http://www.mehmetsokmen.tv/videolar/ Kovanlık Antik Nekropol Alanı Sarnıçlar Duvarlar Roma Şehir Kalıntıları Döşeme Boğazı Antalya - Mehmet SÖKMEN Tv - Video Prodüksiyon - Antalya
ANASAYFA VİDEOLAR ANKETLER RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

BU KANALI DESTEKLE

Kovanlık Antik Nekropol Alanı Sarnıçlar Duvarlar Roma Şehir Kalıntıları Döşeme Boğazı Antalya

Kovanlık Antik Nekropol Alanı Sarnıçlar Duvarlar Roma Şehir Kalıntıları Döşeme Boğazı Antalya

Tarih 14 Ocak 2019, 21:17 Editör Mehmet SÖKMEN

Kovanlık Antik Nekropol Alanı Sarnıçlar Duvarlar Roma Şehir Kalıntıları Döşeme Boğazı Antalya

ISBN 978-605-88104-0-2
Kovanlık Antik Nekropol Alanı Sarnıçlar Duvarlar Roma Şehir Kalıntıları Döşeme Boğazı Antalya
Bu filmimizde bizimle birlikte tarihin derin yolculuğuna çıkın. Bu yolculukta 2000 yıllık muhteşem mühendislik eserlerinin Döşemealtı Antik Yolu güzergahının Kovanlık Köyü ova bölümünün torosların yamaçlarına dayanan son şaheserlerinin diyarında doğa sistemleri ile birlikte tanıyın. 



Antalya İli Döşemealtı İlçesine bağlı Kovanlık Köyü’nün yaklaşık 3 km. kuzeydoğusunda, ovanın bitip Toros Dağları’nın ilk yükseltilerinin başladığı, Roma Dönemine ait Romalılar tarafından döşeme taşlarla yapılan 2.5-3 m. genişliği olan bir yolun hemen başlangıcında çoğunlukla doğadan sağlanan ve mil taşları kullanılarak devasa boyuttaki yapılar hala zamana direniyor ve ayakta, ben varım diyor.
Antik Dönemde yapılmış bu kalıntıların içinde dolaşırken korsan kazılara sonucu dinamitle patlatılan lahitler iç acıtıyor. Cehalet içinde bocalanan insanlar bir tarihi yıllar içinde yok etmeye devam ediyor. Burası korsan definecilerin cirit attığı yerdir, tarih hızla yok ediliyor!
Ovanın hemen bitim yerindeki yaklaşık 10 m. Yükseklikteki 2000 yıllık duvar kalıntıları fazla kalın olmayan narin ve düzgün görünümleri ile o dönem sağlam yapı mühendisliğinin gücünü hala bize gösteriyor. Onca deprem ve dış etkilerin yanı sıra insan tahribatına rağmen hala ayakta direniyor, artık yeter diyor, korunmasını istiyor.
Duvar kalıntılarının iç taraflarındaki izlerde 3 katlı yapılar halinde ve çoklu oda sisteminde yapıldığı anlaşılmaktadır. Bir dönem açılan su kuyularından su çekildiği sahada kurulan trafo merkezi ve su pompaj istasyonu şimdilerde kullanılmaz halde terk edilmiş durumdadır.  
Muhteşem görseller sunan bu yapılar, hemen yanı başından başlayan Döşeme Boğazını aşarak şimdiki Dağ Nahiyesi yakınlarına
Ulaşan noktanın başlangıcını teşkil eder.
Antik yapılar sahası, antik dönemlerde Pamfilya Bölgesi ile Pisidia Bölgesini birbirine bağlayan yol olarak kullanılan ve döşeme taşlarla yapılan yolun altında kalan köyler yöre halkı tarafından Döşemenin altında kalan köyler olarak tanımlamış, zaman içerisinde bugünkü ismi olan Döşemealtı ismine dönüşmüştür. Halen yöre halkı tarafından yaya yolu olarak kullanılmakta ve Döşeme Boğazı olarak bilinmektedir.
Kovanlık köyünün yaklaşık 3 km. yakınında ve hala çok iyi durumda olan duvar yapıları, çoban ağılları ile çevrelenmiş ve doğuya doğru ise nekropol alanı ile devam eder. İki bin yıllık antik yolun belkide yola devam edeceklerin iaşe ve barınma hazırlıklarının son bölümü konumundaydı.
Döşeme Boğazının Toros dağlarına doğru uzanan ve ovalık alanın son bölümü burada keskin kayalık sahaya sırtını dayamıştır. Sağlamlığı tartışmasız bu yapıları izlerken; Türkiye’de okullarda öğretilen tarih her ne kadar Roma İmparatorluk tarihini kapsıyorsa da Anadolu ile Roma İmparatorluğu’nun ilişkilerini fazla hatırlayan yok gibidir.
Hatırlanan tarih M.Ö. 100 ve M.S 1100 arasını kapsamıyor. Cumhuriyet tarihi Anadol’nun tarihini Malazgirt M.Ö. 1071‘den başlatıyor. Bu tarihten önce Anadolu’da neler olup bittiği önemli değil. Böylelikle Augustus’un ve daha sonra İmparator Septimus’un savaşları bilinmiyor.
Hala her tür yıkım etkilerine karşın, çok kısmı sağlam ve ayakta olan bu olağan üstü heybetli yapı kalıntıları Via Egnatia ve Via Sebaste gibi o dönemin mükemmel yol ağına sahip olan Roma imparatorluğunun en görkemli yapılarıydı.
Bu yapılar; imparatorluğun Anadolu’yu yedi eyalete bölerek kolonileştirdiği günümüze kadar ayakta kalan şehir kalıntılarından ve mil taşlarından anlaşılır durumdadır. Ovalık sahadan gelen toprak yolun son noktasıdır burası.
Kuru havalarda buraya araçla yapıların dibine kadar ulaşmak mümkündür. Yapıların ovalık sahasındaki çanakta çobanların derme çatma ağılları nekropol alanının içinde yer alır. Nekropol lahitlerinin birçoğu dinamitle parçalanmış ve kaçak kazı yapılmıştır.
Burası aynı zamanda doğa sistemlerin en önemli habitat sahasıdır. Aynı dönem zaman yaşına sahip olan zeytinliklerin büyük kısmı tahrip edilmiştir. Mevsime göre farklı maki gurupları burada ortaya çıkar. Bu sahada yürüyerek ilerde görülen harabelere doğru güzel bir gezinti yapılabilir.
Zemin kurumuş bir göl yatağını andırıyor. Sular çekilmiş toprak tüm suyu içmiş ama doymamış gibi görünüyor. Zaten önceleri kurulan su çekme amaçlı trafo sistemi bunu çağrıştırıyor. Ancak yapıların hala ayakta olması antik dönemde de yapılmış bir drenaj sisteminin varlığını işaret ediyor.
Çekimlerimiz devam ederken içimizde buruk bir acı ile irkiliyoruz. Bir kervansarayın harabelerine benzeyen, etrafta bölgede hemen hemen her yerde gördüğümüz parçalanmış lahit kapakları, dinamit çukurları buraların defineciler tarafından sık sık ziyaret edildiğini görmek ve gelecek nesillere bırakılmayan yok edilen tarih adına çok üzücüdür.
Antik yolun bu noktasında yoğun bir yerleşme olduğunu gösteren çok sayıdaki bu kalıntılar sahasında; nekropol alanı, sarnıç, agora gibi binaların kalıntıları halen ayakta duruyor. Muhtemelen burası bir krallıktan Pamphilia’dan diğerine, Psidia’ya geçiş noktası olmalıdır. Buradan geçen yol Kuzeye Ariassos’a doğru gidiyor.
Bu antik yol ağında Antik Anadolu coğrafyasında tüm kentleri birbirine bağlayan bu yolların önce Helen daha sonra da Romalılar tarafından yapıldığı erken Bizans ve Selçuklu döneminde de fiilen kullanıldığı kuvvetle muhtemeldir.
İki bin yıllık bir yolun üzerinde yürümek için ilkönce bu harabelerin haşmetini görmeden geçilemeyeceğine göre bu yapıların anılarını düşünmek çok heyecan verici olsa gerek. Bu yapıları incelediğimizde nelere tanıklık ettiklerinin farkına varıyoruz. Güç, kuvvet ve sosyal yaşamın en muhteşem sembolleri gözümüzün önünden geçer gibi oluyor. Dönemin egemenleri nice insanları köle olarak kullanmış, nice aşklar yaşanmış, nice cinayetler işlenmiş! Bu yapıların dili olsa da konuşsa!
Burası aynı zamanda Döşeme Orta Ovasıdır. Döşeme Boğazı’na doğru kıvrılarak yükselen taş döşeme antik yol önümüzde uzanıyor. Buradan antik basamaklardan tırmanarak çıkılıyor. Artık bundan sonra ova yavaş yavaş arka planda küçülmeye başlıyor.
Antik harabelerin hemen bitiminde başlayan bu antik yol aynı zamanda Via Sabaste olarak anılan yolun bir parçası olarakta anılır. M.Ö. 6. yılda yapılan bu yol tam tamına iki bin yaşında. Yol etrafında yoğun yerleşim bölgeleri tahrip nedenlerinin başında gelir. Kovanlık Köyü büyük bir olasılıkla yolun tahrip edilmesinde büyük bir rol oynamıştır.
Aslında her çekim yaptığımız ve gördüğümüz antik kentteki tablo değişmiyor. Köylüler hayvanlarını antik kentlerde otlatıyor zaman zaman da define arıyorlar. Yolun bazı bölümleri hiç bozulmamış. Bazı yerlerde ise heyelan ve selin yarattığı tahribatın izleri var.
Burada her taş ve her yapı, tarih kokar. Taşlara basa basa tatlı bir eğimle Derbent düzlüğüne ulaşılmaya çalışılırken yolların dili olsa da neler anlatırdı diye düşünmekten alıkoyamaz tarih ve doğasever insan!
Daha ovaya girerken uzaklardan bile görülebilen büyük tarihi kalıntılar oldukça heyecan vericidir. Bu görüntüler bile Antik Yolun sadece bir Roma yolundan ibaret olmadığı anlaşılıyor. Toprak yol, ağılların önünden geçip kalıntıların olduğu bölgeye kadar uzanıyor.
Kalıntıların arasında, nekropol sahasında yapılan kısa gezinti ve yürüyüşte vadiye doğru devam eden büyük Roma yolu hemen olağan üstü göz alıcı görsel sunuyor. Zamana meydan okuyan bu yolda yürümek muhteşem bir duygudur. Gittikçe daralan vadinin içlerine doğru, sol tarafta antik mezarlar, sağ tarafında ise büyük yapılardan geriye kalan kalıntılar devam ediyor.
Antik Yol’un olduğu tarihi bölge anayola yaklaşık 7 kilometre mesafede yer alıyor. Vadinin içlerine doğru karşınıza antik mezarlar ve büyük yapılardan geriye kalan değerli harabe kalıntıları çıkıyor.
Tam Döşeme boğazına varılan noktadaki bu antik bir kent sahasında düzgün işçilikli işlenmiş blok taşlardan oluşan lahitler ve duvar kalıntıları harabelerinde bulunan sarnıçlar hala göz alıcıdır, taştan örme derin kuyular hala günümüze dek gelmeyi başarabilmiştir.
Duvarlar bakımsızlıktan tamamen yok olmak üzeredir. Çok sayıdaki lahitler de bakımsız kaldığı için çalıların altında kalmış durumda ve içinde yürümek çok zor, insanın her yeri çiziliyor. Boğazdan aşağı inerken batı önünde Büyük Obruk yer alıyor yukardan girerseniz patika çok rahat gidiyor.
Aşağı indikten sonra tekrar yukarı çıkarsanız daha iyi oluyor. Bu obruktan sonra batı yönünde bir obruk daha var köylüler onu da Küçük Obruk olarak adlandırmış. Boğazın düzlüğe sonlanan noktasındaki yerde bina duvar kalıntılarında antik başka uygarlıklarına ait devşirme taşlar da kullanılmıştır.
Duvarların karşısında lahitler ve kesme taşlar sahasından Büyük obruğa giderken küçük nekropol sahasına sahip bir yerleşim yerinden daha geçiliyor. Sağ kol hizasındaki tepeleri takip edip orman yoluna çıkıldığında yol sizi doğrudan köyün içine ulaştırıyor.
Harabeler sahası Via Sebaste’nin güzergâhının Döşemealtı antik yol güzergâhı oluşu, Döşeme Boğazı’nda ele geçen miltaşında verilen 139 mil caput viae’ın yolun başlangıç noktası Pisidia Antiokheia’sı olduğuna işaret etmektedir.
Döşeme Boğazı’ndan itibaren güneydoğu istikametinde devam eden güzergahın ulaştığı ilk ana kent ise Perge’dir. Augustus Pisidia’lıları, özellikle de Homonadeis’i pasifize etmek için Pamphylia-Pisidia coğrafyasında askeri koloniler kurmuştur.
Olbasa olarak bilinen Belenli - Asarkale, Komama tanımlı Şerefönü, Kremna tanımlı Girme, Parlais tanımlı Kocapınar veya Barla, Antiokheia tanımlı Yalvaç ve bunları tümünden açıklayan harabeler sahası Via Sebaste ile birbirine bağlamıştır.
Döşemealtı güzergahındaki bu güzel kalıntıların ve antik yolun bu bölgede görülen yoğun tarım uygulamaları yolun geri kalanının tespitini olanaksız hale getirmektedir.
Döşemealtı antik harabeler sahası; Türkiye’nin en eski iskân yerlerinden biri olma özelliğine sahiptir. Uzun süreli bir iskânın izlerini gösteren yaklaşık 11 m. kalınlığında arkeolojik ve jeolojik dolgusunun olduğu, Alt Paleolitik dönemden Geç Roma-Erken Bizans dönemine kadar uzun süreli bir iskânın izlerini taşıyan Karain Mağarası’nın yakınındaki ovada kurulmuş bir yerleşim yeridir.
Augustus zamanında, Cornutus Agulia tarafından yaptırılan ve Kral Yolu olarak bilinen Via Sebaste’nin ana işlevi, bölgede oluşturulan yeni kolonileri zaptırapt altında tutmaktır.
Antik duvarlar ve yapılar sahasının bu noktası Pisidia yol şebekesinin esasını teşkil eden Via Sebaste; Lykaonia, Isauria, Pamphylia ve Phrygia yol şebekelerine de bağlanmaktadır. Döşeme Derbentini aşarak Döşeme Boğazına girer.
Döşeme Derbenti'nde antik yapılara ait olduğu anlaşılan duvarlar, kapı girişleri, lahit kırıkları gibi kalıntılar ile sonraki devirlere ait oldukları belli olan kalıntılarının iç içe bulunması buranın Antik Çağdan beri belki de aynı amaçla kullanıldığının kanıtı sayılabilir.
Döşeme Boğazı boyunca yol iyi durumdadır. Yer yer basamak verilerek ve arazi yapısına uygun olarak sık sık döndürülerek inşa edilmiş olan yol, yükselti alarak devam eder ve içinde-bugün de faal olan bir sarnıç ve yapı kalıntılarının olduğu geçiş yerinin bir hayli daraldığı bir yere ulaşır.
Bu noktada yolun içinden geçtiği anlaşılan kapının kalıntıları görülebilmektedir. Farklı dönemlere ait oldukları belli olan yoğun yapı kalıntıları, buranın Pamphylia'dan Pisidia'ya geçiş noktası olma olasılığını akla getirmektedir.
Yoğun yapı kalıntılarının bulunduğu geçiş noktasından sonra 150 metre uzunluğundaki yol parçası son derece iyi durumdadır. Bu kesimde yol genişliği 2 metreye yaklaşmakta, bordur taşlar ile yontulup şekil verilerek yol zeminine döşenen taşların farklı büyüklükte oluşları dikkati çekmektedir.
Antik yapılar sahasındaki yolun daha büyük olarak seçilen bordur taşlan zeminde kullanılan daha küçük döşeme malzemenin zamanla kaymasını önlediği ve bu yüzden yolun hiç bozulmadan kalmasını sağladığı görülmektedir.
Yol zemininde rastlanan ve alışılmış döşeme malzemesinden farklı şekil ve boyutlarda olan ve yol zeminine düzensiz olarak yayılmış bulunan sütun parçaları, lahit kırıkları, yolda zaman zaman onarımların yapıldığını göstermektedir.
Buna karşın bu yol parçası bölgedeki belki de en iyi korunmuş yol parçasıdır. Yol, bu noktadan sonra Döşeme Orta Ovası denilen düzlük bir alandan geçer. Bu düzlük alanda tekerlek izleri saptanmıştır. Bu izler bazı tek bazı çift olarak kalıntı vermektedir.
---------------------------------------------
Kamera/Metin Yazım : Mehmet SÖKMEN
Seslendirme : Rüksan Atak SÖKMEN
Çekim Tarihi : 20.11.2018
Prodüksiyon Yapım Tarihi: 10.01.2019
Video Prodüksiyon Yapım, Yayın Ve Yönetmeni: Mehmet SÖKMEN - 0532 525 84 93
web: www.mehmetsokmen.tv
         www.youtube.com/mehmetsokmen1

Bu haber 98 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Gezi Notlarımız

Limyra Antik Su Kenti - Tanrıçaların Yıkandığı Saklı Sular Sahası - Finike

Limyra Antik Su Kenti - Tanrıçaların Yıkandığı Saklı Sular Sahası - Finike Limyra Antik Su Kenti - Tanrıçaların Yıkandığı Saklı Sular Sahası - Finike

Kış Mevsiminde Belen Kayalıkları Sarıçınar Dağı Orman Krallığı Antalya

Kış Mevsiminde Belen Kayalıkları Sarıçınar Dağı Orman Krallığı Antalya Kış Mevsiminde Belen Kayalıkları Sarıçınar Dağı Orman Krallığı Antalya

Contributor

HAVA DURUMU


Google Translate

Mehmet SÖKMEN - 05325258493 Bu web sitesindeki tüm videoların linklerini adımızı göstererek kullanabilirsiniz ISBN: 978-605-88104-0-2
RSS Kaynağı |