanlarda güneş ışınlarının geçtiği yol çok uzun olup özellikle kısa dalgalı ışınlar bu geçiş esnasında mor ötesi ve görünen ışınlar absorbe edilir. Güneş ufukta olduğu zaman güneş ışınlarının geçip geldikleri hava tabakası kalınlığı, güneş öğleyin iken geçip geldikleri hava tabakası kalınlığının 20 katıdır. Yeşil örtü ve su zararlı radyasyonu emerken, aşırı betonlaşmanın ışınları alma ve yayma etkisi insan ve canlı yaşamı için ölümcül sonuçlar doğurur.
Burayı çevreleyen yüksek rakımlı dağlarda birçok saf göknar ormanları için aynı durum söz konusudur. Normal kapalı, aynı yaşlı bir çam meşceresinde bu miktar %10-15 civarındadır. Güneş ışınlarının ormanın tepe çatısındaki boşluklardan ışık demeti halinde geçerek orman ölü örtüsüne vardığı yerde bu miktar çeşitli ormanlara göre %35-84 arasında değişir.
Kışın yapraksız haldeki bir kayın ormanında ise bu değer %50-80’dir. Işığın vejetasyon tarafından %20’nin altına düşürüldüğü durumlarda bu azaltıcı etki ekolojik bakımdan büyük önem kazanır. Işığın vejetasyon tarafından tutulan ve yansıtılan miktarı, meşcere kapalılığı, günün saatleri ve buna benzer faktörlere göre değiştiği gibi ormanların geniş yapraklı ve iğne yapraklı türlerden oluşmasına göre de değişir.
Özellikle kırmızı ötesi ışın spektrumuna sahip yakın dalga boyuna sahip ışınlar geniş yapraklılar tarafından, iğne yapraklılara kıyasla önemli derecede daha fazla yansıtılır. Orman ölü örtüsünün yüzeyine kadar gelmiş olan ışık miktarları sıcaklık ve nem alış verişini etkiler. Orta yaşlı her tip meşcerede tepe tacı civarında 45.000-50.000 lux miktarında ışık vardır. Bu miktar düzgün bir çap artımı için yeterlidir.
Üçtepe Karapınar ve Sinan Değirmeni havzası Salep Püskülü tıbbi aromatik bitkisinin yetişme alanıdır. Sahaya özel endemik olup çok az bulunan ve korunması gerekmektedir. 20-50 cm boyunda, yumrulu çok yıllık bitkidir. Yapraklar tabanda 2-5 adet, Dikdörtgenimsi den dikdörtgenimsi-mızraksıya kadar değişen şekillerdedir.
Başak çiçek durumu yumurtamsıdan konik biçime kadar değişir. Sepal kısımları uzun 15-20 mm, merkezde beyazımsı gül renkli, küçük morumsu papillalı ve derin şeritsi loplu, tüm loplar uç kısımda koyu mor renklidir. Mahmuz silindirik haliyle Nisan ve Mayıs aylarında çiçeklenen bu orkide türü, yetişme ortamı olarak deniz seviyesinden 1650 m’ye kadar olan yüksekliklerdeki kalkerli toprakları, çimenli tepelikleri ve çalılıkları tercih eder.
Saha engebe yüzeyinde destansı doğa güzelliklerinde gezerken, aynı zamanda yıkıcı faaliyetlere de tanık oluyoruz. Olgunluk çağına yaklaşmış veya bu çağı geçmiş meşcerelerde ışık koşulları değişimi büyüme üzerinde önemli bir rol oynamaz. Fakat bu husus gençlik için çok önemlidir. İşte tüm bu koşulları olumsuza çeviren yıkıcı konumdaki mermer ocaklarıdır.
Mermer ocaklarının yarattığı ölümcül partiküller; suda ve havadaki küçük katı parçacıkları ile birleşerek ışık üzerine etkisi havadaki toz ve dumanı meydana getiren katı parçacıklar ile sulardaki kil, toz, plankton, bataklık kolloidleri gibi parçalar güneş ışınları için büyük bir engelleme yeteneği kazanır. Vadi tabanında ve yamaçlarda yapılan seracılık üretimi her koşulda zarar görür ve insan sağlığını olumsuz etkiler.
Daha iyi anlaşılması için örnekleyelim; Büyük kentlerde oluşan duman, ışığın %90’ını tutabilir. İngiltere’de daimi yeşil iğne yapraklı ormanlarda 1 km2 ye 19 tondan daha fazla is yani duman maddeleri düşmesi durumunda ormanların gelişemediği saptanmıştır.
Saha alanında güneş ışınlarının yeryüzüne varan miktarı üzerinde vejetasyonunda azaltıcı etkisi oldukça önemlidir. Bitkiler toprak üstü kısımlarına kadar gelmiş olan güneş ışınlarının bir kısmını absorbe eder, bir kısmını yansıtır, bir kısmının da yönünü değiştirir. Bitkilerin üst kısmına kadar gelmiş olan güneş ışınlarının miktarı “100” kabul edilirse bunların altındaki toprak yüzünde bu miktar çok düşük oranda %1-%75 olabilir. Bu hususta bitki örtüsünün kapalılık derecesi önemli rol oynar.
Dağ Papatyası bu saha florasının üyesidir. Yaklaşık 7 cm’ye boylanan çok yıllık bitkidir. Rizomlu yatık gövdesi, yoğun gri-beyaz tüylerle kaplıdır. Yapraklar tüysü parçalı, çiçek durumunu çevreleyen yapraksı yapılar kahverengi kenarlıdır. 1000-3000 m’ye kadar kayalık ve taşlık yamaçlarda yetişir. Mayıs -Ağustos aylarında çiçeklenir.
Antalya doğası atmosferi içindeki gazlar zararlı sanayi atıkları ile etkilendiğinden, özellikle azot ve oksijen, gelen kısa dalgalı ışınların az bir kısmını absorbe eder ve dağıtır. Azot ve oksijenin aksine havadaki nem, bulut halinde veya görünmez halde ışın enerjisinin yayılmasında kuvvetli bir engeldir. Tüm bu yıkıcı koşullar olağan üstü güzellikteki doğayı her geçen zaman içinde daha da yaşanmaz hale getiriyor.
Işın şiddeti, kurak iklimlerde nemli iklimlere kıyasla çok daha yüksektir. Gaz molekülleri su damlacıkları tarafından dağıtılan ışınlar diffuz ışın veya gök ışın haline dönüşür. Böylece absorpsiyon ve yansıtma ile atmosfer içindeki su buharının yeryüzüne gelen ışın enerjisi miktarı üzerinde önemli derecede etkili olmaktadır. Atmosferin üst kısımlarında bulunan ozon, özellikle çok kısa dalga boyuna sahip ultraviole ışınlarının tamamına yakın bir kısmını absorbe ettiğinden bunlar yeryüzüne ulaşamaz.
Buraya gelin doğanın en muhteşem peyzajlarında gezin türkuaz renkli su tabakalarının ışık üzerindeki etkisini fark edin. Su yüzeyine gelen ışınların bir kısmı yansırken diğer bir kısmı da suyun üst tabakaları tarafından tutulur. Suyun yeşilimsi ve mavimsi renkte görülmesi, özellikle bu renk spektrumundaki ışınlar 420-550 milimikron yansıtılır.
Sahanın çok berrak ve temiz suyu ışınların %50’si tabana kadar indirir. Işınların su tarafından tutulması atmosfer tabakalarına kıyasla daha fazla olur. Özellikle kırmızı ötesi ışınlar çok tutulur.
Saha coğrafyasının iklimi ile ekosistemi oluşturan diğer öğelerden fizyografik, edafik ve biyotik faktörler arasında karşılıklı olarak etki ve ilişkileri vardır. Arazinin denizden yüksekliği, bakısı ve şekli bu bölgenin iklimini etkilediği gibi, bu yerdeki iklim koşulları toprak oluşumundan, canlıların yaşamasına kadar çeşitli çevre özellikleri üzerinde önemli derecede etkilidir.
Burada makro iklim bölgesi özellikleri gösteren ve belirli canlılar toplumunu önemli derecede etkileyen lokal iklim veya mikro iklim çeşidi nem koşulları ile sıkı sıkıya bağlıdır. Nem kısa aralıklar ile çok değişen bir faktördür. Bunu en tipik örneği ağaçların veya kayaların kuzey taraflarının yosun ile kaplı olduğu hallerde, çoğu zaman güney taraflarının yosunsuz oluşudur.
Saha arazi biçimi birçok faktörü etkiler. Burada aynı yamaç üzerinde bile çeşitli verimlilikte zonlar görülür. Özellikle sırt ve sırta yakın yamaç kısımlarında topraklar iskelet bakımından zengin, sığ ve besin maddeleri yönünden fakir ve kurak olurlar.
Dağlarla çevrili Sinan Değirmeni vadisindeki çukur araziler yamaçlardan gelen ince toprak materyali, yamaç sızıntı suları veya yüzeysel akış suları ile doldurulur. Buralarda soğuk hava bitki yetişmesini engelleyecek kadar fazla miktarda toplanıp kalabilir.
Bölgede arazi eğim derecesi çok fazla ve çeşitlilik gösterdiğinden sahanın iklim ve toprak özellikleri ile araziden yaralanma şekilleri üzerinde oldukça etkilidir. Eğim derecesinin fazlalığı yağış sularının yüzeysel akışını ve erozyonu hızlandırsa da orman örtüsü yavaşlatma görevi görür. Ama toprak derinliği azdır.
Tüylü Çalba 1.5 m’ye kadar boylanabilen çalılardır. Yapraklar yoğun basık yıldızsı tüylü, dikdörtgenimsi-mızraksı, tabandadır. Çiçek durumları 6-12 çiçekli. Kaliks 10-12 mm boyunda. Korolla sarı renkli. Fındıksı meyve ile çıplaktır.
Yetişme ortamı olarak deniz seviyesinden 900 m’ye kadar olan yüksekliklerdeki makilikleri, meşe çalılıklarını, kızılçam ormanlarını ve serpantin alanları tercih eden bu tür, Mayıs-Ağustos aylarında çiçeklenir.
Boz Şalba türleri de ortak sahayı tercih eder ve böceklere bolca nektar sunar.
20-100 cm boyunda çok yıllık otsu bitkiler olup, Yapraklar çoğunlukla tabanda yumurtamsıdan dikdörtgenimsiye kadar değişen şekillerdedir. Korolla beyaz renkli, üst dudak menekşe renkli ve geniştir. Nisan-Temmuz aylarında çiçeklenen bu gümüşi adaçayı yetişme ortamı olarak 300-2000 metreler arasındaki kireçtaşlı kayalıkları, çam ormanlarını ve kayalık yerleri tercih eder
Burada eğim derecesi arttıkça soğuk hava aşağılara doğru kolayca akacağından fazla eğimli yamaçlarda don tehlikesi azdır. Vadinin çok eğimli yamaçları besin maddesi ve su ekonomisi bakımından elverişsiz olan kurak ve fakir yerlerdir. Daha derin, çukurlar ve düzlükler ise, ince toprak, organik madde ve kimyasal bazlar bakımından zengin, derin, su tutma kapasitesi iyi olan yerlerdir.
Dağ Gelinciği bu coğrafyanın benzersiz destansı güzelliklerine katkı sağlar. Tümüyle beyaz-pannoz tüylü çok yıllık otsu bitkilerdir. Gövde sağlam yapılı 60-75 cm boylanırken, yapraklar dikdörtgenimsiden dar eliptiğe kadar değişen şekillerde kendini gösterir. Petaller turuncu-kırmızı renklidir. Kapsül meyve tüylüdür. Antalya dahil Türkiye’ye özgü olan bu alt tür, Nisan - Temmuz ayında çiçeklenir ve 1400-1800 m’ler arasındaki kayalık yerlerde yetişir.
Sinan Değirmeni ve Karadere göleti havzasında arazinin bakısı, sahanın sıcaklık ve yağış iklimini etkiliyor. Gölgeli bakılar olan kuzey, kuzeydoğu, kuzeybatı ve doğu daha serin, güneşli bakılar ise yani güneydoğu, güney, güneybatı ve batı daha sıcaktır. Nem getiren rüzgarlara bakan yamaçlar Akdeniz’de güneye bakan yamaçlar daha çok yağış alır.
Serin olduğu için evapotranspirasyon yani saha bitkilerinin su tüketimi ve buharlaşma birlikteliği daha az olacağından gölgeli bakılarda toprak, aynı bölgedeki güneşli yamaçlara kıyasla daha nemli olacaktır. Bir taraftan gündüzleri fazla ısınırken, diğer taraftan fazla su kaybı nedeni ile güneşli bakılarda don tehlikesi gölgeli bakılara kıyasla daha fazla olacaktır.
Sahanın denizden yüksekliği sıcaklık ve yağış iklimini önemli derecede etkilerken, dağ yamaçlarında ekolojik istekleri farklı olan bitki kuşaklarını basamaklar halinde birbirinin üzerinde yayılmasını sağlayarak düşey orman zonlarını meydana getirir.
Burada yükselti arttıkça orman sınırına yakın meşcereler seyrekleşir. Mermer ocaklarının da etkisiyle rüzgar fizyolojik kuraklık meydana getirmek suretiyle tepe kurumalarına sebep olmaktadır. Hızlı gelişen türler bunda özellikle daha çok zarar görür. Bu bağlamda yüksek bölgelerdeki ağaçlandırmalarda ve gençleştirmelerde tıraşlama kesiminden ve hızlı gelişen türlerden kaçınması gerekmektedir.
Sahanın jeomorfolojik yapısı havza ekosisteminin iklim ve toprak özelliklerini ve vejetasyon yapısını etkiliyor. Burada yüksek dağlık bölgeler, alçak yörelere kıyasla genellikle daha serin veya soğuk olup daha çok yağış alıyor. Burada erozyon dahil kayaların ayrışmasına kadar farklı edafik ve hidrolojik tüm koşullar hüküm sürer. Çok yüksek sivri tepeler ile, çukur, kapalı havzalar bu sayılan özellikler bakımından o kadar ekstrem özelliklere sahiptirler ki bitkilerin yetişmesine bile sınır çekebiliyor.
Karadere Göleti
Göl etrafı maki, ardıç, çam ormanı ile kaplı vadi sırtlarında benzersiz doğa güzellikleri yürünerek keşfedilebilir. Karadere Göleti ve çevresinden yürünerek dere boyunca Çınar ağaçların içinden Sinan değirmenine Ambarlara ulaşılmaktadır.
Saha havzası doğa gezilerini seven, tabiatla kucaklaşmak için yeni yerler arayanlar için ideal bir keşif rotası konumundadır. Bu muhteşem güzelliği sizin için filme aldık.
Havza alandan Karaman ve Boyalı çayları doğar. Dağlık alanlar denizel kökenli kireçtaşlarından oluşmuş olup alanın doğusu Antalya traverten platosunun bir kısmını kapsamaktadır. Alanda Akdeniz iklimine özgü iyi korunmuş maki ve iğneyapraklı ormanlar ile yüksek dağ bozkırları, nehir kıyısı ve kayalık bitki toplulukları bulunur.
Alanda ardıç, meşe, kızılçam karışım ormanların yanında saf kızılçam ormanları da yer almaktadır. Alandaki çaylar boyunca nehir kıyısı bitki örtüsü görülür. Alanda 39 bitki taksonu Özel Doğa Alanı kriterlerini sağlıyor. Alanda bulunan ve Türkiye’ye endemik bitki türlerinden 2 tanesinin bilinen dünya dağılımı bu sahaya özgüdür.
Bu havza sistemi Beşi Bir Yerde projesi kapsamında olup, Antalya'daki endemik bitki türlerinin korunması ve bu bilincin yaygınlaştırılmasına katkı için bu belgesel filmimiz önemli misyon üstlenecek.
---------------------------------------------
Kamera/Metin Yazım : Mehmet SÖKMEN
Seslendirme : Rüksan Atak SÖKMEN
Çekim Tarihi : 30.05.2020
Prodüksiyon Yapım Tarihi: 08.06.2020
Video Prodüksiyon Yapım, Yayın Ve Yönetmeni: Mehmet SÖKMEN - 0532 525 84 93
web: www.mehmetsokmen.tv
         www.youtube.com/mehmetsokmen1

Bu haber 74 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Gezi Notlarımız

Sinan Değirmeni Zahire Tahıl Ambarları Ve Doğa Sistemleri-Antalya

Sinan Değirmeni Zahire Tahıl Ambarları Ve Doğa Sistemleri-Antalya Bu belgeselde bizimle Antalya'nın nice saklı yaşam sırları barındırdığı Sinan Değirmeni Köyüne bizimle birlikte...

Sagalassos Antik Şehri Torosların Işıldayan Kenti - Ağlasun Burdur

Sagalassos Antik Şehri Torosların Işıldayan Kenti - Ağlasun Burdur Sagalassos Türkiye’nin güneybatısında, Burdur’un Ağlasun ilçesinde yer alır. Antalya’...

Contributor

HAVA DURUMU


Google Translate

Mehmet SÖKMEN - 05325258493 Bu web sitesindeki tüm videoların linklerini adımızı göstererek kullanabilirsiniz ISBN: 978-605-88104-0-2
RSS Kaynağı |