http://www.mehmetsokmen.tv/videolar/ Ekim 2018 Ayında Somakseğri Kanyon Vadisinde Panterlerin 200 Yıl Öncesi Anavatanına Yolculuk Antalya - Mehmet SÖKMEN Tv - Video Prodüksiyon - Antalya
ANASAYFA VİDEOLAR ANKETLER RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

BU KANALI DESTEKLE

Ekim 2018 Ayında Somakseğri Kanyon Vadisinde Panterlerin 200 Yıl Öncesi Anavatanına Yolculuk Antalya

Ekim 2018 Ayında Somakseğri Kanyon Vadisinde Panterlerin 200 Yıl Öncesi Anavatanına Yolculuk Antalya

Tarih 10 Ekim 2018, 08:35 Editör Mehmet SÖKMEN

Ekim 2018 Ayında Somakseğri Kanyon Vadisinde Panterlerin 200 Yıl Öncesi Anavatanına Yolculuk Antalya

ISBN 978-605-88104-0-2
Ekim 2018 Ayında Somakseğri Kanyon Vadisinde Panterlerin 200 Yıl Öncesi Anavatanına Yolculuk Antalya 
 Antalya Kemer bölgesi Doğa Krallığının en muhteşem bölgesidir denilebilir! Burada dünyanın diğer yerlerinde olduğu gibi, insanın doğa tahribi sonucu iklim isyan etmiş ve düzensiz hale gelmiştir. 2015 yılı aynı mevsim çekimlerimizde su kaynakları iyi durumda iken 2018 Ekim ayında kanyon vadisi suları neredeyse tamamen yok olmuştur!
Sabah erken saatlerinde sahada küçük su birikintilerinde olağan üstü güzel yansımalar karşılıyor bizi. Geçmiş bin yılın vahşi yaşamının en acımasız sahasıydı burası! İnsanoğlu bunların sonunu getirmekle kendi sonun da olacağının hala farkına varamamış!



Derin vadinin heybetli kaya sistemlerinin su tabanında yol alırken 300 yıl önceki geçmişi anmak elzem oluyor. Anadolu'nun kadim türleriydi Panterler, Aslanlar, Çitalar ve diğer vahşi kediler! Bir zamanlar burada Anadolu topraklarında vahşi doğanın hayvan dövüşleri yaşanırdı! Kurallar yoktu, kaide yoktu, sıra yoktu. Güçlü olan gen aktarım hakkına sahip olurdu, taa ki insanın en üst yırtıcı olduğunu acımasızca gösterinceye kadar!
Doğa tahribatları sonucu düzensizleşen iklimin getirdiği yıkım burada çok daha bariz kendisini hissettiriyor. Ekim ayında saha floristik sistemi sonbahar mevsimi türleri bile kuraklık nedeniyle gelişme gösterememiş, bir sonraki yıla beklemeyi seçmiştir. İklimsel olumsuz değişimler; anlık düzensiz yağışlar ve bağlı erozyon ile saha içindeki doğal yapıyı sürekli değiştirmektedir.
200 yıl önce bile Anadolu'da yaşayan, ancak günümüzde yok olmuş türlerden aslan, çita, Asya fili, yaban öküzü ve yaban eşeği insanın doğayı hoyratça kullanımı yüzünden yakın geçmişte nesilleri yok olmuştur.
Anadolu'nun en büyük hayvanı olarak bilinen filler ve büyük kedilerin yaşam alanlarını istila etmemiz sonucu yok olmuşlar.
Çok kısa sayılabilecek 2 asır önce Panterlerin Çulengoları öldürmeyerek yavrularının eğitiminde kullandıkları saha alanı, floristik açıdan oldukça zengin ve ilginç bir yapıya sahiptir. Flora açısından sahip olduğu bu zenginlik ve ilginçliği, içerdiği endemik ve nadir türlerin sayılarının çokluğu ile açıklamak mümkündür. Türkiye kapsamında yetişen toplam bitki türü sayısı, hemen hemen Avrupa kıtasındaki toplam tür sayısına yakındır.
Bu zenginliğin başlıca sebepleri iklim farklılıkları, topografik çeşitlilikler, jeolojik ve jeomorfolojik çeşitlilikler, deniz, göl, akarsu gibi değişik su ortamı çeşitlilikleri, 0-5000 m’ler arasında değişen yükseklik farklılıkları, üç değişik bitki coğrafyası bölgesinin birleştiği bir yerde oluşu, birçok cinsin gen merkezinin Anadolu olmasıdır.
 Ceylanların çok sayıda türünün bu sahayı süslediği 200 yıl öncesinde yok edilmesi ile Aslan, Kaplan ve diğer kedi sınıflarının beslenme alanı kalmadığından nesilleri yok olmuştur. Oysa bugün olması halinde Doğa Ananın en muhteşem bu ring sahasında hayvanların dövüş kulübü dövüşlerinin sanatına tanık olacaktık! 
 Kanyon vadisi sahasında eğim kırıklarına bağlı olarak devasa boyuttaki kayalar sürekli yer değiştirmekte ve çökmeler yaşanmaktadır. 200 yıl önceki üst yırtıcı yaşamı yok olmasaydı burada gerçek dövüş kulübü ringinde seyirci olmak için bilet bile isteyecektiniz!
Anadolu’nun bu bölgesinde vahşi yaşam yok edilmemiş olsaydı; Ahlaki hiçbir kuralın işlemediği dövüş kulübünün Aslan ve diğer yırtıcılarının her biri kendi silahları ile ringe çıktığını keyifle izleyecektik.  Fırat havzasında ve buralarda yaşayan üst yırtıcıların Anadolu'daki son görülme tarihi 1880 yılıdır, Dahası, aslanların MS. 3. yüzyılın başlarına kadar Trakya'da da yaşadığı biliniyor.
Anadolu’da ve bu sahada tür endemizminin yüksek olması ve birçok kültür bitkisinin anaç türlerinin Anadolu ve çevresinde bulunması. Türkiye’nin en önemli turizm merkezlerinden birisi olan Antalya, deniz, güneş ve tarihi eserler yanında floristik açıdan da Türkiye’nin en zengin
İllerinin başında gelmektedir.
Bunun en güzel örneği Antalya’da yetişen endemik bitki türlerinin sayısı ile açıklamak mümkündür. Antalya’da yetişen endemik bitki tür sayısı yaklaşık 690 civarındadır. Bu 690 endemik türün 245 tanesi ise Antalya ve saha yöresi endemiğidir. Yani Antalya il sınırlarının dışında yetişmezler.
Çitalar burası dahil Aşağı Fırat Havzası'nda 19. yüzyıla kadar yaşamış ancak beslenmesinde önemli yer tutan ceylanların ortadan kalkmasıyla bölgeden çekilmişler.
Anadolu'nun medeniyet çatışmasına tanık olan yaban eşeğinin bu topraklarda 12. yüzyıl sonuna kadar yaşayabilmiş olmasını bile şaşırtıcı buluyor bilim insanları!
Antalya’nın bu sahaları başta olmak üzere Filler, mamutlar, gergedanlar, zürafalar, pandalar, atların ataları olan Hipparionlar ve büyük yırtıcı hayvanlar! Anadolu’da bugün Afrika çayırlarına benzer eşsiz bir doğal bahçe vardı. Bu bahçe şimdi de yeniden canlandırılabilir! 
Erzurum, Edirne, Burdur ve Kahramanmaraş’ta ele geçirilen fosil kalıntıları, buralarda dünyanın en büyük memelileri olan mamut ve filgiller ile gergedanların yaşadığını kanıtlıyor.
Tüm bu sayılar endemik bitkiler açısından Antalya’nın Türkiye’de birinci sırada yer almasını sağlamaktadır. Sahanın bulunduğu Olimpos-Beydağları Milli Parkı, diğer milli parklardan farklı olarak deniz ve ormanın iç içe bulunduğu bir milli parktır. Özellikle dağları denizin yakınlarından itibaren 2000 m’lere kadar yükselmeleri bu alanı bitkiler açısından özel korunaklı bir alan haline getirmiştir. Bu dağlar buzul devrinin soğuk ve öldürücü etkisinden kaçan bazı bitkiler için korunma alanı oluşturmuşlardır.
Saha biyoçeşitliliği ile birlikte zenginlik oluşturmaktadır. Olimpos-Beydağları Milli Parkı’nda floristik alandan 823 takson bulunuyor. Saha ek taksonlarla bu sayının yaklaşık 1000 civarında olduğu kabul edilmiştir. Son yıllarda milli park sınırları içinden toplanarak bilim dünyasına tanıtılan yeni bitki taksonları da bulunmaktadır. Kum çemenotu, Sümbül, Antalya meyanı bulunur.
Somakseğri Gedelme sahasında odun dışı orman ürünleri, orman rejimine giren alanlarda tarife bedeli üzerinden orman köylülerine toplattırılmakta veya satılmaktadır. Tarife bedeli, ürünlerin yaş ağırlıkları üzerinden hesaplanır.
Odun Dışı Orman Ürünleri tarife bedeli ödemek kaydıyla, yasal izinle yöresel vatandaşlara doğadan toplattırılır veya satılır. Ürünlerin doğadan toplanması ile orman işletmesi tarafından tarife bedeli hesaplanmasına kadar geçen süreçte ürünler kurumaktadır. Doğadan bitki toplama ve toplanan bitkilerin hava kurusu hale getirilmesi elzemdir.
Somakseğri sahasının olabildiğince genişliği sayesinde Odun Dışı Orman Ürünlerinden doğrudan doğruya veya işlenerek yararlanılmaktadır. Örneğin; kekik, adaçayı, defneyaprağı, sığla yağı, okaliptüs yaprağı gibi orman alanlarında, orman içi açıklıklarda doğal olarak yetişen bitkilerden elde edilen uçucu yağlar ve diğer kimyasal maddeler ilaç, kozmetik, boya, deri, gıda, şekerleme ve alkollü içki üretimi gibi birçok sanayi kolunda geniş kullanım alanı bulmaktadır.
Kayalık sistemin getirdiği mikro klima özellikli iklimi orman altı çalı formasyonunda tıbbi aromatik bitki türlerinin gelişimine izin verir. Odun Dışı Orman Ürünlerinin çok önemli bir bölümü ihraç edilmekte olup, ülke için önemli bir döviz kaynağı oluşturmaktadır.
Son yıllarda ihracatından elde edilen gelir, asli ürünlerle başa baş gitmekte ve hatta çoğu kez asli ürünlerden elde edilen döviz miktarını geçmektedir. Ayrıca, Odun Dışı Orman Ürünlerinleri veren bitki türlerinin yetiştirilmesi ve ürünlerinin değerlendirilmeye başlanması, asli ürünler gibi uzun yıllar almamakta ve her yıl veya 2-3 yılda bir üretim yapılabilmektedir.
Türkiye iklim sistemi dahilindeki bu sahada iklimin düzenlilik halinin olması halinde, alan yeryüzündeki bitki türleri ve bitki topluluklarının esas karakteri ile yayılış alanlarını belirleyen en önemli ekolojik faktörün zengin olacağı doğaldır. Sıcaklık, nem, yağış, rüzgâr, ışık gibi iklim elemanlarının ortak etkileri bir yerin bitki örtüsünün şekillenmesinde önemli rol oynar.
Somakseğri sahası kapsamındaki derin yarılmış vadi bölümündeki toplanabilir tıbbi ve aromatik bitkilerin dışsatım miktarları 20 kadar bitki türünü kapsayabilir. Ancak, Türkiye’de iç ve dış ticareti yapılan tıbbi ve aromatik bitkiler hakkındaki kapsamlı bir çalışmaya göre bitki türü sayısı, alt türler dâhil olmak üzere 347 adet olup, bunlardan 139 türün dış satımı yapılabilir durumdadır.
İnsanoğlunun tıbbi, aromatik ve diğer kullanım potansiyeli olan bitkilerden koruma-kullanma dengesi içinde faydalanmaya özen göstermesi çok önemlidir. Bu yalnızca bitki türlerinin varlığını sürdürmesi açısından değil aynı zamanda tüm diğer doğal kaynaklarda olduğu gibi kaynakların tamamen tüketilmeden, “Sürdürülebilir Kullanım” ilkesine uygun olarak uzun süre kullanılabilmesi açısından da büyük önem taşımaktadır. 
Türkiye’nin konumu ve coğrafi özelliklerinin yarattığı iklim farklılıkları doğal bitki örtüsünde, orman, ağaççık veya çalı, ot gibi çeşitli bitki formasyonlarının oluşumuna neden olmuştur. Bunlar içinde orman formasyonu, ülkenin kuzey ve güneyindeki dağlık sahalar ile batı Anadolu ve Batı Akdeniz dağları üzerinde geniş bir yayılışa sahiptir. Somakseğri sahası da bu kapsamdadır.
Bölgede; Şalba otu bitkisi veya başka bir türünün ve ait türünün doğadan toplanması söz konusudur. Dış ticarette önemli yer tutan Akdeniz defnesi, Türkiye’nin uçucu yağ içeren önemli tıbbi aromatik bitkilerinden birisi olup saha farklı yerlerinde bolca bulunur. Mersin, çok yıllık, herdem yeşil, çalı formunda ve genellikle kısa boylu, ancak bazen 1-3 m kadar boylanabilen bir türdür.
İnsanlar arasında yaygın olarak kullanılan, tarımı yapılan ve ticarete sunulan kekikler daha çok farklı türler halindedir. Türkiye de bu bitkilere ait tür sayısı çok fazla, endemizim oranı ise oldukça yüksektir. Tüm bu türlerin ortak özelliği yüksek miktarda uçucu yağ içermeleri ve uçucu yağın ana bileşeninin karvakrol veya thymol olmasıdır. Bunlar kekiğin kendine özgü kokusunu veren maddelerdir.
Yayla Kekiği Türkiye florasında da 23 tür ve 5 türaltı takson ile temsil edilmektedir. Taş Kekiği, çok yıllık aromatik, herdem yeşil veya yarı-herdem yeşil otsu bitki özelliklerine sahip birçok alt tür, varyete, alt varyete ve formlarıyla, toplam 400 türden oluşmaktadır. Dağ Kekiği, Karabaş Kekik, Büyük Çiçekli Adaçayı, şalba ve Mersin sahada doğal olarak yetişen başlıca türlerdir.
İklimin etkisine bağlı olarak nemli, yarı nemli veya kurakçıl karakterdeki bu ormanlar coğrafi yayılışları morfolojik, ekolojik ve floristik özellikleri yönünden birbirinden farklı ağaç türlerinden oluşur. İklim değişmeleri bu saha alanı da dahil olmak üzere Türkiye’nin relik ve endemik bitkiler bakımından da son derecede zengin olmasını sağlamıştır.
Sahadaki orman formasyonu, buradaki dağlık kaya sistemi sahasında geniş bir yayılışa sahiptir. İklim özelliklerine göre bu ormanlar nemli, yarı nemli veya kurakçıl karakterdedir. Yazları kurak ve sıcak, kışları ılık ve yağışlı geçen Akdeniz ikliminin etkisindeki sahada orman formasyonunun yayılış alanları Toros Dağları ve Amanos Dağları’dır.
Yılın yarısına yakın bir kurak devrenin mevcut olduğu bölgede hakim orman formasyonunu kuru ormanlar oluşturur. Akdeniz Bölgesi’nde de kuru ormanların alt seviyelerde başlıca elemanını sıcaklık isteği yüksek, yağış isteği az olan kızılçam ve çeşitli meşe türleri meydana getirir. Bu türler sahanın yüksek rakımlarda yerlerini sıcaklık isteği daha az olan karaçam, Lübnan sediri, Toros göknarı ile ardıçlara bırakır.
Tahripten az çok kurtulduğu bu sahada kızılçamlar, 900-1000 m.ye, yer yer de 1100-1200 m.ye yükselir. Kızılçam ormanlarına çeşitli meşe türleri olan mazı meşesi, tüylü meşe, palamut meşesi, saçlı meşe ve yüksek seviyelere doğru Lübnan meşesi ile ardıç türleri boylu ardıç, kokar ardıç karışır. 900-1000 ve yer yer de 1100-1200 m. den itibaren kızılçamlar arasına karışmaya başlayan karaçamlar 1200 m.den sonra hâkim duruma geçer.
---------------------------------------------
Kamera/Metin Yazım : Mehmet SÖKMEN
Seslendirme : Rüksan Atak SÖKMEN
Çekim Tarihi : 07.10.2018
Prodüksiyon Yapım Tarihi: 09.10.2018
Video Prodüksiyon Yapım, Yayın Ve Yönetmeni: Mehmet SÖKMEN - 0532 525 84 93
web: www.mehmetsokmen.tv
         www.youtube.com/mehmetsokmen1

Bu haber 176 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Gezi Notlarımız

Şah Gölü El-Gölü - Tebriz İran

Şah Gölü El-Gölü - Tebriz İran Şah Gölü El-Gölü - Tebriz İran

Limyra Antik Su Kenti - Tanrıçaların Yıkandığı Saklı Sular Sahası - Finike

Limyra Antik Su Kenti - Tanrıçaların Yıkandığı Saklı Sular Sahası - Finike Limyra Antik Su Kenti - Tanrıçaların Yıkandığı Saklı Sular Sahası - Finike

Contributor

HAVA DURUMU


Google Translate

Mehmet SÖKMEN - 05325258493 Bu web sitesindeki tüm videoların linklerini adımızı göstererek kullanabilirsiniz ISBN: 978-605-88104-0-2
RSS Kaynağı |