http://www.mehmetsokmen.tv/videolar/ Köprüçay Nehrinde Farklı Mevsimlerde Doğa Krallığının Sanatı - Doğa Okuluna Ve Suyun Kültürüne Yolculuk - Mehmet SÖKMEN Tv - Video Prodüksiyon - Antalya
ANASAYFA VİDEOLAR ANKETLER RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

BU KANALI DESTEKLE

Köprüçay Nehrinde Farklı Mevsimlerde Doğa Krallığının Sanatı - Doğa Okuluna Ve Suyun Kültürüne Yolculuk

Köprüçay Nehrinde Farklı Mevsimlerde Doğa Krallığının Sanatı - Doğa Okuluna Ve Suyun Kültürüne Yolculuk

Tarih 21 Ağustos 2018, 08:10 Editör Mehmet SÖKMEN

Köprüçay Nehrinde Farklı Mevsimlerde Doğa Krallığının Sanatı - Doğa Okuluna Ve Suyun Kültürüne Yolculuk

ISBN 978-605-88104-0-2
Köprüçay Nehrinde Farklı Mevsimlerde Doğa Krallığının Sanatı - Doğa Okuluna Ve Suyun Kültürüne Yolculuk  
Muhteşem biyoçeşitlilik ve jeolojik sistemlere ev sahipliği yapan Köprüçay nehrinin derinliklerine doğru bizimle birlikte yolculuğa çıkın. Farklı mevsimlerde çekimleri yapılan Doğa Krallığının Köprü nehrinin bu bölümünde mevsimsel renklerine tanık olun.
Nehir, ismini üzerinde bulunan, tarihi bir köprüden alır. Uzun yolculuğu boyunca geçtiği her yere hayat verir. Burada doğa ana sayısız renk ve desen formasyonu sunar. Mevsimlere göre farklı habitatlar olağan üstü güzelliktedir.



Bu belgesel filmimizde Türkiye Antalya bölümü Köprülü Kanyon Milli Parkı Köprüçay Nehrinin muhteşem doğa sanatında derin sonsuzluğun etkilerini ve insanlığın geleceğindeki yerini irdeliyoruz. Bizimle beraber çıkacağınız yolculukta Doğa Ananın en büyük sanatçı ve doktor olduğunu anlayacak, doğaya yakın yaşamanın ömrü nasıl uzattığını keşfedeceksiniz.
Nehir, Aspendos antik şehrini Akdeniz’e bağlayarak tarihte önemli rollere sahip olmuştur. Bu nehir üzerinde Delos birliğine ait bir filo Perslere karşı büyük bir zafer kazanmıştır. 1000 yıl öncesine kadar aslan krallığının tüm üyelerinin yaşam alanıydı burası.
Milli park sahası, çocuk sağlığının en üst düzeyde korunabildiği yegane alandır. Çocuğunuzun sağlıklı büyümesini, kanserden ve diğer hastalıklardan korunması için bağışıklık sistemlerinin güçlü olmasını istiyorsanız her mevsim burada günü birlik yolculuğa çıkın. Hem eğlenin, hem de Kudretli Doğa Ananın evrimsel ritüellerine tanık olun.
Alanya’dan Antalya’ya kadar uzun bir sahil şeridini kapsayan sahada tarihte büyük roller oynamış birçok akarsu bulunmaktadır. Özellikle bunlardan biri olan, Eurymedon, Aspendos antik şehrini Akdeniz’e bağlayarak tarihte önemli roller üslenmiştir. Eski adıyla Eurymedon, şimdiki ismiyle Köprüçayı ya da Köprüpazar çayı olarak bilinen bu akarsu günümüzde önemini hala korumaktadır.
Köprülü Kanyon Milli Parkı Köprüçay Nehrinin muhteşem doğa sanatında ormanda yaşama hayalinizi gerçekleştirmenin tam zamanıdır. Burada sağlık ve yeşil ilişkisinin gerçek gizemlerini öğrenin! Yeşilliği bol sahada yaşayan kadınların ölüm riskinin yeşil alanı en az alanlarda yaşayan kadınlara göre %18 daha azdır. Doğaya yakın veya içinde yaşayan kadınlarda solunum sebepli ölümcül hastalıklar %25 ve kanser ise %10 daha azdır.
Burada doğanın içinde yaşayan kadınlar hava kirliliği, aşırı sıcak ve çevre kirliliği gibi sorunlara daha fazla uzak olup hormon sistemi daha düzgün çalışır. Oysa yeşil alanlar insanların fiziksel ve sosyal aktivitelerini çok daha fazla teşvik ediyor. Stres oranları oldukça düşük oluyor. Ağaçlar arasında yaşamak depresyon oranlarını düşürmesinin yanı sıra zihinsel sağlığı da artırıyor.
Yeşilin oksijen üretim alanında yaşamak; moral oranlarını en yüksek seviyede tutmaya fazlasıyla yeter. Doğanın zihinsel sağlığa etkileri saymakla bitmez. Çocuklarınızın doğa bilincinin geliştirilmesi ve sağlıklı gelişimi için mutlaka hafta sonlarınızı doğanın bu huzur noktalarında geçirmeniz gerekiyor. 
Köprüçay, Isparta’nın Eğirdir ilçesinde Anamas Dağ zincirinin en yüksek zirvesi 2996 m. rakımlı Dedegöl Dağından doğup 160 km’lik yolculuktan sonra Serik Boğazkent’te Akdeniz’e dökülür.
Köprüçay birçok koldan beslenir.
Köprüçay nehrinin kaynağı Anamas Dağları’nın güneyinde yaklaşık 1320 m yükseklikten dışarıya açılan Başpınar Kaynağı ile bu kaynağın güneyinden gelen Sorgun Yaylası sızıntı sularının oluşturduğu Kuzukulağı Deresi’nin birleşmesiyle başlar. Diğer kolların da katılımıyla Beşkonak Beldesi’ni geçtikten sonra akarsu yatağı genişler ve su akış hızı düşer.
Beşkonak’ı hemen geçince Sağırin Köyü yakınlarında düz tarım arazilerine girerek sonbahar ve kış mevsimlerinde büyük su potansiyeline sahip Sağırin Çayı ile birleşir.
Doğa belgeselleri çekimcisi olarak hep doğa aşkına diyoruz! Doğa bizim için çocuk yaşımızdan beri gerçek okul olmuştur. Doğa Okulu! Haydi hepimiz neden doğa okuluna gitmiyoruz ki? Doğa okuluna düzenli gittiğimizde Doğa Ananın düşündüğünü, yazdığını, çizdiğini göreceğiz ve anlayacağız.
Sonrasında bu düşüncelerini kağıtlara düşen mürekkep lekeleri ile değil, dağlardan denizlere savrulan nehirlere, milyarlarca canlının ahenk içindeki yaşamına, atomun çekirdeğine ve evrenin sonsuzluğuna kazındığını öğreneceğiz. Doğa Okulunda hepimiz doğanın öğrencileri olduğunun bilincine varacak ve içselleştirmiş olarak Kudretli Doğa Ana aşkına diyeceğiz!
Aspendos antik şehri yakınlarında sulama regülatörü ile suyunun büyük bir bölümü alınarak, Serik ve Taşağıl ovalarındaki geniş tarım arazilerinin sulanmasında kullanılır.
Serik ilçesi doğusunda yer alan Aspendos antik kentine yakın bir yerden geçen Köprüçay nehri, son olarak Boğazkent beldesinden geniş bir nehir ağzı ile Akdeniz’e dökülür.
Doğa okulu bünyesinde nice sınıflar yaratmıştır; Su Okulu neden olmasın ki? İşte baksanıza; Köprüçay Nehrinin muhteşem sanatına! Türkuaz mavi ve yeşilin binbir rengi ile karşınızda nasıl da heybetli akıyor? Yaz ve kış! Burada dağlardan Akdeniz’e; kökten dallara yürüyen suyun izini sürecek, damlaların peşinden giderek Akdeniz’in gökyüzü ile sonatını yaratacak.
Köprüçay’ın Antik dönemdeki ismi Eurymedon’dur. Isparta’nın Eğirdir ilçesinde Aksu nehrine yüksekten bakan Zindan Mağarasında nehir tanrısı Euyrmedon’a adanmış bir tapınak ve heykel bulunmuştur. Heykel Isparta müzesinde sergilenmektedir.
Köprüçay Nehri havzasında toprağın yağmurla olan ilişkisi yaşamın özünün büyülü görsel sanatı su muhteşem peyzajlar yaratıyor. Su hiçbir zaman boşa akmaz, tersine akarsular yeryüzünün damarlarıdır.  Vücudumuzdaki kan ile suyun döngüsü arasındaki bağları anlamak için doğaya çıkmak ve doğa sanatının dersini almak elzemdir. Doğa Ana bize, su gibi düşünmeyi ve hareket etmeyi öğretecek.
Köprüçay, mağaranın çevresindeki halk tarafından Zindan Deresi olarak da bilinir. Nehrin Isparta civarındaki ismi Aksu; Isparta sınırını aştıktan sonra Köprüçay’dır. Nehir Oluk Köprü altından aktığı için Köprüçay olarak anılır.
Köprüçay Nehri sahasına çıktığımızda suyun yeryüzünde çizdiği şekilleri anlamak fazla zor olmayacaktır. Dağlara yağan kar tanelerinden, nehirlere, damarlarımıza, bir yaprağa, dağlardan ağaçlara kadar suyun aktığı tüm yapıların şeklinin aynı olduğunu doğaya çıktığınızda fark edeceksiniz. Artık Su Okulunda gerekli dersleri almış demeksiniz. İlk gününde bile pek çok gözlem ve deney yaparak, oyun oynayarak, suyun çizdiği şekilleri tanıma olanağı bulacaksınız.
Köprüçay antik çağda da önemli rol oynamıştır. Bu nehir üzerinde Delos Birliği’ne ait bir filo Perslere karşı büyük bir zafer kazanmıştır. Anadolu ve ada şehirlerinden bazıları kutsal bir ada olan Delos’ta bir araya gelerek bir birlik kurdular ve birliğin başkanlığını Atina’ya verdiler.
Köprüçay Nehri havzasında suyun yolunun her bir menderesinin bir hikayesi vardır. Dağdaki ilk kaynağından denize kadar ulaşan yolunun her iki yakasından yürüyecek olursanız Doğa Ananın sanatının gücüne mutlaka tanık olacaksınız. Sözcükler yetersizleşecek, yerine doğanın içindeki pek çok başka iletişim dilini kullanarak uzun ama keyifli bir güzergah üzerinde yol alabileceksiniz.
Tarih kokan bu sahada birleşik güçlerin önderi Atina, Perslere karşı kurulmuş Delos Birliği’nin filosu Persleri Ege’den ve daha sonra Güney Anadolu kıyılarından atmak için müttefiklerini yönlendirdi. Cimon komutasındaki bu deniz birlikleri, M.Ö 460’ta toparlanma girişiminde olan Pers filosunu Euromedon nehri etrafında bozguna uğratmıştır.
Sahada yeşilin sanatının eşliğinde suyun sesini sadece dinleyerek ve susarak anlayacak, onun yolunu keşfedeceksiniz. Doğa Okulunun dershanesi havzada suyun denize kavuştuğu bir noktada, yol boyunca gördüklerinizin tartışacak, birbirinizin gözlemlerini paylaşma becerisine ulaşacaksınız.
Antalya Köprüçay Köprülü Kanyon Milli Parkı ve Köprüçay Nehri birçok kolları Toros Dağları'ndan doğarak doğa harikası kanyonlardan geçer.  Serik'in güneyinden Akdeniz'e dökülen Köprüçay, iki tarafı dik, çıkılması hemen hemen imkansız olan kanyonlardaki yeraltı suları ile de beslenir ve büyür.
Köprülü Kanyon Milli Parkı Köprüçay Nehri doğasında yol alırken muhteşem kanyonlar sizi büyüleyecek ve sizlere Düşünme Günü dersi adı altında Suyun Kültürünü aşılayacak. Binlerce yıllık tarihi içinde insan türünün suyun kodlarını nasıl okuduğunu, onun dilini nasıl içselleştirip çözdüğünü ve suyun günlük yaşamı nasıl beslediğini konuşacak düzeye geleceksiniz.
Ardından bugünün insanın nasıl olup da suyun yolundan ayrıldığını, onun dilini anlamaz olduğunu ve kendisini sudan kopardığını anlamaya çalışacak kendinizi sorgulayacaksınız. Suyun akan halinin görsel sanatına rağmen insanın nasıl olup da duyarsızlaşmayı becerdiği ve Su boşa akar diyebilen bir kültür oluşturabildiğini de anlayacak ve kendinize gelmeye çalışacaksınız. Nihayetinde, bu tehlikenin farkına vararak canlı yaşamının suya bağlı olduğu gerçeğini de sudan öğrenerek nasıl yeniden onarabileceğinizi düşüneceksiniz.
Türkiye'nin en güzel tabii rekreasyon alanlarından birisini teşkil eder. Bunun yanı sıra, nehrin batısındaki dağlık arazide bulunan tarihi nehir kenarındaki kaleler, su kemerleri, Roma devrine ait köprüler ve tarihi yollar gibi pek çok arkeolojik kaynaklar Köprülü kanyonun önemini artırmaktadır.
Köprüçay'a ulaşmak için Antalya'dan Serik'e ve daha sonra Taşağıl ve Beşkonak'a varılır. Manavgat istikametinden ise Taşağıl üzerinden Beşkonak'a ulaşılır. Beşkonak köyüne kadar yol asfalttır ve zaman zaman Köprüçay'ını takip etmektedir.
Bu havzada kuşların dünyasına konuk olacağınız Kuş Okulu içinde artık düşünmenin zamanıdır. Doğa Okulunda kuşların edası neden konuşulmasın ki? Gün boyunca gözlemle kuşların hareket, duruş ve tavırlarının tanımlaması neden yapılmasın ki?
Köprüçay Nehri sahasında farklı mevsimlerde yolculuğa çıktığınızda neresine giderseniz gidin bir kuşun sesini duyarsınız. Zira pek azımız o kuşun nerede, neden öttüğünü düşünür ve bilir. Ama kuşların seslerini dinleyerek işe başlanıldığında hangi kuş neden ötüyor, öterken neyi anlatıyor, kuş seslerinin çeşitleri neler, Kuşlar nasıl ötüyor? Bir fikir edinebiliriz. 
Saha havzası dahil, Anadolu doğa kültüründe türkülere, öykülere, şiirlere, halı motiflerine konu olan kuşlar insan yaşamının olduğu her yerde var. Burada, Doğa Okulunda kuşların ve insanın doğasını birlikte araştırmak muhteşem keyifli olur. Bozkırlar, ormanlar, sulak alanlar, denizler, makilikler, nehirler ve dağlarda yaşayan kuşları, onların insanla ve diğer canlı türleriyle kurdukları ilişkiler ağını ancak ve ancak doğayı tanımakla olanaklıdır.
Köprülü Kanyon Milli Parkı, 36 bin hektarlık bir alana sahip olup, Köprüçay'ın bir kısmını ve tarihi Selge kentini de kapsamaktadır. Milli park, ülkemizdeki en büyük Akdeniz servisi ormanı olma özelliği yanında, kızılcam, karaçam, sedir, köknar, meşe çeşitleri ve yabani zeytinlikler ile yaban hayatı açısından da zengindir.
Alageyik, yaban keçisi, yaban domuzu, ayı, kurt, tilki, tavşan ve çeşitli kuş türleri mevcuttur. Köprüçay'ın üst kısımlarında kırmızı benekli alabalık, diğer kısımlarında kefal yaşamaktadır.
Köprüçay havzası Milli Parkı Türk Halk Müziğinin de ilham kaynağıdır. Nice türkülerin çıkış noktası ve notaya alınması bu sahanın gizemli güzelliklerinde saklıdır. Türk Sanat Müziği için şarkıların ve güftelerin beşiğidir denilebilir. Şairlerin, ozanların şiir kaynağı, Yörüğün yanık türküsünün sesi ve Yörük kadının zorlu yaşamının dert ortağıdır. 
Hani hep diyoruz ya! Doğanın iletişim dilinin Matematik olduğu bağlamında dağa değil, dağ olmaya gidiyoruz! Belgesel çekimlerimizde Köprüçay Nehri havzasında nice dağlar vardır, Dağ Okulunda! Dünyanın doğal sınırları dağların doğasına bizimle birlikte tanık olacak, nehir havzası dağlardaki doğa kültürünü anlamaya çalışacağız. Yeryüzünü yırtıcı kuşlar gibi görmeyi, göçer Yörükleri gibi suyun döngüsü ile yaşamayı deneyimleyeceğiz.
Oluk Köprü'nün yaklaşık 100 m. alt tarafında, suyun durgun olduğu ve nehrin cep yaptığı alandan başlayarak, özellikle amatörlerin kürek çekme tekniğine uyum sağlamaları için akıntıya karşı yol alınarak Oluk Köprü'ye varılır.
Amatörler genellikle Oluk Köprü'den, profesyoneller ise dilerlerse, başlangıç noktası yakınındaki çağlayandan veya Oluk Köprü'den kanyona girip daha ileriden dönerek, parkura başlayabilirler. Başlangıç noktasının hemen altında yer alan çağlayandan sonra devam eden parkur 2-3 zorluk derecesindedir.
Parkur boyunca sık sık karşılaşılan çağlayanlar oluşturduğu güzel peyzajın dışında parkura heyecan katmaktadır. Yaklaşık 10 km. süren yolculuk sonrası Beşkonak'ın ilerisindeki beton köprüye ulaşılır. Amatör sporcular için parkurun beton köprüden hemen önce sonuçlandırılması önerilir.
Nehirde ve dağlardaki kadim üretim yöntemlerinin ne olduğunu gözlemleyeceğiz Dağ Okulunda. Bu coğrafyadaki canlıları tanıyacak, suyun ve dağların sahadaki yaşam açısından önemini bu belgeselde konuşturacağız.
Aslında doğayı ve dağcılığı ne kadar tanıyoruz, gizemlerini ne ölçüde çözümleyebilmişiz? İşte sorgulanması gereken zurnanın detone olduğu nokta! O halde Doğa Korumaya Giriş Yamaklık Okulunda ilk eğitimi almak gerekmektedir. Yamaklık Okulunda sahaya çıkmakla Doğanın döngülerini, parçası olduğumuz yerkürenin milyarlarca yıl içerisindeki değişimini öğreneceğiz.
Köprüçay Nehri havzası tüm bilinmeyenleri ile Anadolu’nun üç farklı biyo-coğrafyası içinde yaşayan canlı türleri ve kadim kültürlerini kapsar. Tüm bunları tanıyıp dünyanın farklı yerlerindeki doğa koruma çalışmalarının ne olduğunu değerlendirerek bizlerin neler yapabileceğini doğanın bağrına yolculukla öğreneceğiz.
Ancak profesyonel sporcular beton köprüden sonraki ilk kanyona girebilirler. İkinci kanyona kesinlikle girilmemelidir. Bu kanyondan akarsu bazı kısımlarda kayaların altında kaybolmakta ve biraz ileride tekrar çıkmaktadır. Yaklaşık 3 km. süren birinci kanyonun bitiminde sol taraftan yürüyerek asfalt yola ulaşılabilir.
Toros Dağlarından doğan ve bir dizi büyüleyici kanyon arasından akan Köprü çay Nehri Sarp kayalıkların arasından çıkan dar boğazlardaki yer altı kaynak sularıyla beslenip geçilmez kanyonların arasından sürekli akmaya devam eder.
Doğanın korunmasına gerek olmayan bir dünya üzerine yaşama kültürü henüz oluşmadığına göre; Doğa Korumaya Giriş Yamaklık Okulunda daha çok şeyler öğrenmeye ihtiyacımız var. İşte tanımladığımız Doğa Yamaklık okulu, doğaya çıkarak doğa nimetlerini keşfetmek ve uygun yararlanmayı öğrenmek demektir.
Köprüçay Nehri sahasında doğa gezisi, geçmiş zamanlarda ve şu anda doğanın korunmasına gerek duymayan ve yaşam süren insan topluluklarının izini görmek olasıdır. Doğayı korumanın insanın kendini diğer varlıklardan ayırmadığı koşullarda, hayatın olağan bir parçası olarak yaşandığı toplumları anlamak ancak doğayı tanımakla olanaklıdır.
Doğanın tanımını atomun çekirdeğinden, evrenin sonsuzluğuna kadar uzanan bir düşünce ile yapmak, doğa korumanın konularını kavramak, doğanın yalnızca yeryüzüne hapsedilmediği, nesneler kadar, tüm nesneler arasındaki ilişkileri de kapsadığı doğa kültürü ilişkilerin, biyo-coğrafyanın, iklimin, hava, su ve toprağın, ekosistemin ve biyolojik çeşitliliğin anlamlarını öğrenmekle olanaklıdır.
Köprüçay’ı ve çayın oluşturduğu derin vadi ile kuzeyde Sarp, batıda Bozburun ve Ovacık dağlarını kapsar. Kuzeyinde Dedegöl Dağları, batısında ise Aksu Vadisi ile komşudur. Hemen doğusunda Akseki ve İbradı ormanları yer alır.
Kuzey güney doğrultusunda uzanan Köprüçay Vadisi geneli sert kireçtaşlarından oluşmuştur. Alanın orta kısmında yer alan Köprülü Kanyon Milli Parkı, önemli bir turizm merkezidir.
Doğanın aşkı Köprüçay Nehri havzasında bir başkadır. Farklı mevsimlerde buraya gelin önce yalnızlığınızı kabullenin, sonra aşkı yaşayın! Aşk Derslerini Köprülü Kanyon Milli Parkında alın!
Modern insan hiç olmadığı kadar defolu durumda iken; bu yüzyılda, modern hayatın içinde yaşıyor. Nevrotik ve dengesiz olmaması artık tam bir mucize! Herkes biraz deli, herkes belli bir seviyede ruh hastasıdır. İşte doğa bunun en iyi ilacıdır.
Doğaya çıkın ve doğaya teşekkür edin, zihin ve bedeniniz dingin olacak, daha sağlıklı bir ilişkinin temellerini atabileceksiniz. Doğa Ana birbirinizi tanıma evresinde size sağlıklı karar vermenizi sağlayacaktır. Huysuz, deli, ruh hastası taraflarınızı aylarca halının altına süpürdüğünüz sorunlarınızı saklamanın faydasının olmayacağını doğa size öğretecek.
 Sevgilinizle istediğiniz kadar aynı görüşe, zevklere, ilkelere sahip olun; şiddetli ölçüde bir uyumsuzluğun her zaman baş göstermesi olasıdır, işte Köprüçay Nehri sahasında doğaya çıkmak tüm bu sorunlara ve dertlere deva olacaktır, çünkü zihin yorgunluğunuz gidecek ve sağlıklı düşünme fırsatı bulacaksınız.
Köprüçay Vadisi, iyi korunmuş maki ve çok zengin orman bitki örtüsü, yüksek dağ çayırları ve nehir kıyısı bitki topluluklarından oluşur. Alanda ağırlıklı olarak yüksekten alçağa doğru Toros sediri ve göknar karışık ormanı, Toros iğneyapraklı-yaprak döken karışık ormanı ve kızılçam ormanı bulunur.
Alanda gür sedir ormanları vardır. Dünyanın en iyi korunmuş saf Akdeniz servisi ormanları yer alır. Ormanların alçak yerlerinde kızılçam altı maki örtüsü, yüksek kesimlerinde ise ardıç ve yüksek dağ çayırları hâkimdir.
Doğa Ana tuhaf ikilemlerin en iyi çözüm merkezidir. Yalnızlığı kabullenmek, barışmadan başlanılan sakat doğan sancılı geçen her ilişkinin mutlu sona ulaştırılma anahtarıdır.
Doğa Ana modern aşk fikrini destekleyerek, birini sevmekten çok birine hayranlık duymakla güçlü bir şekilde ilintili bağ geliştirir. Birinin zihnine veya fiziğine hayranlık duymaya başlayan aşkın doğumuna yardımcı olur.
Köprüçay Nehri doğasına çıkan ve doğayı sevmeye başlayan insan her geçen gün daha zeki, cesur ve güzel olmaya başlar. İnsan doğası; hayatı boyunca sürekli hayranlık duyacak, yörüngesinde dolanacak bir ışık aradığında o ışığı kendisini yaratan doğanın kalbinde bulacak.
Köprüçay Vadisi özelikle bitkiler açısından son derece zengindir. Alanda 41 bitki taksonu bulunmaktadır. Çok sayıda bitki türlerinin dünyadaki bilinen tek dağılımı Köprüçay Vadisi’dir.
Barındırdığı derin vadi, yüksek dağ bozkırları, maki ve ormanlık alanlar nedeniyle kuşlar açısından da önemli olan alanda kızıl akbaba, yoz atmaca, kaya kartalı, yılan kartalı gibi yırtıcılar üremektedir. Alanda Akdeniz biyomuna özgü kızıl kiraz kuşu ve zeytin mukallidi gibi türlerin yanı sıra ortanca ağaçkakan ve Anadolu sıvacısı bulunur.
Köprüçay Nehri doğası ilham vericidir, aşka aşık olanları yaratır. 
İnsan için aşkı yaşamak dünyanın en güzel duygusu. İnsanlar hayatları boyu gerçek aşkı arıyor. Kimisi buluyor, kimisi bulamadan göçüp gidiyor bu dünyadan. Bulanlar çok şanslı. Aşkla başlayan bir birliktelik sevgiye dönüşmüşse eğer, o ilişki sonsuza dek sürebilir, tabi ki doğanın bilincine varmışsa!
Köprüçay Nehri doğası renkli aşklara ev sahipliği yapar. Adı aşk olan yeşil ile mavi bir çiçeğin bedeninde bütün renkler yeşile döner, bir kuşun kanadında ise bütün maviler halinde saklanır.
Doğanın sonsuz yaratıcılığında kimi zaman mor bir kızıllık olur aşk, azıcık maviden çalarak boyar ufku, her gün doğumunda ve batımında biraz da yeşilden. Zaman zaman sevgiliyi ıslatan beyaz bir yağmur ve yüzüne çarpan serin bir rüzgar olur doğa ananın bağrından koparak. Ancak, mavi ve yeşil el ele vererek her daim doğanın aşkını anlatır, toprağın derin bağrından ağacın zirvesine kadar!
Köprüçay Nehri doğasında sınırsız aşkların mavi ve yeşil tutkusu vardır. Bu iki renk varsa doğa vardır, aşk o zaman katıksız ve güçlüdür.
İşte bu sebeple olsa gerek insanoğlu, dünyaya ilk ayak bastığı günden itibaren iki rengin huzur noktasının dünyamızdaki izdüşümü olduğunu düşünmüştür.
Beşkonak köyünün kuzeyinde bulunan Köprü Irmağı Vadisi mağaralarında Blasius nalburunlu yarasası, büyük nalburunlu yarasa, küçük akşamcı yarasa, büyük kulaklı yarasa ve uzun kanatlı çöl yarasası bulunur.
Önemli Doğa Alanı olan bu sahada, bilinen dünya dağılımı Antalya’nın doğusuyla sınırlı ve nesli küresel ölçekte tehlike altında olan Alanya Semenderi bulunur. Türkiye’de endemik dar yayılışlı Toros kertenkelesi ve Pamfilya kertenkelesi alanda yaşayan önemli sürüngen türleridir.
Yeşil ve mavi; bu renklerin birleştiği her yer, insanoğlu tarafından hayatın güzelliğinin doyasıya yaşanıldığı yerler olarak kabul edilmiştir.
Yağmurlar başlangıçları, başlangıçlar yeni yaşamları getirdi. Mavi ile yeşilin uyumu mükemmel ve huzur vericidir.
İnsanların yeşil ve maviye verdiği anlam, kuşkusuz doğa kelimesinin en güzel karşılığının bu iki renk ile anlamını bulması ile sonuçlanmıştır. Yeşil ve mavi doğanın ana rengidir. Bu iki güçlü rengin bir araya gelmesi huzur ve güven uyandırır.
Doğayı anlamlandıran renklerden yeşil, güzel ormanların ve tabiatın simgesi olarak kabul edilirken, mavi kimi zaman nehrin türkuaz rengini, kimi zaman engin bir denizin ihtişamını, kimi zaman da ucu bucağı görünmeyen gökyüzünün büyüleyici rengini temsil etmiştir.
Köprüçay Nehri doğası sahasında yeşil ve mavinin bir araya gelerek birbirinden eşsiz ve güzel fotoğraf karelerinin meydana geldiği az sayıdaki gizemi hala devam eden saklı doğa sistemlerinin bir bölümüdür.
Bu sahanın neredeyse her köşesinin bu iki güzel rengin bir araya gelerek oluşturduğu doğal güzelliklerle göz kamaştırdığını söylemek yanlış olmaz. Ne var ki, çevre kirliliği sahada bu iki sevgiliyi de birbirinden ayırıyor. Yeşil tükeniyor, mavi kirleniyor.
Büyük sorun olan kalkınma adına yapılan yanlışlar ve en önemlisi de yakalandığımız tüketim hastalığı bizi sadece doğadan koparmakla kalmıyor, onu pervasızca da yok ediyor.
Alanın su rejimine ve kalitesine bağımlı iç su balığı olan antalyensis ve sazangiller antalyae Türkiye’ye endemiktir ve dünya çapında korunması öncelikli türler arasındadır. Nesli küresel ölçekte tehlike altında olan apollo ve Türkiye’ye endemik Anadolu çok gözlüsü alanda görülen kelebek türlerindendir.
Kendimizi o kadar üstün görüyor, bir o kadar da doğanın dışında kabul ediyoruz ki, ne yaparsak yapalım kaybetmeyiz sanıyoruz. Buna karşın bu hızla devam edersek çocuklarımızın maviyi göremeyeceğini ve yeşile hasret kalacağını ise göremiyoruz. Giderek her yer kirleniyor, yeşil yerini gri betona bırakıyor, denizin mavisi ise siyahta boğuluyor!
Bazen üzülüyoruz, bazen ağlıyoruz, çoğu zamansa konuşuyoruz ama yine de yeşili ve maviyi tüketmekten kendimizi alamıyoruz. Oysa, doğa, yeşil ve mavi bir aşktır aslında! Ama anlaşılan o ki, biz bunu ya bilmiyoruz, ya da çoktan unuttuk!
Aşkın tanrıçası Afrodit’in adasında doğanın değerini bilmiyoruz, doğayı katletmekle aşkı önemsizleştirdiğimizin de farkında olamıyoruz.
Sonu uçurum bir yolda ilerlediğimizi bile bile rant hırsına yenik düşerek yeşilin ve mavinin de değerini bilmiyor ve küçümsüyoruz.
Gelecek nesillerin bizden alacaklı olduğunu hep unutuyor, sadece kendimizi düşünüp günübirlik yaşıyoruz. Doğa Ananın geçmişten bize devredilen ödünç olduğunun da farkına varmak işimize gelmiyor.
Alanda turizm, tarım ve hayvancılık yapılır. Rafting, doğa yürüyüşleri, dağ bisikleti, kampçılık, dağcılık gibi doğa sporları alanda yapılmaktadır. Civar köylerde yaşayan yöre halkının vadi boyunca tesisleri vardır. Bunun yanı sıra geniş nehir tabanında yer yer kuru tarım, alanın batısındaki yüksek kesimlerinde ise hayvancılık yapılır.
Alan üzerindeki en ciddi tehdit, yapımı planlanan iki barajdır. Alanın güney kısmında yapılması planlanan Beşkonak Barajı ile kuzeyinde yapımı biten Kasımlar Barajı, alandaki birçok nesli tehlike altında olan türü olumsuz etkileyecektir.
Köprüçay Nehri doğası sahasında, Sonbahar mevsimi ruhumuza duyguların en tepe noktasına varışını simgeler, yansıtır. Kasım ayında doğada her şey değişim sürecindedir, yapraklar sararıp solmakta, doğa çırılçıplak kalmakta, kuşlar göçmekte, insanlar eve kapanmaktadır! Doğanın solgun pastel renkler vasıtasıyla saçtığı hüzün, yağmurlar, kapalı bulutlar içimize dönmemizi, belki biraz kendimizle hesaplaşmamızı sağlar o sessizlik içinde.
Henüz kış gelmemişken, her şey durulma aşamasına geçmemiş hala değişmekteyken, sevilen kişinin yanı başımızda olması, ellerinin, nefesinin, omzunun bizim için orada bir yerlerde olması hissi Kasım ayını romantik yapar.
Alanın yüksek kesimlerindeki çayırlar, tarım alanı olarak açılmakta ve burada bulunan bitki örtüsü zarar görmektedir. Yoğun turizm kaynaklı baskının etkisi özellikle dere boyundaki bitki örtüsünde görülmektedir.
Alanda gerçekleştirilen plansız yapılaşma ve civardaki tarım uygulamaları Köprüçay’ın su kalitesini düşürmektedir. Bölgede Biyolojik Çeşitlilik ve Doğal Kaynak Yönetimi Projesi acilen başlatılmalıdır.
İnsan, doğanın bir parçası olduğunu ne zaman unuttu? Makineler yapıp ona egemen olduğunda mı? Sanayi devriminden sonra kentleri kuşatıp beton evlerde yaşamaya başladıktan sonra mı? İnsanın yeryüzündeki uzun serüvenini düşünecek olursak bunun zamanını tam olarak bilmek oldukça güç. Ancak bildiğimiz bir şey var ki, insan doğanın parçası olduğunu unuttu; doğadaki öteki canlıların yaşam haklarının olduğunu da! Bu dünyayı onlarla paylaştığımızı da!
Doğadan uzaklaşan ve doğanın bir parçası olduğunu unutan insan, doğadaki yer altı yer üstü bütün zenginlikleri yalnız kendi çıkarları uğruna kullanmaya, kullanırken de yıkıp yok etmeye başladı. Bu dünyayı paylaştığımız öteki canlıları da!
Kimi heyecan yaşamak için avlarda öldürdü hayvanları; kimi postu, dişi, eti, derisi için öldürdü! İnsan doğadan uzaklaştıkça doğanın bir parçası olduğunu unuttu; unuttukça toprak, o tohum atıp emek verince bire on bire yirmi veren toprak, üzerine konut dikilecek arsaya dönüştü.  Ormanlar, korular ve ağaçlar da!
Gözü kâr hırsından, paradan başka bir şey görmeyen insan; çıkarları uğruna doğadaki öteki canlıları yok etmenin yanı sıra, kendi türünü bile sömürmekten, yok etmekten çekinmedi. Daha önce, Orta Torosların en güzel yerleşim yerlerinden biri olan Sütçüler’de, kapitalizmin, bu sistemin yetiştirdiği insanın para hırsının neden olduğu yıkımlarla karşılaşıldı bir kez daha!
Yıllardır Türkiye’nin birçok yerinde insanlar; kentsel dönüşüm adı altında yapılan rantsal dönüşüm uygulamalarına, HES’lere, nükleer ya da termik santrallere karşı yaşamı savunma mücadelesi veriyorlar. Eylem ve etkinlikler ile gençler sorgulamayı öğreniyor. 
Milli parkın rekreasyonel dokusunu Köprü Irmağı teşkil eder. Bu ırmağın değişken karakteri rafting sporu için ideal alanı yaratır. Ağaçlarla gölgelenen nehir kenarında günübirlik ve kamp kullanma alanları milli parkın en önemli aktivitelerini teşkil eder.
Sorgulayıp karşı çıkmayı, hepsinden daha önemlisi insan, doğanın bir parçası olduğunu yeniden anımsamak zorundadır! Bu dünyayı öteki canlılarla paylaşmamız gerektiğini de! Ağaçları, suları, gaz bombasından etkilenen köpekleri, kedileri korurken aslında insanı, yani kendi türünü koruduğu gerçeğini de!
Düşünen, sorgulayan; doğanın bir parçası olduğunu anımsayan, doğadaki bütün canlılara sevgiyle, saygıyla yaklaşan insan sayısı arttıkça, yaşam için, gelecek için umutlar çoğalıyor demektir.
          Bölgenin kil, kumtaşı, konglomera ve kalker kayaçlarından meydana gelen jeolojik yapısı karstik yer şekillerinin oluşmasına imkan sağlamaktadır. Milli parkın ana kaynağını oluşturan Köprü Irmağı’nın, Bolasan Köyü ile Beşkonak arasında meydana getirdiği yarma vadi, 14 km uzunluğu ve 100 m’yi aşan duvarlarıyla Türkiye’nin en uzun kanyonudur.
          Milli parkta vadi tabanlarından, dağların çıplak doruklarına doğru çam, servi, sedir ve çok sayıda yapraklı ağaç türlerinden meydana gelen bitki örtüsü zengin maki topluluğu ile desteklenmektedir. 400 hektarlık saf Akdeniz servisi ormanı, milli parkın flora özelliklerinin en önemli ve en belirgin olanıdır.
Çocuğa doğa sevgisi aşılamak en önemli öncelik olmalıdır. Her sevgi küçük yaşta başlar. Doğanın ve çevrenin korunması çocukken kazanılan doğa sevgisi ile mümkündür. Çocuğumuza doğa sevgisini etrafımızı saran beton yığınlarından uzaklaşarak ve doğanın içinde zaman geçirerek kazandırabiliriz.
Çocuğumuzun doğrudan deneyim kazanmasını sağlamalı, toprağa ve çiçeklere dokunmasına izin vermeliyiz. Büyük şehirde yaşamayı bir engel olarak görmemeli ve çocuğumuzu düzenli olarak parklara veya doğal alanlara götürmeliyiz.
Çocuklarda en etkili öğrenme yolu oyundur. Doğada oynanabilecek çeşitli oyunlarla çocuğunuzun çevresini keşfetmesini ve doğayı sevmesini sağlayabilirsiniz. Çocuğunuzun doğada geçireceği eğlenceli vakit, onun doğada bulunma isteğini arttıracaktır.
Çocuğunuza bitkileri ve hayvanları tanıtmak doğa bilincinin yerleşmesi açısından faydalı olabilir. Yalnız bunu yaparken sadece bir anlatıcı olmamalı, çeşitli sorularla çocuğunuzun konuya dahil olmasını sağlamalısınız.
Çocuğunuza doğa sevgisini evinizin içinde de verebilirsiniz. Birlikte evinizde yetiştirebileceğiniz bir çiçek alabilir ve bakımına yardım etmesini isteyebilirsiniz. Birlikte doğa ile ilgili belgeseller seyredebilir ve tartışma konuları açabilirsiniz.
Çocuklar doğa ile ilgili her şeyi kitaplardan veya belgesellerden öğrenebilir. Ama unutmayın, doğa sevgisini aşılayabilmek için sizin de ona eşlik etmeniz gereklidir. Siz doğaya karşı ilgili olmazsanız çocuğunuz da ilgili olmayacaktır. Önce bu sevgiyi kendi içinizde taşımalı ve daha sonra bu sevgiyi çocuğunuza aktarmalısınız.
Doğa veya tabiat, tüm yaşamı içinde barındıran canlı ve cansız her şey yaşam barındırır kendini yenileyen ve değiştiren, kendine ait bir döngüsü olan, dünyadaki varoluşun özüdür.
        Milli parkın yaban hayatı listesi oldukça geniş olmasına rağmen, usulsüz avlanmalar sonucunda türler azalmıştır. Yaban hayatının belli başlı üyeleri; geyik, dağ keçisi, ayı, tilki, kurt, tavşan, sansar ve porsuktur. Köprü ırmağı ve kollarında bol miktarda alabalık bulunmaktadır.
        Milli park tabii güzellikleri kadar, zengin kültürel kaynağa da sahiptir. Su kemeri, Köprü Irmağı ve Kocaçay üzerinde bulunan Oluk ve Büğrüm köprüleri ile taş kaplamalı tarihi yolu şehrin kalıntılarının en çarpıcı örnekleridir.
Renkli, hareketli ve çeşitli peyzaj örneklerinin bir arada bulunduğu Köprü Irmağı da diğer görülmesi gereken yerlerdendir.
Özel şahıslara ait yeme-içme ihtiyacını karşılayacak tesisler ziyaretçilere hizmet vermektedir. Konaklama imkanı, ziyaretçilerin basit kamp yapmalarıyla sınırlıdır.
Ancak Beşkonak ve Karabük köyünde bulunan bungalovlarda kalınabilir. Fakat yatak sayısı yetersizliği dolayısıyla Manavgat, Side ve Belek gibi çevredeki turizm merkezlerinde kalmak mümkündür.
Tüm dünya aslında doğadır. Bu açıdan bakıldığında dünyada yaşayan her şey, aynı zamanda doğanın bir parçasıdır ve doğanın evrim ile kanunlarıyla yönetilir. Yukarıda olan aşağıda olana, aşağıda olan yukarıda olana benzer yasası gereği, doğa da evrensel yasaları içinde barındırır. Bu yüzden aynı zamanda evrenin de bir mikro örneğidir.
Öyleyse doğanın özünü kavramak başta evreni kavramak ve buradan da kendimizi tanımak anlamına gelir. Çünkü bizler biyolojik olarak doğanın bir unsuru, zihinsel ve ruhsal olarak da bir parçasıyızdır.
Maalesef insanoğlunun iradesinin gücüyle şehirler kurması, hızlı bir tüketim sürecine girip kendini doğadan soyutlamaya çalışmasıyla doğa ikiye bölünmüştür.
Biri, doğanın hala özünü içinde barındıran ormanlar-dağlar gibi doğal ortamlardır. Bir diğer bölüm ise doğanın özüyle bağlantının çok zayıf olduğu modern şehirlerdir. Bu yüzden dolayıdır ki modern insan doğa ile olan bağını unutmuş ve aradaki bağ zayıflamıştır. Lakin ormanda bu muazzam denge devam etmekte ve ormanla yapılan çalışmalarla bu bağ güçlendirilebilmektedir.
Köprülü Kanyon Milli Parkı ekosistem ve habitat çeşitliliğinden kaynaklanan zengin bir faunaya sahiptir. Araştırma ve inceleme kapsamı da olan Fauna elamanlarına örnek olarak yaban keçisi, kızıl akbaba, Köprüçay Irmağı’nda yaşayan kırmızı benekli alabalık ve Türkiye endemiği olan kuşlardan Anadolu sıvacısı sayılabilir.
Yapılan saha araştırmaları, yayınlar ve yöre halkıyla yapılan görüşmelere dayalı olarak alanda toplam 32 tür kaydedilmiştir. Bunların on tanesi tehlike kategorisinde yer almaktadır.
Zarar görebilir kategorisine alınmış olan Bezoar keçisi, Bozburun dağı eteklerinde, Büyük Kanyon ve Sanlı Deresi mevkii ve sarp alanlarda görülür.
Milli Park alanında yapılan araştırmalar ve literatür verilerine göre alanda 21 sürüngen türü yaşamaktadır. Bunlardan mahmuz bacaklı kaplumbağa zarar görebilir kategorisinde yer almaktadır. Milli Park alanında yedi balık türü belirlenmiştir. Yerel alabalık türü kırmızı benekli alabalıktır.
Köprülü Kanyon Milli Parkı, rakım farkları ve yerel iklim yelpazesi içinde birbiriyle ilişkili çok çeşitli doğal ekosistemlere sahip olmasından dolayı özel öneme sahip bir alandır.
Alanda yapılan çalışmalar sırasında 390 takım ve 94 familyadan 950 takson tanımlanmıştır. 230’u Türkiye endemiği olan bu taksonlardan 12 tanesi bölge endemiğidir.
Bryofit florası oldukça zengindir; 14 familya ve 44 türü temsil eden 90 yosun taksonu kaydedilmiştir, bunlardan 55’i yeni kayıttır. Bu yosunlardan Türkiye’de bulunan ilk kızılyaprak türüdür.
Koruma öncelikleri olarak Saf servi ormanıdır. Servi ormanı, milli parkın en önemli doğal kaynak değeridir. Köprülü Kanyon Milli Parkı’ndaki yaklaşık 400 hektarlık doğal servi ormanı, bir zamanlar geniş yayılış gösterdiği tüm Akdeniz bölgesinin en büyük doğal servi ormanıdır.
Yaşlı ibreli ormanlar-makiler Sedir ve Toros göknarı ile karışık olan yaşlı karaçam ormanları doğal yapılarıyla büyük ekolojik öneme sahiptir.
Bu saha zengin ve çeşitli bitki örtüsüne sahiptir. 230’u endemik olan 950 civarında takson ile Köprülü Kanyon Milli Parkı bitki örtüsü dikkat çekici bir zenginlik ve çeşitlilik sunmaktadır.
Köprüçay Irmağı’nın orta mecrası Türkiye’nin en önemli Rafting merkezlerinden biri olan, Köprülü Kanyon Milli Parkı’nın yayıldığı oldukça geniş coğrafya içinde, çok sayıda köy boyutunda dağ yerleşmesi yer almaktadır. Ziyaretçiler, olağanüstü bir doğa içinde spor ve dinlenmenin yanında kırsal yaşamı tanıma fırsatını da elde etmektedir.
Oluk Köprü’nün yaklaşık 15 km kuzeyinde ve bozulmamış çevre içinde sürdüren yöreye özgü bitki ile hayvan varlığı; Köprülü Kanyon’u tatil yapmak için bölgeye gelen çok sayıda insanın görmeden gelemediği yerler arasında ön sırada tutar.
Bu belgesel filmimizde Türkiye Antalya bölümü Köprülü Kanyon Milli Parkı Köprüçay Nehrinin muhteşem doğa sanatında derin sonsuzluğun etkilerini ve insanlığın geleceğindeki yerini irdeliyoruz. Bizimle beraber çıkacağınız yolculukta Doğa Ananın en büyük sanatçı ve doktor olduğunu anlayacak, doğaya yakın yaşamanın ömrü nasıl uzattığını keşfedeceksiniz.
Milli park sahası, çocuk sağlığının en üst düzeyde korunabildiği yegane alandır. Çocuğunuzun sağlıklı büyümesini, kanserden ve diğer hastalıklardan korunması için bağışıklık sistemlerinin güçlü olmasını istiyorsanız her mevsim burada günü birlik yolculuğa çıkın. Hem eğlenin, hem de Kudretli Doğa Ananın evrimsel ritüellerine tanık olun.
Köprülü Kanyon Milli Parkı Köprüçay Nehrinin muhteşem doğa sanatında ormanda yaşama hayalinizi gerçekleştirmenin tam zamanıdır. Burada sağlık ve yeşil ilişkisinin gerçek gizemlerini öğrenin! Yeşilliği bol sahada yaşayan kadınların ölüm riskinin yeşil alanı en az alanlarda yaşayan kadınlara göre %18 daha azdır. Doğaya yakın veya içinde yaşayan kadınlarda solunum sebepli ölümcül hastalıklar %25 ve kanser ise %8 daha azdır.
Burada doğanın içinde yaşayan kadınlar hava kirliliği, aşırı sıcak ve çevre kirliliği gibi sorunlara daha fazla uzaktır. Oysa yeşil alanlar insanların fiziksel ve sosyal aktivitelerini çok daha fazla teşvik ediyor. Stres oranları oldukça düşük oluyor. Ağaçlar arasında yaşamak depresyon oranlarını düşürmesinin yanı sıra zihinsel sağlığı da artırıyor.
Yeşilin oksijen üretim alanında yaşamak; moral oranlarını en yüksek seviyede tutmaya fazlasıyla yeter. Doğanın zihinsel sağlığa etkileri saymakla bitmez. Çocuklarınızın doğa bilincinin geliştirilmesi ve sağlıklı gelişimi için mutlaka hafta sonlarınızı doğanın bu huzur noktalarında geçirmeniz gerekiyor. 
Doğa belgeselleri çekimcisi olarak hep doğa aşkına diyoruz! Doğa bizim için çocuk yaşımızdan beri gerçek okul olmuştur. Doğa Okulu! Haydi hepimiz neden doğa okuluna gitmiyoruz ki? Doğa okuluna düzenli gittiğimizde Doğa Ananın düşündüğünü, yazdığını, çizdiğini göreceğiz ve anlayacağız. Sonrasında bu düşüncelerini kağıtlara düşen mürekkep lekeleri ile değil, dağlardan denizlere savrulan nehirlere, milyarlarca canlının ahenk içindeki yaşamına, atomun çekirdeğine ve evrenin sonsuzluğuna kazıdığını öğreneceğiz. Doğa Okulunda hepimiz doğanın öğrencileri olduğunun bilincine varacak ve içselleştirmiş olarak Kudretli Doğa Ana aşkına diyeceğiz!
Doğa okulu bünyesinde nice sınıflar yaratmıştır; Su Okulu neden olmasın ki? İşte baksanıza; Köprüçay Nehrinin muhteşem sanatına! Türkuaz mavi ve yeşilin binbir rengi ile karşınızda nasıl da heybetli akıyor, yaz ve kış! Burada dağlardan Akdeniz’e; kökten dallara yürüyen suyun izini sürecek, damlaların peşinden giderek denizin gökyüzü ile sonatını yaratacak.
Köprüçay Nehri havzasında toprağın yağmurla olan ilişkisi yaşamın özünün büyülü görsel sanatı su muhteşem peyzajlar yaratıyor. Su hiçbir zaman boşa akmaz, tersine akarsular yeryüzünün damarlarıdır.  Vücudumuzdaki kan ile suyun döngüsü arasındaki bağları anlamak için doğaya çıkmak ve doğa sanatının dersini almak elzemdir. Doğa Ana bize, su gibi düşünmeyi ve hareket etmeyi öğretecek.
Köprüçay Nehri sahasına çıktığımızda suyun yeryüzünde çizdiği şekilleri anlamak fazla zor olmayacaktır. Dağlara yağan kar tanelerinden, nehirlere, damarlarımıza, bir yaprağa, dağlardan ağaçlara kadar suyun aktığı tüm yapıların şeklinin aynı olduğunu doğaya çıktığınızda fark edeceksiniz. İşte tam Su Okulunda gerekli dersleri almış demeksiniz. İlk gününde bile pek çok gözlem ve deney yaparak, oyun oynayarak, suyun çizdiği şekilleri tanıma olanağı bulacaksınız.
Köprüçay Nehri havzasında suyun yolunun her bir menderesinin bir hikayesi vardır. Dağdaki ilk kaynağından denize kadar ulaşan yolunun her iki yakasından yürüyecek olursanız Doğa Ananın sanatının gücüne mutlaka tanık olacaksınız. Sözcükler yetersizleşecek, yerine doğanın içindeki pek çok başka iletişim dilini kullanarak uzun ama keyifli bir güzergah üzerinde yol alabileceksiniz.
Sahada yeşilin sanatının eşliğinde suyun sesini sadece dinleyerek ve susarak anlayacak, onun yolunu keşfedeceksiniz. Doğa Okulunun dershanesi havzada suyun denize kavuştuğu bir noktada, yol boyunca gördüklerinizin tartışacak, birbirinizin gözlemlerini paylaşma becerisine ulaşacaksınız.
Köprülü Kanyon Milli Parkı Köprüçay Nehri doğasında yol alırken muhteşem kanyonlar sizi büyüleyecek ve sizlere Düşünme Günü dersi adı altında Suyun Kültürünü aşılayacak. Binlerce yıllık tarihi içinde insan türünün suyun kodlarını nasıl okuduğunu, onun dilini nasıl içselleştirip çözdüğünü ve suyun günlük yaşamı nasıl beslediğini konuşacak düzeye geleceksiniz.
Ardından bugünün insanın nasıl olup da suyun yolundan ayrıldığını, onun dilini anlamaz olduğunu ve kendisini sudan kopardığını anlamaya çalışacak kendinizi sorgulayacaksınız. Suyun akan halinin görsel sanatına rağmen insanın nasıl olup da duyarsızlaşmayı becerdiği ve “Su boşa akar.” diyebilen bir kültür oluşturabildiğini de anlayacak ve kendinize gelmeye çalışacaksınız. Nihayetinde, bu tehlikenin farkına vararak canlı yaşamının suya bağlı olduğu gerçeğini de sudan öğrenerek nasıl yeniden onarabileceğinizi düşüneceksiniz.
Bu havzada kuşların dünyasına konuk olacağınız Kuş Okulu içinde artık düşünmenin zamanıdır. Doğa Okulunda kuşların edası neden konuşulmasın ki? Gün boyunca gözlemle kuşların hareket, duruş ve tavırlarının tanımlaması neden yapılmasın ki?
Köprüçay Nehri sahasında farklı mevsimlerde yolculuğa çıktığınızda neresine giderseniz gidin bir kuşun sesini duyarsınız. Zira pek azımız o kuşun nerede, neden öttüğünü düşünür ve bilir. Ama kuşların seslerini dinleyerek işe başlanıldığında hangi kuş neden ötüyor, öterken neyi anlatıyor, kuş seslerinin çeşitleri neler, Kuşlar nasıl ötüyor? Bir fikir edinebiliriz. 
Saha havzası dahil, Anadolu doğa kültüründe türkülere, öykülere, şiirlere, halı motiflerine konu olan kuşlar insan yaşamının olduğu her yerde var. Burada, Doğa Okulunda kuşların ve insanın doğasını birlikte araştırmak muhteşem keyifli olur. Bozkırlar, ormanlar, sulak alanlar, denizler, makilikler, nehirler ve dağlarda yaşayan kuşları, onların insanla ve diğer canlı türleriyle kurdukları ilişkiler ağını ancak ve ancak doğayı tanımakla olanaklıdır.
Hani hep diyoruz ya! Doğanın iletişim dilinin Matematik olduğu bağlamında dağa değil, dağ olmaya gidiyoruz! Belgesel çekimlerimizde Köprüçay Nehri havzasında nice dağlar vardır, Dağ Okulunda! Dünyanın doğal sınırları dağların doğasına bizimle birlikte tanık olacak, nehir havzası dağlardaki doğa kültürünü anlamaya çalışacağız. Yeryüzünü yırtıcı kuşlar gibi görmeyi, göçer Yörükleri gibi suyun döngüsü ile yaşamayı deneyimleyeceğiz.
Nehirde ve dağlardaki kadim üretim yöntemlerinin ne olduğunu gözlemleyeceğiz Dağ Okulunda. Bu coğrafyadaki canlıları tanıyacak, suyun ve dağların sahadaki yaşam açısından önemini bu belgeselde konuşturacağız.
Aslında doğayı ve dağcılığı ne kadar tanıyoruz, gizemlerini ne ölçüde çözümleyebilmişiz? İşte sorgulanması gereken zurnanın detone olduğu nokta! O halde Doğa Korumaya Giriş Yamaklık Okulunda ilk eğitimi almak gerekmektedir. Yamaklık Okulunda sahaya çıkmakla Doğanın döngülerini, parçası olduğumuz yerkürenin milyarlarca yıl içerisindeki değişimini öğreneceğiz.
Köprüçay Nehri havzası tüm bilinmeyenleri ile Anadolu’nun üç farklı biyo-coğrafyası içinde yaşayan canlı türleri ve kadim kültürlerini kapsar. Tüm bunları tanıyıp dünyanın farklı yerlerindeki doğa koruma çalışmalarının ne olduğunu değerlendirerek bizlerin neler yapabileceğini doğanın bağrına yolculukla öğreneceğiz.
Doğanın korunmasına gerek olmayan bir dünya üzerine yaşama kültürü henüz oluşmadığına göre; Doğa Korumaya Giriş Yamaklık Okulunda daha çok şeyler öğrenmeye ihtiyacımız var. İşte tanımladığımız Doğa Yamaklık okulu, doğaya çıkarak doğa nimetlerini keşfetmek ve uygun yararlanmayı öğrenmek demektir.
Köprüçay Nehri sahasında doğa gezisi, geçmiş zamanlarda ve şu anda doğanın korunmasına gerek duymayan ve yaşam süren insan topluluklarının izini görmek olasıdır. Doğayı korumanın insanın kendini diğer varlıklardan ayırmadığı koşullarda, hayatın olağan bir parçası olarak yaşandığı toplumları anlamak ancak doğayı tanımakla olanaklıdır.
Doğanın tanımını atomun çekirdeğinden, evrenin sonsuzluğuna kadar uzanan bir düşünce ile yapmak, doğa korumanın konularını kavramak, doğanın yalnızca yeryüzüne hapsedilmediği, nesneler kadar, tüm nesneler arasındaki ilişkileri de kapsadığı doğa kültürü ilişkilerin, biyo-coğrafyanın, iklimin, hava, su ve toprağın, ekosistemin ve biyolojik çeşitliliğin anlamlarını öğrenmekle olanaklıdır.
Doğanın aşkı Köprüçay Nehri havzasında bir başkadır. Farklı mevsimlerde buraya gelin önce yalnızlığınızı kabullenin, sonra aşkı yaşayın! Aşk Derslerini Köprülü Kanyon Milli Parkında alın!
Modern insan hiç olmadığı kadar defolu durumda iken; bu yüzyılda, modern hayatın içinde yaşıyor nevrotik ve dengesiz olmaması artık tam bir mucize! Herkes biraz deli, herkes belli bir seviyede ruh hastasıdır. İşte doğa bunun en iyi ilacıdır.
Doğaya çıkın ve doğaya teşekkür edin, zihin ve bedeniniz dingin olacak, daha sağlıklı bir ilişkinin temellerini atabileceksiniz. Doğa Ana birbirinizi tanıma evresinde size sağlıklı karar vermenizi sağlayacaktır. Huysuz, deli, ruh hastası taraflarınızı aylarca halının altına süpürdüğünüz sorunlarınızı saklamanın faydasının olmayacağını doğa size öğretecek.
 Sevgilinizle istediğiniz kadar aynı görüşe, zevklere, ilkelere sahip olun; şiddetli ölçüde bir uyumsuzluk her zaman baş göstermesi olasıdır, işte Köprüçay Nehri sahasında doğaya çıkmak tüm bu sorunlara ve dertlere deva olacaktır, çünkü zihin yorgunluğunuz gidecek ve sağlıklı düşünme fırsatı bulacaksınız.
Doğa Ana tuhaf ikilemlerin en iyi çözüm merkezidir. Yalnızlığı kabullenmek, barışmadan başlanılan sakat doğan sancılı geçen her ilişkinin mutlu sona ulaştırılma anahtarıdır.
Doğa Ana modern aşk fikrini destekleyerek, birini sevmekten çok birine hayranlık duymakla güçlü bir şekilde ilintili bağ geliştirir. Birinin zihnine veya fiziğine hayranlık duymaya başlayan aşkın doğumuna yardımcı olur.
Köprüçay Nehri doğasına çıkan ve doğayı sevmeye başlayan insan her geçen gün daha zeki, cesur ve güzel olmaya başlar. İnsan doğası; hayatı boyunca sürekli hayranlık duyacak, yörüngesinde dolanacak bir ışık aradığında o ışığı kendisini yaratan doğanın kalbinde bulacak.
Köprüçay Nehri doğası ilham vericidir, aşka aşık olanları yaratır. 
İnsan için aşkı yaşamak dünyanın en güzel duygusu. İnsanlar hayatları boyu gerçek aşkı arıyor. Kimisi buluyor, kimisi bulamadan göçüp gidiyor bu dünyadan. Bulanlar çok şanslı. Aşkla başlayan bir birliktelik sevgiye dönüşmüşse eğer, o ilişki sonsuza dek sürebilir, tabi ki doğanın bilincine varmışsa!
Köprüçay Nehri doğası renkli aşklara ev sahipliği yapar. Adı aşk olan yeşil ile mavi bir çiçeğin bedeninde bütün renkler yeşile döner, bir kuşun kanadında ise bütün maviler halinde saklanır.
Doğanın sonsuz yaratıcılığında kimi zaman mor bir kızıllık olur aşk, azıcık maviden çalarak boyar ufku, her gün doğumunda ve batımında biraz da yeşilden. Zaman zaman sevgiliyi ıslatan beyaz bir yağmur ve yüzüne çarpan serin bir rüzgar olur doğa ananın bağrından koparak. Ancak, mavi ve yeşil el ele vererek her daim doğanın aşkını anlatır, toprağın derin bağrından ağacın zirvesine kadar!
Köprüçay Nehri doğasında sınırsız aşkların mavi ve yeşil tutkusu vardır. Bu iki renk varsa doğa vardır, aşk o zaman katıksız ve güçlüdür.
İşte bu sebeple olsa gerek insanoğlu, dünyaya ilk ayak bastığı günden itibaren iki rengin huzur noktasının dünyamızdaki izdüşümü olduğunu düşünmüştür.
Yeşil ve mavi; bu renklerin birleştiği her yer, insanoğlu tarafından hayatın güzelliğinin doyasıya yaşanıldığı yerler olarak kabul edilmiştir.
Yağmurlar başlangıçları, başlangıçlar yeni yaşamları getirdi. Mavi ile yeşilin uyumu mükemmel ve huzur vericidir.
İnsanların yeşil ve maviye verdiği anlam, kuşkusuz doğa kelimesinin en güzel karşılığının bu iki renk ile anlamını bulması ile sonuçlanmıştır. Yeşil ve mavi doğanın ana rengidir. Bu iki güçlü rengin bir araya gelmesi huzur ve güven uyandırır.
Doğayı anlamlandıran renklerden yeşil, güzel ormanların ve tabiatın simgesi olarak kabul edilirken, mavi kimi zaman nehrin türkuaz rengini, kimi zaman engin bir denizin ihtişamını, kimi zaman da ucu bucağı görünmeyen gökyüzünün büyüleyici rengini temsil etmiştir.
Köprüçay Nehri doğası sahasında yeşil ve mavinin bir araya gelerek birbirinden eşsiz ve güzel fotoğraf karelerinin meydana geldiği az sayıdaki gizemi hala devam eden saklı doğa sistemlerinin bir bölümüdür.
Bu sahanın neredeyse her köşesinin bu iki güzel rengin bir araya gelerek oluşturduğu doğal güzelliklerle göz kamaştırdığını söylemek yanlış olmaz. Ne var ki, çevre kirliliği sahada bu iki sevgiliyi de birbirinden ayırıyor. Yeşil tükeniyor, mavi kirleniyor.
Büyük sorun olan kalkınma adına yapılan yanlışlar ve en önemlisi de yakalandığımız tüketim hastalığı bizi sadece doğadan koparmakla kalmıyor, onu pervasızca da yok ediyor.
Kendimizi o kadar üstün görüyor, bir o kadar da doğanın dışında kabul ediyoruz ki, ne yaparsak yapalım kaybetmeyiz sanıyoruz. Buna karşın bu hızla devam edersek çocuklarımızın maviyi göremeyeceğini ve yeşile hasret kalacağını ise göremiyoruz. Giderek her yer kirleniyor, yeşil yerini gri betona bırakıyor, denizin mavisi ise siyahta boğuluyor!
Bazen üzülüyoruz, bazen ağlıyoruz, çoğu zamansa konuşuyoruz ama yine de yeşili ve maviyi tüketmekten kendimizi alamıyoruz. Oysa, doğa, yeşil ve mavi bir aşktır aslında! Ama anlaşılan o ki, biz bunu ya bilmiyoruz, ya da çoktan unuttuk!
Aşkın tanrıçası Afrodit’in adasında doğanın değerini bilmiyoruz, doğayı katletmekle aşkı önemsizleştirdiğimizin de farkında olamıyoruz.
Sonu uçurum bir yolda ilerlediğimizi bile bile rant hırsına yenik düşerek yeşilin ve mavinin de değerini bilmiyor ve küçümsüyoruz.
Köprüçay Nehri doğası sahasında, Sonbahar mevsimi ruhumuza duyguların en tepe noktasına varışını simgeler, yansıtır. Kasım ayında doğada her şey değişim sürecindedir, yapraklar sararıp solmakta, doğa çırılçıplak kalmakta, kuşlar göçmekte, insanlar eve kapanmaktadır! Doğanın solgun pastel renkler vasıtasıyla saçtığı hüzün, yağmurlar, kapalı bulutlar içimize dönmemizi, belki biraz kendimizle hesaplaşmamızı sağlar o sessizlik içinde.
Henüz kış gelmemişken, her şey durulma aşamasına geçmemiş hala değişmekteyken, sevilen kişinin yanı başımızda olması, ellerinin, nefesinin, omzunun bizim için orada bir yerlerde olması hissi Kasım ayını romantik yapar.
İnsan, doğanın bir parçası olduğunu ne zaman unuttu? Makineler yapıp ona egemen olduğunda mı? Sanayi devriminden sonra kentleri kuşatıp beton evlerde yaşamaya başladıktan sonra mı? İnsanın yeryüzündeki uzun serüvenini düşünecek olursak bunun zamanını tam olarak bilmek oldukça güç. Ancak bildiğimiz bir şey var ki, insan doğanın parçası olduğunu unuttu; doğadaki öteki canlıların yaşam haklarının olduğunu da! Bu dünyayı onlarla paylaştığımızı da!
Doğadan uzaklaşan ve doğanın bir parçası olduğunu unutan insan, doğadaki yer altı yer üstü bütün zenginlikleri yalnız kendi çıkarları uğruna kullanmaya, kullanırken de yıkıp yok etmeye başladı. Bu dünyayı paylaştığımız öteki canlıları da!
Kimi heyecan yaşamak için avlarda öldürdü hayvanları; kimi postu, dişi, eti, derisi için öldürdü! İnsan doğadan uzaklaştıkça doğanın bir parçası olduğunu unuttu; unuttukça toprak, o tohum atıp emek verince bire on bire yirmi veren toprak, üzerine konut dikilecek arsaya dönüştü.  Ormanlar, korular ve ağaçlar da!
Gözü kâr hırsından, paradan başka bir şey görmeyen insan; çıkarları uğruna doğadaki öteki canlıları yok etmenin yanı sıra, kendi türünü bile sömürmekten, yok etmekten çekinmedi. Geçtiğimiz günlerde, Orta Torosların en güzel yerleşim yerlerinden biri olan Sütçüler’de, kapitalizmin, bu sistemin yetiştirdiği insanın para hırsının neden olduğu yıkımlarla karşılaşıldı bir kez daha!
Yıllardır Türkiye’nin birçok yerinde insanlar; kentsel dönüşüm adı altında yapılan rantsal dönüşüm uygulamalarına, HES’lere, nükleer ya da termik santrallere karşı yaşamı savunma mücadelesi veriyorlar. Eylem ve etkinlikler, bir kez daha gösterdi ki çocuklar, gençler sorgulamayı öğrendi. 
Sorgulayıp karşı çıkmayı, hepsinden daha önemlisi insan, doğanın bir parçası olduğunu anımsadı yeniden! Bu dünyayı öteki canlılarla paylaşmamız gerektiğini de! Ağaçları, suları, gaz bombasından etkilenen köpekleri, kedileri korurken aslında insanı, yani kendi türünü koruduğu gerçeğini de!
Düşünen, sorgulayan; doğanın bir parçası olduğunu anımsayan, doğadaki bütün canlılara sevgiyle, saygıyla yaklaşan insan sayısı arttıkça, yaşam için, gelecek için umutlar çoğalıyor.
Çocuğa doğa sevgisi aşılamak en önemli öncelik olmalıdır. Her sevgi küçük yaşta başlar. Doğanın ve çevrenin korunması çocukken kazanılan doğa sevgisi ile mümkündür. Çocuğumuza doğa sevgisini etrafımızı saran beton yığınlarından uzaklaşarak ve doğanın içinde zaman geçirerek kazandırabiliriz.
Çocuğumuzun doğrudan deneyim kazanmasını sağlamalı, toprağa ve çiçeklere dokunmasına izin vermeliyiz. Büyük şehirde yaşamayı bir engel olarak görmemeli ve çocuğumuzu düzenli olarak parklara veya doğal alanlara götürmeliyiz.
Çocuklarda en etkili öğrenme yolu oyundur. Doğada oynanabilecek çeşitli oyunlarla çocuğunuzun çevresini keşfetmesini ve doğayı sevmesini sağlayabilirsiniz. Çocuğunuzun doğada geçireceği eğlenceli vakit, onun doğada bulunma isteğini arttıracaktır.
Çocuğunuza bitkileri ve hayvanları tanıtmak doğa bilincinin yerleşmesi açısından faydalı olabilir. Yalnız bunu yaparken sadece bir anlatıcı olmamalı, çeşitli sorularla çocuğunuzun konuya dahil olmasını sağlamalısınız.
Çocuğunuza doğa sevgisini evinizin içinde de verebilirsiniz. Birlikte evinizde yetiştirebileceğiniz bir çiçek alabilir ve bakımına yardım etmesini isteyebilirsiniz. Birlikte doğa ile ilgili belgeseller seyredebilir ve tartışma konuları açabilirsiniz.
Çocuklar doğa ile ilgili her şeyi kitaplardan veya belgesellerden öğrenebilir. Ama unutmayın, doğa sevgisini aşılayabilmek için sizin de ona eşlik etmeniz gereklidir. Siz doğaya karşı ilgili olmazsanız çocuğunuz da ilgili olmayacaktır. Önce bu sevgiyi kendi içinizde taşımalı ve daha sonra bu sevgiyi çocuğunuza aktarmalısınız.
Doğa veya tabiat, tüm yaşamı içinde barındıran canlı ve cansız her şey yaşam barındırır kendini yenileyen ve değiştiren, kendine ait bir döngüsü olan, dünyadaki varoluşun özüdür.
Tüm dünya aslında doğadır. Bu açıdan bakıldığında dünyada yaşayan her şey, aynı zamanda doğanın bir parçasıdır ve doğanın evrim ile kanunlarıyla yönetilir. Yukarıda olan aşağıda olana, aşağıda olan yukarıda olana benzer yasası gereği, doğa da evrensel yasaları içinde barındırır. Bu yüzden aynı zamanda evrenin de bir mikro örneğidir.
Öyleyse doğanın özünü kavramak başta evreni kavramak ve buradan da kendimizi tanımak anlamına gelir. Çünkü bizler biyolojik olarak doğanın bir unsuru, zihinsel ve ruhsal olarak da bir parçasıyızdır.
Maalesef insanoğlunun iradesinin gücüyle şehirler kurması, hızlı bir tüketim sürecine girip kendini doğadan soyutlamaya çalışmasıyla doğa ikiye bölünmüştür.
Biri, doğanın hala özünü içinde barındıran ormanlar-dağlar gibi doğal ortamlardır. Bir diğer bölüm ise doğanın özüyle bağlantının çok zayıf olduğu modern şehirlerdir. Bu yüzden dolayıdır ki modern insan doğa ile olan bağını unutmuş ve aradaki bağ zayıflamıştır. Lakin ormanda bu muazzam denge devam etmekte ve ormanla yapılan çalışmalarla bu bağ güçlendirilebilmektedir.
---------------------------------------------
Kamera/Metin Yazım : Mehmet SÖKMEN
Seslendirme : Rüksan Atak Sökmen
Çekim Tarihi :
Prodüksiyon Yapım Tarihi: 09.08.2018
Video Prodüksiyon Yapım, Yayın Ve Yönetmeni: Mehmet SÖKMEN - 0532 525 84 93
web: www.mehmetsokmen.tv
         www.youtube.com/mehmetsokmen1

Bu haber 178 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Gezi Notlarımız

Köprülü Canlı Nehri Karabük Sahasında Doğanın Vahşi Krallığı

Köprülü Canlı Nehri Karabük Sahasında Doğanın Vahşi Krallığı Köprülü Canlı Nehri Karabük Sahasında Doğanın Vahşi Krallığı

Tazı Kanyonu Çapraz Çarşaklar Sahası Köprülü Nehir Kaynaklarında Vahşi Doğa

Tazı Kanyonu Çapraz Çarşaklar Sahası Köprülü Nehir Kaynaklarında Vahşi Doğa Tazı Kanyonu Çapraz Çarşaklar Sahası Köprülü Nehir Kaynaklarında Vahşi Doğa

Contributor

HAVA DURUMU


Google Translate

Mehmet SÖKMEN - 05325258493 Bu web sitesindeki tüm videoların linklerini adımızı göstererek kullanabilirsiniz ISBN: 978-605-88104-0-2
RSS Kaynağı |