http://www.mehmetsokmen.tv/videolar/ Bereket Dağı Tunç Dağı Kırık Saha Baboşdağ Kayalıkları Tırmanışımız 2018 Antalya - Mehmet SÖKMEN Tv - Video Prodüksiyon - Antalya
ANASAYFA VİDEOLAR ANKETLER RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

BU KANALI DESTEKLE

Bereket Dağı Tunç Dağı Kırık Saha Baboşdağ Kayalıkları Tırmanışımız 2018 Antalya

Bereket Dağı Tunç Dağı Kırık Saha Baboşdağ Kayalıkları Tırmanışımız 2018 Antalya

Tarih 19 Mayıs 2018, 14:52 Editör Mehmet SÖKMEN

Bereket Dağı Tunç Dağı Kırık Saha Baboşdağ Kayalıkları Tırmanışımız 2018 Antalya

ISBN 978-605-88104-0-2
Bereket Dağı Tunç Dağı Kırık Saha Baboşdağ Kayalıkları Tırmanışımız 2018 Antalya
 Bu filmimizle 31 mart 2018 günü ışık koşullarında Çıtdibi Bereket Dağlarının ana kırık sahasında bizimle beraber bir geziye çıkarıyoruz sizi. Antalya'nın yanı başında muhteşem doğa sistemleri sahasında nice aşklara ve yaşamlara tanıklık eden yıkıntı halindeki evleri göreceksiniz. 



Pek fazla bilinmeyen bu gizemli sahada sadece ayak izimizi belgeleyen ve insanlığa sunduğumuz bu film baki kalacaktır. Tırmanış yaptığımız bu saha oldukça zor, engebeli, hızlı dikey yükselti ve riskli arazi sistemidir.
Ekstrem çıkış gerektiren bir doğa köşesidir. Merkezi Beydağlarının Akdeniz'e bakan yüzünün tüm olağan üstü büyülü güzelliğine sahip bölümünden kanyon özelliğine sahip vadi kıyısından Tunç Dağı sahasına doğru tırmanmaya başlıyoruz.
 İlkini gerçekleştirdiğimiz 2013 yılı ve sonrası zamanlarda tırmanış gerçekleştirdiğimiz bu kırık eğimli sahada, Doğa Ana birçok değişiklikler yapmıştır, değişim döngüsü aralıksız devam ediyor. Birçok güzel şelale yok olmuş, ama yenileri oluşmuştur.
Vadi tabanında ve yan geçişlerle 600 rakımdan 2500 rakıma dek tırmanmaya devam ettik. Mart ayında çınarlar hala yapraklarını açmasa da çamların yeşilliği makilerle muhteşem birliktelik sergiliyor. Bu sahada doğanın restoranı hala boştur. Sonbahar döneminde yerlerde kalan sertleşmiş alıçlar, yaban armutları yine de atıştırmalık olabilir.
 Bereket Dağları tüm heybetiyle tepemizden bakıyor, 25 Mart 2017 yılına çok az kar manzaralı beyaz elbiseleriyle tüm haşmetiyle Akdeniz'e mağrur bakıyor. Zaman zaman kameramıza görüntü vermesi için yansımalarıyla bize işaret veriyor. Doğa anadır bu! Nelere kadirdir, güzellik ve endam temaşası ile bakmasını bilenlere ne ibretlikler vermez ki!
 Nice aşklara, nice yaşamlara tanıklık etmiş, yıllara meydan okuyan o egzotik yayla evleri kameramıza kendilerini görüntülediğimiz için teşekkür etse de yıkıntı halinde zamana direnmede artık yenilgiyi kabullenmiş manzara ile derin sessizlik içindeler.
Bu evler geçmiş kültürel değerlerimizin en iyi yansıtıcılarıdır. Terkedilmişlik ve ilgisizlik; geçmiş kültürel yaşantılarının en önemli tanığı bu evlerin acı kaderi olmuştur. Bakımsız, çoğu yıkılmış ağlamaklıdır. İnsan kendisine sormadan edemiyor. 300 yıl öncesine dayanan bu yapılar o dönemlerde ne zorluklarla inşa edilmiştir! Yol bel yok, buraya yaşam ve gıda malzemeleri nasıl tedarik edilmiştir? Tarıma el verişli olmayan bu sahaya un ve benzeri yaşamsal gıdalar nasıl getirildi ve sayısız soru dizini sorulabilir!
İşte teknoloji öncesi insanının muhteşem azmi bu olsa gerek. Sahadaki geçmiş zorlu yaşamlara saygı ile bakmak ve anmak uygar insanın görevi olmalıdır diyoruz!
 Uzaktan bakıldığında Bereket Dağları doğası; enine devasa kırıklar ve çöküntülerle muhteşem görsel panoramaları sunuyor. Sarp kayalık sistemlerde sahadaki yırtıcı kuşlara ve bazı memelilere ev sahipliği yapıyor.
Net patika yollarının olmadığı bu sahada tırmanışımız devam ederken, en büyük engelimiz dikenli küçük yapraklı makiliklerdir, batan dikenleri çıkarmak epey zaman alıyor. Yükseldikçe keskin eğim kırıklarının oluşturduğu görsel güzellikler doyumsuzdur.
 Dağ zirvelerinde eriyen kar suları sabah saatlerinde boz bulanık aksa da bir kaç saat sonra türkuaz yeşil berraklığına dönüşüyor. Kargı Yelpaze Deltası tipindeki bu sahada canlı ve cansız varlıkların tümü olan doğaya, hangi açıdan bakarsak bakalım, insan doğanın bir parçasıdır. Doğada her olgu ve süreç birbiriyle etkileşimde ve bu anlamda da sarmal bir döngü içindedir.
 Bu filmimizi detaylı olarak sunarken; İnsanlığın doğa ile ilişkisinde başarısızlığını vurgulamayı, günümüzde karşı karşıya kaldığımız doğa tahribatları, çevre sorunları göz önünde tutulduğunda, gerçekten de, doğayla olan ilişkimizi yeniden gözden geçirmemizin gerekli olduğunu amaç edindik.
Mevsim gereği, doğanın bu sahadaki restoranı boş ve sessizdir. Kuşlar, börtü ve böcekler, kurbağalar, yusufçuklardan eser yoktur! Cırcır böcekleri de şarkılarını söylemiyor, kanyon vadi derinliklerinde! Muhteşem restoran, ilkbahar mevsimi için doğa ana tarafından tadilata alınmıştır.
 Her şeyden önce, insanın da, ekosistemin bir parçası olduğu ve diğer canlılarla birlikte aynı besin zincirinin bir halkasını oluşturduğu bakışıyla  Doğa ana bizi muhteşem çam ormanları, berrak türkuaz vadiyi besleyen kar sularıyla karşılayarak, kucağıma, bağrıma hoş geldiniz dedi.
 Sessizlik bürümüş kanyon vadi çevresi ortamında, yol alırken; Su çağıltıları kesinlikle ruh ve beden terapisini aynı anda yapıyor. Yorgun bedenin rehabilitasyonu en iyi bu suların kıyısında ve ormanın hışırtısı içinde yürümekle yapılır.
 Sahasında Kış mevsimi bitmiş, ilkbahar yeni başlamış, çamlar dört mevsim aynı konumda olmasına karşın, diğer yapraklılar soluk yeşil renk tonlarıyla  en görkemli, en muhteşem ilkbahar için elbiselerini hazırlıyor. Yürekleri doğanın aşk harmonisi ve doğa sevgisi ile dolu, beyinleri ve ruhlarında doğa ile bütünleşmek olan biz iki kişi doğanın büyüsüyle ciğerlerimize bol oksijen çekiyoruz.
 Bizimle beraber yolculuğa çıktığınız Bereket Dağları Tunç Dağı sahasının muhteşem doğasında sizler, doğanın korunmasının ne denli önem taşıdığını öğrenecek bilgi edineceksiniz.
Yerkürenin oluşumundan günümüze canlı türleri yedi kez kütlesel olarak yok olmuştur. Geçmişteki bu yok oluşlar doğal olgular ve süreçlerden kaynaklanmışken, bugün doğal süreçlerin yıkıma dönüşmesindeki en önemli etken doğaya müdahale eden ve koşulları olumsuza evrilten insandır.
 Doğaya, doğal süreçler ve dengeler göz önüne alınmaksızın yapılan müdahaleler ve yararlanma uygulamaları doğanın tahrip olmasına, doğal dengelerin bozulmasına ve yıkımlara neden olacaktır ve olmaktadır da. Bu bilinçsiz ve sömürü amaçlı yararlanma doğada kaos yaratacak, giderek artan sayıda canlı türünün yok olmasına ve kütlesel kırımlara neden olan beklenmedik doğal olaylara zemin hazırlayacaktır.
 Yükselmeye devam ettikçe, Doğa Ananın renk canlılığının değişimlerine tanık oluyoruz. Parlak masmavi güneşli gökyüzünde doğanın seremonisi insanı tüm stresinden arındırarak rahatlatıyor.  İlkbaharın ilk günlerinde soluk pastel renkler hala egemendir.
Eriyen kar suları ile oluşan akarsu nağmelerinde yemek ve çay molası tırmanış yorgunluğunu atmaya yetiyor. Bir süre seyredip görüntü aldıktan sonra hemen kayalıklara tırmanarak zirveye doğru yola koyulduk.
Doğa tahribi ile insan türünün yok oluş sürecinden kendini kurtarabilmesi için doğaya bakışını kökten değiştirmesi gerekmektedir. İnsanı sömürmeyen bir sistem, insanın doğal ve asli bir parçası olduğu doğayı da sömürmeyecektir. Doğa; kendisinden hoyratça alınanı her daim geri alma gücündedir.
İlkbahar renklerinin yansıdığı ve güneşin yükseldiği saha alanı farklı açılardan ışık saçıyor, kanyon müdavimi olan bin yıllık çınar ağaçları, çam ağaçları güneşi arkalarına almış, rengarenk tonlarda ışık cümbüşüne bürünmüş, gerideki koyu gölgeli arka fona nazire yapıyor ve gözlerimize muhteşem ışık kaynağı olarak hitap ediyor.
 Ülkemizde çok fazla sayıda kanyon veya vadi olmakla birlikte çok az sayıda insanımız doğa köşesi olan bu saklı güzellikleri bilmektedir. Dünya yüzeyinde nehirlerce oluşturulmuş derin vadilerdir. Birçok kanyonu uzun süreli erozyonların yaylalar üzerinde oluşturduğu bilinmektedir. Kanyon yapılarının iki yanlarındaki duvarlar, erozyon ve aşınmaya dayanıklı sert kayalardan oluşur.
Bu filmimiz doğanın korunması açısından önemli misyona sahiptir. Çünkü insanların gereksinimlerinin değişen ve gelişen teknoloji ile sürekli farklılaşması ve artması, sınırlı doğal kaynaklar üzerinde aşırı baskının oluşmasına neden olmuştur. Bunun sonucunda dünyada bitki örtüsü zonlarında meydana gelen degredasyon ve yok oluş nedeni ile dönüşüm süreci başlamıştır.
 Özellikle sanayileşme ile beraber bu süreç hızlanarak devam etmektedir. Ekoloji biliminin nihai amaçlarından birisi de canlılar için kaliteli yaşam ortamlarının sürdürülebilirliğinin sağlanmasıdır. Bunu sağlayacak olan insan ise yine bu sorunlarında merkezinde yer almaktadır.
 Akdeniz Bölgesini baştanbaşa kaplayan Toros Dağları, sahanın topoğrafik ve jeolojik yapısı ile iklimsel özellikleri, bu tür çeşitliliğinin artmasında önemli bir rol oynamaktadır. Akdeniz Bölgesi'nde yer alan Antalya ili ve çevresi de bitki türü çeşitliliği bakımından zengin bir potansiyele sahiptir. Endemik bitki türü sayı açısından, ülkemiz genelinde ilk sırada gelmektedir.
 Sahada mevsim gereği Sütleğen bitkisinin çiçeklenme dönemi bitmiş küçük meyvelerini vermiş haline tanık olduk ve kayda aldık. Yabani alıçların beyaz çiçekleri artık dökülmek üzere olup meyva çekirdeği oluşum zamanı başlamıştır.
 Antalya ili ve çevresinde bitki çeşitliliğinin, deniz seviyesinden 0 ile 2500 m. yüksekliğe kadar olan bölgede, yayılış gösteren bitki türleri çok çeşitlidir. Çıkışını yaptığımız bu doğa sistem sahası Antalya'ya 45 km. uzaklıkta olup, çok zengin bitki çeşitliliğine sahiptir.
 Akdeniz Bölgesi'nin tipik bitki örtüsü olan maki formasyonları, sahil kesiminde kıyı-kumul bitkileri, Bereket Dağı eteklerinde, Kızılçam orman kuşağı ve yerleşim yerlerinin yakınında, kültür bitkileri yer almaktadır. Bununla birlikte bu bölgelerde, dünyanın başka hiçbir yerinde yayılış göstermeyen, sadece ülkemize özgü olan, endemik bitkiler olan dağ nergisleri, kantaron otu, kekik, nane, biberiye, şalban otlarını bir bölüm olarak sıralayabiliriz.
 El değmemiş kanyon vadisi sahasından geçerken; Doğa ana bize kendisini hissettiriyor, beni tahrip etmeyin yormayın diyor. Dolaysıyla, insan; doğada varlık bulan ve yaşamını sürdürebilmesi için de, zorunlu olarak doğayla ilişki içinde olmak durumunda olan bir canlıdır. Bu ilişki, parçası olduğu doğa içinde kendi gereksinimlerini karşılamaya dönük bir çabadır. Her şeyden önce, O, ekosistemin bir parçasıdır ve diğer canlılarla birlikte aynı besin zincirinin bir halkasını oluşturmaktadır. İnsan öncelikle bu değerleri çok iyi korumalıdır.
 İşte buna en iyi kanıt sahada bulunan 300 yıllık evlerin yıkıntılarıdır. Zamanın insanları bu evleri inşa ederken, doğaya son derece saygılı hareket etmişler, sadece yaşamsal ihtiyaçları için doğadan yararlanmışlar, doğanın kendi asli döngüsüne zarar vermemişler.
  Kanyon vadi ve çevre sahası geçişlerimizde flora sistemi olağan üstü büyüleyici ve zengindir. 0 ile 2365 m. Arası yükselti farklılığı ve değişik bakı özelliği ile zengin biyolojik çeşitliliğe sahip saha alanlara sahiptir.
Akdeniz iklim tipinin bitki topluluklarını sergileyen orman ve maki örtüsü içerisinde sakız ağacı, yabani zeytin, sandal, keçiboynuzu, defne, tespih gibi 865 bitki türü tespit edilmiş olup, 25 adedi bölge endemiği olup sadece bu bölgede yetişmektedir. Bunların toplam tür sayısına oranı %3’tür. 154 adedi yani %18 Türkiye endemiği olarak tanımlanmıştır.
 Saha alanı faunal sistem bütünlüğü çok sayıda tür kapsar. Yaban keçisi, şah kartal, vaşak, kurt gibi sayıları her geçen gün azalan önemli türler barınmakta ve üremektedirler. Sahanın üst bölümlerinin denize bakan kısımlarında kızılçam ve maki formasyonundan oluşan birleşim aniden yükselen dağlarla birlikte vahşi bir o kadar güzel görüntü sağlamaktadır.
Sahada granit ya da kumtaşı gibi oluşumlar da vardır. Kanyon oluşumunda hızlandırıcı etkisi olan hava akımları kuru alanlarda sulak bölgelere nazaran daha etkili olduklarından, kanyonlara bu tür bölgelerde daha sık rastlanır. Sualtı Kanyonları adından da anlaşılacağı üzere, deniz taban seviyesinde oluşan kanyon yapılarıdır.
 Karasal olanlarla hemen hemen aynı özelliklere sahip olan ve genellikle nehir ağızlarında vücut bulan bu yapıların oluşumlarında, sualtı akıntıları temel etkendir.
 Saha alanında tırmanışımız ve geçişimiz devam ederken akşam zamanında Güneşin kanyon ve çevresindeki alanlarda suya, kayalıklara ve ağaçlara düşen ışığı yansıma ile oluşan muhteşem ışık oyunlarına tanık oluyor ve heyyyy, doğa ana sen nasıl büyük bir şeysin diyoruz.
Yukarıdan aşağıya doğru akan suyun güneş ışığı ile muhteşem dansı inci taneleri ve türkuaz renk görünümü sunarken; Yıllanmış yaşlı büyük çamların iğne yapraklarının parlak ışıkları arka fonda derin vadinin karanlık gölgesi ile en doğal renk seremonisi ile bize muhteşem çekim görselleri sunuyor.
 Yemyeşil ormanla kaplı sarp dağlar içinde şırıl şırıl akan kar suları; kanyonu ve muhteşem kayalık formasyonları ihtiva eden tüm güzelliği ile göz doldurur. Olağanüstü güzellikteki saklı doğa sistemlerinin hakim olduğu kanyonun dışında dağ patikasından tırmanarak eski Likya yolu kullanılarak yaylalara ulaşmak mümkündür.
 Kanyon vadisinde beslenip coşan kar suları, kanyon sahası boyunca inişler ve dönüşler yaparak, çeşitli orman ağaçları olan çam, çınarlar, yüksekte sedirler dahil, mevsimine göre sarı katır tırnakları ve pembenin her tonunun açtığı zakkumlarla kaynaşarak ve onları da serinleterek kıvrıla kıvrıla Akdeniz’le buluşur.
Antalya, Batı Akdeniz Bölgesi’nde yer alan ve orman, dağ, deniz, maki, tatlı su gibi farklı ekosistemleri barındıran önemli bir coğrafik alandır. Bu farklı ekosistem yapısı tür çeşitliliğinin de zengin olmasına olanak sağlamaktadır. Geçişini yaptığımız bu saha dahil ekosistem çeşitliliği çok sayıda yerli kuş türünü barındırdığı gibi, birçok göçer türün de sonbahar veya ilkbahar göç dönemlerinde alanı kullanmasına veya üremesine imkan sağlamaktadır.
Bu çeşitliliği gösteren alanlardan birisi de Beydağları Sahil Milli Parkı sınırları içinde yer alan ve içinde yürüdüğümüz Çıtdibi, Bereket Dağları ve Tunç Dağı sahasıdır. Kar sularından oluşan tatlı su ve karasal ekosistemlerini bir arada barındırmaktadır.
Saha bitki coğrafyası açısından Akdeniz fitocoğrafik bölgesi içinde yer alır. Ülkemizin büyük bir kısmında hüküm süren Akdeniz iklimi, ılıman ve yağışlı kışlar ile sıcak ve kurak yazlarla temsil edilir. Asıl Akdeniz vejetasyon katı olarak nitelenebilen sahada Kızılçam, mazı meşesi, keçiboynuzu gibi karakteristik türler bulunmaktadır.
Ayrıca, Sandal ağacı, Sakız ağacı, var, Zeytin, defne gibi, Akdeniz’in tipik bitki örtüsü olan maki formasyonuna ait elementler de alanda yer almaktadır. Bu sahanın ekosistemindeki canlı çeşitliliği, primer üreticiler olan bitkiler tarafından belirlenir. Diğer canlı grupları, ekolojik koşullar kendileri için uygun ise alana yerleşerek ekosistemi oluşturur.
Geçişini yaptığımız bu sahada böylece dinamik bir denge kurulur ve dışarıdan herhangi bir olumsuz biyotik veya abiyotik etmen girmediği sürece ekosistem sağlıklıdır demektir. Bir alandaki bitki çeşitliliğini belirleyen temel etmenler ise iklim, toprak ve diğer çevresel faktörlerdir.
Saha alanı ve çevresi, yüzyıllardır antropojenik etki altındadır. Çeşitli medeniyetlerin yerleştiği bu alanda günümüzde turizm faaliyetlerinin etkisi belirgin olarak görülmektedir. Turizm faaliyetlerinin yoğun olduğu bu tip alanlarda tarihi eserlerle birlikte, doğanın elden geldiğince korunmasının yanında ziyaretçilere doğa ve çevre bilincinin kazandırılmasına yönelik çalışmalara da ihtiyaç var.
Bu muhteşem sahanın biyoçeşitliliği karayosunları, vasküler bitkiler, sucul omurgasızlar, siyah mikromantarlar, liken oluşturan mantarlar mevcut olup; kuşlar açısından önemlidir. Turizme açık olan çevre;  ziyaretçilere belli bir alanı doğal öğeleriyle birlikte koruma bilinci sunmak üzere bir planlama yapmak elzemdir.
Saha kayalıkların çatlama veya ufalanmalarındaki etkenlerden biri de; mikromantarların hifleridir, taşın içinde buldukları çatlak ve boşlukları takip ederek buralarda yeni koloniler oluşturur. Bu koloniler içeride büyüdükçe oluşan yüksek iç basınç taşın çatlamasına veya parçanın kırılıp düşmesine neden olur.
Bulaşma, yapışma ve parça kaybı tekrar eden bir süreçtir ve hifler sürekli taşın derinliklerinde ilerleyerek içeride yeni boşluklarda yeni koloniler oluşturur. Oldukça yavaş işleyen bu süreci belirleyecek ve kolonilerin taşın üstünde büyümelerini doğrudan izleyebilecek bir metod geliştirilememiştir. Saha alanında yaklaşık 35 mikromantar türü bulunmaktadır,
Sahanın manzara bütünlüğü, jeolojik yapı gibi nedenlerle koruma altına alınan alanların sadece korunması hedeflenen öğe açısından ele alınması, uzun sürede bazı sorunları beraberinde getirecektir.
Alanda bulunan doğal ekosistem göz ardı edilerek yabani bitkilerin peyzaj amacıyla bilinçsizce bertaraf edilmesi, yerine egzotik bitkilerin kullanılması, gezinti yollarının açılması gibi faaliyetler sırasında yitirilecek çok sayıda biyolojik materyalin yok olmasıyla sonuçlanacaktır.
Oysa doğal yapının korunmasının, sürdürülebilir turizm faaliyetleri açısından da anahtar rol oynadığı bir gerçektir. Söz konusu alanların ziyarete veya turizme açılması ile birlikte sorunlar daha da belirginleşecektir.
Turizm faaliyetlerinin doğal yapıya hızla zarar verdiği bir yörede, Akdeniz’in tipik klimaks bitki taksonu olan kızılçam topluluklarının nispeten fazla, yoğun ve sağlıklı olması, halen korunmuş, doğal bir yapının varlığını işaret etmektedir, bu yapının sürdürülmesi önem taşımaktadır. Yerli ziyaretçiler açısından ise, her yaşta doğa bilincinin oluşturulmasının ne kadar elzem olduğu mutlaka düşünülmelidir.
Sahada Hurma, Gökdere ve Hisarçandır mahalleleri dahil yer yer Kızılçamın da bulunduğu Karaçam ormanlık alanda Toros Sediri, Boylu Ardıç, Sütleğen ve Şebren bitkisi, Mersin, Kızılçam, Zeytin hakimdir.
Dağların uzanış ve yüksekliği, farklı bitki ve orman ekosistemlerinin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu durum, dağ ekosistemlerinde gastropod çeşitliliğini önemli hale getirmiştir. Bu bağlamda Beydağları da Antalya bölümü oldukça önemli ekosistemlerdendir.
Bu filmimizin bölgede yapılacak diğer biyoçeşitlilik araştırmalarına ve gastropoda faunası üzerine yapılacak olan araştırmalara katkıda bulunacağı düşüncesindeyiz.
Yürüyüşünü ve tırmanışını yaptığımız sahada Tunçdağı 2.649 m rakımıyla Bakırlıdağları’nın en yüksek üyesidir. Antalya’nın ünlü plajlarından Konyaaltı’nın batısında görkemli şekilde yükselir. Yanyana 3 tane doruğu olup bunlardan ortada olanı en yükseğidir.
Sırasıyla 2.640, 2.649 ve 2.648 m.lik zirvelerinin dışında en doğuda 2.519 m.lik bir doruğu daha vardır. İşte bu Bereket Zirvesidir. Tunçdağı halk arasında Beydağı, Akdağ, Kemikli dağı, Fesleğen dağı, Bereket dağı ve Develi dağı gibi farklı isimlerle de anılır.
Geyiksivrisi zirvesinin hemen arkasında bulunan üç tane sivrisi olan dağ Bereket dağıdır. Bu üç zirvenin ortasındaki en yüksek ve kış boyunca karlı kalan doruk ünvanına sahiptir. Bir başka diğer adı Tunç dağı uç zirvesi olan 2649 m. Rakıma sahiptir. Bereket dağının diğer zirveleri 2.502 m. ve 2.616 m'ye sahiptirler.
Dağın güney tarafı Yarbaşçandır köyü, otseki yaylası, çitdibi yerleşim yerlerine bakar. Bariz çarşak, kayalık ve sedir ağaçlarını barındırır. Sedir, Ardıç ve Kızılçam ağaçları bu bölgenin hakim ekosistemidir. Özellikle otseki yaylasında Sedir ve Ardıç daha fazladır.
Batı yüzü tamamen çıplak konumda bakır dağıyla karadere sahasıyla ayrılmakta ve dere köylülerinin yaylası olarak kullanılmaktadır. Aynı zamanda birkaç kar çukuru denilen dolenier bulunmaktadır. Yazın dere kurur hiç su bulunmaz, buna rağmen çıplak arazi yapısı kolay çıkış sağlar.
Dağın doğu tarafı Fesliken yaylası ile çevrilidir. Ayrıca tufa yaylası buradadır. Bu sahalar tamamen çıplak durumda olup mayıs ayında yaylacıları barındırır. Doğu tarafı kuru bir dere olan Akdere ile ayrılmakta; bir bölümünde deveçokeği çitbaşı, çatal kayalar, kar uçutuğu olarak anılan dik ve yalçın kayalık alanlar bulunmaktadır.
Bu yüzde aynı zamanda işlek bir patika bulunmakta olup aynı patika ile yarbaşçandır ve çitdibi yerleşim bölgelerine ve bu yaylalara ulaşım sağlanır. Bu yüzey tarafı aynı zamanda Bereket dağının çıkış rotası konumundadır.
Dağın Kuzey yönünde Doyran köyüne ait Karçukur yaylası bulunur. Çok güzel bir kamp alanına ve suya sahip olan yaylaya Fesliken yaylasından geçilerek ulaşılır. Bu bölüm ise dağın klasik rotasıdır. Antalya’dan bölgeye giden herhangi bir araç bulunmaz, ancak özel bir araç ile ulaşım mümkündür.
 Siz izleyiciler; bu sahada bizimle yürürken veya muhteşem doğa köşesini izlerken, Ekolojik kökenli sorunların kaynağının insan olduğunu, ancak yine ekolojik yaklaşımlarla çözülebileceği açıktır tezini mutlaka desteklenmesi gerektiğini fark edeceksiniz. Bu nedenle doğa ve insan arasındaki ilişkilerin iyice incelenmesi gerekmektedir.
Bu bağlamda insan ekolojisi ön plana çıkmaktadır. İnsan ekolojisinde, birey ve sosyal ekolojisi, antropolojik ve sosyolojik ekoloji gibi alt guruplara ayırmak yerinde olacaktır.
 Bu alt dallar insanın çevresi ile olan ilişkilerini sosyal ve kültürel açıdan ele alır. Bu ilişkiler insanın doğaya olan bakış açısını dizayn etmesi bakımından önemlidir. Zira bu sorunların kaynağı olan insan, çözüm noktasında adımları atacak olanda yine insandır.
Ancak günümüzde doğal ekosistemlerdeki bozulmanın nedenleri ve çözüm yolları bilinmesine rağmen gerekli adımlar zamanında atılamamaktadır. İnsanoğlu sürdürülebilir ekolojik çözümleri hayata geçirmekte ayak diretmektedir. Burada problem yine insanın kendisindedir.
 Asıl tehlikeli olan dünyadaki aktif değişimlere ve gelişmelere paralel olarak ekolojik planlamayı ve uygulamayı yapamayan “insanın kendisine yabancılaşması” problemidir. Bu ekolojik sorunların temelinde insanın ekosistem içerisindeki görevini ve amacını unutmasıdır. Öncelikle bu sorunsalın tespiti ve daha sonra bunun aşılması gerekmektedir. Bütün bunlar dünyadaki tıkanıklığın önemli bir parçasını oluşturmaktadır.
 Bu bağlamda yapacağımız planlardan önce toplumu aktif, sürdürülebilir ekolojik bir çevre ahlakıyla donatmalı ve doğal kaynaklarımızı bu perspektifle planlamalıyız. Çünkü bu süreçlerin yönetimi ve sorumluluğunda yine merkezde olan insandır. Bu filmimiz, doğanın korunmasında insanoğlunu harekete geçirmek için "Para ekolojik" önlemler alınmasını sağlanmak ve eko farkındalık yaratmak amacıyla insanlığa sunulmuştur.
 Küresel iklim değişikliği gibi yıkıcı etkilere insanın neden olduğu çevre problemlerinde, çözüm sürecinin odağında yine insanın olacağı düşünülürse, insanı devreden çıkaran çözümlerin başarısız olacağı kesindir. Eğer insan ekolojik sorunların çözümü konusunda gerekli adımı atmıyorsa burada asıl sorun insandadır.
 İnsan rehabilite edildiğinde sorunlar kaynağında çözümlenmiş olacaktır. Bu süreçte sorunun adı "insanın kendisine yabancılaşma" sorunudur. Burada ekoloji açısından yabancılaşma; insanın ekosistem içerisindeki rolünü tam anlamıyla yerine getirememesi ve amacını unutmasıdır.
 Sınırlı kaynakları olan bir dünyanın nimetlerini paylaşan insan sayısı arttıkça, ortaya çıkan ekolojik sorunların, basit önlem ve yöntemlerle çözülme olasılığı yoktur. O nedenle ortak geleceğimiz, ekolojik ilkelere dayalı bir ekonomik sistemin geliştirilip uygulanması gerekliliği ortadadır. Ancak bu ilkeleri geliştirecek ve uygulayacak olan insanın "Para ekolojik" açıdan eğitilerek motivasyon kazandırılması alışılagelmiş yaşam tarzında değişikliklere neden olacaktır.
 Böylelikle bu bilince sahip insan, yaşamını kolaylaştıracak teknolojilerin de çevreci olmasını sağlayacaktır. Aksi takdirde yeryüzünün dinamik halde tutan ekolojik döngüleri, üzerlerindeki aşırı baskı nedeniyle görev yapamaz duruma geleceklerdir. Bu ise yaşam kaynaklarının tükenmesi anlamına gelmektedir.
 Bu durumda günde en az 17.000 defa nefes alıp vermek zorunda olan, en az 2-3 litre temiz su tüketen ve devamlı besine bağımlı olan insanın önünde üç yol vardır; Kirletecek başka yaşam alanları keşfetmek! Su, besin gibi doğal kaynak savaşları sonucu yok olmak, Gerekli önlemleri alarak yaşamın devamını sağlamaya çalışmak. Bu konuda alınabilecek önlemleri çeşitlendirmek çok daha mümkündür.
Ancak temelde bazı kronik sorunların çözümü ile işe başlanılabilir; Bu sorunlar temelde; Nüfus artışını dengelenmesi. Doğal kaynakların tahrip edildiği bölgelerde ekolojik dengenin kurulması. Bireysel karbon salınımı ve doğal kaynak kullanımının vergiye tabi olması.
Çevreci teknolojilerden alınan vergilerin düşürülmesi insanı amaçsızlaştıran ve robotlaştıran Yabancılaşma problemi ile mücadele edilmesi. Doğa ve insan ilişkilerinde Para ekolojik yaklaşımların eğitim sürecinde sürekli işlenmesi. Her ülkenin uymak zorunda olduğu küresel ekolojik yönetim sistemlerinin geliştirilmesi.
 Son yüzyıldır, özellikle Endüstri Devriminin hemen ardından başlayan yoğun sanayileşme süreci, kentleşme ve nüfus yoğunluklarının artması, doğanın ve doğal yaşamın hızla bozulmasına yol açmıştır. Yeryüzünde yaşayan birçok canlı türü doğal ortamlarından kopartıldıkları için yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmış, ekolojik denge, çeşitli kimyasal sanayi atıklarıyla giderek bozulmuş ve hala da bozulmaya devam etmektedir.  Belki de yüzyıl sonra bu tehlikeli süreç, dünyadaki her şeyle birlikte, insanoğlunun da sonunu getirecektir. Bu yüzden bu sorun, tek tek ülkelerin değil, bütün ülkelerin, en başta da sanayileşmiş ülkelerin bir sorunu olarak karşımızda durmaktadır.
Sahada, sığ denizel depolanma sistemleri belli bir za¬man aralığındaki çökelme ortamı koşulları, kıyı¬ya sediman getirimi, deniz seviyesi değişimleri ve tektonizmanın etkinliği hakkında önemli veri¬ler sağlar. Bu sistemlerden bi¬risi olan kaba taneli deltalar, yüksek topoğrafya¬ya ve aktif tektonizmaya sahip havza kenarların¬da hızlı depolanmış, kalın istifler şeklinde sıklıkla gözlenmektedir.
 Isparta Açısı olarak isimlendirilen morfo tek¬tonik yapının merkezinde bulunan Miyosen Çıtdibi Havzası’nın batı kenarında yer alan Kargı Yelpaze Deltası kaba ta¬neli deltalara güzel bir örnektir. Tektonik defor¬masyonun yoğun olduğu bir bölgede depolanan yelpaze deltası, genel olarak deni¬zel kırıntılılar, resifal karbonatlar ve alüvyal çakıl taşları arasında geçişler şeklinde gözlenen, tekrarlanmalı transgresif-regresif bir istife sa¬hiptir.  Yelpaze deltası istifi içerisinde farklı se¬viyelerde gözlenen ve resif çekirdeği fasiyesi ile karakterize olan Porites ve ege¬men koloni mercanlar, sığ denizel ortam koşullarında küçük parçalar yama halin¬de gelişmiştir. Bu resiflerin gelişimi, karasal se¬diman getirimi ve deniz seviyesi oynamalarına bağlı olarak zaman zaman kesintiye uğramıştır.
 Kanyon sahası havzası’nın oluşumu, çevresinde bulu¬nan levhaların hareketleri ile yakından ilişkilidir. Avrasya levhasının güneyinde yer alan bölüm, Afrika levhasının kuzeye hareketi sıra¬sında oluşan dalma batma zonunda bulunmak¬tadır. Bu hareket, Arap levhasının günümüzden yaklaşık 13 milyon yıl önce Avras¬ya levhası ile çarpışmasını ve sonrasında Ana¬dolu levhasının batıya hareketini doğurmuştur.
 Bu tektonik yapı saha havzasının da içerisinde bu¬lunduğu bir kuşak boyunca sıkışmayı berabe¬rinde getirmektedir. İki dalma-batma sisteminin Ege ve Kıbrıs bir¬leşim zonunda yer alan havzası’nın olu¬şumunda ve deformasyonunda bu iki sistem önemli rol oynamıştır.
 Antalya Napları, Bey Dağları Karbonatları, Likya Napları ve Alanya Metamorfikleri’nden oluşan temel kayaçlar üzerinde yer alan havzanın çökel dolgusu, sığ denizel kırıntılılar ve karbonat¬lar ile bunlar üzerinde bulunan karasal çökeller¬den oluşmaktadır.
 Kargı Yelpa¬ze Deltası çökelleri, Çıtdibi Bereket Dağları ve Yarbaşçandır saha havzası’nın genişleme tektoniğinin etkisinde olduğu dönemde depolanmıştır. Delta çökellerinde gözlenen normal fay¬lar ile fayların hemen üzerinde bulunan defor¬me olmamış tabakalar, sedimantasyonla eş za¬manlı bir tektonizmanın varlığını göstermektedir.
 Messiniyen sonlarında, yelpaze delta¬sı çökelleri, Aksu Fazı olarak adlandırılan ve Geç Pliyosen sonrasına kadar süren sıkışma rejimi etkisine girmiştir. Havza için neotektonik dönem genişleme karakterindedir.
 Kargı Yelpaze Deltası’na ait çökellerin yayılımı belirlenmiş olup, delta istifi, belirlenen en alt kesi¬minden başlayarak yukarıya doğru lito fasiyeslere ayrılmış, bunlar arasındaki yanal ve düşey geçişler belirlenmiş, tanımlamalar ilgili literatür ile karşılaştırılarak birimlerin oluştuğu alt ortam¬lar ve ortam koşulları ortaya konulmuştur.
Havzanın çökel dolgusu; Karpuzçay Formasyonu türbidit kumtaşları, Aksu Formas¬yonu çakıl taşları ve Eskiköy Formasyonu çakıl taşları ile bunlar üzerine uyumsuz olarak ge¬len Gebiz kireçtaşları, Yenimahalle Formasyo¬nu marnları, Alakilise Formasyonu çakıltaşları ve kireçtaşları, Antalya tufası ve alüvyonlardan oluşmaktadır.
 Sığ denizel ve karasal birimlerden oluşan Aksu Havzası çökel dolgusu, Messiniyen’de meyda¬na gelen ve tüm Akdeniz’i etkileyen “Messiniyen Tuzluluk Krizi’nden” önemli şekilde etkilenmiştir. Karasal ortam koşullarının ve hızlı aşınmanın egemen olduğu bu dönem sonrasında, deniz seviyesi yeniden yükselmeye başlamış ancak kıyı çizgi¬si havzanın orta kesimlerinden daha kuzeye ge¬çememiştir. Bu kısa transgresif dönem dışında havza dolgusu genel olarak regresif bir gelişim sunmaktadır.
 Kargı Yelpaze Deltası’nın Fasiyes Özellikleri sahanın genel özelliklerini ihtiva eder. Kireçtaşı çakılları, ofiyolit çakılları ve resifal kireçtaşlarından oluşan Kargı Yelpaze Deltası’nın yaşı, içerisinde bulunan mercan fosillerine göre Tortoniyen olarak belirlenmiştir. Havzanın batı kenarın¬da bulunan yelpaze deltası çökellerinde gözle¬nen kireçtaşı çakıllarının petrografik inceleme¬si, birimin iki ayrı kireçtaşı kütlesinden beslen¬diğini göstermektedir.
 Yalnızca kalsit kristalle¬rinden oluşan kireçtaşı çakılları karbonat kayası sınıflamasına göre kristalin karbonat olarak tanımlanmış olup, Antalya Napları’na ait kireçtaşlarıyla benzerlik gös¬termektedir. Çamurlu bir bağlayıcı malzemeye sahip, fosil parçaları bakımından zengin, tane destekli kireçtaşı çakılları ise karbonat kayası sınıflamasına göre istiftaşı ve istiflenmiş biyomikrit olarak isimlendiril¬miştir.
 Bu özelliklere göre çakıllar havza batı¬sında yer alan Bey Dağları’na ait kireçtaşları ile benzerlik göstermektedir. Bunlara ek olarak, yelpaze deltası çökelleri içerisinde belirlenen, oluk izleri ya da biniklenmeler paleo akıntı yönü veya doğrultusu veren sedimanter yapılar da, yelpa¬ze deltasının havza batısından beslendiğini gös¬termektedir.
 Kargı Yelpaze Deltası çökelleri; litolojisi, doku¬sal özellikleri, tane boyu, tane şekli, bağlayıcı malzemesi, sedimanter yapıları, geometrisi ve fosil içeriğine göre 6 adet litofasiyese ayrılmış¬tır. Bu lito fasiyeslerin oluştuğu alt or¬tamlar ve oluşum süreçleri konu ile ilgili literatür incelenerek yorumlanmıştır.
 Kargı Yelpaze Deltası çökel istifini oluşturan bu litofasiyesler konumları ve dizilimleri itibariyle üç ayrı fasiyes topluluğuna ayrılmıştır. Bunlar; alüvyon yelpazesi fasiyesi topluluğu, kıyı-lagün fasiyesi topluluğu ve delta önü fasiyesi toplu¬luğudur.
 Alüvyon yelpazesi fasiyesi toplulu¬ğu, moloz akışı süreçlerini temsil eden, matriks destekli kaba çakıl fasiyesi ile matriks des¬tekli ince çakıl fasiyesinden ve flüvyal ka¬nal dolgusu çökellerini işaret eden, laminalı ince kum-silt fasiyesinden oluşmaktadır.
Diğer bir birliktelik, kıyı-lagün fasiyesi topluluğu¬dur. Fosilli silt-kil fasiyesi ve tane destekli ince çakıl fasiyesinden oluşan kısım, yelpa¬ze deltasının suya girdiği bölümü temsil etmek¬tedir. Yelpaze deltası için sualtı süreçleri delta önü fasiyesi topluluğu ile belirtilir. Matriks des¬tekli kaba çakıl fasiyesi, düşük açı çapraz tabakalı kaba çakıl fasiyesi ve matriks destekli ince çakıl fasiyesinden oluşan bu kısım üzerinde zaman içerisinde yama resifleri gelişim göstermiştir.
 Kargı Yelpaze Deltası çökel istifi içerisinde, sığ denizel birimler üzerinde, izole kümeler şeklin¬de yama resifleri bulunmaktadır. Ge¬nel olarak düz, sütun şekilli, kalın dallar halin¬de ve birbirleri ile kenetlenmiş durumda bulu¬nan mercanlar, düşey yönde büyüme gösteren kolonilerinden oluşan bir doku ile karakterize edilmektedir. Mercan resiflerinde bulunan türlerine göre birimin Torto¬niyen yaşlı olduğu belirtilmiştir.
 Bağlamtaşı ya da engeltaşı olarak isimlendirilen bu resif kalıntıları, orta-yüksek dalga enerjisi ve orta-düşük sediman girdisinin hakim olduğu sığ denizel ortamı temsil etmektedir. Yelpaze deltası çö¬kelleri üzerinde gözlenen yama resifleri, resif çe¬kirdeği ve resif gerisine ait birimlerden oluşmak¬tadır. Resif çekirdeği, dallı yapıdaki ko¬loni mercanlardan oluşurken resif ge¬risi, mercan parçaları ve bunların arasındaki kır¬mızı renkli karasal kökenli kaba kum boyu bağ¬layıcı malzeme ile temsil edilir.
 İster küresel, isterse de bölgesel ölçekte olsun, deniz seviyesi değişimleri havza dolgusunun evriminde kritik bir öneme sahiptir. Resif-yelpaze deltası birlikteliği de, deniz sevi¬yesi değişimlerine ait en güzel verilerinden birini oluşturur. Genel olarak sığ denizel alanlarda, yelpaze deltalarının ön kısımlarında oluşan yama resifleri, çoğunlukla sediman getiriminin azaldığı transgresif dönemlerde ya da aktif del¬ta lobunun yanal olarak yer değiştirdiği durum¬larda gelişim göstermektedir.
 Tortoniyen’de Aksu Havzası’nın batı kenarın¬da depolanmaya başlayan Kargı Yelpaze Delta¬sı, Bey Dağları ve Antalya Napları’ndan aşınan sedimanlar tarafından oluşturulmuştur. Karasal ve sığ denizel kırıntılar ile resifal karbo¬natların ardalanmasından oluşan yelpaze deltası çökelleri, fasiyes özelliklerine göre çeşitli alt or¬tamlara ayrılmıştır.
 Alüvyon yelpaze¬si, delta önü ve kıyı-lagün çökellerinden oluşan stratigrafik istif incelendiğinde, regresif ve trans¬gresif dizilimler göze çarpmaktadır. İstifin farklı seviyelerinde, sığ denizel çökel¬lerin üzerinde alüvyon yelpazesine ait birim¬ler bulunmaktadır.
 Delta önü çökelleri üzerine aşındırmalı olarak depolanan, kiremit renk¬li, kaba taneli karasal çökeller, delta gelişiminin zaman içerisinde birçok kez duraksadığının göstergesidir. Bu karasal dönem kıyıda, sığ su koşullarında gelişim gösterebilen mercan resif¬lerinin de gelişimine engel olmuştur.
 Yelpaze deltası için regresif süreç, deniz seviye¬sindeki yükselme ile sona ermiştir. Alüvyon yel¬pazesi çökelleri ile temsil edilen karasal birimler üzerine depolanan sığ denizel birimler, yelpaze deltası için transgresif gelişimi göstermektedir. Benzer olarak delta önü çökelleri üzerinde bulu-nan yama resifleri de, deniz seviyesindeki yük¬selmenin önemli bir göstergesidir.
 Kargı Deltası, moloz akma ya da kütle akma¬sı baskın çökelleri, alüvyal besleyici sistemi, ka¬rasal ve sığ denizel fasiyesler arasında geçişler gösteren istifi ve hemen yanı başında bulunan yüksek topoğrafya ile tipik bir yelpaze deltası özelliği göstermektedir. Kargı Yelpaze Deltası istifinde gözlenen fasiyes¬lerin yanal ve düşey yöndeki dizilimleri, yelpaze deltasını oluşturan alt ortamların alüvyon yelpazesi, kıyı-lagün, delta önü belirlenebilme¬sini sağlamıştır.
 Tortoniyen’de bölgede etkili olan genişleme tektoniği ve buna bağlı havza çökmesi yelpaze deltasının transgresif gelişim göstermesine sebep olmuştur. İstifte gözlenen yama resifleri, sığ denizel çökeller delta önü, kıyı-lagün üzerinde yer almaktadır. Transgresif dönem için iyi bir gösterge olan resifal kireçtaş¬ları, hızlı deniz seviyesi yükselmesi sebebiyle karasal kırıntı girdisinin azaldığı ya da durduğu, delta gelişiminin kesintiye uğradığı süreçte olu¬şan çökelime işaret etmektedir.
 Yelpaze deltası istifindeki regresif dizilimle¬ri ise doğrudan bölgesel tektonizma ile açıkla¬mak mümkün değildir. Genişleme tektoniğinde, Delta çökelleri üzerinde resif gelişimi ve resif çekirdeğini temsil eden, koloni kalıntıları, resif gerisinde depolanmış, mercan parçaları ve bunların arasındaki kırmızı renkli, kaba kum boyutu bağlayıcı malzeme bulunmaktadır.
 Havzanın derinleştiği süreçte yelpaze deltası¬nın regresif dizilim göstermesi, bu dönemde tektonizmanın duraksadığı ya da karadan sediman getiriminin ve sedimantasyon hızının art¬tığı bir süreçle açıklanabilir. Delta çökellerin¬de sıkça gözlenen, delta lobundaki yanal yer değiştirmelerin transgresif veya regresif dizilim¬lere sebep olduğu bilinmekle birlikte Kargı Yel¬paze Deltası çökel istifinde bununla ilişkili sedimantolojik bir veriye rastlanmamıştır.
 Mercan kolonilerine ait kalıntıların yelpaze del¬tası çökelleri arasında bulunması, delta gelişi¬minin bazı dönemlerinde hüküm süren iklim ve ortam koşulları hakkında bilgiler sunmakta¬dır. Aksu Havzası’nda yer alan bu sahanın gözlenen egemen resifleri, birlikte bulunduğu yelpaze deltasının ılıman/tropik-subtropik iklim koşullarında, orta-yüksek dalga enerjisine sahip bir kıyıda oluştuğunun göstergesidir.
 Kargı Yelpaze Deltası’nın morfolojisi, yanal-düşey fasiyes değişimleri ve içerisinde bulunan resifal karbonatların gelişimi, tektonizmaya bağlı deniz seviyesi oynamaları ve olasılıkla ik¬limsel nedenler tarafından kontrol edilmektedir. Bölgesel genişleme rejiminin zaman içerisinde duraksadığı dönemler, yelpaze deltası evrimin¬de farklı süreçler gözlenmesinin temel sebebidir.
---------------------------------------------
Kamera/Metin Yazım : Mehmet SÖKMEN
Seslendirme : Rüksan ATAK SÖKMEN
Çekim Tarihi : 31.03.2018
Prodüksiyon Yapım Tarihi: 06.04.2018
Video Prodüksiyon Yapım, Yayın Ve Yönetmeni: Mehmet SÖKMEN - 0532 525 84 93
web: www.mehmetsokmen.tv
         www.youtube.com/mehmetsokmen1

Bu haber 225 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Gezi Notlarımız

Köprülü Canlı Nehri Karabük Sahasında Doğanın Vahşi Krallığı

Köprülü Canlı Nehri Karabük Sahasında Doğanın Vahşi Krallığı Köprülü Canlı Nehri Karabük Sahasında Doğanın Vahşi Krallığı

Tazı Kanyonu Çapraz Çarşaklar Sahası Köprülü Nehir Kaynaklarında Vahşi Doğa

Tazı Kanyonu Çapraz Çarşaklar Sahası Köprülü Nehir Kaynaklarında Vahşi Doğa Tazı Kanyonu Çapraz Çarşaklar Sahası Köprülü Nehir Kaynaklarında Vahşi Doğa

Contributor

HAVA DURUMU


Google Translate

Mehmet SÖKMEN - 05325258493 Bu web sitesindeki tüm videoların linklerini adımızı göstererek kullanabilirsiniz ISBN: 978-605-88104-0-2
RSS Kaynağı |