http://www.mehmetsokmen.tv/videolar/ Güneyce Köyü Kapıkaya Doğa Krallığında Kış Mevsimi Geçmiş Yaşantının İzleri Isparta - Mehmet SÖKMEN Tv - Video Prodüksiyon - Antalya
ANASAYFA VİDEOLAR ANKETLER RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

BU KANALI DESTEKLE

Güneyce Köyü Kapıkaya Doğa Krallığında Kış Mevsimi Geçmiş Yaşantının İzleri Isparta

Güneyce Köyü Kapıkaya Doğa Krallığında Kış Mevsimi Geçmiş Yaşantının İzleri Isparta

Tarih 19 Mart 2020, 08:49 Editör Mehmet SÖKMEN

Güneyce Köyü Kapıkaya Doğa Krallığında Kış Mevsimi Geçmiş Yaşantının İzleri Isparta

ISBN 978-605-88104-0-2
 Güneyce Köyü Kapıkaya Doğa Krallığında Kış Mevsimi Geçmiş Yaşantının İzleri Isparta 
 Çetin Kış mevsimin hüküm sürdüğü, Kapıkaya sarp sahasında sabahın ilk ışıklarıdır. Sabah saatlerinde güneşli parlak ve berrak bir havanın tadına doyulmaz büyüleyici manzaralar eşliğinde kaya krallığının yüksek doruklarında yürüyoruz.
 Burası, habitat halinde sahanın bitki örtüsü, 1500 metre ve üzeri yükselti kuşağına kadar, Akdeniz’e özgü maki türü ağaççıklarla birlikte, meşenin egemen olduğu yapraklı ormanlar sahasıdır. Yapraklı ormanlar üzerinde 1700-1800 metrelere kadar kızılçam, karaçam, sedir ve ardıç gibi ibreli ağaçlardan oluşan ve özellikle daha güneyde Kapıkaya geçidine dek iğne yapraklı ormanlar yer alır.



Bu ağaçlardan başka buralarda yer yer köknar ağaçlarına da rastlanmaktadır. Kızılçam ve karaçamdan sonra en çok alan kaplayan ağaç Torosların temel ağacı olan sedirdir. Ancak, olumsuz insan etkileri nedeniyle çok dar alana sıkışmıştır. Sedir ormanları, ancak Davraz Dağı eteklerinde, Barla-Senirkent arasında ve yüksek dağların doğu ve kuzey yamaçlarında yayılım göstermiştir.
 Saha step ekosistemleri özelliği gösteren bölgede ağaç sınırının üzerindeki Alt alpin kuşak bitki örtüsü, dağ step meraları ve boylu ardıç kokulu ardıç ağırlıklı, ardıç topluluklarından oluşur. Bu bölgenin orman, çalı ve kaya vejetasyonlarının dışındaki alanlarda step vejetasyonu hakimdir. Bu alanda step vejetasyonuna ait 3 adet “Bitki Birliği” bulunuyor.
 Aşırı hayvan otlatması bu alanlardaki bazı nadir türlerin geleceği için önemli bir tehlike oluşturmaktadır. Flora habitatları toplulukları alanları “Endemik” bitki türleri açısından zengin olup, Kermes Meşesi ağırlıklı “maki kuşağı” 870-1300 m. arasında yer alır. Bu kuşaktaki diğer odunsu bitkiler arasında, ağırlıklı bodur bitki toplulukları gibi nadir bitki türleri yetişir.
 Sahanın güneydoğusunda yer alan maki, Alt alpin kuşakta, yer yer adi ardıç, Alpin kuşakta, yastık formunda bitki topluluğu hakimdir. Bu kuşakta yer alan karakteristik bitkiler arasında, ülke çapında nadir bitki türleri de kayıtlıdır. Bu alan, Akdeniz ve İç Anadolu Bölgeleri arasındaki sınırda yer alması nedeniyle, zengin bir floraya sahiptir.
 Türkiye’ye endemik 127 takson kayıtlıdır ve ülkemizde yalnızca buraya özgüdür. Alanda ülke çapında nadir 27 takson bulunur. Bunlardan 6’sı buradan başka, yalnızca Doğu Ege Adaları’nda kayıtlıdır. Bu alan ayrıca, birçok önemli taksonlar içerir.
 Bitki örtüsü, 2000 m. rakımdaki dağlık göknar-sedir-çam ormanı ve ağaç sınırının üzerinde açık alpin mera, taşlık yamaç ve sarp kayalık bitki topluluklarından oluşur. Endemik bitkiler bakımından zengin florası, ülke çapında nadir 52 takson içerir. Bunlardan 6’sı birkaç istisna dışında, bu saha dahil yalnızca Dedegöl Dağları ve çevresine özgüdür.
Burada orman bitki örtüsü genellikle 2000 m. yüksekliğe kadar çıkar. Karışık orman vejetasyonunun başlıca ağaç türleridir. Bu iğne yapraklı ormanın açıklıklarında çalı ve mera vejetasyonu yer alır. Bu topluluklar, içerdikleri ülke çapında nadir bitkiler bakımından önemlidir.
Görkemli görsel güzellikleri sunan sahada, dağ silsilesinin en yüksek bölümlerini oluşturan açık dağ sırtlarında alpin mera, seyrek bitki örtüsü içeren taşlık zirve, sarp kireçtaşı kayalıkları ve çok geniş taşlık yamaç bitki topluluklarının bir mozaiği yer alır.
 Alpin mera topluluklarında; yastık formunda dikenli bitkiler yaygındır. Silsilenin zirve bölümünde yetişen lokal ve nadir bitkiler arasında Dedegöl Dağları ve çevresi florası vardır. Akdeniz ve İç Anadolu bölgelerinin arasındaki sınırda bulunmasının etkilerini taşır.
  Çekimlerimiz esnasında çam ağaçları arasındaki orman yolundan zirveye doğru tatlı bir yokuş ile yürürken, güneşin etkisiyle dağların orman ve gökyüzü uyumu muhteşem panoramalar sunuyor, sahadaki muhteşem doğada orman kar örtüsü altında tam bir sessizliğe bürünmüştür.
 Kameramıza yansıtma olanağı bulamadığımız, geçişini yaptığımız Isparta ilinin Kapıkaya sahasında, yabani hayvan türleri bakımından da zengindir. Yaban hayvanları arasında yaban domuzu, sansar, porsuk, tilki, tavşan, sincap, kurt, karaca, alageyik, dağ keçisi, ayı ile kuş türlerinden yaban ördeği, keklik, çulluk, saksağan, sülün sayılabilir. Yırtıcı kuş türlerine de rastlanır.
 Jeomorfolojik bakımdan ise genel olarak Sivri doruklu, sarp ve Yassı doruklu aşınım yüzeyleri alanlar arasında yer alan Neojen üzerinde yüzeylenir. Yaylalar, yaşlı formasyonlar üzerinde Dil yüzeyleri ve Sekili ovalar olarak tanımlanan yüzey şekillerinden oluşan engebeli bir yapı göstermektedir.
 Isparta ilinin bu sahasında yerleşim alanlarında özellikle volkanik tüfler ve şeyl heyelana neden olmaktadır. Anılan heyelan alanında fliş fasiyesindeki litolojilerden, Güneyce formasyonu bulunmaktadır. Güneyce formasyonu üzerinde bindirmelerle yer almış olan kireçtaşları dikkati çekmektedir.
 Bu kireçtaşları iyi bir akifer olup, kireçtaşlarının güneyce formasyonuyla olan dokanakları boyunca ortaya çıkan kaynaklar güneyce formasyonunda yer alan killi birimleri ıslatarak, onların plastik bir özellik kazanmasına neden olmaktadır. Yine aynı yörede, kalker çimentolu kumtaşlarında çimentonun karbonik asitli meteorik sularla çözünmesi sonucu duraylılık bozulmakta ve yoğun heyelanlar ve kaya düşmeleri dikkati çekmektedir.
 Yamaç topuklarından çeşitli nedenlerle de malzeme alındığında şevlerin duraylılığı bozulmakta ve aşağılara doğru kaymaktadır. Bu durum buralardaki yerleşim alanları açısından büyük tehlike oluşturmaktadır.  
Temel amaç; Sahadaki birimlerin litolojik, fauna ve ilişkilerine ait yapısal görselliği sunumuyla eklem sistemlerini ortaya koyarak sahanın jeolojik tarihçesini gelecek nesillere ve araştırmacıların ilgisine açmaktır.
Sarp ve yüksek kayalıklı Kapıkaya geçidine yaklaşırken ormanlık alan bitmeye başlıyor.  Çok küçük düzlükte ünlü kamp çeşmesi alanında kayadaki eller projesi tırmanış bölgesi kaya sistemlerinde kaya oyuk ve yarıklarında yaşam alanı bulmuş otsu bitkiler kalker kayalıklarda yayılış gösterir.
Bu kayalıkların eğimi 700-900, rakımı 2350-2500 m’dir. Uçurum kayaların çatlaklarında ve çukurlarında birikmiş topraklar üzerinde gelişmiş olan bu bitkilerin tamamı otsu formdadır.
Çıplak kaya ve molozlar alanında rakım yükseldikçe kayalıklar artmakta ve step bitkilerinin arasına yer yer kaya bitkileri de sokulmaktadır. Bitki örtüsünün içinde bol miktarda dar yayılışlı ve bölgesel endemikler mevcuttur.
Bu topluluk kayalık tırmanış sahasının hemen üzerinde yer almaktadır. Topluluğun bulunduğu yerlerin alt tarafında yer alan düzlüklerde yaylacılık faaliyetleri yapıldığından, bu bölgeler aşırı otlatma altındadır. Sarp kayalık alanda yayılış gösteren herdem yeşil kserofit çalılar tipik bir maki elemanı türüdür.
Bu saha ve çevresinde aşırı otlatma, kesim, tarla açma gibi biyotik etkiler primer vejetasyonun bozulmasına ve sekonder vejetasyonun gelişmesine sebep olmuştur. Alandaki bazı birliklerin dominant bitkileri buradaki coğrafik bölgede yayılış göstermektedir.
Aynı dominant türün farklı coğrafik bölgelerdeki formasyonları, floristik kompozisyon yönünden farklılık göstermektedir. Bu durum dominant bitkisi aynı olan farklı sintaksonlar doğurmaktadır.
Sarp kayalık duvarlarındaki oyuk ve yarıklarda Yabani defne Rakım 2020 m’den yukarı doğru çıktıkça eğim artmakta ve topraklar azalarak yerini kayalara bırakmaktadır. Örtüş yüzdesi azalsa da birlik bu şekilde 2350 m’ye kadar çıkmaktadır. Böylece step bitkilerinin arasına kaya vejetasyonuna ait yabanıl defne ve diğer otsu çalılık makiler boy gösterir.
Çok güzel bir fito sosyolojik kompozisyon oluşturan sahada Kapıkaya ismini almasına vesile olan dar bir geçit aynı zamanda kaya tırmanış bölgesidir. Kamp çeşmesinde ufak moladan sonra eksilen sularımızı burada tamamladık. Yolumuza devam ederken kudretli doğa ananın haşin yüzünü mutlaka fark ediyoruz. Burada mevsimsel etkenlerle doğanın kuvvetli yıkıcı gücü kendisini hissettiriyor.
 Kapıkaya geçidine gelinceye dek; doğa muhteşem çekimlerimiz için güneşe emir vermiş, ışık konturları bizim için ayarlanmıştı. Sabah saatlerinin olağan üstü büyüleyici ışık ve renk kombinasyonları çok farklı doğa oluşumları olan kaya sistemleri, yarıklarda hayat bulmuş bitki ekosistemleri, yüksek irtifaya uyum sağlamış maki formasyonları, buz sarkıtları birbirleriyle tam uyumlu dans ediyorlar. Çekim ekibimize güzel bir sabah seremonisi yaptı, doğa ana...
 Tüm arkadaşlarımız bu doğa oluşumlarını en detayına kadar görüntülediler. Adı üzerinde kapıkaya’nın kapı gibi olan girişine gelmiştik. Biraz aşağıda antik kent tüm detayları ile görülmekteydi. Antik kentin orta yerinde uzun yemek molasını verdik. Sırt çantalarındaki yiyecekler birlikte yenildi. Kapıkaya Mağarasına gitmek üzere kısa yürüyüşle muhteşem doğanın kayalık sistemlerinde enfes macera keyfi yaşadık.
Sırt çantalarımızı mola yerine bıraktık. Gideceğimiz bölge kayalık ve çalılık olması nedeni ile tek sıra halinde 15 dakika kadar yürüdükten sonra tahmini 40 metre genişliğinde 15 metre yükseklikte 100 metre derinliği olan Kapıkaya Deliklitaş Mağarasına ulaştık.
Mağara bölge halkı tarafından hayvan ağılı olarak kullanılıyor. Girişte büyükçe bir ceviz ağacı bulunuyor. Mağara içinde en geride dışarıya doğru ceviz ağacını içine alacak şekilde fotoğraf çekmek muhteşem keyiflidir. Doğa ana sanki bu özel oluşumu bizim için yaratmıştır. Mağara gezilip görüntülendikten sonra tekrar mola yerine geldik. Sırt çantalarımızı alarak geldiğimiz yolu takiben yokuş aşağı bir seyirle Güneyce Köyündeki bitiş noktamıza geldik. Aracımıza binerek yolda keyifli geçen parkurumuzun kritiğini yaptık hep birlikte.
 Öğleden sonra hava değişiyor, parlak güneşli gökyüzü yerini koyu bulutlu havaya bırakıyor. Çekimlerimize gölgesiz konturlar yansımaya başlıyor.
Kapıkaya Antik Kenti Harabeleri bize çok şey çağrıştırıyor. İnsanoğlunun varoluşundan bugüne kadar çevresi ile sürekli iletişim halinde olduğunu, her geçen gün daha da artan üretim hırsı, doğal kaynakların insafsızca tüketilmesi ve yüksek oranlara ulaşan nüfus artışının oluşturduğu çevre problemleri ile üzerinde yaşadığı çevreyi kirletmeye devam ettiği ve doğal denge sürekli bozulduğu net olarak anlaşılıyor.
 Günümüzde Doğa Ananın son uyarıları insanoğlunu arayışa sevk etse de, kirlenen ve bozulan doğal çevresini nasıl tamir edeceğini hala anlamıyor. Yaşanmakta olan teknoloji çağında sanayi toplumundan bilgi toplumuna geçmiştir insanoğlu. Tüm dünyada tahrip edilmiş ve kirletilmiş bir çevreyi onarıp yeniden eski haline getirmenin ne kadar pahalı ve zor bir iş olduğunu anladıkça, kalkınmanın gereği olan faaliyetleri; Çevreyi kirletmeden, tahrip etmeden ve çevre dostu teknoloji ile yapmanın en akılcı bir yaklaşım olduğunu keşfetmiştir. Ama hala sömürüsel nedenlerle gereği yapılmamaktadır.
Isparta ilinin bu sahasında, iklim, yükseklik ve toprak yapısı bakımından çok değişik bir durum arz eder. Bu nedenle il topraklarını örten bitki örtüsünde çok farklılık göstermektedir. Yılın her mevsiminde doğa farklı farklı bitki örtüsü ile değişik bir peyzaj sergilemektedir.
 Yörede görülen ağaç türleri, karaçam, kızılçam, katran, ardıç, sedir ve meşedir. Ayrıca belli yüksekliklerde ardıçlıklar vardır. Bu yüksek alpin sahasında, yaylalar Mart ayında başlayarak yaz ayları boyunca renk renk çiçeklerle, farklı görünüm ve kokudaki yabani otlarla kaplıdır.
 Topografya ve bitki örtüsünün çeşitliliği ve elverişliliği yörede birçok evcil ve yabani hayvan türlerinin yaşamasına ve yetiştirilmesine olanak vermektedir. Bu nedenle sahanın florası kadar faunası da oldukça zengindir.
 Bilgi toplumu, çevrenin korunması, geliştirilmesi, iyileştirilmesi ve gelecek nesillere daha temiz bir çevre bırakılabilmesi amacıyla izlenmesi gereken yolun Ulusal Çevre Yönetimi olduğunu hala görmek istemiyor. Çünkü rant ve sömürü hırsı günü kurtarma içgüdüsünü hala canlı tutuyor.  Çevreci bir yönetim sistemi bizlere, sağlıklı bir çevre için tedaviden önce koruma, koruyarak kullanma ve geliştirerek koruma prensibini verir.
Çevreyi kirletmede anahtar unsur olan insan, kirlettiği çevreyi temizlemesini de bilmeli ve en azından mevcut kaynakları koruyarak herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğunu genç kuşaklara öğretmelidir.
İşte bu belgesel filmimizin amacı gelecek kuşaklara doğa bilincini kazandırmaktır. Dolayısıyla tüm toplumumuzun çevre konusunda bilinçlendirilmesi, çevreye duyarlı ve kalıcı davranışların geliştirilmesi zorunludur.
 Kış mevsimi aynı zamanda Toroslar da doğanın senfonisidir. Bu senfoni; doğada yoğun sessizlik, insan için derinlere dalma, yaratıcı insanın geçmişini anımsama eylemidir. Senfonide sessiz olmalıdır yaratıcı kişi. Elbette bu sessizlik Kant'ın, Hegel'in anlattığı türde evrenden soyutlanma değildir. Kış mevsiminin kar beyazı, ormanın yeşili ve gökyüzü mavisinin renk harmonileriyle; dağlarda ayrı, ovada, ayrı güzellikler sunar. Doğada iken insan, evrenin derinliğine inme, varlık özünde sınırsızlığa varma, yığınların içinde onlardan uzak, yükseklerde, derinlerde yaşamadır. Öze, yaratıcı olana dalmadır. Doğada iken düşünen kişi, yaratan ve seven kişidir.
 Doğanın beyaz kışında içinde sessizliği dinlediğinde, rüzgarın bulutlara kuruyan bir ağacın dal uçlarında kalmış son birkaç yaprağın dokunaklı öyküsünü anlattığını duyarsın. Bazen de her yağmur sonrası büyük bir sabırla, hiç şikayet etmeden, yuvalarının kapısında biriken toprakları temizleyen karıncaların hiç bitmeyen telaşını görürsün...
 Hatta Kelebeklerle çiçeklerin her bahar buluşmak üzere birbirlerine verdikleri aşk yeminini ya da toprağın bereket duasını kışın hiç duymaz ve görmezsin... İşte Kış zamanı böyle bir şeydir, havasını soluduğumuz solgun Kış renklerinin hakim olduğu bu doğa sahasıdır. Yaşamın An'ları içinde geçen ağır derecede duygu yüklü gizli hazlardır bunlar.
Yakalayabilmek için doğanın içinde, ondan bir parça olabilmelidir insan. Önünden geçtiğimiz veya yakınımızdaki suskun bir kaya parçası, bazen mağrur bir dağ ya da bilge bir vadi. Doğa her mevsimde bizim henüz bilmediğimiz bir dille, içinde yaşayan tüm canlıların sevinçlerini, hüzünlerini, yalnızlıklarını, acılarını, sırlarını paylaşır. Dibinde yeşerdiği bir ağacın yalnızlığına ortak olmaya çalışan bir sarmaşık için duyguları yoktur diyebilir miyiz?
 Bulutların yağmur olup yağması, toprağa olan özlemlerinden değil midir? Kim doğaya Kışın geldiğini söyleyebilir ki? O, veda saatinin yaklaşmakta olduğunu hissederek, baharın ilk öpücüğü ile uyanmak üzere sessizce yatağına çekilir. Bu döngü devamlı süreeeer gider.
 Doğa nelere kadir saymakla bitmez! Stoa düşüncesini bile doğuran yine doğadır. Bu düşünceye göre en doğru seçen, sabırla katlanan, en ölçülü ve adaletli üleştirici doğadır. Akla uygunluğun ölçüsü doğaya uygunluktur. Çünkü akılda bir doğa ürünüdür ve aklın bütün düşünceleri doğada olup bitenlerin yansımasından başka bir şey değildir.  
Tasarımlardan ve sanılardan kurtulmuş bir akıl, açık seçik bir doğa bilgisi edinebilir. Açık seçik doğa bilgisi de insana yaşamak ve mutlu olmak için en doğru ölçüyü verecektir.
 Sadece mutlu olmak ve yaşamak için değil, doğa bize kendi ile ilgili bir takım sırların çözümü için de ipuçları verir, yeter ki bize hayat veren doğaya saygılı olmaya istekli olalım. İçindeki değişim ve oluşumlar insanı onu incelemeye, araştırmaya, üzerinde düşünmeye zorlar. Sordukları sorular, aradıkları yanıtlarla ilk doğa filozofları, bugünkü bilimlerin temel taşlarını oluşturmuşlardır.
 Sonuçta, bizler her durumda mutluluğu doğada doğanın kanunlarına uygun davranarak yakalayabiliriz. İçimizde saklı olan duyguları onun aracılığıyla fark eder, dışa yansıtırız. Bir damla suda deniz, bir kum tanesinde yalnız bir gezgin oluruz. İçimizde uçsuuuz bucaksız bir sevgi ormanı oluşur, diktiğimiz bir fidanın yeşerdiğini gördüğümüzde, doğaya bir armağan vermenin sevincini yaşarız...
 Mevsimlerin değişmesi ile doğada yeniden yapılanma başlar. Doğadaki bu değişim her zaman mükemmellik içinde gerçekleşir. Baharla birlikte cıvıl cıvıl olan doğa, sessiz sedasız kışa hazırlanırken, kuşların neşeli kahkahaları ve derelerin coşku dolu sesleri azalır, yerini yağmurun nemine ve rüzgârın sesine bırakır.
 Yeşil ağaçlar kendi türlerine göre farklı renklere bürünür her sonbahar, her hazan mevsiminde. Bu renklerle donanmış, her rengin bin bir tonuna sahip binlerce ağaçtan oluşan geçtiğimiz bu doğa sahasında! sonbaharda başka bir nağme ile kışa hazırlanır.
 Bu sahanın yeşil dünyasına Kış ve diğer mevsimlerinde gelirseniz, size belki başka hiçbir yerde görmeniz mümkün olmayacak güzelliklerini sergiler. Sahada yürürken; Bol oksijenli, temiz havada yokuş yukarı çıkarken ve parkur sonunda yokuş aşağı inerken, sonbahar güneşinin ağaçların üzerindeki dansını hayatınız boyunca unutamayacaksınız.
 Kapıkaya sahası en zirve geçidine geldiğiniz seyir yerine geldiğinizde karşılaştığınız manzara karşısında kendi nefesinizi bile duymazsınız. Toros dağları size türkülü sesi ile günaydın, bağrıma hoş geldiniz diyecektir. Dedegöl dağları sizlere selama duracaktır.
 Dağların çıplak zirvelerinin hemen dibinde yükseltiye adapte olmuş ve sahayı tamamen örten ağaçların mevsimlere göre sunduğu renk senfonisi, yeşilin, altın sarısının, kızılın, morun, kahverenginin birbiriyle uyumunu hiçbir yerde göremezsiniz.
 Doğa sahasında yürüyüşümüz devam ederken; Sağ tarafımızda bulunan dağın üst kısmandan aşağıya doğru parlayan çıplak volkanik saha bizim için güneşin ışıklarını emerek panoramik görsel şölen sundu. Geçiş yaparken aman bulut olmasın, bu güzellikleri daha güzel kayda alalım diye iç geçirirken;  Kudretli doğa korkumuzu hissetmiştir sanki: Parkur sonuna kadar güneşe ve gökyüzüne bulut üretmemesi için emir verdi.
Yürüyüşümüz esnasında, yeşil çam ağaçlarının arasında bulunan sarı, kahverengi, kırmızı, turuncu renkli ağaçların üzerine sanki birileri gökten boya dökmüştür, demekten kendimizi alamıyoruz doğrusu! Uzaklarda yollar ve mavi göller küçücük gözükür. Hangi ressam doğayı böyle harika renklere boyayabilir, bu muhteşem peyzajı tuval üzerine aktarabilir bilinmez. Ama burada duygularınız birbirine karışır, hayranlık, sevinç, şaşkınlık, mutluluk! adına ne derseniz deyin...
 Yüksek rakımlı bu zirvelerde muhteşem kaya oluşumlarını ve yeşil ağaçları görebilmek, onları hissedebilmek, bu mükemmellik içinde milyonlarca ağaç ve yaprağın arasında kaybolmak. Günlük yaşamdan kopmak, bu huzur verici ortamda ayaklarınızın altında ki sarı halının üzerinde yürürken çıtırdayan dallar, çisildeyen yağmura eşlik eden ağaç okyanusunda kaybolan sadece sesini duyduğunuz kuş cıvıltılarının arasında olmak ancak yine bu yörede gerçekleşir.
 Kış ayının sabah güneşi her tarafı aydınlatırken, yolun solunda bulunan ağaçların altın sarısı rengi pırıl pırıl parlarken, sağ taraftakiler kahverenginin her tonuna bürünmüştür. Burada zaman bir yerlere saklanmıştır. Aramanız boşunadır, bir süre bulamazsınız zamanı...
 Aslında her şey kendi zamanını yaşar, bir çıtırtının, kuş sesinin, rüzgarın fısıltısının, yaprağın yere düşüşünün ve hatta kendi ayak sesiniz bile öylece oluşur ve kendi zamanı içinde kaybolur...
 Rengârenk ağaçların hepsinde farklı bir anlam ve güzellik saklıdır. Güneşin doğayla yaptığı renk şakalarını Kış ve diğer mevsimlerde görebiliriz, Mevsim kuşlarının ve derelerindeki sesleri sizi çılgın şehir hayatından çook uzaklara götürür.
 Dekartes’in dediği gibi "tabiatın bana öğrettiği her şey bir gerçeği içerir." İşte burada sadece gerçekleri yaşarsınız. Bu düşüncelerle zirvelere ve vadi tabanlarına, derinliklere yürürken henüz rüyanız bitmemiştir.  
Sonbaharda olağanüstü renklere bürünen doğada, göllere akan mini çağlayanlar burada olmasa da, doğanın yıkıcı gücünün hakim olduğu sahada yol kenarında bulunan ağaçların köklerini, devrilmiş koca ağaçları görürsünüz, iki ayrı renk toprağın üzerindedir binlerce ağaç. Alt katman mat gridir, hemen üstünde ise koyu kahverengi yumuşak toprağı görürsünüz. Burada sık sık heyelan olduğu biliniyor. Çok kısa süre önce gördüğünüz ağaçların yer değiştirdiğini veya mini çağlayanların aniden ortaya çıktığını fark edince biraz telaşlanırsınız sonra her şeyi unutarak doyumsuz manzaraya dalarsınız.
 Hepsi ayrı güzellikte olan yörenin etrafı doğanın renk sandığının cömertliği sayesinde büyülü bir atmosfer oluşturur. Her rengin bin bir tonu güneş ışığının etkisiyle yansıyarak izlemeye doyum olmayan manzaralar sunar doğaseverlere.Kış ve diğer mevsimlerin saltanatı bütün coşkusuyla yaşıyor bu muhteşem doğa sahalarında. İşte, bir Kış günü doğadaki renk değişimlerinin tadını çıkarıp bu olağan üstü güzellikteki sahalarda doğa yürüyüşleri yapılabilir. Dağlardaki en güzel renk değişiklikleri Isparta ve Antalya dağlık alanlarında ve yaylalarında gözleniyor.
---------------------------------------------
Kamera/Metin Yazım : Mehmet SÖKMEN
Seslendirme : Rüksan Atak SÖKMEN
Çekim Tarihi : 02.02.2020
Prodüksiyon Yapım Tarihi: 18.03.2020
Video Prodüksiyon Yapım, Yayın Ve Yönetmeni: Mehmet SÖKMEN - 0532 525 84 93
web: www.mehmetsokmen.tv
         www.youtube.com/mehmetsokmen1

Bu haber 54 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Gezi Notlarımız

Antalya Doğa Krallığında Herpeto Faunasında Kurbağa Popülasyonu

Antalya Doğa Krallığında Herpeto Faunasında Kurbağa Popülasyonu Antalya’nın da dahil olduğu Türkiye Flora ve diğer Fauna elementleri bakımından olduğu gibi, Amfibi ve Re...

Aşk Vadisinde Doğa Krallığının Saklı Sırları - Antalya

Aşk Vadisinde Doğa Krallığının Saklı Sırları - Antalya Bu filmimizde Doğa Ananın Krallığında Bizimle yolculuğa çıkarken; Doğanın muhteşem büyüsüne tanık olacak, kısa süre...

Contributor

HAVA DURUMU


Google Translate

Mehmet SÖKMEN - 05325258493 Bu web sitesindeki tüm videoların linklerini adımızı göstererek kullanabilirsiniz ISBN: 978-605-88104-0-2
RSS Kaynağı |