http://www.mehmetsokmen.tv/videolar/ Sagalassos Antik Şehri Torosların Işıldayan Kenti - Ağlasun Burdur - Mehmet SÖKMEN Tv - Video Prodüksiyon - Antalya
ANASAYFA VİDEOLAR ANKETLER RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

BU KANALI DESTEKLE

Sagalassos Antik Şehri Torosların Işıldayan Kenti - Ağlasun Burdur

Sagalassos Antik Şehri Torosların Işıldayan Kenti - Ağlasun Burdur

Tarih 14 Haziran 2020, 08:08 Editör Mehmet SÖKMEN

Sagalassos Türkiye’nin güneybatısında, Burdur’un Ağlasun ilçesinde yer alır. Antalya’dan yalnızca yaklaşık 100 km uzaklıktadır.

ISBN 978-605-88104-0-2
Sagalassos Antik Şehri Torosların Işıldayan Kenti - Ağlasun Burdur
 Sagalassos Türkiye’nin güneybatısında, Burdur’un Ağlasun ilçesinde yer alır. Antalya’dan yalnızca yaklaşık 100 km uzaklıktadır. Antik kent dağ eteklerine, denizden 1450 ile 1600 metre yükseklik arasına kurulmuştur. Güneyinde Akdeniz, kuzeyinde Anadolu platosu yer alır. Hemen doğusunda 2271 metredeki zirvesiyle Akdağ yükselir.



 Antik kentin civarında pek çok verimli ova vardır. Bunlar zamanla kent topraklarına dahil olur. Bunlardan en önemlisi ve MÖ 2. yüzyıl başında Sagalassos idaresine ilk katılan Burdur Ovasıdır. Böylece kentin tarım alanı büyük ölçüde genişler ve bu durum ileriki yıllarda Sagalassos’un Anadolu Roma yol ağına bağlanmasına olanak sağlar. Ardından, Augustus Dönemi’nde Bağsaray ve Çelitkçi vadileri de kentin idaresi altına girer.
 İnsanlar neden bu dik yamaçlara yerleşmiştir? Antik çağlarda bunu seçmek için geçerli sebepler vardır. Bunlardan birisi güvenlik kaygısı, bir diğeri ise suyun bolluğudur. Yer katmanlarının özelliği sayesinde, bölgede düzinelerce pınar bulunur. Geçirgen kireçtaşı kayaçlardan sızan su, alttaki kil tabakalarına rastlayınca, yamaçlardaki çatlaklardan çağlayan pınarlara dönüşür.
 Yüksek kaliteli seramik kap kacak ve tuğla yapmaya uygun kil ve metal eşya üretmek için maden cevheri de sunmuştur bu yamaçlar,  insanlara. Antik çağlarda civardaki vadiler bugün olduğundan daha da verimlidir. Bir başka etken de, kentin tarihinin en parlak zamanı olan Roma İmparatorluk Dönemi’nde, Sagalassos’un, Anadolu’nun yol ağına bağlanmış olmasıdır.
 Bu sayede kent hem Anadolu’nun içlerine, hem de Ege ve Akdeniz limanlarına ulaşır. Kentin ekonomisinin temelini tahıl ve zeytin kadar, olasılıkla çam ağacı ve kırmızı astarlı, kaliteli seramik kap kacak üretimi ve ihracatı oluşturur. Tüm bu koşullar insanları refah içindeki, yeniliğe açık bu kente çeker, Sagalassos’un itibarı giderek artar.
 İskender Tepesi Tarih yüklü bir tepe MÖ 333’te Büyük İskender ordusuyla Sagalassos’a geldiğinde, Sagalassoslular kentlerini bu tepe üzerinde savunur. Sagalassos o zaman da Pisidya bölgesinin önemli bir kentidir. Kentin güney girişini kontrol eden bu üstü düz, konik tepe, coğrafi şekli ve konumu bakımından stratejik olarak önemlidir.
 Çatışmanın sonunda Büyük İskender’in ordusu Sagalassosluları yener ve kenti ele geçirir. Bu tarihten sonra Sagalassos Hellenistik dünyanın bir parçası haline gelir. Bu tepede büyük olasılıkla hiçbir zaman mahalle gibi bir yerleşim olmamıştır. Tepenin eteklerinde Sagalassos’un dört mezarlığının en eski ve en büyüklerinden birisi yer alır.
 Nekropol yani mezarlık 15,7 hektarlık bir alan kaplar. Önceleri tepenin üstünde büyük olasılıkla bir tapınak yer almıştır. MS 5. veya 6. yüzyılda ise buraya bir kilise yapılır. Kazılar, bu kilisenin MS 1000 yılı civarında yenilendiğini göstermiştir. İskender Tepesi’ndeki en son kullanıma ait kalıntılar MS 12. yüzyılın sonlarına aittir.
 O tarihlerde burada sur duvarları ile çevrili bir askeri garnizon yer almış olmalıdır. Bu ‘kale’ 1204 yılında, olasılıkla bir çatışma sonucu yanarak, yerle bir olur. Bu tarihten sonra da işlevini yitirir.
 Hadrian ve Antoninus Pius Tapınağı İmparatorluk kültüne yeni bir tapınak MS 117-138 arası İmparator Hadrian, Sagalassos’u tüm bölgenin Pisidya, bugünkü Göller Bölgesi resmi bilim merkezi ilan eder. Bu sayede kent yeni bir gelişim dönemine girer ve çok sayıda yeni anıt inşa edilmeye başlanır. İmparator aynı zamanda, Sagalassos’a ‘Pisidya’nın birinci kenti, Romalıların dostu ve müttefiki’ ünvanını verir.
 Bunun üzerine, kentte İmparator Hadrian için bir tapınak yapılmaya başlanır. İmparatorluğun ve Sagalassos’un itibarını yansıtan bu önemli anıt, kentin güneyindeki yüksek bir tepeye inşa edilir. Böylece her yerden görülebilir. Ancak tapınak Hadrian öldükten sonra, İmparator Antoninus Pius döneminde MS 138-161 arası tamamlanabilir.
 Tapınak, kentin en özenli yapılarından birisidir. Önünde yetmiş metre uzunluğunda bir avlu yer alır. Tepenin etrafı portikolarla çevrilidir. Arkeologlar anıtın yazıtını yani kitabesi bulmuştur. Yazıt, tapınağın Hadrian ve Antoninus Pius’a ithaf edildiğinden ve Hadrian’ın Sagalassos’a verdiği ünvandan ilk defa bahseder.
 Bu tapınağa her yıl tüm Pisidya kentlerinden, imparatoru adaklarla onurlandırmak, törenlere ve festivallere katılmak üzere temsilciler gelir ve Sütunlu Cadde’de yapılan törensel yürüyüşe katılır. MS 4. yüzyılın sonuna kadar tapınak, bu imparatorluk kutlamalarının merkezi olarak kalır.  
Tapınağın geniş avlusu imparatorları, rahipleri ve festivallerdeki spor oyunlarını kazananları onurlandıran anıt ve heykellerle süslenir. MS 4. yüzyılın sonundan itibaren işlevini yitiren anıtın kutsal alanı, adeta gecekondulaşarak başka yapılarla dolmaya başlar.
 Bu tepe, Sagalassos’un en uzun süre yerleşim görmüş kısmıdır. MS 11. yüzyılın sonunda terk edilip, yerleşim Ağlasun’a inene kadar Hadrian ve Antoninus Pius Tapınağı alanında yaşam devam eder.
 Güney Kapı ve Sur Duvarı Darboğaz Kuleleri Sagalassos’un Roma Dönemi’nden önceki güney giriş kapısı burasıdır. Özgün kapının iki kulesi vardır. Kuleler daha sonra kent büyüyüp, ana cadde yapıldığında temellerine kadar sökülür. MS 7. yüzyılın ortalarına gelindiğinde, kuleler eski temeller üzerine civar yapılardan toplama taşlarla yeniden inşa edilir; bir de aralarına ana caddeyi kapatacak şekilde duvar örülür.
 Kuzeye doğru çıkıntı yapan kuleler ve aralarındaki duvar, dağ tarafından gelecek saldırılarda, olasılıkla o dönemin Arap istilalarına karşı-, düşmanı engellemek üzere yapılır. Bu savunma sisteminin amacı, o zamanlar aşağıdaki tepede oluşmuş yerleşimi korumaktır.
 Eskiden bu tepede Hadrian ve Antoninus Pius Tapınağı’nın yer almıştır. Tapınak MS 4. yüzyılın sonunda kullanımdan çıkar; MS 5. yüzyılın sonundan itibaren burada bir yerleşim gelişir. Bu önemli tepede, salgın hastalıklar ve depremlerden sonra dahi, Sagalassos’un son evresine kadar yaşam devam eder.
Sütunlu Cadde Görkemli bir ana cadde Sagalassos’un taş döşeli Sütunlu Cadde’si MS 1. yüzyılın ilk yarısında yapılmıştır. Bu tür sütunlu ve iki yanı dükkan sıralı taş kaplı caddelerin Küçük Asya yani Anadolu’daki en erken örneklerindendir. Yapımı oldukça zorlu ve pahalı olmuş olmalıdır.  Caddenin inşası için iki tepe arasındaki derin çukurluğun taş, kaya ve toprakla doldurulması gerekmiş; yani insan eliyle binlerce metreküplük bir dolgu yapılmıştır. Cadde yaklaşık 300 metre uzunluğunda ve 10 metre genişliğindedir. İki kenarı boyunca sütunlu birer galeri portiko yer alır.  
Üstü örtülü 3,5 metre genişliğindeki bu sütunlu koridorların ardında dükkanlar, lokantalar ve işlikler yer alır. İmparator Tiberius zamanında, güney ve kuzeyde caddenin iki ucuna birer anıtsal kapı inşa edilmiştir.
Sagalassos’a gelenler, aşağıdan, İskender Tepesi’nin eteğinden dolaşıp bu caddenin güney kapısından kente girerdi. Kentin bu ana caddesi, MS 6. yüzyıla kadar hep kullanımda kalmış ve bakım görmüştür.
 Tiberius Kapısı Bir imparatorluk kapısı Sütunlu Cadde yapıldığında, başına ve sonuna birer anıtsal kapı inşa edilir. İmparator Tiberius zamanında MS 14-37 arası yapılmış olan bu kapılardan kuzeydekine ait taşlar kazılarda ele geçmiştir. Bu anıt Sagalassos’un en ince işçiliğe sahip yapılarından birisidir.
 Kapı yalnızca sembolik anlam taşır; kentin savunmasında bir rolü yoktur. Korint başlıklı sütunlar üzerinde yer alan taş sırası olan friz, zengin meyve kabartmalarıyla bezelidir. Bu mimari süsleme İmparator Augustus’un hakimiyetinde başlayan uzun barış dönemini, ‘altın yüzyıl’ı temsil eder.
 Sütunlu Cadde’den kapıya basamaklarla çıkılır. Caddenin güney başındaki anıtsal kapının önünde de merdiven vardır. Yani bu önemli caddede tekerlekli araç işlememiştir. Sadece yaya ve yük hayvanı trafiğine açıktır. Sagalassos’taki sokakların çoğunda yokuş ve merdivenler yüzünden kağnı gibi tekerlekli araçlar değil, daha çok eşek ve katır gibi yük hayvanları kullanılmıştır.
 Anıtsal kapı olasılıkla MS 500 civarında meydana gelmiş olan bir depremde yıkılır. Basamaklar da bu depremden sonra kabaca onarılır; hatta onarımda anıtsal kapıya ait taşlar kullanılır.
 Aşağı Agora Kent meydanı Bu meydan, MÖ 27-MS 14 arası İmparator Augustus döneminde düzenlenmiştir. Aşağı Agora, Yukarı Agora’ya kıyasla daha ticari bir özelliğe sahiptir. Yine de, burada da pek çok onursal anıt ve heykel yer alır. Heykel kaidelerinden bazıları halen meydanın doğu kenarında görülebilir.
 Agora’nın doğusu boyunca bir sütun sırası ve bunun ardında bir seri dükkan yer almıştır. Benzer bir sütun sırası agoranın batı kenarı boyunca da yapılır, ama ilk başta bu tarafta dükkan yoktur. Meydanın iki yanındaki üstü çatı ile kapalı bu sütun sıraları olan portikolar yayaları güneşten ve yağıştan korur.
 MS 6. yüzyılın ortalarında Batı Portiko’nun içi küçük lokanta ve barlar yapmak üzere duvarlarla bölünür. Bu sırada Doğu Portiko’nun ardına ise büyük bir restoran kurulur; içinde bar, mutfak, depo ve bir yatak odası dahi vardır. Bugün Agora’nın kuzeybatısında, anıtsal bir çeşmenin kalıntıları yer alır.
 Çeşmenin arka duvarında heykeller için yapılmış sekiz niş vardır. Özgün halinde ön cephesi boyunca kaideler üzerine konmuş bir sıra sütun bulunur. Arka duvardan akan kaynak suyu, önündeki uzun hazneye toplanır. Severuslar Dönemi başlarında çeşmenin sütunlar üzerinde kalan üst kısmı yenilenir.
 Kalıntılar arasında iki adet Nike heykeli de yer alır. Aslında bu, Agora’ya yapılmış ilk çeşme değildir. 40 cm arkasında, olasılıkla MS 80-100 arasında yapılmış daha erken bir çeşmenin duvarı yer alır. Milet ve
Efes gibi Ege kentlerinden sadece on yıl sonra Sagalassos’ta ilk defa burada tuğla kaplı, iç dolgusu ‘Roma betonu’ duvar tekniği görülür.
 MS 120 civarında, Agora’nın kuzeydoğusu yeniden düzenlenir. Yukarıya çıkışa kavisli bir teras duvarı ve merdiven inşa edilir. Duvarın üzerinde Sagalassos’un başlıca tanrılarının kabartmaları bulunur. Herakles ve Ares kabartmaları, hala yerindedir. Diğer dört tanrının kabartmaları Burdur Müzesi koleksiyonundadır.
 Apollo Klarios Tapınağı Apollo’dan İmparator Augustus’a Kentin bu önemli noktasına MÖ 27–MS 14 arası İmparator Augustus zamanında, tanrı Apollo Klarios’a adanmış bir tapınak inşa edilir. Klarios, Efes yakınlarında bir kehanet mabetidir.
 Sütunlu Cadde’nin sonunda, Aşağı Agora’ya hakim bir tepeye kurulan İyonik düzendeki bu küçük tapınağın ilk halinde yalnızca ön ve arka cephelerinde yarım sütunlar vardır. Apollo aslında o zamana dek Sagalassos’un en önemli tanrılarından birisi değildir. Ama İmparator Augustus’un kendine en yakın bulduğu tanrıdır.
 Augustus, Apollo’nun kendisini seçtiğine ve koruduğuna inanır. Bu bakımdan, Sagalassos’taki Apollo tapınağı aynı zamanda Augustus’u onurlandırmak için de yapılmıştır. İmparator Vespasianus’tan MS 69-79 dan itibaren, tapınak resmi olarak imparatorluk kültüne hizmet verir.
 MS 103-104 yıllarında yapı yenilenir; dört kenarına İyonik düzende sütunlar yapılır. Kısa kenarlara altı, uzun kenarlara 11 adet olmak üzere,  içi mermer kaplanır. İmparatorluk kültünün Sagalassos’un imarı ve kalkınmasına önemli etkisi vardır.
 MS 2. yüzyılda Hadrian ve Antoninus Pius Tapınağı’nın yapımıyla, Apollo Tapınağı imparatorluk kültünde ikinci derece bir role düşer. MS 400 civarına gelindiğinde artık kullanımdan çıkar. Pagan denilen çok tanrılı inancının yerini Hıristiyanlığın almasıyla, MS 450’de bir bazilikaya yani kiliseye dönüştürülür.
 Kilisenin yapımında tapınağın taşları yeniden kullanılır. MS 10.- 13. yüzyıllar arasında kilisenin etrafında bir Hıristiyan mezarlığı gelişir. Kilise işlevini yitirdikten sonra içine uzun süre çöp yığıldığı kazılardan anlaşılmıştır.
 Sagalassos’un İlk Hamamı İtalyan usulü bir hamam Sagalassos’ta MS 10-MS 30 arası İmparator Augustus döneminde bir hamam yapılır. Bu hamam Anadolu’da bilinen Roma tarzı hamamların en eskisidir. Daha sonra, MS 2. yüzyılda bu ilk hamamın üzerine bugün görülen devasa hamam kompleksi inşa edilir. Roma Hamamı kazılarında, bu ilk hamama ait bazı duvarlar da açığa çıkmıştır.
 İlk hamam birbirine paralel, sıcaklık, ılıklık ve soğukluk salonlarına sahiptir. Uçları apsisli yarım daire biçimli yanyana dikdörtgen salonlardan oluşan bu tür hamamların örnekleri İtalya’nın Campania bölgesindeki Pompei kentinde vardır. Sagalassos’ta böyle İtalyan tipi bir hamamın neden inşa edildiği, belki İmparator Augustus zamanında yöreye yerleştirilen güney İtalya’lı savaş gazilerinin etkisiyle açıklanabilir.
 İmparatorluk Hamamı Lüks bir hamam MS 118-137 arası İmparator Hadrian zamanında Sagalassos tüm Pisidia bölgesi için bir dini merkez haline gelir. Her yıl düzenlenen İmparatorluk kültü kutlamalarına katılmak üzere civar yerleşimlerden kente gelen ziyaretçileri ağırlamak için yeni bir hamam yapılması gerekir. Hamamın yapımı 120–165 yılları arası kırk yıldan uzun sürer.
 Yeni hamam kompleksi, önceki hamam yapısının yer aldığı tepeye kurulur. Bu doğal tepenin üst taban alanını genişletmek için, tepenin yamaçlarına dayalı tonozlu mekanlar inşa edilir. Böylece bir bodrum kat oluşur; bu tonozlu bodrumların üzeri, hamamın üst zemin katı haline gelir.
 İmparatorluk hamamı, 5.000 m2 ile Sagalassos’un en büyük binasıdır. Yapının duvarlarında Roma betonu kullanılmıştır. Duvarların dış yüzleri tuğla örgü, veya dış cephelerde olduğu gibi büyük kesme taş örgüdür. Duvarların kalınlığı yer yer dört metreyi bulur. Hamam iki katlıdır ve neredeyse Efes’teki hamamlarla boy ölçüşecek büyüklüktedir.  
Salonların iç dekorasyonunda pahalı malzemeler ve zengin süsleme kullanılmıştır. Orijinal halinde, iç duvarları çeşit çeşit pahalı mermerlerle kaplıdır. bunlardan yeşil damarlı bir mermer türü İmparator Hadrian’ın kendine ait mermer ocağından gelir ve belki de kente kendisi tarafından armağan edilmiştir.
 Hamamın kadınlar ve erkekler için ayrı düzenlenmiş iki kısmı vardır. Herbir kısımda soğukluk, ılıklık ve sıcaklık salonları yer alır. Bunların yanı sıra, soyunmalıklar, buhar odaları ve servis mekanları da kompleksin parçasıdır.
 Hamamda bir havuz ve halka açık tuvaletler de vardır. Roma Hamamları, antik çağların buluşma, dinlenme ve eğlenme merkezleridir.
MS 400 civarında hamam geniş şekilde yenilenir. Bu yenilik sırasında, büyük soğukluk salonu ve bunun kuzey ve güney kolları soyunmalıklar, bir ziyafet salonuna dönüştürülür.
 İmparatorlar onuruna ziyafetler verilen bu salonun güney kolunun güney soyunmalık nişlerine imparator ve imparatoriçelerin devasa heykelleri yerleştirilir. Hıristiyanlığın kabulünden sonra, bu salonda Hıristiyanlık uğruna ölenler için yemekler verilmiştir.
 Mermer Salon - İmparator Salonu Bir imparatorluk salonu
Sagalassos hamamının merkezinde yer alan bu salon, 25 x 18,5 metre ebatında görkemli bir mekandır. Hamamlarda, Mermer Salon veya İmparator Salonu denen bu tür mekanlarda çeşitli törenler yapılırdı; örneğin spor karşılaşmalarında kazananların ödülleri verilirdi.
 Anadolu’daki büyük antik kentlerin hamamlarında bunun gibi salonlar yer alır. Bu salonlar aynı zamanda imparatorluk kültü ile ilişkilidir. Salonun nişlerinde imparator ve imparatoriçelere ait altı adet hatta belki sekiz devasa heykel yer almış olmalıdır.
 Hadrian, Antoninus Pius, Marcus Aurelius ve olasılıkla Lucius Verus, burada eşleri ile beraber gösterilmiştir. Pagan inancı ve onun uzantısı imparatorluk kültünün yerini yavaş yavaş Hıristiyanlığa bıraktığı süreçte, hamam büyük bir yenilemeden geçer.
 Bu salonda da değişiklik yapılır; heykeller buradan alınır. Bunların durduğu nişlere yaklaşık yirmi kişilik havuzlar yerleştirilir ve salon bir sıcaklık mekanına dönüşür. Heykeller ise hamamın başka bir salonuna, soğukluğun güney soyunmalık koluna konur.
 2007 ve 2008 kazılarında, imparator ve imparatoriçelere ait heykellerin bazı kısımları ele geçmiştir. Heykellerin bir kısmı Sagalassos’un terk ediliş sürecinde kireç elde etmek için fırınlarda yakılmıştır.
 Severuslar Kapısı İmparatora bir onursal kapı MS 220-235 yıllarında, Sagalassos’un ana caddesi ile Roma Hamamı’nın kesiştiği bu noktaya bir onursal kapı inşa edilir. Üç dikdörtgen açıklıklı bu anıtın yıkılmış durumdaki kuzey kısmı ve insitu paye kaideleri bugün toprak üstünde görülmektedir.
 Bu antısal kapı olasılıkla Perslere karşı zafer kazanmış Alexander Severus zamanında MS 235’ten itibaren inşa edilmeye başlanır. Severuslar hanedanılığına ait imparatorlar, bu güçlü düşmana karşı düzenledikleri seferlerde Pisidyalı askerleri ordularına almıştır.
 Bu nedenle, bölgede bu imparatorla ithaf edilmiş çok sayıda onursal anıt bulunur. Alexander Severus’un hakimiyet yılları, Sagalassos’ta iki yüzyıl sürmüş yoğun inşaat faaliyetinin durduğu dönem olur. Bu kapı Sagalassos’ta inşa edilmiş son görkemli anıttır.
 Odeon Bir kültür merkezi Odeon’un yapımına, MÖ 27–MS 14 arasında, İmparator Augustus zamanında başlanır. Bunu kazılarda ele geçen ve tarihlenebilen bir sütun başlığından söylemek mümkündür. Ama yapının tamamlanması yaklaşık 200 yıl sürer.
 Sahne binasının iç cephesi ancak MS 200 civarında bitirilebilir. Büyük olasılıkla bu binayı Sagalassos kent yönetimi yaptırmıştır. Odeon kapalı bir tiyatro ve konser salonudur. Yarım daire biçimli bir oditoryumu ve yaklaşık 50 metre uzunluğunda bir sahne binası vardır.
 Salon 1500-2000 kişiliktir. Odeon’da müzik, tiyatro, şiir ve güzel konuşma gösterileri düzenlenir. Kentleri dolaşan ünlü konuşmacılar diğer adıyla hatipler burada sahneye çıkar. Sagalassos Odeon’unun doğu girişi oldukça iyi korunmuş durumdadır.
 Gösteriyi finanse eden onur konuğu için yapılmış sahneyi yakından gören bir ‘VIP locası’ ve buna çıkan merdivenler sağlam durumdadır. Yapı tamamlandıktan sonra, kent meclisi de bu salonda toplanmış olmalıdır. Bu salonunun akustiği meclis binasından Bouleuterion daha iyidir. Yüzyıllarca kullanılmış bu yapı, zaman içinde çeşitli değişikliklere uğrar.
 Eskiden sadece kültürel gösteriler için kullanılırken, son kullanım evrelerinde Odeon’da gladyatör ve vahşi hayvan dövüşleri de yaptırılır. Bugün, MS 6. yüzyıldaki hali görülmektedir. Oturma yerlerinin taşları geç antik dönemde sökülmüş olduğundan, bugün oditoryumun sadece şekli korunmuş durumdadır.
 Hadrian Çeşmesi Edikula Mimarisi Aşağı Agora’nın hemen yukarısında yer alan Hadrian Çeşmesi, MS 129-132 yıllarında inşa edilir. Sekiz basamak, sizi bu antısal çeşmenin haznesine ulaştırır. Haznenin ardında, anıtın arka duvarı kısmen ayaktadır. Bu çeşme Sagalassos’un yegane iki katlı anıtsal çeşmesidir; özgün yüksekliği yaklaşık 17 metredir.  
Hem çeşme olarak işlevseldir, hem de bir prestij binasıdır. Anıt sütunlu caddenin tam aksında yer alır; kente girenlerin çeşmenin üst katını sütunlu caddeden görebilecekleri şekilde yapılmıştır. Hadrian Çeşmesi Sagalassos’un ilk Roma şövalyesi Tiberius Claudius Piso’nun ölümünden sonra, vasiyeti üzerine yaptırılır.
 Piso, anıtı İmparator Hadrian’a ithaf eder. Roma İmparatorluğuna bağlı Sagalassos benzeri eyalet kentlerinde, şehrin ileri gelenleri ve hayırseverleri imparatorlara ithaf edilmiş pe kçok büyük, küçük anıt yaptırarak Roma’ya yakınlıklarını göstermek istemişlerdir.
 Bu yapı edikula mimarisi’nin bir örneğidir. Bu tür yapılar aslında bir arka duvar üzerine ve önüne yapılan düzenlemelerden oluşur. Duvarın içinde nişler yer alır; önünde, ileri çıkan podyumlar ve kaideler üstünde bir veya iki çift sütun dizilidir. Podyum üzerinde yükselen ve kendi çatısını taşıyan bu sütun gruplarına ‘edikula’ denir.
 Hem nişlerin içine, hem de sütunlar arasına heykeller yerleştirilir. Bu anıtta orta nişte, üç metre yüksekliğinde devasa bir Apollo heykeli yer almıştır. Çeşme Apollo Klarios Tapınağı’na çok yakındır ve aynı zamanda bu tanrıya da ithaf edilmiştir.
 Apollo heykelinin üzerindeki nişte altın kaplı bronz bir Hadrian heykeli yer almış olmalıdır. Hadrian heykelinin iki yanında, anıtı yaptıran Piso’nun kendi heykelleri konmuştur. Ayrıca Piso’nun vasiyetini yerine getiren mirasçılarının ve tanrı ve yarı-tanrı mitolojik varlıkların da heykellerine anıtta yer verilmiştir.
 Anıtın podyumu üzerindeki yarım kaidelerde dokuz ‘müz’den yani su perisi altısının kabartması görülür. Anıtın heykellerinin üstün yontu işçiliği üç ayrı heykel atölyesinin eseridir. Bu iki katlı çeşme olasılıkla MS 500’den hemen sonra yıkılmış ve bir daha onarılmamıştır.
 Aşağı Kent Sagalassos’un önemli tepeleri Hadrian Çeşmesi’nin önündeki küçük meydan Sagalassos’un aşağı kısımlarına ve vadinin güzel manzarasına bakar. Aşağı Agora ve Sütunlu Cadde, caddenin sonunda biraz doğuda Hadrian ve Antoninus Pius Tapınağı ve az daha ileride İskender Tepesi görülür.
 Hadrian Çeşmesi’nin önündeki bu alandan batıya doğru uzanan başka bir sütunlu cadde daha vardır. Ancak bu doğu batı doğrultulu cadde henüz kazılmamıştır. Biraz daha ileride, güneydoğuda yer alan Düzen Tepe yörenin tarihinde çok önemli yer tutmuş bir platodur. MÖ 2. yüzyıla dek buradaki en büyük yerleşim Düzen Tepe üzerinde yer almıştır.
 Tepenin arkasında yükselen ve zirvesi yaklaşık 1800 metreye varan Zincirli Tepe, Düzen Tepe platosundaki yerleşimin akropolüdür. Düzen Tepe’de kalıntılarını bulduğumuz büyük yerleşimin neden terk edilmiş olduğu, Sagalassos’un neden orada değil de bugün kazılarla açığa çıkan merkezinde geliştiğini tam olarak bilmiyoruz.
 Büyük olasılıkla Düzen Tepe’de su kaynaklarının tükenmiş olması ve Sagalassos tarafının askeri olarak daha güçlü oluşu bunu açıklayabilir. Olasılıkla Düzen Tepe halkının büyük kısmı, Sagalassos’a yerleşmiştir.
 Kent Konağı Ferah Bir Rezidans, Güney Kısım İmparator Augustus döneminden itibaren, kentin yeni oluşan çok zengin toprak sahipleri sınıfı Sagalassos’un imarı ve altyapısına yatırım yapıp, bunun karşılığında Roma vatandaşlığı ve sosyal saygınlık kazanır. MS 4. yüzyıldan itibaren bu durum değişir.
 Varlıklı seçkinler, kentte kendilerine ait özel yatırımlara öncelik vermeye başlar. Bu büyük konut kompleksi buna iyi bir örnektir. Bu sarayvari konak yüzyıllar içinde gelişir ve son halini MS 400 civarında alır. Ancak geçmişi çok daha eskiye dayanır.
 MÖ 1. yüzyılda burada, zamanın sur duvarları dışında, bir ev yer almıştır. MS 1. yüzyılda buraya yeni bir konak inşa edilir. İç avlusunun dört tarafı sütun sırası ile çevrili bu ev, daha sonra çok büyüyecek olan konut kompleksinin özel kısmının çekirdeği olur. Konağın tümü sekiz farklı terasa yayılmıştır ve bugüne dek seksenden fazla mekanı kazılarla ortaya çıkarılmıştır.
 MS 4. yüzyılın sonu ve 5. yüzyılın başlarında, evin özel kısmında bir özel hamam, üç iç avlu ve çok sayıda oda ve servis mekanı yer alır. Güneyde yer alan dört kenarı sütun sırasıyla çevrili avlu, Anadolu’da bilinenlerin en büyüklerindendir.
 Kent Konağı Ferah Bir Rezidans, Kuzey Kısım yer alan bu sarayvari konut, sadece bir ev değildir. Yukarı kısmı resmi kabul mekanlarından oluşur. Burada büyük olasılıkla kentin yönetiminde söz sahibi, seçkin bir kimse, ailesi ile oturmuştur. Konutun resmi kısmı bir iç avlu denilen atrium etrafında düzenlenmiştir.
 Avlunun süslü bir çeşmesi ve ortasında bir havuzu denilen impluvium vardır. Bu havuzda çatıdan gelen yağmur suları toplanır, ayrıca sürekli taze suyla da beslenmiştir. Konutun kendi su tesisat sistemi vardır. Avlunun etrafında tabanı mozaik kaplı bekleme salonları bulunur. Buradan büyük kabul salonuna ulaşılır.
 Bu salonun tam üzerinde, bir üst katta da bir duvarı apsisli bir kabul salonu yer almıştır. Avludan, görkemli bir merdivenle büyük bir ziyafet salonuna ulaşılır. Ziyafet salonuna girilmeden önce, önünde yer alan tabanları mozaik kaplı bekleme mekanlarından geçilir. Konutun bu resmi kısmında da konuk odaları yer almış olmalıdır.
 MS 450’den sonra, olasılıkla MS 541- 542’de yaşanan veba salgının ve daha sonra MS 602-615 depreminin ardından bu büyük konak giderek küçük kısımlara bölünür ve farklı amaçlar için kullanılmaya başlanır. Bu evrede, konut kompleksinin bir kısmı bir han gibi işletilir, mekanları depo, ahır ve hatta çöplük olarak kullanılır.
 Mağrur Sagalassos kenti giderek kırsal bir yerleşime dönüşmeye başlar. Güney kenarda dükkan yer almaz; avlu, açık portikodan kentin aşağı kısmı ve vadiye güzel manzaralar sunar. Binanın yapımına Publius Aelius Akulas isimli Sagalassoslu katıkıda bulunur. Kendisi kentin hayır  severlerindendir; aynı zamanda İmparatorluk kültü rahibidir.
 Akulas, portikoların yapımını üstlenir. Sagalassos kent idaresi de avlu ve yer döşemelerini ve ortada yer alan yuvarlak yapı denilen tholos yaptırır. Tholos altı metre çapındadır ve ortasında bir su haznesi yer alır. Akulas, pazar binasını İmparator Commodus’a ve onun Partlara karşı kazandığı zafere ithaf eder.
 Daha sonraki yıllarda, ismi lanetlenen İmparator Commodus’un adı tüm yazıtlardan kazınır. Dükkanlar MS 450-520 döneminde yeniden inşa edilir; ama sütunlu portikolar, avlu ve tholos özgün halini son evreye kadar korur. MS 2. yüzyılda inşa edilen bu binanın bazı mekanları yaklaşık MS 600’e kadar kullanımda kalır; hatta depo odalarından birisinin son kullanımı MS 620’ye tarihlenir.
 Macellum Lüks ürünler pazarı Yukarı Agora’nın hemen güneyinde yer alan bu teras üzerine, MS 2. yüzyılın son on yılında, pahalı gıdaların satıldığı bir pazar binası olan macellum inşa edilir. Olasılıkla burada daha önce de Augustus döneminde bir pazar binası yer almıştır.
 Daha sonraki yüzyıllarda burada başka pahalı ürünler de satılır. Mücevherler, müzik aletleri; cam, metal, işlenmiş kemik ve geyik boynuzundan dekoratif eşya ve aletler dükkan kazılarında ele geçmiştir. Sagalassos’un varlıklı ailelerinin hizmetkarları bu pazardan alışveriş yapmış olmalıdır.
 Pazar binasında dükkanlar, yaklaşık 21 x 21 metrelik bir avlunun üç tarafında, sütunlar ardında yer alır. Avlunun dört kenarında pahalı mermer sütunlardan oluşan galeriler denilen portikolar yer alır.
 Yukarı Agora Politik merkez, heykel galerisi ve pazaryeri. Hellenistik Dönem’de bu meydan kentin politik merkezidir. Kentin erkekleri politika konuşmak üzere burada toplanır. Kent meclis binası da bu nedenle Yukarı Agora’ya hakim bir konuma inşa edilir.
 İmparator Augustus zamanında meydan yeniden düzenlenir ve taş döşenir. O dönemden itibaren agoranın üç tarafı sütunlu galerilerle yani portiko çevrilidir. Bu kentsel düzenleme, kentin seçkinleri tarafından yaptırılır. Meydanın dört köşesine, Sagalassos’un bu dört önemli kişisinin bronz heykelini taşıyan yaklaşık 14 metrelik birer onursal sütun inşa edilir.  
Bu yüksek tek sütunlar kentin her yerinden görülmek üzere yapılır. Kazılar sonrasında kuzey köşelerdeki iki sütun yeniden ayağa kaldırılmıştır. Yazıtlarından, kuzeybatı ve güneybatıdaki iki sütunun Eilagoas ve Krateros adlı Sagalassoslu iki kardeşe ithaf edilmiş olduğu anlaşılmaktadır.
 Roma idaresi, imparatorluğa bağlı eyalet kentlerinde ileri gelen ailelerin şehrin imarına yatırım yapmasını bekler. Kenti altyapı ve anıtlarla donatanlar bunun karşılığında Roma Vatandaşlığı kazanır. Bazıları şövalye ünvanı alır, hatta senatör olur.  Bu sayede bazı aileler Sagalassos’ta kentin yönetimini ele geçirip ve bunu kuşaklar boyu sürdürmüşlerdir. MS 1. yüzyıldan itibaren bu meydan
giderek onursal antılarla dolmaya başlar. İmparatorlar, valiler ve yerel seçkinler için yapılmış heykel kaideleri, yazıtlar ve küçük anıtlarla agora adeta bir galeriye dönüşür.
 MS 500 civarında meydana gelen depremde bunların çoğu devrilir. MS 6. yüzyılda kent halkı meydana yeniden sahip çıkar. Taş heykeller yakılarak kireç yapılır, metal olanlar eritilir. Heykel kaideleri kaldırılır veya başka yerlerde kullanılır. Kullanıma açılan meydanda pazar yerleri belirlenir ve agora politik kimliğinden çıkıp bir pazar yerine dönüşür.
 Bugün halen agoranın zemininde, döşeme taşları üzerinde satış tezgahlarının ayakları için açılmış yuvalar ve kişilere verilmiş tezgah yeri yazıtları görülebilmektedir.
 Claudius Kemeri Agoraya anıtsal bir giriş Yukarı Agora’nın güneybatı köşesinde yer alan, bir anıtın kalıntıları 1987 yılında incelenmiş ve bunun İmparator Caligula’ya ithafen yaptırılmış, MS 37-41 yıllarına ait bir anıt kemer olduğu belirlenmiştir. Burada 2010 yılında yapılan kazılarda arkeologlar bu yapıya ait hemen hemen tüm taşları bulmuşlardır.
 Ayrıca kemerin iki payesinin kaideleri de özgün konumunda açığa çıkmıştır. Anıtın yazıtından, kemeri “Darius’un oğlu Kallikles”in yaptırmış olduğu okunur. Kallikles, agoranın kuzeybatı köşesindeki onursal sütunda bronz heykeli bulunan Eilagoas’ın torunudur.
 Sagalassoslu bu aile, kentte Roma vatandaşlığı kazanmış ilk ailedir. Bunu belki de kemeri yaptırarak elde etmişlerdir. Kemer ilk yapıldığında Caligula’ya ithaf edilir. Ancak ölümünün ardından ismi lanetlenen bu imparatorun adı tüm imparatorluk çapında olduğu gibi Sagalassos’taki bu anıttan da silinir.
 MS 43’te kemer, bir sonraki İmparator Claudius ve ağabeyi Germanicus’a Caligula’nın babası ithaf edilir. Bu sırada kemerin üzerinde yer alan özgün yazıt silinir ve iki uca yeni yazıtlar yapılır. Kemerin yazıtlı yüzü Yukarı Agora’ya bakar. Meydana güneybatıdan yaklaşan ziyaretçilerin ilk göreceği diğer yüzündeyse askeri kabartmalar yer alır.
 Miğfer, kalkan gibi askeri gücü simgeleyen bu tür rölyefler yüzyıllar boyu Sagalassos’ta çok kullanılmıştır. Ama bu anıt, kentte askeri motiflerin en son kullanıldığı anıttır. Kemerin en üstünde İmparator Claudius’un ve Germanicus’un heykelleri yer almış olmalıdır. Ancak bunlardan veya kaidelerinden geriye kalıntı ele geçmemiştir.
 Anıt 2010-2013 yıllarında özgün taşlarının yerleri belirlenerek ayağa kaldırılmıştır. Bu anıtın, hemen hemen aynısı bir başka kemerin kalıntıları tam karşıda, agoranın güneydoğu girişinde yer alır. Bu kemer de, kent yönetimince İmparator Caludius’a ithaf edilmiştir.
 Antoninler Çeşmesi Zengin bir çeşme MS 160-180 yıllarında Yukarı Agora’nın kuzeyine görkemli bir çeşme inşa edilir. Yapımında yedi farklı renkli taş kullanılmış olan çeşme zengin şekilde bezelidir. Anıtsal çeşme, Yukarı Agora’nın kuzeyi boyunca uzanan teras duvarın önüne, Augustus döneminde yer almış bir başka basit çeşmenin yerine inşa edilir.
 Tek katlı çeşme 28 metre uzunluğunda ve yaklaşık 9 metre yüksekliğindedir. Her iki ucunda dışarıya doğru çıkıntı yapan sütunlu birer podyum edikula yer alır. İki dış edikula arasında, cephe boyunca dört adet daha edikula vardır. Su; merkez nişte bulunan 4,5 metre yüksekteki şelaleden akar ve önündeki 81 metreküp kapasiteye sahip havuzu doldurur.
 1998-2010 yılları arasında onarılarak ayağa kaldırılmış ve kaynak suyu yeniden bağlanarak, özgün işlevine de kavuşmuştur. Kazılar sırasında çeşmenin haznesi içinde bulunmuş heykellerin döküm kopyaları restore edilen anıta 2011 yılında konulmuştur. Heykellerin asılları
Burdur Müzesi’nde sergilenmektedir. Büyük olasılıkla bu çeşmeyi yaptıran, Sagalassos’un en önemli hayırseveri, Titus Flavius Severianus Neon ve eşidir. Neon, Sagalassos’un en önemli sülalesine mensuptur; bu aile kentteki nüfuz ve önemini yüzyıllar boyu korur.
 Sagalassos’ta Neon için yaptırılmış çok sayıda onursal anıt yer alır. Arkeologlar bugüne kadar kendisinin heykelini taşımış bir düzineden fazla kaide bulunmuştur. Bunlardan bazıları ölümünden çok sonra yaptırılmıştır.
Antoninler Çeşmesi MS 500’den sonra onarılır ve bu sırada Neon’un ailesine ait, kentin başka yerlerden gelen heykel kaideleri çeşmenin içine ve en üstüne yerleştirilir. Kaidelerdeki yazıtlarda isimler halen okunmaktadır. Böylece son kullanım evresinde çeşme bir aile anıtına dönüşür.
 Antoninler Çeşmesi Süslemeler, heykeller Sagalassos’taki pekçok başka anıt gibi, çeşme zengin şekilde süslenmiştir. Anıtlarda süsleme kullanımı İmparator Augustus döneminden başlar; onun devrinde başlayan barış ve refah yıllarını ‘altın çağı’ simgelemek için kullanılır.
 Bu çeşmede süsleme hem ‘su’ temasını işler, hem de şarap ve keyif tanrısı Dionysos kültünün simgelerini kullanır. Dionysos kültü ile ilgili olarak, tiyatro maskeleri, üzümler ve sarhoş edici bitkiler kabartma olarak yer alır.
 Çeşmenin iki başında yer alan, devasa heykeller "sarhoş Dionysos ve ona destek olan Satyr" grubudur. Bunlar Afrodisias kentinde yapılmış çok pahalı eserlerdir ve en başından beri çeşmede yer almış heykellerdir.
Arkeologların çeşmenin haznesi içinde buldukları diğer heykeller, anıta 4. ve 5. yüzyıllarda kentin başka alanlarından getirilip yerleştirilir.
 Bunlar soldan başlayarak Nemesis, Apollo, Asklepios ve Koronis heykelleridir. Hıristiyanlık döneminde, çok tanrılı dinin simgesi oldukları için bu heykeller Hırsitiyanlar tarafından kırılıp çeşmenin haznesine atılır. Yalnızca adalet ve intikam tanrıçası Nemesis ellenmez; bu heykel 600- 620 yılları arasında gerçekleşen ağır depremde kendisi yıkılır. Çeşmede kopyaları yer alan heykellerin asılları Burdur Müzesi’nde sergilenmektedir.
 Antoninler Çeşmesi Restorasyon Antoninler Çeşmesi, MS 610 civarında meydana gelen büyük depremle yıkılır ve üzeri kısa sürede toprakla kapanır. 1993-95 yıllarında yapılan kazılarla yapının podyumu halen ayakta, özgün taşlarının büyük çoğunluğu ise kırılmış ama genelde iyi korunmuş durumda açığa çıkmıştır.
 Bu sayede anıtsal çeşmenin anastilosis tekniği kullanılarak yeniden ayağa kaldırılması mümkün olmuştur. 1998 yılında başlayan restorasyon projesi, mimari restorasyon uzmanı Semih Ercan yönetiminde, her yaz yaklaşık üç ay olmak üzere aralıksız 13 yıl sürdürülerek 2010 yılında tamamlanmıştır.
 Restorasyon projesi dört aşamada tamamlanmıştır: Mevcut kırık parçaların birleştirilmesi ve taşların yapıdaki özgün yerlerinin anlaşılması 1998-2000: Yapıya ait yaklaşık 3500 adet kırık parça, cam elyafı-epoksi sistemi ile birleştirilerek yaklaşık 400 adet bloğa dönüştürülmüş ve yapılan mimari araştırmalar sonunda blokların yapıdaki yerleri anlaşılmıştır.
 Yapıdaki eksik kısımların yeni yontulmuş taş eklerle tamamlanması ve anıtın deneme amacıyla ayağa kaldırılması 2001-2007: Tamamlamalar yalnızca yapısal olarak gerekli olan yerlerde yapılmış ve özgün taşa benzer özelliklerde taşlar kullanılmıştır. Yeni parçalar ‘pantograf’ kopyalama aleti ile özgün taşa tam uyacak şekilde yontulmuştur.
 Daha sonra bütünlenen taşlarla çeşme deneme amacıyla ayağa kaldırılmıştır. Deneme amacıyla ayağa kaldırılmış yapı sökülmüş ve taşların arasına özgün yapıda olduğu gibi yatay ve dikey bağlantılar yerleştirilerek yeniden inşa edilmiştir.
 Bağlantılar, çağdaş restorasyon ilkelerine uygun olarak, taşın kırılma gücünden daha zayıf olacak ve özgün malzemeye zarar vermeyecek şekilde tasarlanmıştır. Ayrıca, depremin etkisini azaltmak amacıyla, anıtın arşitrav sırasının altına darbe emici ‘neopren’ deprem izolasyon panelleri yerleştirilmiştir.
 Deprem izolasyonu, yapının üst kısmını alt kısımdan ayırır ve üst kısmın kendi içinde hareket etmesine olanak verir. Böylelikle esas yükü oluşturan üst kısmının, yapının en zayıf elemanları olan sütunlara deprem anında uygulayacağı yıkıcı yatay yüklerin etkisi azalır.
 Anıtsal çeşmeye antik işlevinin yeniden kazandırılması ve Yukarı Agora çevresinde yapılan düzenlemeler 2008-2010: Anıtsal çeşmenin özgün su sistemi restore edilmiş ve 230 metre ilerideki Geç Hellenistik Çeşme’ye ait aktif kaynak suyu, Antoninler Çeşmesi’ne taşınarak suyun şelaleden yeniden akması sağlanmıştır.
 Bouleuterion Seçilmişlerin meclisi Kent meclisi binası MÖ 100’den hemen sonra inşa edilir. Yukarı Agora’nın batısında yer alan doğal bir teras üzerine kurulur ve önünde (kuzeyinde) bir avlu yer alır. Bu bina, o dönemde Sagalassos’ta seçimle gelen bir kent meclisi yani boule  olduğunun kanıtıdır.
 Sagalassos olasılıkla çok daha erkenden, MÖ 4. yüzyıldan itibaren bir kent diğer adı ile polis niteliğine sahiptir. Antik Grek modeli kentlerde olduğu gibi seçilmiş vekiller ve değişen hakimler tarafından yönetilir; hatta yazıtlardan bildiğimiz yazılı kanunları vardır.
 Roma Dönemi’ne gelindiğinde, kentin yönetimine Sagalassos’un ileri gelen, seçkin kimseleri hakim olur. Demokrasi yerini oligarşiye bırakır.
Bouleuterion’un Sagalassoslular için anlamı büyüktür. Kentin yukarı kısmına daha sonra inşa edilen başka yapı ve anıtlar, meclis binasının yerleşim yönünde kurulur.
 Kireçtaşından yapılmış anıtın kendisi oldukça sadedir. İçinde 220 meclis üyesi için oturma yeri bulunur. Binanın dışında yer alan frizde askeri temalı kabartamalar ve savaş tanrıları Ares ve Athena’nın büstleri yer alır. Sagalassoslular bu askeri süslemeyle, güçlü savaşçı kimliklerini göstermek ister.
 Binada kullanılmış Korint düzende yarım sütun başlıkları kazılarda ele geçmiştir. Bu mimari bezeme o zaman Pisidya bölgesi için oldukça yeni bir tarzdır. MS 200’den itibaren, meclis salonu olarak bu bina değil, olasılıkla Odeon denilen kapalı tiyatro kullanılmıştır.
 Başmelek Mikail Bazilikası Kısa ömürlü bir kilise Sagalassos’un kent meclisi binası MS 400 civarında kullanımdan çıkar ve terk edilir. Yapının taşları sökülüp, kent çevresine o yıllarda yeni inşa edilen sur duvarlarında kullanılır. Eski meclisin bulunduğu yer bir açık alana, bir kilise avlusuna dönüşür.
 Eskiden meclis binasının avlusunun olduğu yere ise yeni bir kilise inşa edilir. Bu bazilika planlı kilise Başmelek Mikail’e adanır. O dönemde Pisidya’da Başmelek Mikail’e pekçok anıt yapılır. Bazilikaya giriş ilk başta güneyden verilir. Daha sonra, MS 6. yüzyıl başlarında Yukarı Agora’dan eski meclisin içine çıkan anıtsal bir merdiven yapılır.
 Bugün Yukarı Agora’nın batı kenarındaki basamaklar, törenlerde kullanılmış bu merdivene aittir. Başmelek Mikail Bazilikası uzun ömürlü olamamıştır. MS 500’den kısa bir süre sonra, bir depremde hasar görür.
Bunun ardından restore edilmeye başlanır ama bu onarım olasılıkla MS 541-542 veba salgını sırasında durur. MS 600 civarındaki büyük depremde bu sefer onarılmamak üzere yıkılır. O döneme gelindiğinde artık Hıristiyanlığı benimsemiş Sagalassos’ta başka kiliseler de vardır
 Kuzeybatı Heroon Bilinmeyen bir hayırsevere anıt Kuzeybatı Heroon MS 1. yüzyıldan biraz önce veya az sonra, İmparator Augustus zamanında inşa edilir. 15 metre yükseklikteki yapı, bir kule gibi uzaklardan da görülmek üzere 7,80 x 8,50 metrelik bir podium üzerine yapılır.
 Heroon, 2000-2010 yılları arasında özgün taşları kullanılarak yeniden ayağa kaldırılmıştır. Mimarlar, bağlantı deliklerinden ve yapıdaki izlerden özgün taşların tam yerlerini belirleyebilmişlerdir. Heroon adı verilen yapılar, kent halkından hayrısever bir kişiyi onurlandırmak üzere yapılmış küçük antılardır.
 Bazen bu kişinin mezarı da anıtın içinde olur. Bu heroon, Sagalassos’un seçkinlerinin uzun yıllar hatırlanmak için yaptırdıkları onursal yapılardan biridir. Erken İmparatorluk dönemine kadar kentte buna benzer pekçok anıt inşa edilmiştir.
 Kuzeybatı Heroon, Sagalassoslu seçkin bir aileden genç bir kimse için yapılmıştır. Arkeologlar anıta ait bir yazıt bulamadıkları için bu kişinin kim olduğunu bilemiyoruz. Ama kazılarda kendisi için yapılmış devasa mermer bir heykelin parçaları ele geçmiştir.
 2,5 metre yükseklikteki üstün işçiliğe sahip heykelin başı da bulunmuştur. Dokimeion Afyon mermerinden yapılmış bu heykel, anıtın kapısının önünde yer almış olmalıdır. MS 400 civarında Heroon, o sırada yeni inşa edilen sur duvarları ile birleştirilir ve bir kule gibi kullanılır.
 Kuzeybatı Heroon Taş ustaları iş başında Heroon’un podyumu üzerinde anıtı üç cephede çevreleyen, yaklaşık 1,20 metre yüksekliğe sahip muhteşem bir friz yer alır. Orijinal taşları bugün Burdur Müzesi’nde sergilenen kabartma serisinde, neredeyse gerçek boyutlarda 14 kız gösterilmiştir.
 Bunlardan en baştaki kitara çalar, diğerleri birbirinin şallarının ucunu tutarak dans eder. Bu dans eden kızlar süslemesi tanrı Dionysos kültü denilen inancı ile ilgili bir temadır. Belki de Kuzeybatı Heroon, Sagalassos’a Dionysos kültünü tanıtan kişi için yapılmıştır.
 Daha yukarılarda, küçük tapınakvari yapının duvarları üstünde bir başka süsleme yer alır. Bu zengin sarmal süsleme İtalya’dan gelen bir bezeme türüdür. İmparator Augustus’un mimarları, bu süslemeyi kendisinin hakimiyetinde başlayan refah döneminin, altın çağ’ın sembolü olarak kullanmışlardır.
 Sagalassos kenti, imparatorluğun merkezinden gelen, propoganda nitelikli bu süslemeyi alıp kullanmakta gecikmemiştir. Heroonu inşa edenler üstün yetenekli ustalardır. Bu ustaların ve onlardan sonra gelen kuşakların taş işçiliklerini yaklaşık dört yüzyıl boyunca kentte yaptıkları yüksek kalitede süslemeli mezar ve kamusal yapılardan takip edebiliyoruz.
 Dor Tapınağı Tapınaktan kuleye MÖ 50-25 yıllarında, Sagalassos’un bu en yüksek noktasına yeni bir tapınak inşa edilmeye başlanır. Bugün kısmen ayakta duran duvarlar bu tapınağın kalıntılarıdır.
Tapınak çok büyük olasılıkla Tanrı Zeus’a adanmıştır. Zeus o dönemde uzun zamandır Sagalassos’un, hatta hemen hemen tüm Pisidya’nın baş tanrısıdır.
 Yapı Antik Grek mimarisinin Dor düzenindedir. Ama aynı zamanda Roma mimarisinde olduğu gibi bir podyum üzerine kuruludur. Bu bakımdan Antik Grek ve Roma mimarisinin bir karışımını sergiler. Kısa süre sonra, İmparator Augustus döneminde, tapınağa bir anıtsal giriş inşa yani propylon edilir ve bulunduğu alanın çevresi duvarlarla çevrilir.
 Anıtsal girişte Korint mimari düzeni kullanılmıştır. MS 400’e gelindiğinde tapınak kullanımdan çıkar. Bu dönemde yapı, Kuzeybatı Heroon’a olduğu gibi, Sagalassos kent merkezi çevresine inşa edilen sur duvarlarının bir parçası haline gelir.
 Tapınağın hemen arkasında yer alan sur kapısında kullanımdan çıkmış ve sökülmüş Bouleuterion’un yani meclis binası duvarlarına ait Ares ve Athena kabartmalı taşlar yeniden kullanılmıştır. Tapınak yüksek bir kule olarak kullanılır; burada da Bouleuterion’a ait askeri kabartmalar içeren taşlar yeniden kullanılır.
 Yeni Sur Duvarları MS 400 civarında Sagalassos’un kent merkezinin etrafına yeni sur duvarları inşa edilir. Duvarlar Sagalassos’u tamamen çevrelemez; yerleşilmiş alanın yalnızca üçte birini içine alır. Bu sur duvarları çoğunlukla Hellenistik dönemin eski savunma duvarının hattını izler. Bu yeni surları neden yapmak gerekmiştir? Bu dönemde Anadolu’daki güvensiz ortamda kent sıklıkla saldırıya uğrar. Buna rağmen duvarların acil bir güvenlik önlemi olarak telaşla inşa edilmemiş olduğu görülebilir. Yeni sur duvarları genelde iyi bir işçilikle yapılmıştır. Bu büyük ölçekli inşaat projesi daha çok dönemin politikaları ile ilgilidir. Yönetimin amacı Sagalassoslulara kentleriyle yeniden gurur duyma imkanı ve aidiyet duygusu kazandırmaktır.
 Savunmadan çok, kentin MS 400 civarındaki gücü ve gururunu temsilen yapılmıştır. Yapımı sırasında mevcut bazı binalar surlara dahil edilir. Örneğin Dor Tapınağı ve Kuzeybatı Heroon bu yeni savunma sistemi ile birleştirilir. Duvarların yapımında başka yapılardan taşlar da kullanılır; anıtsal mezarlardan, o sırada kullanımdan çıkmış olan meclis binasından gelen taşlar duvar örgüsünde görülebilir.
 Batı Nekropol ve Kuzey Nekropol’ün Kaya Mezarları Sagalassos’un kurulduğu dağ yamaçlarının eteğinde kentin en büyük mezarlıklarından biri olan Batı Nekropol yer alır. Beş hektarı kaplayan mezarlık buradaki kireçtaşı kayalığın üzerine ve etrafına yayılmıştır. Daha çok lahitlerden oluşur. Bu alanda MS 5. veya 6. yüzyılda bir kilise yer almıştır.
 Kuzeyde görülen, neredeyse dümdüz bir kaya yüzüne yontulmuş üzeri kemerli girintiler kaya mezarlarıdır. Kentin en küçük mezarlığı olan Kuzey Nekropol’de arcosolium adı verilen ve imparatorluk döneminden kalma bu kaya mezarları yer alır. Kemerli oyukların haznesine, yakılmış olan ölünün külleri ve kalan kemikleri konulur ve üzeri bir kapak taşla kapatılır; veya ölü külü kapları niş içine yerleştirilir.
 Kentin taş ocakları Dağların kente dönüşümü Kaya mezarlarının oyulduğu bu düz kayalık, aslında ilk başta antik bir taş ocağı yüzüdür. Daha sonra mezarlığa dönüşür. MÖ 1. yüzyıl ile MS 3. yüzyıl arasında bölgenin günümüzde halen meşhur bej renkli kireçtaşı Sagalassos’un tüm kuzey sırtları boyunca dağ eteklerinden çıkarılır. Hem bu sırtlardan, hem de kentin civarındaki başka taş ocaklarından Sagalassos’un yapıları için taş getirilir.
 Bazı özel taş türleri kilometrelerce uzaktan kente ulaşır. Örneğin Dokimeion’un Afyon beyaz ve gri-mavi ve mor damarlı beyaz mermerleri, Afrodisyas’ın Geyre beyaz mermeri Sagalassos’ta kullanılmıştır. Hatta çok özel, yeşil bir mermer türü cipollino Yunanistan’ın Eğriboz Adası’ndan getirilmiştir.
 Stadion ve Bazilika Stadyumdan kiliseye Roma İmparatorluğu’nun siyasi propagandasında spor oyunları önemli bir araç olarak kullanılır. Sagalassos’ta Klareia oyunları, yani tanrı Apollo Klarios için düzenlenen yarışmalar önemlidir. Bu yarışmalar hem yetişkinler, hem de çocuklar içindir ve koşu, güreş ve boks gibi karşılaşmalar içerir.
 Karşılaşmalar çoğunlukla kentin stadyumunda gerçekleşir. Bu oyunlar halka; Roma İmparatorluğu’nun bir parçası olduğu duygusunu aşılar. Oyunları kentin ileri gelenlerinden kişiler kendi paraları ile düzenler. Kazananların ödüllerini ve onların heykellerinin yapımını de bu kişiler karşılar.
 Sporcudan kısaca bahsedilen heykel kaidelerinde bu varlıklı kişilerin tüm ünvan ve meslek kariyerleri uzunca yazılıdır. Sagalassos Stadyum’unun ne zaman inşa edildiği belli değildir ama en geç MS 117’de stadyumun girişine bir anıtsal çeşme inşa edilmiş olduğu kalıntılardan bilinir. MS 5. veya 6. yüzyılda stadyumun ortasına bir kilise inşa edilir. Bugün kalıntıları ve kısmen ayakta kalmış duvarları görülen kilise, büyük olasılıkla Hıristiyanlık uğruna ölmüş kişilere ithaf edilmiştir.
 Bu tür ‘şehitlik’ kiliseleri, sıklıkla bu kişilerin idam edildiği alanlara, örneğin stadyumlara inşa edilir. Basilika adı verilen bu kilise, büyük olasılıkla MS 303-313 arası İmparator Diocletianus zamanında  yoğun takip ve zulüm gören ve burada öldürülen Hıristiyanları anmak için yapılır.
 Kilise, başka bir yapının taşlarıyla inşa edilir. Numaralandırılarak buraya taşınmış tanrı Dionysos’a ait, özgün yerini bilmediğimiz bir tapınağın taşları kullanılmıştır. Bu bakımdan, Sagalassos’un MS 4.-5. yüzyılda geçirdiği dönüşümün iyi bir örneğidir.
 Kent, çok tanrılı inanış ve İmparatorluk kültünden Hıristiyanlığa geçer; ama yine de pagan denilen çok tanrılı inanışın sembolü kabartmalar burada ve başka anıtlarda olduğu gibi, tahrip edilmeden, süsleme amaçlı kullanılmaya devam eder.
 Traianus Çeşmesi Stadyumun çeşmesi Sagalassos’un kente ve bir imparatora ithaf edilmiş ilk anıtsal çeşmesi stadyumun yakınına MS 98-117 yıllarında inşa edilir. İmparator Traian’a ithaf edilmiş bu çeşme,
Sagalassos’un en önemli ailesinin güçlü bir kadın bir üyesi olan Claudia Severa ve kardeşleri tarafından yaptırılır.
 Claudia Severa ile T. Flavius Severianus Neon’un büyükbabasının evlenmesiyle, kentin en önemli iki ailesi birleşir. MS 100 civarında, hayırseverlerin kente katkılarında bir tutum değişikliği görülmeye başlanır.
Traian Çeşmesi bu farklı yaklaşımın iyi bir örneğidir: MS 14-58 arasında imparatorlara sadece onursal nitelikte anıtlar yaptırılırken, artık kente işlevsel katkısı olan çeşme gibi yapılar yaptırmaya başlarlar.
 Bugün yıkılmış durumdaki çeşme 6,5 x 7,5 m ebatındadır. Apsisli iç cephesinin önünde İyonik düzende bir sütun sırası yer alır. Burada kentin diğer çeşmelerindeki edikulalı cephe düzeni henüz kullanılmamıştır. Arka duvarda görülen kanal, çeşmenin su borusunun yeri olmalıdır. Bu çeşmede su, Sagalassos’ta daha sonra yapılan bazı anıtsal çeşmelerdeki gibi çağlayarak akıtılmamıştır; olasılıkla bir veya daha çok heykel ağzından verilmiştir.
 Geç Hellenistik Çeşme Yeni mahalleye su veren bu küçük çeşme, İmparator Augustus döneminden önce, MÖ 50-25 yıllarında inşa edilir. Bir ufak avlu etrafında düzenlenmiştir. Su haznesinin ön duvarı ve bunun üzerinde yükselen Dor düzenindeki sütunlar, avlunun üç kenarını çevreler.
 Üstü örtülü su haznesi, güneşten ve kirden bu şekilde korunmuştur. Kazılarda kısmen yıkılmış durumda ortaya çıktıktan sonra yeniden ayağa kaldırılmış, 1997 yılında restorasyonu tamamlanmıştır. Kazılar sırasında kendi su kaynağının da bulunmasıyla, bu çeşmeye yeniden su bağlanabilmiştir.
Bu çeşmenin inşası, Sagalassos’un sur duvarlarının dışına taşıp, geliştiği döneme denk gelir. O dönemde nüfus artar ve Hellenistik kent merkezi insanlara yetmez olur. Çeşme, kentin doğuya doğru genişleyen yeni mahallesi için yapılır.
Bu tarafta eğim çok dik değildir; manzara da çok güzeldir. İmparatorluk döneminde bu çeşmenin olduğu Doğu mahalle, Sagalassos’un varlıklı kesiminin yerleştiği bölgedir. Mahalle suyunu bu çeşmeden almıştır. Pekçok evin ise doğrudan su bağlantısı vardır. Yaklaşık bir yüzyıl içinde MÖ 50-MS 50
Sagalassos kent yerleşimi üç kat büyür. Aynı dönemde kentin yeraltı su şebekesi de döşenir. Bu tarih, antik dönemde altyapı su sistemi için oldukça erkendir. Sagalassos’un bakım ve onarım görerek yüzyıllarca kullanılan su şebekesi, MS 500 civarında meydana gelen depremden itibaren ihmal edilir.
Yeni Bir Kitaplık Neon Kütüphanesi Sagalassos’ta kentin ileri gelenlerinin yaptırdığı pek çok anıt vardır. MS 120 civarında inşa edilmiş kütüphane de bu yapılardan biridir. Kentin seçkinleri, bu tür anıtlarla hem kendi zenginliklerini göstermek, hem de geriye eserler bırakmak istemişlerdir.
Kütüphaneyi Titus Flavius Severianus Neon, ölen babası için yaptırır. Neon, Sagalassos’un en önemli ailelerinden birinden gelir ve Sagalassos’un başlıca hayırseveri, aynı zamanda kentin oyunlarının spor ve eğlence da hamisi ve sponsorudur. Kütüphane pek çok bakımdan Efes’te yer alan Celsus Kütüphanesi’ne benzer.
MS 114-117 yıllarına yapılmış olan Efes’teki kütüphane de bir oğul tarafından ölen babasına ithafen inşa edilmiştir. İki kütüphanenin mimarileri de benzerlik gösterir. Neon Kütüphanesi’nin bugünkü halinde, yalnızca arka duvarın alt kısmı, özgün yapım evresine aittir. Bu taş podyumda küçük heykeller için nişler ve üzerinde bir sıra yazıt yer alır.  
Yazıtlarda, kent konseyi ve halk konseyi Neon’u ve onun ailesinden önemli kişileri onurlandırır. Kütüphane yüzyıllar içinde çeşitli değişiklikler geçirir. Arka duvarda taş podyum üzerinde yer alan tuğla duvar, ikinci yapım evresine MS 200 civarına aittir. Binanın çatısı yapısal sorunlar gösterdiği için MS 200’de salon küçültülür. Bugün görülen yan duvarlar bu onarıma aittir.
Yerde görülen siyah beyaz mozaik döşeme ise ikinci bir onarım evresine aittir; İmparator Julianus MS 361-363 zamanına tarihlenir. Mozaik tabanın ortasında, bugün bozulmuş durumdaki panelde Truva Savaşı destanından bir sahne yer alır. Panelde, Achilles Truva Savaşı’na gitmek üzere Yunanistan’dan ayrılırken annesi Thetis’e veda eder.
MS 4. yüzyılın sonuna doğru Hıristiyanlar tarafından çok tanrılı kültürün sembolü kütüphane ve yine o kültüre ait bir destanı anlatan mozaik panel tahrip edilir. Tabanda görülen yarıklar ise antik kentten geçen fay hattının MS 610 civarında yarattığı depremin izleridir.
Tiyatro Manzaralı bir sahne Yükselen tepenin yamacında, bugüne dek görülen veya duyulan tiyatroların en zarifi ve en güzeli yer alır. Sagalassos’un erken ziyaretçilerinden Charles Fellows yazdığı 1839 Küçük
Asya’da bir Seyahatin Güncesi’nde Sagalassos tiyatrosunu bu şekilde tasvir eder. Tiyatro’nun iyi korunmuş durumu, konumu ve İskender Tepesi’ne doğru sunduğu manzara etkileyicidir.
Tiyatro’nun yapımına olasılıkla MS 120 civarında başlanır. Bu dönemde İmparator Hadrian, Sagalassos kentini Pisidya bölgesinin imparatorluk kült merkezi ilan eder. Bu da Sagalassos’ta her sene tüm Pisidya halkı için kutlamalar düzenlenmesini gerektirir; hemen ardından kentte buna uygun yapılar inşa edilmeye başlanır.
Bölgenin kült kutlamalarına evsahipliği yapabilmek için, Sagalassos’un kendi nüfusu en fazla 5000 iken, tiyatrosu yaklaşık 9000 izleyici kapasitesinde inşa edilir. Ancak Tiyatro’nun yapımı, olasılıkla para sıkıntısı nedeniyle MS 180-190 civarında durur. Sagalassos kenti o yıllarda bu tür anıtlara fazlasıyla para harcamış olmalıdır.
Bu nedenle sahne binası iki değil, tek katlıdır. Güneybatı girişin üzerinde devam etmesi gereken oturma sıraları ise yapılmamıştır. 2011’de burada yer alan daha eski bir tiyatroya ait oturma sıraları tespit edilmiştir. Tiyatro’nun izleyicilerin kolay giriş çıkışını sağlayan üzeri tonozlu koridoru ve çıkışları vomitoria da korunmuş durumdadır.
Arkeologlar tiyatroda gladyatör ve hayvan avları kabartmaları bulmuşlardır. Gösterilerin yanısıra burada gladyatör dövüşleri de sahnelenmiş olmalıdır. Bu gösterilerle yöneticiler halkın sempatisini kazanmayı hedeflemişlerdir.
Çömlekçiler Mahallesi - Doğu Dış Mahalle Yenilik ve gelenek
Sagalassos’un çömlek üretim mahallesi, Tiyatro’nun doğusunda yer alır ve yaklaşık altı hektarlık geniş bir alanı kaplar. Bu alanda sadece çömlekçiler değil, kemik ve metal işleyen atölyeler ve belki cam üretimi ve yün boyama işlikleri de yer almıştır.
Şehir merkezinin dışındaki bu alan mezarlıklarla atölyelerin birarada olduğu bir bölgedir. MÖ 27-MS 14 arası Augustus döneminden başlayarak, Sagalassos bölgenin kaliteli killerinden ürettiği ince ve kırmızı astarları seramikleri denilen terra sigillata ile tanınır. Bu dönemde nüfus arttığı gibi, kent kara ve deniz yollarıyla imparatorluğun geri kalanına da bağlanır.
Bu gelişme ortamında Sagalassos’un seçkin aileleri seramik üretimine yatırım yapar. Çömlekçiler Mahallesi’nde büyük ölçekli üretim yapabilen işlikler kurulur. Bunlar zamanla neredeyse endüstriyel bir nitelik kazanır. Sagalassos’un kırmızı astarlı çömlekleri imparatorluk genelinde ihraç edilir.
Sagalassos yapımı şarap mataraları Anadolu’nun başka kentlerinde, Mısır’da ve Kartaca’da kazılarda bulunmuştur. Altı yüzyıl boyunca Sagalassos önemli bir seramik üretim merkezi olarak kalır. Bu başarının sırrı nedir? Sagalassoslular hem geleneksel olarak tercih edilen kap kacak formlarını korumuşlar, hem de üretimin kapasitesini artırmaktan çekinmeyecek kadar yenilikçi olmuşlardır. Yani gelenek ve yeniliği birleştirebilmişlerdir.
---------------------------------------------
Kamera/Metin Yazım : Mehmet SÖKMEN
Seslendirme : Rüksan Atak SÖKMEN
Çekim Tarihi : 06.06.2020
Prodüksiyon Yapım Tarihi: 09.06.2020
Video Prodüksiyon Yapım, Yayın Ve Yönetmeni: Mehmet SÖKMEN - 0532 525 84 93
web: www.mehmetsokmen.tv
         www.youtube.com/mehmetsokmen1

Bu haber 141 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Gezi Notlarımız

Çat Vadisi 1. Çarşak Purnak Deresi, Çat Vadi Doğası Köprüler - Çamlıhemşin Rize

Çat Vadisi 1. Çarşak Purnak Deresi,  Çat Vadi Doğası Köprüler - Çamlıhemşin Rize Asıl korunması gereken sahadaki su kaynakları, insanlığın varoluşundan bu yana yaşamın devamlılığı açısından en öne...

Karataş Gölü – Akdeniz’in Kuş Cenneti Kuruyarak Hızla Yok Oluyor - Derhal Kurtarılmalıdır - Burdur

Karataş Gölü – Akdeniz’in Kuş Cenneti Kuruyarak Hızla Yok Oluyor - Derhal Kurtarılmalıdır - Burdur Zarifliği ve güzelliğiyle göz dolduran Karataş gölü, göller bölgesinin en güzel göllerinden bir tanesi. Adını pek d...

Contributor

HAVA DURUMU


Google Translate

Mehmet SÖKMEN - 05325258493 Bu web sitesindeki tüm videoların linklerini adımızı göstererek kullanabilirsiniz ISBN: 978-605-88104-0-2
RSS Kaynağı |