http://www.mehmetsokmen.tv/videolar/ Limyra Antik Su Kenti - Tanrıçaların Yıkandığı Saklı Sular Sahası - Finike - Mehmet SÖKMEN Tv - Video Prodüksiyon - Antalya
ANASAYFA VİDEOLAR ANKETLER RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

BU KANALI DESTEKLE

Limyra Antik Su Kenti - Tanrıçaların Yıkandığı Saklı Sular Sahası - Finike

Limyra Antik Su Kenti - Tanrıçaların Yıkandığı Saklı Sular Sahası - Finike

Tarih 14 Nisan 2019, 09:23 Editör Mehmet SÖKMEN

Limyra Antik Su Kenti - Tanrıçaların Yıkandığı Saklı Sular Sahası - Finike

ISBN 978-605-88104-0-2
Limyra Antik Su Kenti - Tanrıçaların Yıkandığı Saklı Sular Sahası - Finike
Limyra Antik Kenti’nde Ptolemaion Anıtının bugünkü durumu hala heybetlidir, o dönem yapılan inşaat mühendisliğinin muhteşemliği karşısında günümüz mühendisliğine nazire yapmaktadır. Bugünkü mühendisliğin inşa ettiği yapılar en ufak depremde bile zarar görmektedir. Ptolemaion Anıtının bugünkü antik döşeme üzerinde akan sular geçmiş bin yılın tarihinin türkülü sesini haykırıyor.



Tatlı su kaynaklarının verdiği esinti ve kudretli kuleleri ve güçlü tahkim duvarı ile Tocak Dağı’na sırtını vermiş görkemli kale ve yapılar, Limyra’nın o zamanki hükümdarının önem ve gücünü yansıtan bir belgedir.
Mistik tanrıçalarının yıkandığı Limyra Ören yerinde bizimle tarihin derinliklerine yolculuğa çıkın. Hestia’nın Ateşinin dayanamayıp söndüğü yerdir burası. Ateş Tanrıçası Bakire Hestia Limyra topraklarının sulak, bereketli ve gizemli bölgesindeki muhteşem doğasına geldiğinde hayli ısınmıştı! Yeşil ve mavinin bin bir tonlarının Toçak Dağının kaya krallığıyla dansında suyun büyülü renk oyunları karşısında önce gözlerini ovuşturdu ve tekrar baktı, bir türlü inanamadı, ama gördüğü manzara muhteşem güzel ve doğruydu.  Cezalandırıcı ateşi Limyra sularında işe yaramadı ve söndü.
Demeter – Bereket Tanrıçası ve Eleusis Gizemlerinin hüküm sürdüğü Anadolu’nun güzelliklerinde Limyra sulak öreninde rağbet görmedi bile. Yolun alt kısmında çok sayıdaki büyük sütun başları sahasında yer alan önemli bir yapı olan İmparator Augustus'un manevi oğlu Gaius Caesar'ın İ.S. 4 yılında yapılmış olan anıtsal mezarının suların süslediği ve günümüze değin süren güzelliğin rekoru kırılamamış ise nasıl rağbet görsün ki?
Anıtsal Mezar, Gaius Caesar'ın Kudüs'ten Roma'ya dönerken Limyra Antik Kentin'de ölmesi nedeni ile inşa edilmiştir. Bu kısımda birçok bina bulunmakta ise de sadece kalıntıları mevcuttur. Sütunlu caddenin antik parke taşları yolunda ve ortasından akan sular doğal yosunların yeşilini, gökyüzünün mavisini, tarihi çınar ve diğer ağaçların gölgeli yansımalarını alarak ilginç ve inci öbekli akışıyla harika doğa peyzajı oluşturmaktadır.
Sizler de kendinize bir ayrıcalık yaratın ve kendinizi ödüllendirin! Birçok kaynak suyu bulunan ören yerinin bu bölümünde Yaz aylarında yüzün serinleyin. Antik kenti; yöre halkı da piknik, yüzme ve serinleme alanı olarak kullanmaktadır. Limyra Antik Kenti bu bağlamda, gezilen diğer ören yerlerinden farklı bir özelliğe bürünür.
Yanınızda mayonuz var ise sizde dilerseniz antik sütunlu cadde de yüzebilir, suyun arındırıcı ve dinlendirici özelliğinde derin bir terapi seansına girip bedensel meditasyon yapabilirsiniz.
Tek tanrılı dinlerin olmadığı zamanlarda; Binlerce yıllık tarihinde kadınların egemen olduğu Anadolu; pek çok ünlü, güçlü kadına da ev sahipliği yapmıştır. Ana tanrıça inancının da doğduğu yer olmuştur. Ve diğer kıtalarda yayılış göstermiştir. Elde edilen bulguların ışığında Anadolu’da 16.000 yıl öncesine dayanan bu inanç; adı gibi dinlerin anası konumundadır. Su ve Toprak tanrıları ve tanrıçaları bu aşkla doğmuşlardır.
Antik Limyra suları hala aynı gizemini korurken; Bu suların nimetleriyle güzelleşen Ana tanrıçalar, Anadolu’da kimi zamanlarda farklı isimlerle anılmıştır. Artemis, Kibele, Kubaba, Afrodit diğer adıyla Venüs ve diğer tanrıçalar Nike, Hestia, Demeter, Persephone ve niceleri burada yıkanmış temizlenmiştir. Poseidon ise tamamen aşık olmuştur bu aşk dolu sulara ve renklerine!
Limyra Antik Kenti M.Ö. 5. yüzyılda kurulmuştur. Likyalı Perikles, Perslere karşı Likya Birliği'ni kurmak için Limyra'yı başkent olarak kullanmış, Likya'nın sönmeyen özgürlük meşalesinin ateşini bu kentte yakmıştır. Limyra Kenti Likya Birliğinin üç oy hakkına sahip altı kentinden birisidir. Limyra Bizans döneminde ise bir piskoposluk merkezi olarak önem kazanmıştır.
Limyra kentinin bulunduğu alanda, Toçak dağı güney etekleri ile ova alüvyonlarının kesişim hattı boyunca gür, tektonik-karstik kaynaklarda doğa krallığının dinlendirici ve düşündürücü sularının günün farklı saatlerinde ışığın etkisiyle renkten renge girdiği görsel manzaralar yorgun bedenlere en doğal terapiyi sunar.
Tek tek kaynaklar halinde kent yıkıntıları arasından çıkan bu sular hemen birleşerek küçük derecikler oluştururlar. Kent güneyinde bu dereciklerin de birleşmesiyle Düden suyu adı verilen akarsu meydana gelir. Güneybatıya doğru akan Düden suyu, Finike yakınlarında Akçay ile birleşir.
Bu karstik kaynaklar nedeniyle, kent harabeleri yakın zamana kadar bataklıklar içinde kalmış, ancak son yıllardaki düzenlemelerle kaynak suları kanallar içine alınarak yüzey tarıma uygun duruma getirilmiştir.
Limyra kentinin ova üzerindeki bölümünde, sınırları kesin
çizilememekle birlikte, bir su ortamının bulunduğu, burada birikmiş çamurlardan anlaşılıyor. Şehrin doğu ve batısındaki akarsuların getirdiği
alüvyal malzemeler iki büyük birikinti yelpazesi oluşturmuştur.
Tarihi dönemlerden bugüne dek, bu birikimler arasındaki alanda, büyük ölçüde Toçak Dağı Güney eteğindeki karstik kaynakların etkisi hep canlı kalan su ortamında görsel peyzajı en doğal ilginç oluşumlar bugüne değin insanlığın yararına kullanılmaktadır.
Sahanın güneyden akarsuların getirdiği alüvyal malzemeler ve kıyı dinamiği etkisi ile oluşturulan, muhtemelen bir kıyı kordonu ile sınırlanan su ortamında mevsimsel en güzel doğa seremonileri yaşanır.
Lmyra'nın surlarından içeriye girdiğimiz andan itibaren, bize eşlik eden karstik su kaynakları antik dere döşemelerinde tüm berraklığıyla akarken, bir zamanların görkemli tapınakların, tiyatroların ve anıtsal yapıların çevrelediği Lmyra'nın caddesi, yüzlerce yıldır Lmyra Çayının yatağı olmuştur. Burada “Son sözü hep su söyler" sözü gerçek anlamda hayat bulmuştur.
Işığın ve suyun renklerinin ülkesidir burası. Antik dereyi renklendiren ve su kenarlarına giren kokusuyla insanı sarhoş eden yarpuzları, su tereleri ve kazayaklarının arasından Lmyra'nın üstünde güneşin ulu ağaçların yaprakları arasından süzülüp duran ışık huzmeleri arasında yürürken geçmiş uygarlıkların mühendislik harikalarının doğa ile ne kadar uyumlu olduğunu görmek mümkün.
Bölgede görülen kalın ve belirgin turba katmanlarından, buradaki su ortamı seviyesinin, deniz seviyesine bağlı bir takım alçalmalar gösterirken kurbağaların ve kuşların şarkılarını dinlersiniz. Geçmiş uygarlıkların doğa sevgisinin aksine şimdiki sözde medeni toplumun doğayı yıkımı son hızla sürüyor.
Batı Toroslar sistemi içinde yer alan Finike ovası Limyra 1 sulak öreni, ovayı çevreleyen yüksek kütleler yapısal ve litolojik açıdan karmaşık özellikler sunarken, hiçbir yerde olmayan antik döşeme kanal içinde kuvvetli debiye sahip akarsuyun yarattığı makro ve mikro canlılık eşsiz renklere sahip doğa oluşumlarını sunuyor.
Limyra ya da Likya dönemindeki adı ile Zemuri, günümüzde bir harabe kent durumunda olan kentin kurulduğu alan Toçak dağı eteğindeki kaynak sularının oluşturduğu akarsu, aynı zamanda Limyros olarak anılır. Limyros büyük ve bağımsız bir akarsu halindedir. Renkli Liymros’ta gün boyu yüzlerce renkler içeren yansımaları bir arada bulmak olanaklıdır.
Likya Evi bölümü
Akçayın bir kolu olan sahadaki düden suyu aynı zamanda kaynak sularını toplayan orta ölçekli bir akarsudur. Doğanın canlı illüzyonlarının yaşandığı akımı bol ve yaz-kış değişmeyen düden suyunun kışında iki üç adet Likya Evi inşa edilmiş, ancak bakımsız ve harap haldedir.
Limyra veya Likya dilindeki adıyla Zemuri, günümüzde harabe bir kent durumunda olması içler acısı bir durumdur, oysa burası gerçek bir ekonomik hazine olabilirdi. Limyra su kentinin bulunduğu alanda, Toçak dağı güney etekleri ile ova alüvyonlarının kesişim hattı boyunca gür, tektonik-karstik kaynaklar çok verimlidir.
Strabon’un küçük bir kasaba olarak tanımladığı kentin ilk dönemlerine ait izler akropolde görülmektedir. Bu alanın güneyindeki düzlükte yer alan Roma ve Bizans dönemlerine ait kalıntılara rastlanmakla birlikte, düzlükteki kesim Limyros Çayı’nın ayırdığı iki ayrı ada halinde bulunmaktadır.
Limyra Tiyatrosu
Antik tiyatro kompleksi Limyra Antik Kenti'nde yolun sol tarafında ve kenarındadır. Toçak Dağı eteklerindeki Tiyatro Turunç ovadan Kumluca’ya giden yol üzerindedir. Tek diazomalı caveası, yarım daire şeklindeki oturma kademeleri denize yöneliktir.
Alt kısmında 16 yukarıda ise daha fazla oturma sıraları vardır. Diazomanın arkasındaki 1,5 m. yüksekliğindeki duvarın arkasında cavea’nın çevresini dolaşan ve üstünde diazomaya doğru açıklıkları bulunan üstü kapalı bir geçit yer alır.
Ancak erozyon ve deprem nedeniyle tiyatronun büyük bir kısmı yıkılmıştır. Limyra’nın ilk araştırılması sırasında Bernardi Ferrero, Batı Anadolu’daki tiyatroları tanıtırken önceliği bu tiyatroya vermiştir.
Limyra’daki 1974 yılı kazı çalışmalarında Scene’nin çevresi temizlenmiş, etrafa dağılan taşları galeriler içerisinde düzenlenen depolarda koruma altına alınmıştır.
Orkestra bölümünde 1984-85 yıllarında yapılan kazı çalışmalarında mimari bloklar, scenenin bezemeleri ve oturma kademelerinin bir bölümü ortaya çıkarılmıştır. Her iki yanında büyük, tonozlu birer girişi olan Orkestra tiyatronun ana planına göre orantısız bir büyüklüğe sahiptir.
Tiyatronun bazı kesimlerinde dikkati çeken düzensizlikler onun çeşitli evreler geçirdiğine işaret etmektedir. Nitekim M.S. 141-142 yıllarında bu bölgeyi şiddetle sarsan deprem tiyatronun da bir bölümünü yıkmıştır.
Lykialı Opramoas, depremden zarar gören yapıların yeniden onarılması için Lykia birliğine özel servetinden 20.000 dinar yardım yapmış ve bu arada tiyatro da yenilenmiştir.
Tiyatronun biraz ilerisinde ve arkasındaki yamaçta ve tepesinde Xatabura anıt mezarı, yamaç evler ve kaya mezarları, akropol ve akrapol kilisesi, Perikle Heronu Anıtı, surlar bulunmaktadır. Bu eserleri görmek için tepeye tırmanmak gerekmektedir. Bu bölümler için yeni belgesel bölüm çekilecektir.
Limyra Örenyeri Antalya İlinin Finike İlçesinde bulunmaktadır. Kumluca Finike Karayolu D400 üzerinde bulunan Finike-Elmalı Karayolu D635 sapağından yaklaşık 5,5 km uzaklıktadır. Finike Elmalı yolunda Finike tarafından yaklaşık 4 km. gidildikten sonra Yuvalılar sapağına gelinir.
Yolun sağ tarafı burada kahverengi Limyra tabelası sizi karşılayacaktır. Buradan sağa sapıp yaklaşık 1 km gidince Limyra Antik Kentine ulaşılır. Limyra, Antalya il sınırları Finike ilçesi yakınlarında bulunan bir antik kenttir. Bazı kaynaklarda Turunçova olarak yer alır. Limyra Zemuri adıyla, Turunçova, Zengeder adıyla da bilinir.
Kumluca'ya giden bu yol antik kentin ortasından geçmektedir. Bu yolun 3 km ilerisinde yol kenarında toplu kaya mezarları bulunmaktadır. Sağ tarafta surların ve antik kent açıklama tabelasının olduğu yere arabanızı park edebilirsiniz. Kenti 6 TL ücret ödeyerek gezmek mümkündür.
Limyra sular kentinin tarihi Lykia dilinde anıldığı Zemuri adı altındaki dönemi arkeolajik kanıtlar, yazılı kaynaklar ve yerel yazıtlar ışığında ele alınır. Ayrıca, Hellen dilinde kentin, Limyra olarak adlandırıldığı evreyi ve kentin uzun bir süre unutulduktan sonra, yeniden Saklı-Su bataklığında nasıl ortaya çıkarıldığını anlatmaktadır.
Daha sonra, Lykia Kralı Perikles'in yukarı hisardaki iç kalesini, aşağı kentteki sarayını ve kalenin yüksek tepesindeki heroon olarak tanımlanan anıtsal mezarını ayrıntılı bir şekilde tanıtmıştır.
Limyra antik kenti bir dönem Lykia medeniyetinin başkentliğini yapmıştır. Likya medeniyetinin doğudaki başkenti Likya iken batıdaki başkenti ise Xanthos’dur. Toçak Dağı’nın güney eteğindeki ovada kurulan ve Finike’nin 4 km. kuzey-doğusundaki liman kenti Limyra, Günümüzde bereketli bir ovaya dönüşmüştür. Limyra antik kenti ise denizden 5 km. içeride kalmıştır.
Konum itibariyle, antik çağdan günümüze kadar gelen süreçte antik su kenti Limyra her zaman bereketli toprakları ile önemli bir yerleşim alanı olmuşsa da günümüzde betonlaşmaya kurban edilmiştir, beton kültürünün hakim kılınması ile tarih ve doğa yok edilmiştir.
Antik su kenti Limyra’nın varlığı M.Ö. V.Yüzyıldan beri bilinmektedir. Kentin tarihini ise kitabelerinden öğrenilmektedir. M.Ö. IV. Yüzyılda Limyra’lıların basmış olduğu bir sikkede Lydia’lı Perikles’in adı geçmektedir.
Yerel bir kral olan Perikles, o dönemde daha çok dini karakteri ağır basan bir birlik kurmaya çalışmış ve kentin çevresine egemen olarak başkenti Limyra yapmıştır. Perslere bağlı bir satrap olan Perikles aynı zamanda Lykia’nın sönmeyen ateşini de bu kentte yakmıştır.
Doğanın en güzel yaratımlarına sahip antik su kenti, Büyük İskender’in bölgedeki Pers hakimiyetine son vermesinden sonra onun atadığı vali Nearkhos tarafından yönetilmiştir. İskender’in ölümünden sonra önce Antigonos’un, M.Ö.310’da Ptolemaiosların, sonra da M.Ö. 301’de Lysimakhos’un yönetimine geçmiştir.
Çevreleyen dağlık alanların yapısını genellikle karbonatlı kayaçlar oluşturur. Batıda Gülmez dağı, kuzeyde Keşlik, Toçak ve Salır dağları bu özelliktedir. 
Kazılar sonucu açılan yapı kalıntılarının üzerinde kaynak suları birikmektedir. Kaynak sularının oluşturduğu derenin bir bölümü, bu şekilde ortaya çıkarılan antik cadde üzerinde akmaktadır.
Limyra ve ovanın merkezi kesimindeki sığ su ortamı ile bunun içinde gelişen turba katmanlarının güneye doğru sığlaşarak devam ettiği, kıyıya doğru kıyı-eolien kumları ve flüvial kökenli çakıllı ortamla güneyden sınırlandığı gözlenir.
Ovanın güneyinde ve kıyıya en yakın yüzeyden itibaren kıyı-eolien kumları, daha altta denizel etkilerle işlenmiş akarsu kökenli çakıllı birim yer almıştır. Kaba unsurlu birimin altında ise ince-çok ince kumlu denizel sedimanlar bulunur.
Finike ovasının Holosen’deki gelişme aşamalarının son 7000 yıllık döneminin alüvyon durumu, orta Holosen başlarında deniz bugünkü Finike ilçesinin 2 km kadar kuzeyine doğru girinti yapmaktadır.
Bunun yanında Toçak dağı güneyinde Akçay ve Alakır çayı birikinti yelpazeleri arasında bir tatlı su gölü halinde bulunmaktadır. Orta Holosen sonlarına doğru akarsuların taşıdıkları materyallerin etkisi ön plana geçmiştir. Akarsular taşıdıkları alüvyonlarla kıyı çizgisini açığa doğru ilerletmeleri yanında taşkın sedimanlarıyla göl ortamını da doldurmaya başlamışlardır.
Bronz çağında büyük olasılıkla deniz seviyesinde meydana gelen göreli alçalma, Toçak dağı güney eteklerindeki kaynaklarla beslenen tatlı su gölünün de sığlaşmasına neden olmuştur. Bu alanda rastlanan kalın turba katmanları bu dönemlere aittir.
Kıyı bölgesinde ise kıyı dinamiği etkisi ile işlenen kumlar, güney-güneybatı yönlü rüzgarlarla iç kesimlere taşınarak kumullar oluşmuştur.
Bronz çağı sonlarına doğru yükselen deniz seviyesine bağlı olarak tatlı su gölü seviyesi yeniden yükselmiş, ancak sığ su ortamı olarak varlığını korumuştur.
Deniz alüvyal dolgular nedeniyle eskisi kadar içeriye sokulamamış, taban suyu seviyesine bağlı kıyı bataklıkları oluşmuştur. Günümüzde kıyı çizgisinin değişen dinamik etkilere göre şekillendiği de anlaşılmaktadır.
Alakır çayının nispeten yakın sayılabilecek geçmişte yaptığı yatak değişikliği, eski ağzının bulunduğu kıyı bölümünde dalga aşındırmasının etkin duruma geçmesine neden olmuştur. Bu gelişme buradan geçen Finike-Antalya karayolunu da etkilemiştir
Toçak dağı eteklerindeki karstik kaynaklarla beslenmeden dolayı bu göl ortamının suları tatlıdır. Limyra antik kenti, öncelikle bu göl kenarında ve çevresindeki eski birikinti konileri üzerinde kurulmuştur. Göl ortamının kuruyarak çekildiği kesimlere kentin daha geç dönemlere ait yapıları inşa edilmiştir.
Bu su ortamı, güneyde ise temelde akarsuların getirdiği kaba unsurlu alüvyal malzemelerin oluşturduğu flüvial kökenli bir setle sınırlandırılmıştır. Bu settin güney kesimi denizel etkilerle işlenmiştir. Bu birim üzerinde de kıyı-eolien kumları gelişmiştir.
Erken Holosen’de yükselen deniz sularının, Finike ovası batısındaki bölümde içeriye çok fazla sokulmadığı anlaşılmaktadır. Bunun bir nedeni de Gülmez dağının ovaya bakan yamacındaki büyük oyukla ilgili olabileceği düşünülmüştür.
Buradaki kayıp kütlenin bugünkü ova temelinde Holosen başlarında yükselen denizin içeriye sokulmasına engel olduğu sanılmaktadır. Turba katmanları, mevcut su ortamının insanların yerleşmesinden önce büyük ölçüde çekildiğini ve küçüldüğünü, buna bağlı olarak da geniş bir alanın kuruduğunu gösterir.
Böyle bir kuruma, ancak deniz seviyesinin de alçalmasıyla mümkündür. Bu nedenle turba tabakasının oluştuğu dönem olan Bronz çağında deniz seviyesi günümüze oranla birkaç metre alçalmıştır. Göl çevresindeki yerleşmeler, deniz seviyesinin yeniden günümüzdeki düzeyine ulaştığı dönemlerde başlamıştır. Büyük uygarlıklar hemen her zaman Suların kıyılarında doğmuştur.
İnsanoğlu suyun ve sulamanın ne denli önemli olduğunu binlerce yıldan bu yana bilmektedir. Bu bilinçle Babil Bahçeleri gibi Antik Limyra Su Kenti oluşturulmuştur.
Limyra Antik Su Uygarlığı, uygarlıkların rastlaştığı, kesiştiği ve geliştiği Anadolu yarımadasında olmasının yanı sıra, eskil antik su mühendisliği çeşitliliği bakımından dünyanın önde gelen su uygarlığı yapılarına ev sahipliği yapan Anadolu sahasıdır. Türkiye’deki uygarlık zenginliğinin bir göstergesi olan 40.000’in üstündeki eskil yerleşimler, su mühendisliği açısından benzersiz eserler bırakmışlar.
Kısmen kullandığımız kanalları ve bunları besleyen bentleri gerçekleştiren eski uygarlıkların mirasını mutlaka korumak elzemdir. Bugünün borulu sulama yönteminin öncüsü olan kehriz sistemini bulan ve tünellerle akarsu çevirerek limanların dolmasını engelleyen geçmiş uygarlıklara çok borçluyuz.
Akarsu yataklarını iyileştiren, galeri ve kuyularla yer altı suyunu derleyen, sarnıçlarla yağmur suyunu toplayarak kenti besleyen, anıtsal çeşme ve hamam yapıları ile liman ve öğeleri gibi su mühendisliğinin ileri sanatıdır.
Gerek sanat, gerekse teknik yönünü yansıtan, havzaları taşkınlardan koruyarak tarımsal etkinliklerin kesintiye uğratılmadığı boşaltım yapılarını düşünen ve inşa eden uygarlıkları Hidrolik Uygarlıklar olarak nitelenmesi yanlış olmaz.
Limyra’da olduğu gibi tarihte su mühendisliği S.Ö. (sıfırdan önce) 4. Binden başlayarak, Kuzeydoğu Afrika; Kuzey, Orta ve Güney Amerika; Kuzey ve Orta Akdeniz; Orta ve Kuzey Avrupa; Kuzeydoğu, Kuzeybatı, Güneybatı ve Güneydoğu Akdeniz’de gün geçtikçe yeni buluntulara rastlanan dünya kalıntları içinde su mühendisliğinin yeri yok sayılamayacak ölçüdedir. 
Geçmiş bin yılda Limyra Antik Su Kenti yörelerindeki antik barajlar ve sinnörler; savaş sırasında çevrelerindeki su kaynaklarıyla ilişkilerinin kesilmesi tehlikesine karşı, bu kaynaklara ulaşan tüneller, bugünkü borulu sulama sisteminin öncüsü sayılacak kehrizler ile kayaya oyulmuştur.
Kargir yapı biçiminde inşa edilmiş sarnıçlar ve onlarca değişik amaçlı su mühendisliği yapıları, zamanlarının ilginç su mühendisliği sanat ve yapım tekniklerini zamanımıza ulaştırmaktadırlar. 
Limyra Antik öreni Anadolu’da su mühendisliğinin en güzel örneklerinden biridir. Neredeyse eski kentlerin tümünde ciddi su iletim sistemine rastlanmakta, bir kısmında ise kanalizasyon sistemi de bulunmaktadır.
Ya kanal ya da pişmiş toprak borulu içme ve kullanma suyu sisteminden önce ya da birlikte kullanılmış açık ve kapalı sarnıçlar da su gereksinmesinin karşılanmasına hizmet etmişlerdir. 
Galeriler ve tüneller akaçlama sistemlerinin birer öğesi olmuştur. Kıyı koruma yapıları, iskele ve limanlar deniz ulaştırmasının parçaları, yarı kurak Anadolu kentlerinin kentiçi dağıtımı ve sulama gereksinmesini günlük ve mevsimlik bakımlardan karşılayacak biriktirme yapıları inşa edilmiştir.
Tüm bu mühendislik yapılarının tamamlayıcıları olan maksem, su terazisi, çeşitli amaçlara hizmet eden kapaklar, pişmiş toprak borular, su köprüleri denilen kılköprü, akedük, akarsu üstünü örten ve menfez gibi yanal suları almaya yarayan sanat yapıları, mühendislik birikim ve tasarımının geliştiği düzeyi göstermesi açısından hayranlıkla izlenen yapılar olarak göze çarpmaktadırlar.
---------------------------------------------
Kamera/Metin Yazım : Mehmet SÖKMEN
Seslendirme : Rüksan Atak SÖKMEN
Çekim Tarihi : 25.03.2019
Prodüksiyon Yapım Tarihi: 11.04.2019
Video Prodüksiyon Yapım, Yayın Ve Yönetmeni: Mehmet SÖKMEN - 0532 525 84 93
web: www.mehmetsokmen.tv
         www.youtube.com/mehmetsokmen1

Bu haber 179 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Gezi Notlarımız

Çankırı Tuz Mağarası - Jeolojisi Tarihi Ve Turizm

Çankırı Tuz Mağarası - Jeolojisi Tarihi Ve Turizm Çankırı Tuz Mağarası - Jeolojisi Tarihi Ve Turizm Bu belgesel filmimizle bizimle Tuz madeninin derin ve gizemli yo...

Patara Sahilleri Kumul Ve Kayalıkları - Patara Gölü - Kaş

Patara Sahilleri Kumul Ve Kayalıkları - Patara Gölü - Kaş Patara Sahilleri Kumul Ve Kayalıkları - Patara Gölü - Kaş

Contributor

HAVA DURUMU


Google Translate

Mehmet SÖKMEN - 05325258493 Bu web sitesindeki tüm videoların linklerini adımızı göstererek kullanabilirsiniz ISBN: 978-605-88104-0-2
RSS Kaynağı |