http://www.mehmetsokmen.tv/videolar/ Kapıkaya Antik Kenti Yerleşimi - Isparta - Mehmet SÖKMEN Tv - Video Prodüksiyon - Antalya
ANASAYFA VİDEOLAR ANKETLER RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

BU KANALI DESTEKLE

Kapıkaya Antik Kenti Yerleşimi -  Isparta

Kapıkaya Antik Kenti Yerleşimi - Isparta

Tarih 14 Şubat 2020, 16:04 Editör Mehmet SÖKMEN

Çetin doğa koşullarının hüküm sürdüğü ve geçmiş yaşam izlerinde Kapıkaya Antik Kentinin bugüne değin ayakta duran yapı sistemlerinin halen nasıl sağlam durduğu ve günümüze geldiğinin sırrını araştırmada

ISBN 978-605-88104-0-2
Kapıkaya Antik Kenti Yerleşimi -  Isparta
Çetin doğa koşullarının hüküm sürdüğü ve geçmiş yaşam izlerinde Kapıkaya Antik Kentinin bugüne değin ayakta duran yapı sistemlerinin halen nasıl sağlam durduğu ve günümüze geldiğinin sırrını araştırmada ve devasa tonluk sütunların nasıl kusursuz işlendiği ve ayakta durabildiğinin gizli sırlarını öğrenmek için bizimle birlikte tarihin derinliğine yolculuğa çıkın.



Kapıkaya Mevkii, Isparta merkeze bağlı Güneyce Köyü’nün kuş uçumu 4 km güneydoğusunda yer almaktadır. Kent ilk kez 1842 yılında Julius August Schönborn tarafından ziyaret edilmiştir. Kentin yerleşim alanında ilk olarak Sagalassos yüzey araştırması ekibince kapsamlı tanımlamalar ve Kuzey Pisidia Yüzey Araştırması ekibi tarafından da haritalandırma yapılmıştır.
Kapıkaya’nın çok zorlu bir coğrafyaya sahip ve Kentin yapılaşması çok geniş alana dağılmıştır. Erken İmparatorluk Dönemi ve Geç Antik Dönem’e ait kentin güneyindeki teraslar ile güneybatıda vadi içindeki kente bağlı sur dışı yerleşmesi Kapıkaya Antik kentini Sandalion ve Prostanna ile bağlantıyı sağlayan yolların seyri burada olasıdır.
Yerleşim alanındaki kapsamlı çalışmalar halen Süleyman Demirel Üniversitesi arkeoloji Bölümü tarafından yürütülmektedir. Ancak yapılan çalışmalar, kentin sadece agora ve nekropolisindeki iyi korunmuş yapılar ve kentin güney savunma duvarlarını kapsamaktadır.
Kentin içme suyunu sağlayan bazı yeni kaynaklara rastlansa da ancak kentin su ihtiyacını karşılayan asıl kaynaklarının nerede olduğu henüz bilinmemektedir.
Pamphylia ovasına hâkim bir konumda bulunan kent, hemen karşısındaki Sandalion Kalesi bugünkü Ağlasun İlçesi, Harmancık Köyü ile birlikte, güneyden gelip Pisidia’nın içlerine ilerleyen yol ağının güvenlik ve kontrolünü sağlamak amacıyla, yükseltisi 1700 metreye kadar ulaşan doğu-batı uzantılı bir dağ silsilesinin güney yamacına kurulmuştur.
Kentte antik dönemde yoğun bir teras tarımının yapıldığı kentin güneyindeki ve batısındaki taraça sistemi vasıtasıyla anlaşılmaktadır. Günümüzde ormanlık alan içinde kalmış bu taraçalandırmada düzenli dar yollar ve çok eğimli arazide boğazlar kademeli olarak set çekilerek kapatılmış ve aşağı doğru kademelendirmeyle eğim yumuşatılarak tarıma uygun hale getirilmiş, böylelikle taşkın ve erozyonun da önüne geçilmiştir.
Kentin doğusundaki açık alanda kullanılan bu sistem modern onarımlarla halen devam ettiriliyor. Modern teraslarda kullanılan küçük toplama taşların aksine genelde yarı işlenmiş büyük taşlarla daha özenli yapılmış teraslar antik ve modern teraslar arasındaki farkı tanımlıyor.
Roma Dönemi keramiğine rastlanması ile kentin doğusundaki bu geniş alanın çok uzun süre kentin en yakın yerden gıda ihtiyacını karşılayacağı tarım alanı olmasını ve bu alanın tek elden planlanmış olmasını gerektirir.
Kapıkaya’nın oldukça zor erişilebilir bir yerde olması, tarım yapılabilecek nitelikte yeterli alanın azlığı, yakın çevredeki mevcut tarım alanının özenle korunmasını gerektirmekteydi. Bu nedenle adeta abartılı gibi görünen teras sistemi, bu alanın kent açısından hayati bir öneme sahip olduğunu göstermektedir.
Kuzeyinde bulunan sarp kayalıklar ise doğal bir koruma sağlamaktadır. Topografyanın teraslar halinde düzenleniş biçimi ve belli başlı yapıların duvar stilleri kentteki iskânın MÖ 1. yüzyıldan öncesine gittiğine işaret etmektedir.
Kentte agora, bouleuterion ve market binası gibi kamu yapıları bulunmaktadır. Kentin kalbi olarak nitelendirilen agora, yerleşim alanının en büyük düzlük bölümündedir. Bu düzlüğün günümüzde de yerli halk tarafından “Pazar Yeri” olarak antik dönemdeki adıyla anılmaya devam ediyor olması oldukça ilginçtir.
Kentteki stoanın doğusunda birbirine bitişik yapılmış dört dükkân yer alır. Agoranın kuzeybatı köşesinde ise düzensiz planlı bir bouleuterion vardır. Kuzeyi açık bırakılmış olan bouleterion üç oturma sırasına sahiptir.
Agoranın kuzeyinde, yamaçlarda kamusal ve dinsel amaçlı kullanılmış yapılar yer alır. Bu yapılar arasında, ulaşımı basamaklı bir sokakla sağlanan yapı, dinsel amaçla kullanılmış olmalıdır.
Agoranın kuzeyinde iyi korunmuş bir zeytinyağı atölyesi bulunur. Kentte tespit edilen bir diğer zeytinyağı atölyesi ise agoranın kuş uçumu 450 metre güneyindedir. Bu tarım teraslarının çevresi Geç Antik Dönem’de iskân alanı olarak kullanılmıştır. Ayrıca, bu iskân sahası içerisinde bir de orta büyüklükte, iyi korunmuş kilise bulunur.
Güney yamaçlardaki bu iskân sahasının 300 m doğusunda günümüzde bile oldukça gür akan bir kaynak Antik Dönem'de bu alanın su ihtiyacının büyük bir bölümünü karşılamış olmalıdır. Bu kaynağın dışında, kentin bu bölümündeki konutların bulunduğu alanın önündeki düzlük kısımda, içerisinde halen su bulunan bir antik çeşme ve sarnıç bulunmaktadır.
Kent merkezinin batısında bulunan yamaçların nekropolis alanı olarak kullanıldığı buradaki mezar yapılarından anlaşılmaktadır. Nekropolis alanında en çok karşılaşılan mezar tipi ise ana kaya oyularak yapılan arcosolium mezarlardır.
Bunların dışında anıtsal boyutlu büyük mezarlar, lahit mezarlar ve lahitler için oluşturulmuş podyumlar da nekropolis alanında görülebilmektedir. Ayrıca, nekropolis alanında yarı işlenmiş lahit kapakları ve heykel torsoları da bulunmaktadır. Bu durum kentte yerel bir heykel atölyesinin de bulunduğunun kanıtları arasında gösterilmektedir.
Kentte tespit edilen altı kilisenin varlığı Geç Antik Dönem’de kentteki iskânın büyüklüğünü ve önemini ortaya koyar. Kentte tespit edilen altı kiliseden beşi kent içerisindedir. Diğer kilise ise kentin kuş uçuşu 800 metre kuzey doğusunda yer almaktadır.
Oldukça geniş bir alana yayılmış olan bu kilisenin inşasında kullanılan sütun ve metop parçaları, kilisenin bu alanda var olan bir tapınağın üzerine inşa edildiğini ve söz konusu parçaların ikincil kullanım evresine ait olduğunu göstermektedir
Kapıkaya Harabeleri aynı zamanda Güneyce Köyü sahasının popüler yürüyüş alanlarından biridir. Kartal yuvasını andıran bu sahanın doruklardaki karaçam ormanlarından oluşan 10-12 kilometrelik bir güzergâh muhteşem güzellikte görsel peyzajları ile insanı hayal alemine götürmeye yetiyor.
Ortalama 1450 rakımda doruklarda dağı andıran kayalar arasında saklanmış Kapıkaya Antik Kenti ve Yüzüklerin Efendisi film sahnelerini aratmayan bir görsel coğrafya sahası 360 derecelik görselliği ve derinliği olan panorama sunuyor.
Isparta’da Toroslar’ın kucağında, karaçam, ardıç ve sedir ağaçlarının çevrelediği sarp kayaların yamacındaki Kapıkaya harabeleri doğa sporu âşıklarına kucak açıyor. Doğanın binlerce yılda oluşturduğu kaya duvarları üzerinde farklı zorluk derecelerinde yeni rotalar açılmıştır.
Kapıkaya Antik alanında yapılara bakıldığında, M.Ö.330-30 arasında kurulmaya başlanan kentteki yapıların bir bölümü hala günümüze değin nasıl sağlam kalabildikleri sorusuna yanıt bulmak gerçekten çok zordur.
Ayrıca tonlarca ağırlıktaki blok yapı taşlarının dış bölümü olağan üstü güzellikte işlenmiş, taş işçiğinin şahikası yaratılmış ancak iç bölümüne fazla özen gösterilmemiştir. Yapıların bugüne değin tüm yıkıcı doğa koşullarına rağmen sağlam kalabilmesi, farklı yerlerine konan kilit taşları ile açıklanabilir. Ayrıca M.Ö.330 döneminde müteahhitken malzemeden çalmadığım için, yapılar hala ayaktadır!
M.Ö.330 lu yıllarda nasıl oluyor da yüksek matematik dili çözülmüştür ki, son derece hatasız mühendislik harikası bu yapılar inşa edilmiştir? Bu yapılarda kullanılan dev blok kayalar hangi tür malzeme kullanılarak biçim verilmiştir? Keski, murc ve benzeri el aletleri ile devasa sütunların işlenmesi, üzerindeki hatasız geometrik oyukların eşit şekilde dağıtımı ve parlatılması yapılabilir mi? Arkeologlar yanıt veremiyor!
Lahitlerin duvarlarındaki heykellerin olması da burada heykel okulu veya atölyesi olduğu anlamına gelebilir. Burada kelimeler sese dönüşerek dudaklardan çıkıp kulaklara ulaştığı an gibidir. Her zaman aynı hisle; doluluk var! Aktığı kaba sığmayan ve taşan su, derinlere ilerledikçe çok daha sıklaşan bir ormana bürünür.
Her döngüde yenilenen ve yinelenen Anadolu yarımadasının kucağı var. İnsanların binlerce yıldır her şeye inat yaşatmaya çalıştığı yaşamlarla ve hayatlarla dolu Anadolu. Binlerce yıldır, yüzlerce uygarlığa yatak olmuş, kucak olmuş bu topraklar, günü gelince yorgan gibi üstlerini de örtmüş.
Bugün insanlık çok acımasız olmuş, o güzelim hatıralara hiç acımıyor. Cehaletle yaratılan yoksulluk ve bir şeyler bulup satarım umuduyla son hızla devam eden kaçak kazıların cahil mimarları neleri kaybettiklerin farkına nasıl varsınlar ki?
İşte Kapıkaya’nın üstünü örten yorgan kaldırılırken, bir yandan yetersiz ödenekle yapılan yasal arkeolojik kazılar, diğer yandan büyük hırsla yapılan define arama türü kaçak kazılar! Evet, bu gizemli örtünün kaldırılması için yılların geçmesi gerekmişti, ama oralarda bir yerlerde açılmayı bekleyen örtüyü işaret eden, ok biçiminde bir kahverengi tabela bazen umuda ama çoğunlukla yıkıma işaret ediyor.
Kapıkaya yolunun ucunda, gelecek her türlü tehdidin önceden görülebileceği bir konumdadır, iki tarafı yüksek kayalıklarla çevrili antik kent, geçmiş dönemde bir kartal yuvası gibi güneyi gözlüyordu. İçine yüzlerce insanın sığabileceği devasa Kapıkaya Deliklitaş mağarası, tarım yapmaya uygun teraslar, içi hayvanlarla dolu karaçam, ardıç ve sedir ormanları, rahatlıkla tutulabilecek küçücük bir kapı şeklinde giriş ve bugün bile dudak uçuklatacak büyüklükte bir yerleşimi ortaya çıkarmaya yetecek bollukta kayalar halen canlıdır.
Sabırla işlenmiş ve biçim verilmiş, ağırlığı tonlara varan kaya parçaları üst üste konarak duvarlar yaratılmış, kentin amfi tiyatrosu günümüzde bile ayakta. Ölenlerin yakılan bedenlerinden geriye kalan külleri koymak için göze çarpan bölmeler olan ostotekler pürüzsüz kayaların içlerine ustalıkla oyulmuştur.
Bugün Kapıkaya adıyla bildiğimiz ve Helenistik dönemde inşa edilmeye başlandığı düşünülen kentin antik adı, zamanında burada yaşamış yüzlerce kavim olmasına, bugün eriştiğimiz teknolojik düzeye ve bilgi birikimine rağmen hala bilinmiyor ve gizemini koruyor.
Arkeolog ve tarihçilerin araştırmalarına göre bu bölgede bulunduğu anlaşılan, ama yeri tespit edilemeyen üç antik kent var: Sandalion, Minassos ya da Tityassos. Kapıkaya antik kentinin bunlardan biri olması muhtemel olabilse de kanıt teşkil etmiyor.
Bu belgesel filmimizin çekimlerini yaparken, ne zaman bir antik kent gördüğümüzde, yüzümüzde hep aynı şaşkınlık ifadesi belirir, zihnimize sayısız soru hücum eder. Neden burası seçilmiş? Bunca emek ne için harcanmış? Bu yaratma gücünü ortaya çıkaran güdüler neler? M.Ö.330 lu yıllarda bugünkü yaşadığımız teknoloji yokken nasıl oluyor da yüksek inşaat mühendisliği harikası bu yapılar inşa edilmiş ve forma sokulmuş?
Arkeologların, tarihçilerin klasikleşen yanıtları tatmin edici olmaktan çok uzaktır ve doyurucu gelmiyor. Saklanma, savunma ve beslenmenin büyük rol oynadığı doğrudur. Evet, ama bütün bir medeniyet yaratma sürecinin günlük telaşını merak etmeden duramıyoruz. Kapıkaya’da dolu dolu geçirdiğimiz zaman boyunca da etrafımıza hep bu gözle bakmaktan alamadık kendimizi.
Toroslar’ın ardındaki bu muhteşem coğrafyada Pisidia bölgesinin sınırları içerisinde kalan Isparta ve çevresinde Lidyalılar, Frigyalılar, Persler, Helenler, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular geniş iz bırakmış, Osmanlılar ise bunların eserlerine beleşten konmuş ve üzerine eklentiler yaparak yapıların orijinal konumunu bozarak üzerine tüy dikmiştir.
Tüm uygarlıklar geçmişten bugüne buradaki verimli ovaların ve su kaynağı bol dağların keyfini sürerken ovalık alanlara yerleşim yapıları inşa etmemiş, kayalık ve dağlık alanları mesken edinerek tarım alanlarına zarar vermeden korumuşlar. Hıristiyanlığın Anadolu’da inat ve sabırla yayılmaya çalışıldığı dönemlerde İsa’nın önemli havarilerinden Aziz Paul yöreyi üç defa ziyaret etmiştir.
Güneyce Kapıkaya antik sahasında Yörük yaşamı da hüküm sürmüştür. Bugün tüm Yörük dünyasının başını soktuğu, altında büyüdüğü, gölgesinde dinlendiği keçi kılından çadırları dokuyarak ustalığını icra ettiği yerlerde Aziz Paul, o dönemler henüz yazıya dökülerek kalıcı hale getirilememiş Hıristiyanlık öğretilerini belki de benzer çadırların altında fısıldayarak kulaktan kulağa yaydı.
Eğimli arazide yer alan kentin güney tarafı surla çevrili iken, kuzey tarafındaki yüksek bir kayalık sistemi doğal koruma sağlıyor. Hellenistik Dönemde kurulan kentin doğu ve batı yamacındaki yapılar teraslar oluşturularak yerleştirilmiştir.
Güneyindeki geniş düzlükte beş sıra oturma basamaklı at nalı biçimli toplantı alanı, doğusunda işlevi belli olmayan kentin en büyük binası ve haç planlı bazilika yer alır.
Kente batı yönünde girişte iki yandaki kayalara Sagalassos’da olduğu gibi kayaya oyulmuş nişler içinde ostotekler denilen kül kabı yapılmıştır. Ayrıca lahit mezarlar bölgesinde kentin güneybatısında açık hava tapınağı olabileceğini düşündüren basamaklarla çıkışı sağlanan doğal bir mağara bulunmaktadır.
Bir kaç tane lahit, kaya duvarlara işlenmiş “Buda” kabartmalarının çoğu defineciler tarafından bozulmuş ve kırılmıştır. Bunu engellemek için bir köy korucusu bölgenin güvenliğini sağlıyor. Fakat yapının çok uzun zaman önce yapıldığı düşünüldüğünde, o kadar büyük kayaların nasıl yontulduğunu üst üste nasıl konulduğunu anlamak çok güç ve sorular yanıtsız kalıyor.
Kapıkaya Antik Kentinde yaşayan insanların oldukça sosyal bir hayatları olduğu tiyatro alanını andıran yapılardan, evlerin birbirine olan yakınlığından anlaşılıyor. O kadar yamaç olmasına rağmen kentin bulunduğu yerin dümdüz olduğunu söylemeden geçmek olmaz.
Tapınak olabilecek yapı ve haç planlı bir şapel ile kentte lahit mezar ve kapak üzerine mezar sahibinin işlendiği iki adet lahit kapağı ve heykeller Isparta müzesine nakledilmiştir.
Kapıkaya antik kenti harabesine dağ yolundan gidiliyor. Yolların iyi olduğu söylenemez. Yürümeye başlayınca sizi dik sarp yamaçları olan büyük bir dağ karşılıyor. 3 km daha ilerlediğinizde sizi bir doğal kaynak olan çeşme karşılayacak. Çeşmenin olduğu yer kamp alanıdır.
Ayrıca kamp alanın hemen yanında bulunan yamaçta tırmanış denemeleri yapılıyor. Orada dinlenip buz gibi suyu içebilirsiniz. Kayaların arasından küçük bir kaç dönemeç yaptıktan sonra sizi Kapıkaya antik kenti uzaktan Antalya manzarası ile karşılıyor.
Antik kentin cephesi Güney yönündedir. Kuzey yönünde ise büyük ve sarp bir dağ bulunuyor. Yerleşim yeri oldukça güzel görseller sunuyor. Pamphylia ovasına hâkim bir alanda bulunan kent, hemen karşısındaki Sandalion Kalesi ile birlikte, güneyden gelip Pisidia’nın içlerine ilerleyen yol ağının güvenlik ve kontrolünü sağlar.
Market binasının karşısında bir stoa, doğusunda ise birbirine bitişik yapılmış dört dükkân bulunmaktadır. Agoranın kuzeyinde yamaçlarda ise kamusal ve dinsel amaçlı kullanılmış yapılar vardır.
Nekropolis alanında ana kayaya oyularak yapılan niş biçimli ve cephesi kemerli mezarların yanı sıra anıtsal boyutlu büyük mezarlar, lahit mezarlar ve lahitler için oluşturulmuş podyumlar da nekropolis alanında görülebilmektedir. Kentte tespit edilen altı kilisenin varlığı ise Geç Antik Dönem’de kentteki iskânın büyüklüğünü ve önemini ortaya koyar.
Kapıkaya Ulutepe eteklerinden kentin agorası bölümünde kentin kısmen ayakta duran büyük kamusal yapılarının bazılarında duvarlar düz bir doğrultu izlemezken, dikey doğrultuda da mevcut seyir izleniyor. Düz doğrultu izlemeyen bazı büyük duvarlar ise ancak deprem sonucu nedniyledir.
Kentin doğusunda, Ulutepe yamaçlarında, agoraya çok uzakta olmayan teraslarda yapılmış bazı evlerin içlerinde büyük kaya kütleleri bulunuyor. Bu kaya kütleleri dağdan kopan parçalara ait olup bunlardan biri halen kentin kuruluş dönemlerine ait bir kapı eşiği üzerinde bulunmaktadır.
Bu yapının yakın çevresinde ise Geç Antik Dönem’e ait büyük kaplara ait keramik parçalarına rastlanmıştır. Buradan yola çıkarak kentin doğusundaki yamaçların Geç Antik Dönem’e dek kullanıldığı söylenebilir.
Kapıkaya ve Sagalassos’un birbirine yakın ve aynı doğrultuda olması nedeniyle kentte yaşanan depremin tıpkı Sagalassos’taki gibi iskân açısından kentin en azından belli bölgelerini kullanılamaz hale getirdiğini göstermektedir.
Günümüzde izlenemeyen ve zarar gören yapıların büyük çoğunluğunun Roma İmparatorluk Dönemi yapıları olması kentin kuzeyinde yapılan iki kilise ve kamusal alan içindeki bir baptisterium da muhtemelen bu deprem öncesi inşa edilmiş olmaları, mevcut depremin daha geç bir dönemde gerçekleşmiş olduğunu göstermektedir.
Kapıkaya’da merkezi yerleşme dışında bulunan ve doğrudan deprem tehdidi dışında kalan diğer üç kilisenin ne zamandan itibaren varlığını sürdürdüğünü tespit etmek ancak kazı çalışmalarıyla mümkün olacaktır.
Kapıkaya Antik Kenti yerleşim sahasının görünen haliyle kesintisiz olarak küçük bir alanda yoğunlaştığı söylenebilir. Agora dışında kamusal yapılar kentin kuzeyindedir, ancak agoranın batısındaki teraslara yapılmış yapıların da konut olmaktan ziyade kamusal nitelikli yapılar olması kuvvetle muhtemeldir.
Kentin prestijli özel mekânlarının bulunduğu agoranın doğusundaki yamaçlara yapılmış evler yapım tekniği, kullanılan malzemenin özenli işçiliğiyle kentin takriben 300 m güneybatısında başlayan yerleşim yerindeki yapılardan ayrılır.
Kentin güneybatısındaki yapıların bazılarında harç kullanılmış ve bu yapıların iskân amacıyla yapıldığı, evlerin iki veya daha fazla bölümlerden oluştuğu, Erken İmparatorluk Döneminden Geç Antik Dönem’e dek kullanılmıştır.
Ancak genel olarak evlerin mütevazı büyüklükte olduğu, göze çarpacak büyüklüğe sahip evlerin olmadığı söylenebilir. Evlerin çoğunun duvarları en az iki sıra izlenebilmektedir ve çoğunun kapı eşikleri in situ durumundadır. Kentin batı eteklerinde kurulmuş bu yerleşim alanını tarım sahası başlangıcında sona ermektedir.
Buradaki bazı evlerin girişlerinin önünde küçük bir açık alan vardır. Söz konusu alanlar muhtemelen avlu işlevi görmektedir ve etrafı geçici malzeme ile sınırlandırılmış olmalıdır. Kentin güneybatısındaki tüm yapıların bulunduğu alanda iki doğal kaynak bulunmaktadır. Bunlardan biri, küçük bir çeşme tarzında biçimlendirilmiştir, diğeri ise büyükçe bir ana kayanın altında olup çıkan suyun bir hazne içinde korunması amacıyla etrafı duvarla çevrilmiştir.
Kentin kuzeybatısından Sandalion yönüne giden yol üzerinde bulunan ve günümüzde modern tarım sahası olarak kullanılan vadinin üst kısmındaki modern çeşmenin yakınlarında da bir antik su kaynağının olması muhtemeldir.
Kentte bazı mezarların kent içinde ve yerleşim sahası kenarlarına niş tarzında düz kaya yüzeyine yapılmış arkosol mezarlardan oluştuğu bilinmektedir. Bu mezarlardan ikisinin önünde zeminin düzleştirilmesiyle ve kaya yüzeyindeki hatıl delikleriyle bir platform oluşturulmuştur.
Kentin kuzeybatısındaki gözetleme kulesinin altından başlayan ve antik yola kadar uzanan nekropol sahasında ise yerli kayanın biçimlendirilmesi ve teraslar oluşturmak suretiyle kademeli olarak yükseltilmiş bir alanda lahitler ve podyumlu mezar yapıları bulunmaktaydı.
Günümüzde ağaçlık alan içinde kalmış olan kuzeybatı nekropolündeki bazı mezar yapıları Antik Dönem’de agoradan rahatça görülebilmekteydi. Yerel taştan kabaca yarı işlenmiş figürlü lahit kapakları ve bazı torsolar, heykellerin MS 2.-3. yy.’da Kapıkaya’da üretildiğine işaret etmektedir.
Kapıkaya Antik Kentinin kuzeybatısındaki dağ yamacında 105 m derinlikteki Karadelikli Mağarası’nda ve çevresinde yapılan araştırmalar sonucu mağaranın Tunç Çağı’ndan Geç Antik Dönem’e dek kullanıldığı kesinlik kazanmıştır.
Mağaranın hem kült yeri hem de sığınma yeri olarak kullanılmış olması muhtemeldir. Keçiayağı tepesi eteğinden mağaraya giden yoldaki ana kayaya oyulmuş basamaklar ise Hellenistik Dönem’de yapılmış olmalıdır.
---------------------------------------------
Kamera/Metin Yazım : Mehmet SÖKMEN
Seslendirme : Rüksan Atak SÖKMEN
Çekim Tarihi : 02.00.2020
Prodüksiyon Yapım Tarihi: 11.02.2020
Video Prodüksiyon Yapım, Yayın Ve Yönetmeni: Mehmet SÖKMEN - 0532 525 84 93
web: www.mehmetsokmen.tv
         www.youtube.com/mehmetsokmen1

Bu haber 34 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Gezi Notlarımız

Kaymakamlar Gezi Evi- Safranbolu

Kaymakamlar Gezi Evi- Safranbolu Kaymakamlar Evi 18 ve 19.yüzyıl Türk toplumunun geçmişini, kültürünü ve yaşama biçimi ile teknolojisini yansıtan Sa...

Korsan Koyu-Gelidonya Feneri Sahası Doğa Krallığında Kaplanların Geçmiş Bin Yıldaki İzleri

Korsan Koyu-Gelidonya Feneri Sahası Doğa Krallığında Kaplanların Geçmiş Bin Yıldaki İzleri Bizimle birlikte genç ve yaşlı aşkların destansı tüm güzelliklerini barındıran ve geçmiş bin yılda kapların ağaçlar...

Contributor

HAVA DURUMU


Google Translate

Mehmet SÖKMEN - 05325258493 Bu web sitesindeki tüm videoların linklerini adımızı göstererek kullanabilirsiniz ISBN: 978-605-88104-0-2
RSS Kaynağı |