http://www.mehmetsokmen.tv/videolar/ Büyük Belkıs Çakış Karataş Sahasında Suyun Büyülü Gücü Serik Antalya - Mehmet SÖKMEN Tv - Video Prodüksiyon - Antalya
ANASAYFA VİDEOLAR ANKETLER RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

BU KANALI DESTEKLE

Büyük Belkıs Çakış Karataş Sahasında Suyun Büyülü Gücü Serik Antalya

Büyük Belkıs Çakış Karataş Sahasında Suyun Büyülü Gücü Serik Antalya

Tarih 21 Şubat 2020, 17:47 Editör Mehmet SÖKMEN

Büyük Belkıs Çakış Karataş Sahasında Suyun Büyülü Gücü Serik Antalya

ISBN 978-605-88104-0-2
Büyük Belkıs Çakış Karataş Sahasında Suyun Büyülü Gücü Serik Antalya 
Haydi gelin, tüm dünya insanları olarak birbirimize avuçlarımızla su verelim. Dostluğun, birlikteliğin ve doğanın kurtuluşunun sembolü olarak birbirimizin avucundan su içmeliyiz. Rengimiz, dilimiz, cinsimiz, kültürümüz farklı olabilir; ama bizleri yaşatan suyun rengi, tadı ve gereksinimi aynıdır. Köprülü nehri de bizimle aynı görüştedir.
Burası öyle bir doğa sistemler bütünüdür ki; Bizimle birlikte yolculuğa çıkın ve tüm canlıların ortak değeri olan suya tek yönlü sahip olmaya çalışanların kendi sonunu getirecekleri gibi sizlerinde yaşamlarını yok etmelerine izin vermemeniz için farkındalık kazanın.



Burada yazılan Doğa Krallığının büyülü destanında insanlığa son çağrı yapılmaktadır; Endüstriyel Devrim’le birlikte tüm değerlerin ticarileştiği günümüzde; Kaynakların özü, ekolojik, kültürel ve toplumsal önemi erozyona uğramıştır. Modern insan, ekosistemi, doğayı ve dünyayı hor kullanmış; onun suyu alma, soğurma ve depolama kapasitesini ortadan kaldırmıştır. Geliştirdiği sistemlerle doğayla arasındaki ilişkiyi, dayanışmayı öldüren, çevreyi tek biçim ve tek tipleştiren, çeşitliliği giderek daraltan, insan oldu. Suyun doğadaki döngüsünü yok eden ise yine egemen sömürü sistemlerdir. Bu filmimiz buna dur demeniz için hazırlandı!
Destansı Doğanın Krallığında Köprüçay Nehri ve kolları Türkiye’nin ana can damarlarıdır. Tabiat Ana’nın kucağında toprağı bereketli, havası güzel, birbirinden farklı, birbirinden renkli binlerce bitkiye, vahşi hayvanlara ve kuşlara kucak açmış bir coğrafyadır, Antalya.
Gün boyunca ışık konumuna göre anlık renkten renge bürünen benzersiz görkemli güzel peyzajlara sahip Köprülü nehrinin bu sahasında suyun coşkulu döngüsünün saltanatında var olan bu şansı kullanmak akıl, bilgi ve beceri ister! Bu çeşitlilik ve canlılık bölgeyi sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada ayrıcalıklı kılar.
Büyük Belkıs sahasında geçmiş uygarlıkların ve canlı çeşitliliğin izlerini sürmek için, buradaki harabeler, geçmiş bin yılların ev sahipleriyle tanıştırır bizi. Bazılarının buradaki soyları tükense bile; Yılan, boğa, tilki, ceylan, aslan, yaban eşeği, böcek, örümcek, erkek yaban domuzu, ceylan, muhtemelen kelaynak, ördekgillerden çeşitli hayvanlar ve diğerleri.
Suyun girdaplı döngüsü düzenli su rejimi ile devam eder durur. Bu topraklardaki canlıları çağlar öncesinden okuruz antik yıkıntılar sayesinde. Üstelik çoğu bugün de atalarının yurdunda devam ediyor hayatına.
Antalya Müzesi de 2000 yıl öncesinden bölge faunası hakkında bizlere bilgi verir.
Burada doğal etki ve güçlerin oluşturduğu, insan müdahalesine maruz kalmamış veya böyle bir müdahalenin henüz değiştiremediği tüm doğal varlıkları görmek hala mümkündür. Saha doğal çevresi halen tüm vejetasyon, hayvanlar, mikroorganizmalar, toprak, kayaçlar, atmosfer ve bunların sınırları içinde meydana gelen doğal olguları içeren, kitlesel insan etkisinin olmadığı doğal sistemler olarak işlev gören tüm ekolojik birimleri canlı tutuyor.
Antalya Torosları çağlar boyu canlıları korumuş, kollamış, koynunda beslemiş, suyu ile can vermiş. Dünyadaki cennet Köprüçay nehri havzasında “İlk”ler ve “Tek”ler vardır hep!
Oysa günümüzde Egemenleşmiş sistemin elinde yaşam ve doğa metalaşır; Ormanlar artık yaşayan topluluklar değil, birer kereste madenidir. Biyoçeşitlilik şimdilerde sadece genetik bir maden, su ise bir metadır. Artık buna dur demek ve gelecek torunlarınıza temiz bir dünya bırakmak istiyorsanız, Türkiye Doğası Belgesel çekimlerimize olanaklarınız ölçülerinde katkıda bulunarak destek olmanın tam zamanıdır
Dünyanın en özel ekosistemlerinden birine sahip olan Köprülü nehri, Akdeniz ilkinin yanı sıra karasal iklim ile çöl ikliminin geçiş yeridir. Bu sayede dağ, bozkır ve yarı çöl ekosistemlere sahiptir. Bu nedenle çok farklı bitki ve hayvan türlerine ev sahipliği yapar. Bu özel ekosistem, birçok “ilk” ve “tek”i bünyesinde barındırır.
Uygarlığın filizlerinin atıldığı Güneydoğu ve Güneybatı Toroslar Türkiye’de hala leopar yaşayan tek dağ sırasıdır. Siyez buğdayının ilk kez kültüre alındığı bu saha ve Karacadağ ve etekleri bugün önemli bitki ve doğa alanıdır. Bölge,  bitki çeşitliliğinin yanında bozkır ötleğeni gibi nadir görülebilecek kuşların yaşama alanı olması nedeniyle de önem taşıyor.
Türkülere konu olmuş ceylanların anavatanı iken, burada nesilleri yok olmuş, ancak halen Urfa ve Antep bozkırlarında geziyor. Afrika belgesellerinde görülen çizgili sırtlan tek tük burada, Birecik ve Halfeti bozkırlarında azda olsa yaşamını sürdürüyor. Komodo ejderini andıran dev kertenkele çöl varanı ise saha bozkırlarını andıran bölgeleri mesken eylemiş.
Burada her saniyelik zamanda bile doğa ana muhteşem renkli seremonilerinde gücünü gösterirken aslında uyarıyor. Devletleri kontrol etmek için petrolü, halkları kontrol etmek için suyun kontrolü yeterlidir, felsefesindeki insanlık ve yaşam düşmanlarına mealen; bugün doğanın en güzel nimeti ve insanın en doğal, hatta zaruri ihtiyacı olan su, güçlülerin ve büyük şirketlerin elinde bir askeri cephane, bir silah gibi kullanılmakta olunduğu, bunun önlenememesi halinde yeni bir yok edici döngüye işaret ediyor.
Barajların önemi “bir ulusun askeri cephaneliği için nükleer silah neyse, kalkınması için büyük barajlar odur” felsefesiyle vurgulansa da etik değildir. Oysa her ikisi de hükümetlerin kendi haklarını kontrol etmek için kullandıkları silahlardır. Bu korkunç bir durum olup, hiçbir etik değere sahip değildir, Vicdani olmadığı gibi insani hiçbir ölçüsü yoktur.
Yani, barajlar sadece ekolojik açıdan bir tehlike değildir, aynı zamanda etnik ve politik amaçlıdır. Örnekleme yapıldığında Ilısu Barajı’nın yapım amacının politik olduğu açığa çıkmıştır. Bölgede yaşayan yaklaşık 100.000 insanı yerinden, yurdundan edecek, Tarihi Hasankeyf, sular altında bırakılacaktır.
Burada iki farklı sığırkuyruğu bitkisinin yaşam alanı vardır. Sığırkuyruğu bitkisinin dünyada bulunduğu tek yer olup, Serik ve Manavgat ovaları birçok bozkır tip türüne yaşam alanı sağlar. Turaç ve kılkuyruklu bağırtlak kuşlarının yuvası bu iki ovadır. Bunun yanında bu ovalar kış aylarında toy ve sürmeli kızkuşunu da konuk eder. Sadece Köprülü Nehri’nde yaşayan Köprüçay kaplumbağası da saha ekosisteminde görülebilecek özel bir türdür.
Bu bölge sulak alanında alt yapı yetersizliği nedeniyle görüntüleme olanağı bulamadığımız çok sayıda canlı türü yaşar. Köprüçay nehri bu saha alanının lagünsel oluşumları su samurunun yaşam bölgesidir. Sarp Karstik Dağları kelebek gözlemciliği için ideal doğal alanlardan bir tanesidir. Küçük Yalancı Apollo burada yaşar.
Bölgede bulunan Belkıs harabeleri, sadece tarihi ve kültürel açıdan değil doğal açıdan da önemlidir. Dünyada sadece bu sahaya özgü olan Belkıs Çakış kertenkelesi, Belkıs ve aspendos harabelerindeki deliklerde ve üzerlik bitkilerinin kökleri arasında yaşar.
Sahada çok kısıtlı bir bölgede yaşayan cüce avurtlağın yaşam alanı vardır. Bu sahanın da dahil olduğu Köprülü Nehri ve Milli Parkı kuzeyinde bulunan araziler hem bitki hem de kelebek varlığı açısından oldukça zengin bir yerdir. Bu bölge sadece Türkiye’de bulunan çok gözlü teresya kelebeğinin üreme noktalarından biridir.
Gelin hep birlikte bu güzelim Köprüçay nehrinin insanlık için ne kadar yaşamsal olduğunun gizemini buraları gezerek çözmeye çalışalım. Bugün suyun kullanma hakkını sadece devletler ve güçlü şirketler ele geçiriyorsa, su kaynaklarının özelleştirilmesi köklerini kovboy ekonomisinden alıyorsa, kovboy tarzı özel mülkiyet ve tahsisat kuralı ilk olarak Batı Amerika’nın maden kamplarında ortaya çıktığı içindir. Önce gelen öncelikli hak sahibidir, ilkesine dayanır zorbalığı, bugün devletlerin mantığı ve hak iddiası “modern kovboy” mantığıdır ilkesiz ilkesini doğurmuştur.
Suyun cilveli destansı dansının renkleri burayı kuşların yolu ve kuşların yurdu yaptığı, kuşların Köprülü nehrinin hayat verdiği yaban yaşamının en önemli parçalarından birisi olduğu bu bereketli topraklarda kuşlar ya göç ederken soluklanmış, ya da evi bellemiş bu cenneti ve hiç ayrılmadığı türkuaz suların gür orman ekosistemi bütünlüğündeki bu sahada şimdiden suyla ilgili paradigma savaşları, çelişkileri dünyanın birçok yerinde olduğu gibi budara da yaşanıyor.
Bu anlamda “su savaşları” küreseldir. Ekolojik bir ihtiyaç olarak evrensel su etiği, yaygınlaşan farklı kültürlerin, özelleştirme, açgözlülük ve ortak mülklerin kapatılması kültürüne karşı bir savaştır. Bu çelişki bütün toplumsal, sınıfsal, ulusal, siyasal çelişki ve çatışmadan daha önemli, daha evrenseldir.
Bölgedeki diğer önemli kuş gözlem merkezlerinden biri de Lagünleşmiş bataklık alanlardır. Köprüçay Nehrinin genişlediği ve büyük sazlıklar oluşturduğu geniş alanlarda çok sayıda kuş popülasyonu mevsime göre konaklar. Yaklaşık 500 tür su kuşunu bu bölgede görmek mümkündür.
Bölge aynı zamanda, daha pek çok yarı çöl habitatında yaşayan kuş türünün yaşam alanıdır. Köprülü Nehri’nin iki tarafı kuş gözlemlemek için ideal alanlardır. Özellikle ilkbahar aylarında sayısız kuş türü Köprüçay Nehrinde gözlemlenebilir alanlarında ekolojik çekişmeler ve paradigma savaşlarının bir tarafında varlığını sürdürebilmek için yeterli su ve su kaynakları peşinde koşan milyarlarca tür, milyarlarca insan, hatta tüm insanlık var. Diğer tarafında ise su kaynaklarını özelleştiren, bu kaynakları emperyal çıkarlar doğrultusunda kullanan, kirleten, kurutan ve istismar etmekten çekinmeyen bir elit kesim! Oysa Dünya az sayıda açgözlünün hariç, herkesin ihtiyaçlarını karşılamaya yeter.
Artık suyun doğal bir hak olduğu, suyun akan ve dolaşan bir madde ve doğa yasaları gereği ortak mülk olarak kalması gerektiğini öğrenmenin ve kabullenmenin zamanı olduğunu bilmek zorundayız. Tüm tarih boyunca su hakları ekosistemin sınırları ve insanların ihtiyaçlarınca belirlenmiştir ve böyle de olmalıdır. Doğal hak olarak su hakları, kullanıma dönük haklardır. En kullanılabilir ama gerçekte en hâkim olunamayacak olan sudur, su kaynaklarıdır.
Özellikle kış ve ilkbahar aylarında bölge kuş varlığı açısından çok zengindir. Küçük karabatağın Türkiye’deki en büyük üreme kolonisi burada bulunur. Nesli dünya ölçeğinde tehlike altında olan yaz ördeği az sayıda da olsa köprüçay kenarında ürer.
Burası Köprülü nehrinin hayat verdiği bereketli topraklardır. Muhteşem güzelliği ile dillere destan Köprüçay nehrinin karstik ve ekosistemleri canlı ve cansız renklerini suyun bünyesinde tamamlar,  Özellikle ilkbahar aylarında göçmen kuşların konaklama yeri görülmeye değer.
Antalya doğa sistemlerinin tüm su kaynakları sınırsız değildir. Şimdi gerekli olan ekolojiyi eşitlikle, sürdürülebilirliği adaletle birleştirmektir. Su krizine son verecek olan demokratik ekolojik toplum paradigmasıdır. Sistem, “Doğayla sürdürülebilir diyalektik ilişkiyi kurmuş, kendi içinde tahakküme dayanmayan, ortak yararı doğrudan demokrasiyle belirleyen ahlaki bir sistem” olabilecek mi?
Maddi olanaksızlık nedeniyle özel çekim ekipmanı alamadığımızdan Köprüçay nehri ve kolları boyunca yaşayan Belkıs kaplumbağasını, Alabalık, sazan gibi iç su balığı, sadece nehir ve kollarında yaşama alanlarını, vadinin dik yamaçlarında tavşancıl, küçük kerkenez, küçük akbaba ve kızıl akbaba gibi nesli tehlike altında olan yırtıcı kuş türlerini ve yaşam alanları ile yuvalarını görüntüleme şansımız olmamıştır.
Bu sahada çekim yaparken; Petrolün savaşlara yol açtığına karşın, suyun ortak kullanımı barışın kendisine yol açabilir düşüncesinin, adil ve sürdürülebilir bir su kullanımı stratejisi için tutarlı bir çerçeve ancak baraj karşıtı hareketler ve ekoloji savunucuları arasında bir diyalog tesis etmekle yaşama geçirilebilecektir.
Köprüçay Nehri geçtiği bölgeyi zengin edebilir konumdadır, çeşitli endemik bitki ve hayvan türleri açısından zengin olan Büyük Belkıs ve Çakış Havzası, bu özelliğinin de henüz tam olarak keşfedilmemiş olması nedeniyle hala bakirliğini koruyor.
Köprüçay nehri ve tüm sulak sahalarda insanlık ile doğa ikisi de birbirini etkiler. İnsanın doğa üzerindeki egemenliği insanın toplum üzerindeki egemenliğinden kaynaklandığı Köprüçay nehri ve kolları boyunca insanlığın diyalektik ilişkisinde, oldukça dağlık ve sarp coğrafyada ise çizgili sırtlan, vaşak, karakulak, dağ keçisi ve 2013 yılında varlığı kesinleşen leopar yaşar. Burası doğa ve yaban hayatı fotoğrafçıları, kuş ve kelebek gözlemcileri, botanikçiler ve doğayı seven herkes için eşsiz bir deneyim vaat ediyor.
Su kullanılabilir, ama ona sahip olunamaz! Su ortak mülktür. Çevre SOS sinyalo vermektedir. Mevcut toplumsal sistemi kaldıramayacağını bas bas bağırmaktadır. Bu yönüyle sistem krizi kaos aralığına girmiş gibidir. Ekolojik tartışma, ekolojik toplum, anlam ve yapısallık olarak çözülmedikçe kaostan çıkma şansı yoktur.
Köprülü Kanyon Milli Parkı bitki örtüsünün dikkat çekici bir zenginlik ve çeşitlilik sunduğu burada su, canlı için en temel gereksinimdir. Yaşamın sürekliliği için temeldir. Ve canlılar ile çevre arasında sürekli bir döngü içindedir. Su harekettir, Güneşle buharlaşır, bulut olur, yağmur olur ya da kar! İner, yükselir. Bu döngünün kökü ise yeraltına uzanır: Geçmişte milyarlarca yıl yanardağlar lav kusarken yeryüzüne, yeraltından attığı su buharları.
Su küre birbiriyle derinden bağlantılı bir üçlemedir: Birincisi su ekosistemi, yani yeryüzü suları: göller, denizler, akarsular; ikincisi yeraltı suları; sonuncusu atmosferdeki su buharları. Bilindiği gibi yeryüzünün ¾’ü sularla kaplıdır. Su çoktur ama kullanılabilir su miktarı sınırlı. Su çok, ama su az.
Milli parkta kızılçam ve makilik alanlar yaygın olmakla birlikte, 400 hektarlık saf Akdeniz serisi ormanı benzersiz bir botanik özelliktir. Alabalıkları ile ünlü Köprüçay, aynı zamanda Türkiye’nin en popüler rafting alanıdır. Milli parkın yukarı bölgesinde yöre köylülerince tahrip edilmiş Antik Selge şehri kalıntıları bulunmaktadır.
Suyun rengi yoktur denir. Oysa su yeşildir. Susuzluk ise sarıdır. Yeşil yaşam ve çeşitlilik iken; Sarı ise ölüm olmaktadır. Bir orman bitki ve hayvan çeşitliliği ile vardır. Bir çöl ise çeşitsizliği ile sadece kum ya da daha çok kum. Karbon döngüsündeki bozulma, su küredeki bozulmadır. Üreticiler olan bitki sistemi yani yeşil, havadan karbondioksit alır. Depoladıkları nişasta yağına ve proteine karbonu yerleştirir.
Bu muhteşem doğa sahasının da dahil olduğu Türkiye yüzölçümünün yaklaşık 21,8 milyon hektarlık kısmı ve içme suyu üretim havzalarının ise büyük bir bölümü çok farklı biçimlerdeki ormanlarla kaplıdır. Ormanlık alanların yanı sıra birçok baraj havzasında tarımsal, ormancılık, meracılık, hayvancılık, yerleşim, endüstri ve ticaret gibi insan faaliyetlerinin de gerçekleştiği bilinmektedir.
Tüketiciler konumundaki hayvan ve insan, üreticilerden beslenmeyle aslında onlardan bir de karbon alır. Sonra solunumda tekrar havaya karbondioksit verir. Öncesi; yeşil, havadan karbondioksit alır, oksijen verir; yeşilden beslenen tüketiciler ise oksijen alır, karbondioksit verir. Bu karbon döngüsüdür. Ve günümüzde karbon döngüsü bozulmuştur.
Saha ekosistemleri hassas bir yapıdır. Küçük bir değişiklik, büyük değişikliklere neden olabilmektedir. Yeşil alanlar azalıyor. Kömür ve petrol gibi fosil yakıtlar aşırı tüketiliyor. Atmosferde karbondioksit hızla artıyor. Bu güneşten gelen ısı ışınlarının yeryüzüne hapsolmasıdır; gelen ısı havadaki karbondioksit kalkanına takılıp yeryüzünde kalır. Bu yeryüzünün aşırı ısınmasıdır, diğer bir deyişle karbondioksitin sera etkisi.
Bu havzadaki uygun olmayan arazi kullanımlarının ve insan faaliyetlerinin su üretim miktarı, rejim ve kalitesine etkileri birçok uluslararası araştırmayla ortaya konulmuş olup, su üretimi ile ilgili iyileştirme uygulamalarının hidrolik yapılar ve dere-göl gibi su ortamlarıyla sınırlı tutmanın neden olabileceği yanlışlıklar defalarca gündeme getirilmişse de dinleyen yoktur.
Böylelikle dünyanın coğrafyası değişiyor; sıcaklıkla buzulların erimesi, suların yükselmesi… Yine bu, asit yağmurlarıdır, suyun kirlenmesidir. Hızla bilinçsizce yok olan ve yok edilen bitki örtüsü, güneş enerjisinin sıcaklığının da büyük bir bölümünü emiyordu. Oysa yeşilin azalması güneş enerjisinin açıkta kalmasına, çölleşmenin, hızlanmasına neden oluyor. Sonuç, su kaynaklarının hızla azalması veya kuruması…
Havzalara bütünsel olarak bakmanın gerekliliği ve bunu baz alan araştırmalara birçok ülkede rastlanırken, Türkiye’de bu yönde eğilim yoktur. Türkiye;  ortalama yüksekliğin 1230 m civarında, ortalama yağışın da 630 mm lerde olduğu, 3 farklı fitocoğrafik bölgeyi Iran-Turan, Avrupa-Sibirya, Akdeniz kapsayan iki yarımadadan oluşmaktadır. Bu durum ülke açısından büyük bir avantaj olmakla beraber, arazi ile ilgili çalışma ve araştırmaların temsil yeteneklerinin oldukça sınırlı olması önemli bir sorundur.
Bu bölge coğrafyasının ilginç oluşumları ve yüzey şekilleri makro düzeyde tarımsal alanları da biçimlendirmiştir. Gerek ekolojik gerekse hidrolojik çalışmalar çoğu zaman uzun dönemli verilere dayanan araştırmaları temel almaktadır. Verimsiz HES ler ile doğal sisteme müdahaleler geri dönüşü olmayan ve telafisi olanaksız yıkımlara yol açacaktır. Kentlerin yayılması ve küresel ısınmanın sonuçları olarak belirtilen kuraklık veya yüksek akımlar gibi sorunların da artık ciddi seviyelere ulaşması araştırma-geliştirme çalışmalarında değerlendirme sürelerini en az 10 yıla çıkarmıştır.
Hidrolojik ve ekolojik araştırmalarda tatminkar sonuçlar elde edilmesi bakımından çoğu zaman en az 10 yıllık bir veriye ihtiyaç duyulmakta, bu da uzun dönemli hidro-ekolojik araştırmalara ağırlık verilmesi gerekliliğini ortaya çıkarmaktadır. 
Orman hidrolojisiyle ilgili geçen yüzyılda yapılan araştırmaların büyük bir çoğunluğu Kuzey Amerika’da gerçekleştirilmiştir. Birçok ormancılık uygulamasının hidroekolojik sonuçları değerlendirilmiş, bunun sonucunda su kaynakları ve ormanların korunması ve geliştirilmesi ile ilgili oldukça sağlam temellere dayalı yasal düzenlemeler yapılmıştır.
Türkiye’de ise ekolojik koşullarına yakın bölgelerde, örneğin Avrupa veya Akdeniz havzasında, bu konuda yeterince araştırma yapılmamış olması önemli bir sorun olarak görülmektedir. Ormanlar, su üretimi ve bununla çok yakından ilgili olan toprak koruması bakımından en etkin araç olarak görülmektedir.
Saha havzasının ormanlık alan yüzdesinin yeterli düzeyde olmaması birçok sorunu da beraberinde getirmektedir. Yağışın az olduğu yıllarda kuraklığın daha şiddetli gözlemlenmesi veya akış rejiminde ve su kalitesinde görülen bozukluklar olabilecektir. Bu durum; havza projelerinde toprak ve su koruma başta olmak üzere ekolojik risklerin, özellikle orman ekosistemlerinin üzerinde önemle durmayı, hatta planlamayı bunun üzerine oturtmak gereğini ortaya koymaktadır.
Şu anda nehir su rejimi burada düzenli gibi görünse de; Bu olgu, sürdürülebilir bir planlama yapısının sağlanabilmesi için de gereklidir. Türkiye’de, uzun dönemli hidro-ekolojik araştırmaların yeterli düzeyde yapılmıyor olması sadece uygulamalarda ve yasal yönden sorunlar yaşanmasına değil, aynı zamanda iklim değişimi gibi antropojenik olumsuzlukların etkilerinin değerlendirilmesi bakımından da belirsizlikler doğurmaktadır.
Doğa Krallığının tüm güzellikleri somutlaştırdığı bu sahada, iklim değişiminin ülkede ortaya çıkaracağı hidro-ekolojik değişimler büyük oranda belirsizliğini korumaktadır. Havza planlamanın mantığı deneysel çalışma sonuçlarını uygulama havzalarına genişletmektir, ancak bu konuda yeterince veri sağlanamadığı için yapılan ve yapılmakta olan projelerde belirsizlik önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.
Cam göbeği suların saltanatının devam ettiği karstik bölgede orman ekosistemlerinin su üretimi miktarı, kalitesi ve rejimi korunmasına bağlıdır. Plansız arazi kullanımı doğal döngüyü ve su üretimini olumsuz bir yönde etkilemektedir. Ucuz içilebilir ve kullanılabilir su üretimi ile canlı çeşitliliğinin korunması ve geliştirilmesi sahanın doğal dengesini korumakla olanaklıdır.
Doğa sistemleri sahada sınırlı tarım yapılmasına olanak tanır. Burada, orman ekosistemleri ağırlıklıdır. Yağışlardan oluşan sular yüzeysel, yüzey altı ve taban suyu akışları şeklinde dereleri beslemektedir. Bu akışlardan hidrolojide en arzu edileni taban suyu akışlarıdır. Çünkü taban suyu ile beslenen akarsuların suları kaliteli ve düzenlidir.
Saha orman ekosistemleri ağaç ve ağaççıkları ile bunların dal ve yaprakları gibi döküntülerinden oluşan süngerimsi yapıdaki ölü örtüsü ile birlikte taban suyu akışlarına neden olmakta ve erozyonu önlemektedir. Bunun için buradaki ormanlık havzalarındaki akarsuların suları kaliteli ve rejimleri düzenlidir.
Tarih boyunca, yasam sürecinin vazgeçilmez bir parçası olan su, antik dönemlerden bu yana insanoğlunun her türlü biyolojik, psikolojik ve fiziksel ihtiyaçlarını gidermesinde etkin rol oynamış, bu sayede yaşam ve yaşam çevresine etki ve katkısını kesintisiz olarak sürdürmüştür.
Oysa orman ekosistemlerine daha planlı müdahaleler ile akarsuların kalite ve rejimlerini bozmamak suretiyle aynı miktardaki yağışlardan daha fazla miktarda su üretmek mümkündür. Bozulan ve tahribata uğramış alanlarda ağaçlandırma çalışmalarında sahanın yağış rejimi dikkate alınarak iğne yapraklı ağaç türleri yerine yapraklı ağaçlar ve bunların da daha az su tüketen sığ köklü türler ile yapılması, baltalık ormanlarının korunması veya ölü örtüyü tahrip etmeden boşluklu koru ormanlarının oluşturulmasıdır.
Buradaki ormanlar kuşkusuz su ve toprak kaynaklarının planlanmasında ve sürdürülebilir olarak kullanılmasında büyük öneme sahiptir. Ayrıca bu havzadaki hidrolojik yapının sağlıklı ve düzenli işlemesi için belli oranda ormanla kaplı olması gerekmektedir.
Köprüçay Nehri’nde yaşayan birçok balık türü vardır. Nehir ekosisteminden göl ekosistemine geçilmediği sürece, nehir ekosistemine alışık olan balık türleri için olumsuz bir durum yaşanmayacak. Daha önce nehir ekosistemi içinde yaşamını sürdüren birçok balık artık günümüzde fazla gözlemlenmiyor, bu nedenle Köprüçay Havzası risk altındadır.
Antik çağlarda kentlerin yer seçim kararlarını belirleyen en önemli unsur olan su zaman içinde gelişen din ve inanç kavramlarıyla birlikte, bereket ve bolluğun simgesi haline gelmiş ve insanoğlu için varoluş sebebi haline gelen kutsal bir kavram olmuştur. Bu noktada yaşamın temelinde var olan suyun, yaşam süreci içerisinde insanoğlunun bilgi ve becerisinin gelişmesiyle birlikte kullanım sekli çeşitlenmiş, kullanım alanı daha da genişlemiştir.
Antalya Su Havzası Türkiye’de bulunan en verimli su kaynaklarına sahip su havzalarından bir tanesidir. Bölgede yaşam süreci antik dönemlerde başlamış, günümüze kadar devam etmiştir. Antalya Kenti’nin tarihsel sürecine bakıldığında, yaşama alanı olarak kesintisiz olarak kullanılmaktadır.
Dağ veya tepelerle sınırlanmış akarsu havzası ve onun kollarının drenaj alanlarının oluşturduğu alan burada kendisini göstermektedir, bu alan içindeki tüm unsurlar birbirine bağlı bir sistem oluşturmakta ve aynı zamanda hidrolojik döngünün de bir parçası halindedir.
Havza, doğal sınırları içinde, iklim, jeoloji, topografya, topraklar, flora ve faunanın havza suları ile etkileşim içinde olduğu, bu faktörlerden herhangi birinde doğal olarak ya da insan etkisiyle meydana gelecek bir değişikliğin, diğer faktörleri ve havzanın tümünü etkilediği bir birim oluşturmaktadır.
Köprülü Nehrinin bu sahadaki akarsu havzası fiziksel bir birim olarak, iklim ve bitki bölgeleri gibi diğer doğal bölgelerle de bütünlük göstermektedir. Bu özelikleri ile havza, doğal sınırları içinde bir ekosistem oluşturmaktadır.
Alan Havzası’nın topografik, coğrafi, iklimsel ve hidrolojik sistemi Antalya Havzası’nın genel topografik yapısını, güneyde dik yamaçlarla kesilen Akdeniz ve kuzeyinde ona koşut uzanan Toroslar belirlemektedir. Saha alanının da dahil olduğu Antalya Kenti’nin batısı genel adıyla Tekeli Platosu, doğusu ise Taşeli Platosu olarak adlandırılır.
Dağlar bu iki plato arasında sık sık yükselerek 2500 metrenin üzerine çıkarlar. Platolar dağların bu özellikleri nedeniyle dağınık ve bozuk bir yapı gösterirler. Antalya Ovası ise iki platonun kesiştiği körfezin kuzeyinde bir alüvyon ovasıdır.
1973'te kurulan Köprülü Kanyon Milli Parkında Köprüçay nehri, ovaya gelince ünlü Aspendos Antik Kenti'nin önünden geçerek denize dökülür. Su, hayatın devam etmesi için tüm canlılar ve insanoğlu için temel yaşam kaynağıdır. Halk kültürünün temel miraslarından birisi de su kültürüdür.
Su; şehirler, ülkeler ve kıtalar arasında yol alırken akıp geçtiği yerlerdeki kültürleri, insanları ve medeniyetleri birbirine taşır ve yakınlaştırır. İnsanoğlu suları vadilerden geçirmek için su kemerleri ve kanallar, suyun basıncını dengelemek için su terazileri, düzenli dağıtım için maksemler, suyu biriktirmek için havuzlar, kuyular, sarnıçlar ve bentler inşa etmişlerdir.
Suya olan sevgiyi, saygıyı ve ona verilen kutsallığı Anadolu’nun birçok yerinde ortaya çıkan kalıntılardan anlamak mümkün. Yol kenarlarına yapılmış çeşmelerde de görülebilir, ince işlemeli bir ibriğin, bakracın, tasın, tabağın üzerinde, bir maşrapanın kulpunda bile görmek mümkündür.
Su hangi eşyaya dokunsa o eşya bile değerli görülmüş. Suyu bütün canlıların temel ihtiyacı olarak bilmek, ortak bir değer olarak görmek ne kadar güzelse, paylaşmak da o kadar güzel kabul edilmiştir. Anadolu Toprakları üstünde, son 4000 yıl boyunca gerçekleştirilmiş olan su mühendisliği eserleri, Türkiye’yi tarihi su yapıları açısından dünyanın en zengin ve ilgi çekici Açıkhava müzelerinden biri yapmaktadır.
Su; insanlık tarihi boyunca hayatın merkezinde bulunmuş, insanların hayatlarını sürdürebilmeleri için en temel ihtiyaç maddesi olagelmiştir. Şehirler su kenarlarına kurulmuş, su için savaşlar yapılmış, politikalar belirlenmiş ve savaş stratejileri hazırlanmıştır.
İlk kentleşme ve devletin çekirdeğini oluşturacak örgütlenmeler, öncelikle nehir boylarında ve deniz kenarlarında yerleşmiş halklar arasında görülmüştür. Büyük şehirlerin ihtiyaçlarını karşılama, hızlı bir taşıma aracı olan gemilerden faydalanma düşüncesi, insanların su kıyılarında yerleşmelerinde en büyük etken olmuştur.
Yerleşik hayata geçmiş toplumlar için suya olan ihtiyaç güncelliğini devamlı korumuş ve her zaman insan hayatının vazgeçilemez ihtiyacı olmuştur. Su, çok tanrılı dinlerde kutsal sayılmıştır. Hayatın devamı için su, bütün canlıların ihtiyaç duyduğu en temel maddedir.
Son 5000 yıldan kalan ve bazıları hâlâ işlevini sürdüren borular, kanallar, tüneller, ters sifonlar, su kemerleri, hazneler, sarnıçlar, barajlar gibi su yapılarının kalıntıları, insanların hidrolik uygarlığının bileşenlerini oluşturmaktadır.
Burada safariye çıkmak sonsuzluğun simgesi gibidir. Yön duygusu yok, yol yok, nerden başlayıp nerde bitirdiğini anlamak bazen olanaklı olmaz. Burada Güneş dünyanın hiçbir yerinde bu kadar güzel doğup, bu kadar güzel batmıyor. O an yaşanılan duygular 29 harf ile ne kadar anlatılabilirse o kadarı anlatılır. Ama güneş ile beraber sen de hayata doğuyormuşsun gibi oluyor.
Yeniden başlıyorsun ve olduğun yaşa kadar ki süreci hiç yaşamamışsın gibi. Doğa tüm seslerini fısıldıyor, elinde avucunda ne varsa tüm cömertliği ile sana sunuyor ve sen de o duruluk, çıplaklık karşısında bir kere daha hayran kalıyorsun ağaca, güneşe, toprağa, hayvanlara!
Burada geçmiş bin yıl öncesinde aslanın gözlerindeki gerçek asalet vardı. Ne yazık ki insanın hoyratsızlığı, düşüncesizliği, doğaya verdiği zarar ile tüm sahadaki bu değerli varlıklar artık bugün yoktur.
Burada suyun büyülü destansı gücü karşısında susmak bir cüsse işi olmalıdır. Sığ suları en hafif rüzgârlar bile coşturabiliyor, derin denizleri ise ancak derin sevdalar, büyük rüzgarlar! Anlarsınız ki derin ve esrarengiz olan her şey susuyor ve anlarsınız ki susan her şey derin ve heybetlidir.
Buradaki tatlı su sistemlerinde araknidlerin en önemli grubunu oluşturan su keneleri, parlak ve göz alıcı renkleri, değişken morfolojik yapıları ve 0,2–10 mm arasında değişen büyüklükleri ile sucul ekosistemlerin önemli faunal gruplarındandır.
Su kenesi türleri mezosaprobik ortamlardan daha yukarı derecelerdeki kirlenmiş ortamlarda bulunmadıklarından, yüksek dağ sularının gösterge türleri olarak da değerlendirilebilir. Su kaynaklarında yapılan her türlü insani müdahalelerden önemli oranda etkilenirler.
Ayrıca yüksek dağ suları türleri su kaynakları için gösterge olarak kullanılabilir. Bu türler sadece dar sınırlar içinde yaşarlar. Çoğunlukla sucul flora üzerinde parazitik olarak yaşayan türler, larval evrelerinde diğer su omurgasızları ve hatta omurgalılar üzerinde de parazit olarak bulunduklarından, biyolojik mücadele aracı  olarak da kullanılmaktadırlar.  Su keneleri 8 üst familya içinde, 50’den fazla familya, 400 üzerinde cins ve yaklaşık 6000 tür barındırmaktadır. 
Orta Akdeniz havzasının en önemli akarsularından olan Köprüçay Irmağı Isparta İli Aksu İlçesi sınırlarında bulunan, 1480 m rakımlı Sorkun Yaylası’ndan doğar ve Antalya ili Serik ilçesinden denize dökülür. Akarsuyun üst havzalarında düşük yoğunluklu olan tarımsal kirlilik kaynakları alt havzalarda artmakta, Köprülü Kanyon kesiminde özellikle yaz aylarında yoğun turizm etkilerine maruz kalmaktadır.
Akarsu üzerinde önemli bir baraj yoktur ve akarsu büyük oranda tarımsal sulama amaçlı kullanılmaktadır. Türkiye’nin en önemli karstik bölgelerinden birinde yer alan ve Batı Akdeniz Bölgesi’nin önemli akarsularından biri olan Köprüçay Irmağı ve kollarında yayılış gösteren su kenesi faunası halen varlığını sürdürüyor.
İnsanın dünyadaki varlığının ne zaman başladığı tam olarak bilinmese de ancak, insanın faaliyetleri ile yeryüzünün doğal yapısını gün geçtikçe daha fazla bozmakta olduğu çok iyi bilinen bir gerçektir. Artık, insanoğlu, giderek artan bu bozulmanın, doğal hayatın, dolayısıyla kendisinin yeryüzündeki varlığını tehlikeye sokmasından korkmaktadır.
Yeni bir bin yılın başında insanlığın karşı karşıya olduğu en büyük tehlike, yakın bir gelecekteki baskısı, yüz yüze olunan ekonomik iyileştirme, sosyal barış ve psikolojik sorunlara oranla çok daha fazla olacak olan, bozulma ve dengesizliğe karşı işlevlerini yerine getirmede yolundan alı konan biyosferin, yani dünyamızın canlı dokusunun korunması problemidir.
Doğa koruma düşüncesi ne bir lüks ne de geçmişe özlem duyma rüyasıdır. Aksine, toplumların gelişmesine dayanak olabilen ve bu yüzden de uzun dönemde insan soyunun varlığını sürdürebilmesi için kaçınılmaz olan bir gerekliliktir. Bu nedenle insanın yaşadığı ve çalıştığı, yani faaliyette bulunduğu her yerde kendi neslini güvence altına alabilmesi, doğayı korumasına bağlıdır.
Eski uygarlıkların çöküşüne çevre kirliliğinin yol açtığı görülmüştür. Çevredeki bozulmanın temelinde tüketim olgusu önemli bir yer tutmaktadır. Genel anlamı içinde günümüzde yaşanan çevre sorunları, üretimin ve dolayısıyla tüketimin dışa vurmuş bir sonucu olarak görülebilir.
Önceleri, kaynakların hızla tükendiğinin farkına varamayan insanlar, günümüzde; kaynakların azalması, ihtiyaçların artması ve çevre sorunlarının giderek daha da yoğunluk kazanarak artması gibi üçlü bir kıskacın içine girmiştir. İnsanları bu ortak noktaya getiren ideoloji, ilerleme ideolojisidir.
Buna bağlı olarak, çevre sorunlarının temel nedenleri veya temel etkenlerinin neler olabileceği sorusuna verilebilecek yanıtlar; insanların ekosistem konusundaki bilinçlerinin yetersizliği, kullanılan teknolojilerin, ekosistemlerin kendini yenileyebilme yeteneğine uygun olmayışı ve bireysel ve toplumsal ölçekteki kullanılan sosyo-ekonomik kalkınma süreçlerinin, ekosistemlerin kendini yenileyebilmesine izin vermeyecek biçimde kullanılmasıdır.
Çevreyi oluşturan öğeler arasındaki ilişki ve etkileşimleri anlamadan çevreyi ve çevre sorunlarını kavramak, çevreyi korumak ve bu sorunlara çözüm üretmek olası değildir. Bu nedenle, önce çevreyi oluşturan öğeler arasındaki karşılıklı ilişkilerin ve bunların oluşturduğu doğal sistemlerin kavranması gerekir.
Bu belgesel filmimizle, belirli çevre sorunlarının neden ve sonuçları ile çevre korunma önlemlerinin ele alınması yerine, temel çevre sorunlarının kavranması için belirli olgulara dikkat çekilerek, rasyonel düşüncenin desteklediği bir çevre bilincinin oluşturulması amaçlanmıştır.
---------------------------------------------
Kamera/Metin Yazım : Mehmet SÖKMEN
Seslendirme : Rüksan Atak SÖKMEN
Çekim Tarihi : 20.01.2020
Prodüksiyon Yapım Tarihi: 19.02.2020
Video Prodüksiyon Yapım, Yayın Ve Yönetmeni: Mehmet SÖKMEN - 0532 525 84 93
web: www.mehmetsokmen.tv
         www.youtube.com/mehmetsokmen1

Bu haber 32 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Gezi Notlarımız

Kaymakamlar Gezi Evi- Safranbolu

Kaymakamlar Gezi Evi- Safranbolu Kaymakamlar Evi 18 ve 19.yüzyıl Türk toplumunun geçmişini, kültürünü ve yaşama biçimi ile teknolojisini yansıtan Sa...

Korsan Koyu-Gelidonya Feneri Sahası Doğa Krallığında Kaplanların Geçmiş Bin Yıldaki İzleri

Korsan Koyu-Gelidonya Feneri Sahası Doğa Krallığında Kaplanların Geçmiş Bin Yıldaki İzleri Bizimle birlikte genç ve yaşlı aşkların destansı tüm güzelliklerini barındıran ve geçmiş bin yılda kapların ağaçlar...

Contributor

HAVA DURUMU


Google Translate

Mehmet SÖKMEN - 05325258493 Bu web sitesindeki tüm videoların linklerini adımızı göstererek kullanabilirsiniz ISBN: 978-605-88104-0-2
RSS Kaynağı |