http://www.mehmetsokmen.tv/videolar/ Antalya Doğa Krallığında Herpeto Faunasında Kurbağa Popülasyonu - Mehmet SÖKMEN Tv - Video Prodüksiyon - Antalya
ANASAYFA VİDEOLAR ANKETLER RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

BU KANALI DESTEKLE

Antalya Doğa Krallığında Herpeto Faunasında Kurbağa Popülasyonu

Antalya Doğa Krallığında Herpeto Faunasında Kurbağa Popülasyonu

Tarih 18 Mayıs 2020, 11:14 Editör Mehmet SÖKMEN

Antalya’nın da dahil olduğu Türkiye Flora ve diğer Fauna elementleri bakımından olduğu gibi, Amfibi ve Reptil türleri bakımından da, çok önemli Zoocoğrafik konumdadır; Trakya’dan Avrupa, Kafkaslar ve Doğu Anadolu’dan Asya, Suriye ve Irak’dan Afrika menşeli kurbağa ve sürüngen türlerinin harmanlandığı benzersiz bir kara parçasıdır.

ISBN 978-605-88104-0-2
Antalya Doğa Krallığında Herpeto Faunasında Kurbağa Popülasyonu 
Antalya’nın da dahil olduğu Türkiye Flora ve diğer Fauna elementleri bakımından olduğu gibi, Amfibi ve Reptil türleri bakımından da, çok önemli Zoocoğrafik konumdadır; Trakya’dan Avrupa, Kafkaslar ve Doğu Anadolu’dan Asya, Suriye ve Irak’dan Afrika menşeli kurbağa ve sürüngen türlerinin harmanlandığı benzersiz bir kara parçasıdır.



Çevremizi, ülkemizi tanımak, diğer değerler yanında bunların da kaçırılmasını, yok edilmesini önlemek görevlerimiz arasında olmalıdır. Ayrıca, yılanlar genelde sevilmeyen ve korkulan hayvan türleridir.
Türkiye’de büyük çoğunluğu zehirsiz olduğu halde zehirli tür zannedilerek görüldüğü yerde öldürülmektedir. Cehaletin kol gezdiği ortamda, yok edilmeleri Doğa’daki tüm dengeli düzeni bozar, besinlerini teşkil eden tarla fareleri ve başka hayvan türlerinin popülasyonları hızla artacağından biyolojik kontrolünü güçleştirebilir.
Kaldı ki, zehirli yılan türlerinden sağlanan zehir pek çok ilaç içeriğinde kullanılmaktadır. Bu nedenle bazı ülkeler Serpentarium denilen Yılan çiftliği kurmak suretiyle yılan zehrini bilimin ve insanlığın hizmetine sunarak ekonomik katkı da sağlamaktadır. Unutulmaması gereken, yılanın sadece taciz edildiğinde saldırdığıdır.
Kurbağalarda Hareket:
Yaşadıkları farklı biyotoplara uygun olarak amfibiler çeşitli hareket şekilleri geliştirmişlerdir. Larvalar kısmen epitel yapıların dalgalanması ile hareketlidir. Aynı hareket embriyoda da, yumurta zarı içinde dönme şeklinde görülür. Larvada esas hareket kürek şeklindeki kuyruk iledir.
Akarsuda tutunmak için bazı larvalarda yapışma organı gelişmiştir. Erginleri yılankavi hareketle yüzerler. Yüzme esas olarak lateral basık kuyruk iledir. Anura’nın hemen tamamında arka ayak parmakları arasında yüzme zarı gelişmiştir. Geriye çarpma esnasında ön bacaklar vücut yanlarına yapıştırılır.
Apoda üyeleri karada yılankavi hareket ederler, urodeller karada yürürken gövde de sağa sola kıvrılarak harekete katılır. Akuatik urodellerde bacaklar kısadır, karada gövdeleri zemine sürünür.
Karada değişik hareket türleri Anura’da görülür. Çoğunda bacaklar iyi gelişmiş ve sıçrama özelliğindedir.
Kurbağalarda Deri ve Türevleri:
Amfibiler devamlı şekilde deri değiştirirler. Atılan deri parçası besin olarak yenilir. Hakiki pullanma yoktur, fakat nasır, çıkıntı, tırnak ve larvalarında keratin dişler sık rastlanan yapılardır. Koryum tabakası bol kan damarı içerir ve deri solunumuna yarar.
Amfibi derisi çok hücreli epidermal bezler içerir. Bunlar kese şeklinde alveolar ve boru şeklinde tubular bezlerdir. Alveolar bezler iki tipte olup Küçük olanlar mukoz salgılar, deriyi ıslak tutar ve solunuma yardımcıdır, ayrıca sucul türlerde ozmotik etkilerden korur. Bazı formlarda mukoz salgı toksik etkiye sahiptir, düşmanlarından korur. Modifiye olmuş mukoz bezler pek çok Anura erkeğinde başparmaklar bölgesinde bulunur ve yapışkan salgısı ile ampleksusta dişiyi tutmaya yardımcı olur.
Bazı urodellerde mukoz bezler, erkeği cezbetmeye yarayan koku salgılar. Romeo ve Juliet telaş içinde nesillerini aktarma çabasındadır.
Hakiki zehir bezleri büyük alveolar bezlerdir. Bunlar toksisitesi yüksek, süt kıvamında alkoloid salgılardır, ve belli kısımlarda konsantre olmuşlardır.
Salamandridae’de göz arkasında ve sırtta omurga boyunca, Anura’da gövde yanlarında, Bufonidae’de ayrıca göz arkasında bulunurlar. Zehir etkisi neurotoksik’dir. Solunum ve kalp atışlarını engeller. Amfibilerde deri yoğun pigment içerir. Bu pigmentler fiziksel ışığı kırma özellikleri ile kamuflaj ve zararlı güneş ışınlarından korunmayı sağlar.
Kurbağaların ayrıca patlak kocaman gözleri vardır. Bu sayede her yöne bakabilir ve etrafı çok iyi görürler.
Kurbağalarda Sindirim Sistemi:
Ağızda az veya çok hareketli kaslı bir dil vardır. Sucul amfibilerde dil fazla önemli değildir. Hatta anurlardan ileri derecede sucul olan Aglossa grubunda ise hiç bulunmaz. Primitif dil yapısında, dil ağız tabanına neredeyse tamamen yapışık olmakla birlikte, sadece uç ve yan taraflarında serbestir. Ancak yutmada ödev görür. Dillerin çoğu, yapışkan bir salgı ile kaplı olup ava yapışmaya yarar.
Discoglossidae ailesinde nispeten basit yapıda yapışkan dil bulunur. Bazı karasal Urodela türlerinde fırlatılabilen dil gelişmiştir. Uç tarafı genişlemiş ve ava hızla fırlatılır. Diğer bir yakalama dili tipine su ve kara kurbağalarında rastlanır. Dil ön ucunda çeneye yapışık durumda ve hızla öne katlanarak geri çekilir.
Bufonidae hariç, dişler homojen yapıdadır. Bufonidae de ise diş hiç yoktur. Yaşam boyunca birçok kez yenilenirler. Sadece çene kemiklerinde değil, ayrıca damak kompleksini oluşturan Vomer, Palatin ve Parasphenoid kemikleri üzerinde de dişler bulunabilir. Bu tip dişlerin çiğneme ve parçalama işlevi yoktur. Sadece avı kavramaya, tutmaya yarar.
Sucul formlarda tükürük salgılayan basit Goblet hücreleri haricinde, ağızda bez yoktur. Karasal formlarda kısmen tükürük, kısmen de dile yapışkan salgı yapan bezler vardır. Karasal urodel ve anurlarda burun boşluğunda mukus salgılayan intermaksillar bez bulunur.
Amfibiler avlarını çiğnememelerine rağmen, tükürük salgısında sindirime yardımcı Pityalin enzimi bulunur. Özofagus kaide olarak kısadır. Silli epitel ile kaplıdır. Çok sayıda Goblet hücresi içerir. Bazı anur türlerinde pepsin salgılayan özofagus bezleri bulunur. Mide kese veya boru şeklindedir. Kısa sürede bol besin alabilmek için, genişleme kabiliyetine sahiptir. Silindirik epitel hücreleri hidroklorik asit ve pepsin üreten bezler içerir.
Kurbağalarda Solunum Sistemi:
Amfibilerde solunum çok yönlüdür. Türüne göre 2 veya 3 mekanizma müşterek etki eder. Solungaç solunumu, deri solunumu, ağız içi-yutak solunumu ve akciğer solunumu olarak 4 tip solunum ayırt edilir. Amfibi larvalarında en fazla 3 çift solungaç bulunur.
Embriyonal evrede 4. hatta 5. çiftler de mevcuttur. Diğer çoğu amfibi türlerinde Östaki borusuna dönüşmüştür; yutak ile orta kulağı birbirine bağlar. Anura larvalarında solungaçlar başlangıçta vücuda dıştan bağlıdır.
Kısa zamanda Hyoid bölgesinden gelişen doku katmanı ile örtülür, bu şekilde bir solungaç boşluğu ve solungaç deliği oluşur. Solungaç deliğinin konumu, anur larvalarının tanınmasında önemli bir ayırıcı karakterdir. Çoğu türde 1, bazı primitif sayılan türlerde ise 2 tanedir.
Solungaç boşluğu teşkil edildikten sonra, solungaç yarıklarından yeni solungaçlar gelişir ve metamorfoz sonuna kadar solunum ödevi görürler. Bazı formlarda ekstrem yapıda solungaçlar gelişmiştir. Larva suda serbest değil, yaprak yahut çan şeklindeki solungaç ile dişiye tutunarak gelişmesini tamamlar.
Tırnaklı kurbağa larvalarında, metamorfozun tamamlanmasının hemen öncesinde solungaçlar körelerek, hayvan sadece deri ve akciğer solunumu yapar. Apoda ve Urodela larvaları dış solungaçlar ile solunum yapar. Çoğunlukla 3 çift ve ince dallanma gösterirler. Bu solungaçların morfolojisi önemli varyasyon gösterir. Hızlı akan derelerde yaşayan urodel larvalarında solungaçlarda dallanma azdır.
Bununla birlikte, gölcük gibi Oksijen miktarı az olan durgun sularda, solunum yüzeyini genişletmek için dallanma çok fazladır. Metamorfoz geçirmeyen veya kısmen geçiren, neotenik yahut pedomorfik amfibilerde, solungaçlar yaşam boyunca mevcuttur.
Deri Solunumu:
İnce, nemli ve bol kılcal kan damarı içeren amfibi derisi pek çok türde gaz alışverişinin önemli bir kısmını karşılar. Derideki kapiller sistem dallanmaları ile venöz kan ile arter kanı sağlanır. Larval evrede deri solunumu bilhassa kuyruk bölgesinde gerçekleşir.
Ağız içi-Yutak Solunumu:
Amfibilerde ağız içi kapiller sistem ve yutaktaki mukoza tabakasında gerçekleşen tip solunumda hava ağız tabanının aşağı düşürülmesi ile burun deliklerinden alınır ve genelde ilave olarak akciğer solunumunda kullanılmaya devam eder. Akciğerler son larval evrede oluşur ve larvaya ilave bir gaz alışverişi sağlar. Esas önemini metamorfozun tamamlanması ile kazanır.
Pek çok kuyruksuz kurbağada primer kıvrımlar, sekonder lamellere ayrılmış ve epitel doku genişletilmiştir. Reptil ve memelilerde akciğerler, esas olarak göğüs kafesi ile hareket ettirilmesine karşın, amfibilerde çok küçük kaburga bulunduğundan veya hiç bulunmadığından, solunum havası ağız tabanının hareketi ile akciğerlere pompalanır.
Burun deliklerinden alınan hava, ağız tabanının yukarıya doğru kaldırılması ve bu esnada burun deliklerinin kapatılması ile akciğerlere pompalanır. Kullanılan hava ağız tabanının aşağı düşürülmesi ve akciğerlerin elastikiyeti ile burun deliklerinden atılır.
Akciğer solunumu yapan amfibilerden bilhassa Anura erkekleri, ses çıkarma özelliğine sahiptirler. Ses, ağız ve burun deliklerinin kapatılarak havanın akciğerler ve ağız içi boşluğunda ileri geri pompalanması ve bu esnada gırtlaktaki ses membranlarına sürtünmesi ile oluşur.
Özel rozenans organları, yani ses keseleri sesin şiddetini artırır. Genelde ses keseleri Hyla ve Bufo türlerinde olduğu gibi bir tanedir ve boyun bölgesinde bulunur. Rana türlerinde ise birer adet ses kesesi ağız yanlarında mukoza tabakasındandır.
Pek çok kurbağa türünde, özellikle de erkeklerde ses telleri ve boyunlarında hava keseleri bulunur. Bu hava keseleri kurbağaların vıraklamalarını ve diğer sesleri çıkarmalarını sağlar. Kurbağalar hava keselerini adeta bir balon gibi şişirir. Ağzını kapatarak havanın ses tellerinden hızla geçmesini sağlar. Bu ise oldukça şiddetli bir sesin yayılmasını sağlar. Ses teli bulunmayan kurbağalar ise hava keselerini hızla doldurup boşaltarak bir tür klik sesi çıkarırlar.
Kurbağaların Çevreyle ve İnsanla İlişkileri:
Doğada kurbağaların da düşmanları vardır. Bazı su kuşları, su kaplumbağaları, yılanlar, bazı yırtıcı kuş ve memeli türleri ile büyük Tatlı su balıkları kurbağaları yiyerek beslenirler. Bazı böcek türleri de, özellikle tatlısuda yaşayan Hortumlular Kın Kanatlılar türleri, ayrıca Kız Böcekleri larvaları, kurbağaların sudaki larvalarına önemli zarar vermektedirler.
Günümüzde birçok hayvan türü için olduğu gibi kurbağaların da en büyük düşmanı insanlardır. İnsanlar gerek kurbağaları yiyerek gerekse dolaylı yollarla ekolojik dengeyi bozarak, kurbağalara zarar verirler. Oysa kurbağalar böceklerle beslenir ve bazı zararlı böceklerin çoğalmasını önleyerek doğal dengeyi korur ve insanlığa faydalı olur. Buna karşılık insanlar kurbağaların doğal dengedeki önemini yeterince kavrayamamış, bilerek veya bilmeyerek kurbağalara önemli ölçüde zarar vermektedirler.
Yaşam ortamları olan sulak alanlar yok ediliyor. Tatlısu sistemleri nehir veya göller hızla ve tehlikeli bir şekilde kirletilmektedir. Bu nedenle, kurbağa popülâsyonlarının soylarını devam ettirmeleri zorlaşmaktadır.
Eski çağlardan beri her ülkede, her zaman bazı hayvanlar hakkında gerçek dışı bilgiler ortaya çıkmıştır. İnsanların eksik gözlemlerinden yahut sınır tanımayan hayal gücüne dayalı abartmalarından kaynaklanan hurafe önyargılar zamanla insanları paranoya haline gelmiştir. Birçok insan kurbağaya dokunmaktan ve özellikle eline almaktan korkar. Bunun nedeni, kurbağanın sevimli bir varlık olmaması değil, elinde siğil meydana gelebileceği korkusudur. Bu hatalı inanış özellikle Bufo cinsi kurbağaların derisinde görülen kabarcıkların insanın eline bulaşabilir korkusundan kaynaklanmış olabilir. Hiç kuşkusuz insan derisinde görülen siğillerle kurbağa derisindeki siğillerin birbiriyle ilgisi dahi yoktur.
Kurbağa dünyası oldukça renklidir. Yeşilden turuncuya, sarıdan maviye ve pembeye kadar çok farklı renklerde kurbağa türleri bulunmaktadır. Ayrıca kurbağaların vücutlarının şekli, derilerinin, bacaklarının ve ayaklarının yapısı da türden türe değişiklikler gösterir.
Türkiye’de insana zarar verebilecek düzeyde deri salgısı bulunan bir kurbağa türü bulunmuyor. Antalya sulak sahaları dahil Türkiye’de ender görülen kurbağalardan biri olan Kara Semenderi Alanya civarındaki Türbelinaz Yaylası’nda bulunur. O civarda yaşayan insanlar, bu hayvana yerel isim olarak Emen adını takmıştır. Bunun nedeni, bu semenderin sözde süt veren hayvanların memelerini emerek onlara zarar verdiği inancından kaynaklanmaktadır.
Bu tip yanlış ve gerçek dışı inanışlarla oluşturulan önyargılar neticesinde hayvanlar görüldükleri yerde öldürülmektedir. Sahip olduğumuz biyolojik değerlerin ortadan kaldırılmasında cehalet ve bilgisizliğin ne kadar etkili olduğunu işaret etmesi bakımından önemlidir.
Kurbağaların cinslerine göre kendilerini düşmanlarından koruma yolları vardır. Bazıları kendilerini zehir bezlerinin salgısı ile korurlar. Bazıları kendilerini korumak için renklerini kullanırlar. Sarı veya kırmızı gibi parlak ve canlı renkleri düşmanlarına Ben zehirliyim ya da Benim kötü bir tadım var mesajını verir.  Bazıları da bulundukları ortamın rengini alarak kamufle olup düşmanlarından saklanırlar.
Antalya Doğa Krallığında pek çok kurbağa türü gececi iken bazı türler sabah ve öğle sonraları daha aktif olurlar. Türden türe farklı ömür sürelerine sahip olan kurbağalar genellikle vahşi doğada birkaç yıl yaşarken koruma altında biraz daha uzun yaşayabilmektedirler. Pek çok kurbağa türü kendi türüne has sesler çıkaran gürültülü hayvanlarken bazı türler olukça sessizdir.
Su kurbağalarının pürüzsüz ve kaygan bir derisi vardır ve bu onların suda yüzmelerini kolaylaştırır. Ayrıca bacakları ve ayakları da suda yüzmek ve atlamak için özelleşmiştir. Kara kurbağaları ise girintili çıkıntılı ve kuru bir deriye sahip olurlar. Bacakları ise yüzmekten ziyada yürümek için özelleşmiştir.
Pek çok kurbağa türü başlarının üstünde her iki yanda iri ve şişkin gözlere sahiptir. Bu özellik kurbağaların oldukça geniş bir görüş alanına sahip olmasını sağlayarak başlarını çevirememelerinin yarattığı dezavantajı önemli ölçüde etkisiz hale getirir. Ancak kurbağaların sağ ve sol gözlerinin görüş alanlarının büyük bir bölümü kesişmez. Yani sağ gözün görüş alanının büyük bir bölümü sol gözün görüş alanını dışında kalırken, sol gözün görüş alanını büyük bir bölümü de sağ gözün görüş alanının dışında kalır.
Bu da kurbağalarda diğer pek çok hayvanın sahip olduğu kadar gelişmiş bir derinlik algısının bulunmamasına yol açar. Derinlik algısı zayıf olan kurbağaların uçan bir sineği dilleri ile yakalayabiliyor oluşu ise oldukça şaşırtıcıdır. Pek çok kurbağa türünün gözünde bir perde bulunur ve bu perde su altında iken kurbağanın gözünü kaplayarak korur.
Kurbağaların gözleri beslenmede önemli bir role sahiptir. Kurbağaların kafataslarının yapısı ve kasları yiyeceklerini çiğneyebilmelerini engeller. Bu nedenle kurbağalar avlarını birkaç yutkunma ile bütün olarak yutarlar. Bu şekilde beslenmek ise kurbağalar için biraz zordur.
Çünkü dilleri insanlarda olduğu gibi ağızlarının arka bölümüne bağlı değildir. Yani kurbağalar besinlerini dillerini kullanarak ağızlarının arka bölümüne, yani yutağa doğru itemezler. Dillerini besinlerini yutmak için kullanamayan kurbağalar gözlerini kullanır. Yutkunma sırasında gözler kafatasının içine çekilerek besinlerin arkaya doğru itilmesine yardımcı olur.
Pek çok kurbağa türü dimorfik özellik gösterir. Yani erkek ve dişiyi dış görünüşlerine bakarak birbirinden ayırt etmek oldukça kolaydır. Dimorfik canlılarda erkek ve dişi bireyler arasında vücut şekli, büyüklüğü ve rengi açısından farklılıklar bulunur. Ancak bazı canlılarda erkek ve dişi bireyleri birbirinden ayırt etmek oldukça zor olabilmektedir. Bu türlerde genellikle çiftleşme sesleri ayırt edici olarak kullanılır.
Özellikle çiftleşme döneminde bir erkek bir diğer erkek tarafından kavranırsa, kendisini kavrayan kurbağanın bırakması için yakalanan kurbağa bir ses çıkarır. Bilim insanları bu seslerden kurbağaların cinsiyetini ayırt edebilmektedir.
Tüm kurbağa yumurtaları canlılığını sürdürebilmek için yüksek neme ihtiyaç duyar ve genellikle kurbağalar yumurtalarını terk eder. Ancak her tür için bu geçerli değildir. Bazı türler yumurtalarını hava keselerinde veya karın boşluklarında taşırlar. Yine bazı türler yumurtalarını kuru alanlara bırakarak su ve idrar ile nemli tutar. Kurbağa türünün yaşadığı iklim ve türe bağlı olarak yumurtalardan kocabaşların çıkması birkaç gün kadar kısa sürebileceği gibi haftalar da alabilir.
Kurbağalar ekosistem için çok önemlidir, yani doğada kurbağaların azalması ya da yok olması diğer hayvanları ve hatta insanları da olumsuz yönde etkileyecektir. Bazı ülkelerde insanlar için besin kaynağıdır. Kurbağalar zararlı böcekleri yerler ve hastalıklara karşı yeni ilaçların bulunmasında tıbbi araştırmalarda denek olarak kullanılırlar.
---------------------------------------------
Kamera/Metin Yazım : Mehmet SÖKMEN
Seslendirme : Rüksan Atak SÖKMEN
Çekim Tarihi : 06.05.2020
Prodüksiyon Yapım Tarihi: 15.05.2020
Video Prodüksiyon Yapım, Yayın Ve Yönetmeni: Mehmet SÖKMEN - 0532 525 84 93
web: www.mehmetsokmen.tv
         www.youtube.com/mehmetsokmen1

Bu haber 138 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Gezi Notlarımız

Çat Vadisi 1. Çarşak Purnak Deresi, Çat Vadi Doğası Köprüler - Çamlıhemşin Rize

Çat Vadisi 1. Çarşak Purnak Deresi,  Çat Vadi Doğası Köprüler - Çamlıhemşin Rize Asıl korunması gereken sahadaki su kaynakları, insanlığın varoluşundan bu yana yaşamın devamlılığı açısından en öne...

Karataş Gölü – Akdeniz’in Kuş Cenneti Kuruyarak Hızla Yok Oluyor - Derhal Kurtarılmalıdır - Burdur

Karataş Gölü – Akdeniz’in Kuş Cenneti Kuruyarak Hızla Yok Oluyor - Derhal Kurtarılmalıdır - Burdur Zarifliği ve güzelliğiyle göz dolduran Karataş gölü, göller bölgesinin en güzel göllerinden bir tanesi. Adını pek d...

Contributor

HAVA DURUMU


Google Translate

Mehmet SÖKMEN - 05325258493 Bu web sitesindeki tüm videoların linklerini adımızı göstererek kullanabilirsiniz ISBN: 978-605-88104-0-2
RSS Kaynağı |